Barış mı istiyorsunuz?

Barış mı istiyorsunuz?

Son durumu özetleyelim: Ülkemiz çok tehlikeli bir süreç içerisinde seçimlere giriyor. Çok kısa bir süre içerisinde Türkiye’nin kaderi değişecek. Seçimlere giden yol çok ince, kenarları uçurum ve zikzaklı ama uzun değil. 12 Haziran’a çok az bir süre kaldı. Sonrası ne mi olacak? Sonrasını düşünmek bile istemiyorum. Ülkemiz çok tehlikeli bir oyunun içerisine sokuldu. Barış istiyoruz, barış istiyoruz diyerek ağızlarında salyalarla anıranlar tarafından bölünmeye çalışılıyoruz. Yüksek Seçim Kurulu’nun, 7’si BDP, 5’i ESP adlı radikal sol bir partiden, 12 kişinin adaylığını iptal etmesiyle ülke iyice karmaşa haline sokuldu. YSK kararı, “veto” yani “siyasi” değil, yasa maddelerine dayanan “iptal” olarak açıkladı. Ancak sonucu çaresizce izlediğimiz gibi ülkemizi bir iç savaşın eşiğine getirdi…
Şimdi her kes bu kararın altında komplo arıyor ama önce bu kararın altında amaç aramak gerekir. Gözlerimizi kapatarak bir düşünelim ve kendi kendimize “Bu iş en fazla kimin işine yarayacak” diye soralım. Bölücülerin, BDP’nin bir komplosu olması ihtimali akla yakın geliyor. Öyle ya; BDP/PKK uzun süredir, Türkiye’de iç savaş çıkarmak için dağlarda, kentlerde kanlı kundaklı havai fişekli, molotof kokteylli eylemler yapıyorlar. İç savaş çıkarsa, yabancı AB/ABD/NATO ve BM müdahalesi amaçlarına hizmet eder!
Bu, hemen olmasa da “mağduriyet”, seçimlerde oy kazandırır.
Başka bir ihtimal, bu işin AKP’nin, uzaktan kumandalı “telkini” ile olduğu! Bu karar sonucunda Leyla Zana, Hatip Dicle, Sebahat Tuncel gibi “güçlü” kişilerin bertaraf edilmeleri, Güneydoğu’da AKP adaylarının seçilmesine fırsat verir. AKP sözcüsü Çelik’in, alelacele BDP’yi göstermesi ve en ufak olayda öfke saçan Erdoğan’ın bu vahim durum karşısında suskun kalması, en azından anlamlı!.. Fakat bu olayda, AKP’nin parmağı ortaya çıkarsa, Erdoğan’ın tökezlemesine sebep olabilir.

Gelelim Ülkemizin Televizyonuna

“canlı yayın” yapmış Tuncel’le, TRT programcıları…
“Sivil itaatsiz” e atış serbest yani!
Durur mu atmış o da…
Kurşun gibi saplamış sözlerini milletin bağrına: “Sayın Öcalan!”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğüne kast eden bir terör örgütünün başında bulunan, kundaktaki bebek dahil katliamlarında sınır tanımayan bir caninin alçakça “propagandası” yapılmış alenen, “suç” övülmüş, “suçlu” övülmüş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi yayın organında!..

Kaza mı bu şimdi? İstenmeyen olay mı?
“Jargon” u belli olduğu halde, nasıl olur da canlı yayının, kendi elinde patlayacak bir canlı bombaya dönüşeceğini kestiremez, kestirmesi şart olduğu halde TRT?

Nasıl olur da “yılların röportajcısı” Nuriye Akman, o kadını “devletin milletin parasıyla açık tutulan ekranına” çıkarırken hesaplayamaz başına geleceği?

Başına gelsin diye mi davet etti Tuncel’i yoksa?

Tutup bir de kör gözüm parmağına, çanak tutar gibi “Polise attığınız tokat konusunda Öcalan ne düşünüyor” diye sorduğunu göz önüne alınca, başka ihtimal gelmiyor doğrusu insanın aklına!
Tuncel, kendisine sorulan o soru üzerine söylüyor çünkü hala bir hukuk devleti sandığımız ülkemizde, hala yürürlükte olduğunu sandığımız yasalarımıza göre “suç” olan o sözleri.
Öyleyse Akman’ın sorusu “suça teşvik” değil mi?

TRT yönetimi herhangi bir yaptırım belirledi mi? Mesela İbrahim Şahin bir “Anadolu çocuğu” olarak zerre pişmanlık hissetti mi oluşturduğu ekibe dair… Bu skandalın sorumluluğunu alacak mı yoksa öncekiler gibi “yapan eder” deyip kenara çekilmeyi mi tercih
edecek?

Tuncel Akman’a dönüp olağan cüretiyle, “Bu soruyu bir gün sayın Öcalan’ın kendisine sorarsınız” dediğinde millet galeyana gelmiş haliyle…

Ayağa kalkmış seyirci…

E-posta, faks, telefon yağmış kuruma…
“Devletin polisine tokat atan, bölücübaşına ‘Sayın’ diyen bir kadını bizim vergilerimizle ayakta duran bir kanala nasıl çıkarırsınız” diye inletmişler ortalığı…

Ve lütfetmiş, “tepkiler üzerine” 10 dakika erken bitirmiş Akman, Tuncel’i konuk ettiği yayınını!
Ne yani? Demek ki izleyicilerden tepki gelmese devam ettirecektiniz yayını öyle mi?

Hiçbir şey olmamış gibi!

O caninin başında olduğu örgüt tarafından kırk bin evladı katledilen bu milletten hiç utanmayacaktınız, sıkılmayacaktınız öyle mi!

Kim bilir belki “diyalogçu beyaz güvercinler” uçururdunuz stüdyodan İmralı’daki hücresine de, ha!
Bir kuruş hakkım varsa benim o programı yapanların kursağında, helal etmiyorum…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın