Basın Özgürlüğü ve Basının Sorumluluğu

Basın Özgürlüğü ve Basının Sorumluluğu

1. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE BASININ SORUMLULUĞU

1. 1. Basın Özgürlüğü ve İletişim Hakkı

1. 1. 1. Basın Özgürlüğü

Demokrat rejimlerde kişi özgürlüğü, iletişim özgürlüğü ve serbest Pazar ekonomisi vazgeçilmez temel unsurlardır. Basın özgürlüğünün sınırı, kişi özgürlüğünün sınırıdır. Basın özgürlüğü, kişi özgürlüğünün sınırlarına tecavüz edemez. Çoğu ülkenin anayasalarında iletişim özgürlüğüne yer verilmiştir. “Ancak” ile başlayan bir takım kısıtlamalar da eksik değildir.
Çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü, demokratik sistem ve hukuk devletinin gereklerine uygun olarak, basının da özgür olması çok doğaldır. Tüm iletişim araçları gibi, basının da haber ve bilgi dolaşımı gerçekleştirme niteliğiyle, halkın bilgilenmesini sağlayan önemli bir araç olduğu kesindir. Çağdaş demokratik anlayış da bunu gerektirmekte, bununla anlam kazanmaktadır. Basın, kamuoyunun oluşturulmasında önemli bir görev üstlenmiştir. Demokratik sistemin sağlıklı biçimde işleyebilmesinin temel koşullarından biri de basın özgürlüğünün tam ve çağdaş anlamda gerçekleştirilmesidir.
Özgür basın, ifade özgürlüğünün merkezinde yer alır. ABD Anayasasının birinci maddesi “Kongre ifade özgürlüğünü ya da basın özgürlüğünü kısıtlama altına alacak hiçbir yazı çıkaramaz” demektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi şöyle düzenlenmiştir:
–   Herkes ifade hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müsaadesi olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü içerir.
–   Bu özgürlükler kullanılırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü ya da kamu güvenliği, genel sağlık ve ahlakın korunması, şeref ve hakların korunması amacıyla hukukun ön gördüğü yasak ve yaptırımlara tabi tutulabilir.
Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciinin emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunla belirtilir.
Basın Meslek İlkeleri’nin önsözünde şöyle denmekte:
İletişim Özgürlüğünü, ülkemizde insanca yaşamanın, saydam bir yönetime kavuşmanın ve demokratik sistemin temel koşulu sayan biz gazeteciler; kanun koyucunun ve öteki kurum ve kişilerin iletişim özgürlüğünü kısıtlamalarına her zaman ve her yerde karşı çıkacağız.




1. 1. 2. İletişim Hakkı

İletişim, toplumsal bir olay ve gereksinimdir. İletişim olmasa toplumsal hayatın
sürmesi imkansızlaşır. Fakat gazete sahibi, editörü ve yazarlarının bu hakkı, kişisel yararları için kullanmamaları gerekir.
İletişim hakkı, bireyin vazgeçilmez haklarından biri olarak kabul edilmektedir. İletişim hakkının kullanılmasında, karşılıklı yükümlülükler ve zorunluluklar bulunduğu gibi saygı ve hoşgörü ilkeleri de yer almaktadır. İletişim haklarının kullanılmasında ayrıca toplumsal, kültürel ve ekonomik etmenlerin yanı sıra, yöresel özellikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bazı demokratik toplumlarda iletişim yoluyla bilgiye ulaşma, genelde bir hak olarak düşünülür. Bilgi edinmenin yalnızca bir hak değil, bir gereksinim olduğu gözden kaçar. Bilgi olmadan birey kendini toplumun bir parçası olarak hissedemez.

1. 2. Basının Sorumluluğu

Basının Hakları olduğu gibi sorumlulukları ve uyması gereken bazı ahlaki kuralları da vardır. Basın; dürüst, tarafsız olmalı, kamu yararı gözetmeli, kişilik haklarına ve özel yaşama saygılı olmalı, kişisel çıkar düşünmemelidir.
İletişim özgürlüğünün kullanılmaya başlandığı noktada bu özgürlüğü kullanım sorumluluğu başlar. Özgürlük ve sorumluluk dünyaya yapışık gelmiş ve aynı organları ortak kullanan ikiz kardeş gibidirler. Bu yapışık ikiz kardeşler birlikte yaşamak için dünyaya gelmişler. Bu ikizler, en ehil cerrahlar tarafından bile birbirinden ayrılmak istendiğinde büyük bir olasılıkla ikisinin de yaşama olanakları kaybolur. Özgürlük ve sorumluluk, bütünün olmazsa olmaz iki temel unsurudur.
1926 yılında Profesyonel Gazeteciler Cemiyetinin çıkardığı Sigma Delta CHİ Ahlak Yasası, gazetecilerin görev ve sorumluluklarını şöyle açıklamaktadır: Kamunun, kendisini ilgilendiren önemli olaylardan haberdar olma hakkı, kitle iletişim araçlarının görevlerini biçimlemektedir. Haber dağılımı ve kamuoyunun aydınlatılması, genel fayda ve yarara hizmet eder. Kamuoyu temsilen yürüttükleri bu görevi suistimal eden gazeteciler kendilerine gösterilen güveni kötüye kullanmış olurlar.
Kitle iletişim araçları, kamuyla ilgili tartışma ve bilgileri, anayasal haber alma, iletme görev ve hakları çerçevesinde yerine getirir. Kamunun aydınlatılmasının, adaletin yerine gelmesinde katkıda bulunacağına ve anayasal görevimizin gereği, kamunun gerçeği bilme hakkı çerçevesinde aramak olduğuna inanıyoruz. Bu sorumluluklar gazetecinin görevlerini zeka, açıklık, kesinlik ve adaletle yerine getirmelerini zorunlu kılar.
Armağan, iyilik, bedava seyahat, özel uygulama ve ayrıcalıklar gazetecilerle, işverenler arasındaki bütünlüğe zarar verebilir. Değerli hiçbir şey kabul edilmemelidir.
İkinci bir iş, politik yan tutmaktan, gazeteciler ve işverenlerin bütünlüğünü zedelemesi halinde uzak durulmalıdır.
Özel kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrulanmaksızın ya da haber değeri, taşımadıkları halde yayınlanmamalıdır.
Gazeteciler, engellere rağmen kamu yararına hizmeti dokunacak haberleri araştıracaklardır.
Gazeteciler bilgi edindikleri özel kaynakların gizliliğinin korunmasına saygı gösterirler.

1. 2. 1. Kamu Yararı

3984 Sayılı kanunun 4. maddesi iletişim özgürlüğünü halk adına kullananların öncelikle ve özellikle, eylemlerini “Kamu hizmet anlayışı” ile hazırlamalarını ve kamu yararı gözetmelerini zorunlu kılmıştır.
Haberi oluşturan en temel unsur kamu yararıdır. Haberin hazırlanmasında ve sunulmasında halkın haber alma ve bilgi edinme hakkına meşruiyet kazandıran “kamu yararı” gözetilmemiş, bunun yerine ticari kaygılar ve subjektif ve konjonktürel etkiler ön plana çıkmışsa; haberin temel öğesi olan “kamu yararı” yok sayılmış demektir. Dolayısıyla bu anlayışla hazırlanan haber, program bireyi ve toplumu gözetmeyen ve odağında kamu hizmet anlayışı ve kamu yararı olmayan ve 3984 sayılı kanunun ruhuna aykırı bir uygulamadır.
Habere konu olan bazı olaylarda, kişilik haklarına saldırıda bulunulmuş olsa dahi, kişinin hakları feda edilebilir. Yani kamu yararı, kişilik haklarından daha üstün tutulabilir. Bu seçim açısından en önemli koşul, haberin verilmesinde bir kamu yararı bulunmasında kamu yararı yoksa, gazeteci için “haber verme hakkından söz edilemez.”
Haber, kamunun ilgisini çekecek nitelik taşımalıdır. Bilinmesinde kamu yararı olmayan bir haber, kamunun ilgisini ya da merakını çekse bile haber verme hakkının koşulu sayılmayabilir.

1. 2. 2 Basının Tarafsızlığı

Bireyin toplumsal yapısı ve düşüncesi tarafsız değildir. Bireyin, kendine sunulan öneriler, bir konu ya da ulaştırılan bir mesaj hakkında daha önceden az çok olumlu ya da olumsuz bir fikri vardır. Kant’a göre de, rasyonel sayılan günümüz insanı, aklının söylediğinin yanı sıra, duygular, tutkular, arzular gibi başka faktörlerden de etkilenir.
Haber izlemek, seçmek, araştırmak, düzeltmek, yazmak ve de yayımlamak, özetle haber üretimi, bir eylem dizisidir. Birey gerçekleştirdiği her eyleme kişiliğini koyar. Kişilik, öncelikle genlerin, daha sonra ailenin, yakın çevrenin, eğitim kurumlarının, iş ortamlarının, yaşanılan yörenin, coğrafi konumun, ülkenin, kıtanın, iklimin, uzak çevrenin, manevi değerlerin, inançların, dinin, toplumsal ilişkilerin etkisiyle oluşur.
Gazeteci, haber yazan, yazı yazan, araştıran, fotoğraf çeken, karikatür çizen, sayfaları düzenleyen kişidir. Hiç kimse, gazetecinin tarafsız olduğunu iddia edemez. Nasıl herkesin bir görüşü varsa, gazetecinin de görüşü vardır. Ancak haberlerini tarafsız yazmak zorundadır. Ancak köşesi olan ve orada yazı yazan bir gazeteci, ister istemez taraftır. En önemlisi, bu taraf olma olayının arkasında, kişisel çıkar bulunup bulunmadığıdır. Bunun da ötesinde, gazetecilik ahlakına ve kişisel ahlaka ters düşen şeyler yapıp yapmadığıdır.
Haber üretiminin her aşamasında; önyargılı davranmamak, olayın gerçek olduğunu belgelemek, olaya duygu karıştırmamak, olaya politik ya da ekonomik görüşleri katmamak, olguları saptırmamak, olayları küçültmemek, olguları abartmamak, özel bir amaca hizmet etmemek, yorum yapmamak gibi ilkeler göz ardı edilmemelidir.
Devlet tarafından güdülmeyen, sansüre tabi tutulmayan kitle iletişim araçları, özgürlükçü demokrasinin temel öğelerinden biridir. Ancak, devletler, bazı kuruluş ve kişilerden doğrudan, bazen de dolaylı biçimde maddi destek alan kitle iletişim araçlarının tarafsızlığından, bağımsızlığından dolayısıyla demokrasiye katkılarından söz edilemez.




1. 2. 3. Basının Kişilik Hakları ve Özel Yaşama Saygısı

Kişilik hakları, kişiye bağlı haklardan olduğundan, başkasına devredilemez. Bu haklardan kural olarak vazgeçilemez. Kişilik haklarını, kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini, serbestçe geliştirilmesini sağlayan öğelerin tümü üzerindeki hakları olarak tanımlamak mümkündür. Kişinin onur ve saygınlığını, toplum içinde ortadan kaldıran ya da zedeleyen tüm saldırılar “kişilik hakkına” saldırı olarak kabul edilir.
Özel yaşam, kişinin gizli tutmakta doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren ve kişisel çıkarı bulunan konulardır. Özel yaşamın ihlali ise, kişinin belirlenen nitelikteki yaşamının gizlilik niteliğinin ortadan kaldırılması ya da ona müdahale edilmesidir. Korunan özel yaşam, herkes tarafından bilinmeyen bir yaşamdır. Özel araştırma ve bilgi edinmeyle sağlanan, kişiye ait özelliklerin öğrenilmesi, ‘özel yaşam’dır. Kişinin yaşam çevresi üçe ayrılır:
1-   Kişinin ortak yaşam alanı: Kişi tüm topluma açıktır. Toplumsal ilişkiler içinde yaşamını sürdürür. Gizli yönü yoktur. Bu alanla ilgili açıklamaların hiçbiri hukuka aykırı nitelik taşımaz.
2-   Kişinin özel yaşamı: O kişinin sadece çevresi tarafından bilinen yaşamıdır. Bu yaşam, belirli bir nedenle birlikte bulunmaktan doğan olanakların sonucu öğrenilebilen yaşamdır.
3-   Kişinin gizli yaşamı: Kişinin sadece kendisi için saklı tuttuğu, başkalarından gizlediği yaşam alanıdır. Ancak o kişinin iznine bağlı olarak öğrenilmesi hakkı vardır. Özel yaşam sır niteliğindedir. Özel yaşamın gizliliğini ihlal eden fiiller, hukuka aykırı nitelik taşır.
Özel yaşamla ilgili bilgilerin, sır sahibinin rızası olmaksızın, hukuka aykırı yollarla elde edilmesi durumunda, yapılacak yayın fiilinin de hukuka aykırı olacağı genellikle kabul edilir.

1. 2. 4. Basının Dürüstlüğü

Zaman zaman bazı basın ve basın mensupları kişisel menfaatleri için basın ahlak kurallarına ve dürüstlüğe aykırı tutumlar içine girmişlerdir. Times gazetesi bile kuruluş yıllarında kişi ve kuruluşlar hakkında yanlış ve kasıtlı haberler yazmış. Bu kişi ve kuruluşlar tekzip haklarını kullanmak istediklerinde onlardan tekzibi gazeteye koymak için para talep edilmiştir. Fakat daha sonraları Times, bu yanlış tutumundan vazgeçmiş ve bugünkü saygınlığını kazanmıştır. Gazeteci, mesleğini kullanarak bir kurum ve kişiden maddi kazanç sağlayamaz. Doğruluğuna emin olmadığı haberi gazeteye koymaz. Haberi en az iki kaynaktan doğrulatarak yazar. Gazete, haberlerde yansız ve dürüst olmalıdır.

1. 3. Basında Özdenetim

Dünyada ve ülkemizde siyasi otorite, basına bazı olanak ve ayrıcalıklar tanıdığı gibi ağır veya hafif cezai yaptırımlar da koyabilmektedir.
Basın mensupları, bu olanak ve ayrıcalıkların kalkmasını önlemek, cezai yaptırımların kalkmasını en azından hafifletilmesini sağlamak, okuyucuyu bazı yanlış haberlerden koruyabilmek, kendi aralarına karışan bazı kötü niyetli ve dürüst olmayan gazetecileri disiplin altına almak maksadıyla bir kendi kendini denetim mekanizması düşünmüşlerdir.
Gazeteler, kendi özdenetim sistemini kurarak, devletin basına karışmasını önlemek, meslek ahlakını korumak ve basına saygınlık kazandırmak istemişlerdir. Bu maksatla “Basın Şeref Divanı”, “Basın Konseyi” gibi gönüllü kuruluşlar düşünülmüştür.
Bu kurumların oluşmasında temel kaynak, 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” olmuştur. Bu beyannamelerde kişi haklarına saygı, kamu düzeninin korunması esas alınmıştır. Daha sonraları Unesco tarafından basın ahlak ilkeleri yönünde yeni kurallar ortaya konmuştur.
Dünyada ilk Basın Ahlak Yasası, Birinci Pan Amerikan Basın Konferası’nda kabul edilmiştir. Gerek bu konferansta kabul edilen gerekse Unesco tarafından ortaya konan ilkeler birbiriyle benzerlik taşır.
Bu kurallardan bazıları; dürüstlük, objektiflik, haberlerin doğruluğunu araştırmak, olayları kışkırtmamak, olayları gizlememek, düşünce özgürlüğünü savunmak, savaş çığırtkanlığı yapmamak, uydurma ve abartılmış haber yayınlamamak, kişinin özel hayatına saygı göstermek, özel yararlar sağlamamak gibi.
Dünyada Basın Konseylerinin kuruluşunun aşağı yukarı 50 yıllık bir geçmişi vardır. Dünyanın birçok ülkesinde Basın Konseyleri kurulmuştur. Fakat bunlardan en başarılı olanları İngiltere ve Almanya’daki konseyler olmuştur.
Medya dünyasında etik ya da özdenetim anlayışı, gazeteciliğin ilk olarak geliştiği Batı’da ortaya çıkmıştır. Batı dünyasında “etik” denilince, akla okurun güvenini kazanmak ve korumak amacıyla gazeteciler tarafından alınan önlemler akla gelir. Etik, görece özgür biçimde çalışan gazetecilerin, artan çeşitli baskılara karşı kendilerini ve mesleklerini korumak, okurun güvenini kazanmak amacıyla uymaya söz verdikleri kurallar olarak ortaya çıkmıştır.
Avrupa’da, tüm kıtayı kapsayacak biçimde, bir gazetecilik “etik”i oluşturulması çabasının üç önemli taşı, 1954 Bordeaux Bildirgesi, 1971 Münih Bildirgesi 1993’te Avrupa Konseyi’nde hazırlanan aynı yöndeki bir metindir.
Basın Ahlak Yasaları ve İlkelerini saptayan ve bunlara uyulmasını sağlayan kuruluşlar iki ayrı isimle adlandırılır. Bunlar; Basın Şeref Divanı ve Basın Konseyleridir. Son zamanlarda ikinci isim daha çok kullanılmaktadır.
Profesör Sulhi Dönmezer oto kontrolü yapacak basın kuruluşlarını ikiye ayırmıştır.
1. Gönüllü, rıza ile meydana getirilen kuruluşlar
2. Kanuna dayanan, kanun yetkileri, kanunun gösterdiği müeyyideleri uygulayan kuruluşlar.
Türkiye’de birinciye örnek Basın Şeref Divanı ve sonradan bunun yerine kurulan basın konseyidir. İkinciye örnek ise 1938’de kanunla kurulan Basın Birliği’dir.

1. 3. 1. Türkiye’de Özdenetim

1938 yılında kabul edilen Basın Birliği Kanunu ile Türkiye’de yayınlanan gazete ve dergilerin sahipleri ile bunların ve haber ajanslarının yazı, haber, resim, fotoğraf ve düzeltme işlevinde ücretle, devamlı ve düzenli bir biçimde çalışarak, bu işi kendine meslek edinen kimseler zorunlu olarak Basın Birliği’nin çatısı altında toplanmıştı. Meslekle ilgili sorunların çözümü için Meslek Haysiyet Divanları da ilk kez bu yasayla kurulmuştur. Bu yasa batılı ülkelerde benzeri bulunmadığı gerekçesiyle 1946’da kaldırıldı. 1946’da İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri gönüllü olarak kurulmuştur.

1. 3. 2. Basın Ahlak Yasası

Türkiye’de özdenetim uygulaması ilk olarak 1960 yılında mümkün olmuştur. 24 Temmuz 1960 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ortak girişim sonucu düzenlenen törenle, Basın Ahlak Yasası gazeteciler ve yayın kuruluşları temsilcileri tarafından imzalanmıştır.
Uygulamaları denetlemek için de Basın Şeref Divanı kurulmuş ve 24 Temmuz “Basın Bayramı” ilan edilmiştir. 24 Temmuz aynı zamanda İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve sansürün kaldırılması tarihidir. Bütün gazeteler, Basın Ahlak Yasası’na ve Basın Şeref Divanı’nın kararlarına uymayı kabul ve taahhüt etmişlerdir.
Basın Ahlak Yasası’nın bazı hükümleri şunlardır: Gazetecilik mesleği, kişisel yarar için ve kamu zararına kullanılamaz. Ahlaka aykırı ve müstehcen yayın yapılamaz. Şeref ve haysiyetlere karşı haksız yayın yapılamaz, kişi ve kurumlar aleyhinde iftirada bulunulamaz. Din istismarı yapılamaz. Haberler doğruluğuna emin olunmadan yazılamaz. Taraf tutan fikirler haber metninde verilemez. Yayınlanmamak kaydiyle verilen bilgiler yayınlanamaz. Yanlış yayınlar dolayısıyle gönderilen tekzipler en kısa zamanda yayınlanır..

1. 3. 3. Basın Şeref Divanı

On üyeden kurulmuştur. Bunlardan yedi üye Türkiye’deki gazeteciler cemiyeti ve sendikaları tarafından seçilmekteydi. Birer üye İstanbul Üniversitesi Senatosu, İstanbul Barosu tarafından seçilmekte, son üye ise İstanbul’da görevli en kıdemli ceza hakimi idi. Bu üyelerin görev süreleri iki yıldı. Toplantı için üçte iki çoğunlukla aranırdı.
Basın Şeref Divanı Basın Ahlak Yasası’na aykırı hareketleri ve zarara uğrayan kişilerce yapılan şikayetleri incelerdi. Oylar gizli verilir. Çalışmalar gizli oturumda yapılırdı. Divan ihtar ya da tahkik cezaları verebileceği gibi uzlaşma yoluna da gidebilirdi. Divanca karar bağlanan mesele daha sonra halka duyurulurdu.
Divanın harcamaları basın kuruluşlarından alınan aidatlar ve şikayetçilerden alınan harçlarla karşılanırdı.
Basın Şeref Divanı’nın çalışmaları başarısız olmuştur. Bunun sebepleri yalnızca ceza verici örgüt olarak basın mensuplarınca sevilmemesi, etkili olamaması, mali kaynakların azlığı, Türk basınında basın ahlak kurallarının henüz yerleşmemesi gösterilebilir. Basın Şeref Divanı 1960 -1967 yılları arasında görev yapmıştır.




1. 3. 4. Basın Konseyi

Başarısız olan Basın Şeref Divanı ve Konseyleri rızaya dayanan gönüllü kuruluşlar oldukları için verdiği kararlar ve disiplin cezaları basın mensupları tarafından daha kolay kabul edilebilmektedir. Bu kurul, basın mensuplarının basın meslek ilkelerine uymalarını sağlamaktan başka, basının meseleleri ile uğraşır, basın mensuplarını gerektiğinde korur, iktidarlara karşı basının bütününü temsil ederek basın hürriyetinin zedelenmesini önler.
1986 yılında birtakım gazeteciler batıdaki örneklerden esinlenerek daha özgür bir basın sağlamak amacıyla bir basın konseyi kurmayı düşündüler. Çalışmalara İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri de katıldı.
1988 yılında Basın Konseyi Sözleşmesi ve Basın Meslek İlkeleri’ne son şekil verilmiştir. Basın Konseyi’ne katılmak isteyenler, Basın Konseyi’ne katılma belgesini imzalamışlardır.
Basın Konseyi Sözleşmesi’nin birinci maddesi şöyle demektedir: Özgürlükçü bir demokratik sistemin taşı olan, halkın gerçekleri öğrenme hakkını savunmak; özgür ve sorumlu basının ve basın mensuplarını, meslek uygulamalarını, özgür ve saygın bir basından, beklenecek düzeyde sürdürülmesine yardımcı olmak üzere, bu amaçları Basın Meslek İlkeleri şeklinde düzenleyip benimseyen gazetecilerin bu sözleşmeyle bir basın konseyi kurulmuştur.
Basın Konseyinin iki organı vardır. Basın Konseyi Üyeler Kurulu ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu’dur. Basın Konseyi Üyeler Kurulu, Basın Meslek İlkeleri ve Basın Konseyi Sözleşmesini imzalamış gazeteciler, gazetecileri temsil eden sendika ve dernekler; basın dışından ise Barolar Birliği ve en çok üyeye sahip işçi konfederasyonundan birer temsilci, iletişim fakülteleri dekanları, okuyucuları temsilen Basın Konseyi Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 kişiden oluşur.
Basın Konseyi Yüksek Kurulu ise Basın Konseyi Üyeler Kurulu tarafından 8’i gazeteci 8’i de dışarıdan seçilen 16 üye, net satış ortalaması yüz binin üstündeki gazetelerin sahipleri ve bazı basın vakıf ve cemiyetlerinin başkanlarından oluşur.
Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Basın Meslek İlkelerinin ihlali ile ilgili bir şikayeti inceler. Şikayeti yersiz bulma, uyarma ve kınama kararları verir.
Konseyin en önemli gelir kaynağı konseye üye basın kuruluşlarının katılma paylarıdır.

2. DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE SANSÜR

1931 yılında ilk gazete sayılan “la Gazette”nin yayınlanmasından bugüne kadar basın özgürlüğünün sağlanması için yapılan çalışmalar çok çetin, zor ve kanlı geçmiştir. Düşünce özgürlüğü, düşündüğünü yazabilme özgürlüğü için yapılan mücadeleler bugün de birçok ülkede hala devam etmektedir. Yönetenler dikensiz gül bahçesi, güdümlü, uyumlu bir basın istemektedir. Bilhassa faşist yönetimlerde basın özgürlüğü ve kişi özgürlüğü güvence altına alınıyor. Devlet bu özgürlükleri sağlamakla yükümlü tutuluyor.
Kişinin anayasal düzene uygun düşünmek zorunluluğu olmayıp, uygun davranmak zorunluluğu bulunduğu için, anayasal yöntemler çerçevesinde düzeni değiştirmeye yönelik görüşler dahi özgürlük konusu oluyor.
Düşünce ve görüşlerin özgürce açıklanmasının, siyasal iktidar da içinde olmak üzere her kurumun ve kuruluşun özgürce eleştirilmesini, halkın haber almasını, öğrenmesini, olaylar ve sorunlar üzerinde düşünmesini sağlayacak araç ise, hiç kuşkusuz basındır, yayınlardır. Kitle iletişim araçlarıdır. Sansür bütün bunları hedef alıyor. Klasik anlayış, sansürü “İktidarda bulunanların korunması zorunlu gördükleri toplumsal, ahlaki düzeni baltalayan ya da baltalayacağına inandıkları düşünce, kanı ve eğilimlerin ortaya çıkışını sınırlama politikası” diye tanımlamıştır.
Bugün ise geniş anlamıyla sansür ” Özgürlüklerin kullanılmasının denetimi” olarak görülüyor. “Düşünce Suçu Yasağı” ile ilişkilendiriliyor. Bir ülkede anayasayla ya da yasalarla düşünceye sınır getirilmişse, orada dolaylı sansürün yürürlükte olduğu sonucuna varılıyor. Burada ceza korkusu dolaylı sansür olarak görülüyor. Buna “Cezai Sansür” de deniliyor. Basının özgürce çalışmasını engelleyecek herşey örtülü sansür ya da gizli sansür sayılır.
Asıl sansür (önleyici sansür), basındaki haber, yazı vb ürünlerin basından önce denetlenmesidir. Prof. Faruk Erem’in deyişiyle “Sansür yasayla konulacağına göre, yasal ama hukuka aykırıdır.”

2. 1. Dünyada Basın Özgürlüğü ve Sansür

Alman Johann Gutenberg, 1440 yılında kurduğu ilk matbaa ile dünyada modern basının temelini atmıştır. İlk kitap 1444 yılında basılmış; bunu diğer kitaplar izlemiştir. İlk kitaplar daha çok dini niteliktedir. Basımevleri hızla bütün Avrupa’ya yayılmış, bol kitap basılmış okuyucu sayısı hızla artmış ve gitgide çoğalmıştır. 1631 yılında ilk gazete sayılan “la Gazette” haftalık olarak yayın hayatına girmiştir. Matbaacılıktaki teknik gelişmeler, kültür seviyesinin ve zenginliğin artması gazete tirajlarını hızla yükseltmiştir.

2. 1. 1. Fransa’da Basın

Çeşitli kaynaklardan öğrendiğimize göre, Fransa’da basın yayın hayatı, Theoproste Renoudot’un 1631 yılında çıkardığı haftalık “la Gazette” adlı gazete ile başladı. Bu gazete sadece haber, özellikle dış haber vererek krallığın sözcülüğünü yaptı. Daha sonra hükümetin resmi yayın organı haline geldi.
1788 Fransız Devrimi’nin sınırsız basın özgürlüğünden yararlandı. 1792 – 1794 yıllarında terörün ilk kurbanları, basın ve idam edilen gazeteciler oldu. Napoleon Bonaparte zamanında iktidarın ağır baskısıyla karşılaştı.
Fransa’da basın özgürlüğünün kemelini atan 1789 tarihli İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’nin 11. maddesi şöyle kaleme alınmıştır.
“Düşünce ve kanaatlerin özgürce iletilmesi, en değerli haklardan biridir. Her yurttaş özgürce konuşup, yazabilir ve basım yapabilir, yalnız yasada öngörülen hallerde bu özgürlüğün kötüye kullanımından sorumludur.” Bu kötüye kullanım kavramı ancak 1881’de Basın Kanunu’nda tanımlanmış ve bu yasa halen yürürlülüktedir.
Fransa’da ilk basın ahlak yasası 1918 yılında kabul edilen “Gazetecinin Mesleki Görevleri” yasasıdır. Bu yasa gayet açık bir biçimde mesleğe yaraşır bir gazetecinin imzasız bile olsa, bütün yazdıklarının sorumluluğunun üstleneceğini; iftira, kanıtsız suçlama, belgelerin tahrifatı, olayların saptırılması ve yalanı, en ağır meslek hatası sayacağını ve haber elde etmek için dürüst olmayan yolların kullanılması sırasında iyi niyetin istismar edilmemesini amaçlıyordu.

2. 1. 2. Almanya’da Basın

Klasik anlamda, Almanya’da yayınlanan ilk gazete “Aris Relation oder Zeitung”dur. 17. Yüzyıl Almanya birliğini sağlayamadığı için bir Alman kamuoyu oluşmamış. Bu yüzden o dönem Alman basını Fransız ve İngiliz basını kadar gelişmemişti.
1870’lerde Bismarck hükümeti, basının kuvvetini anlayan ve onu susturma yoluna giden bir politika izlenmiştir. Bu politika sonucu birçok gazete kapatılmıştır. 1874 yılında çıkarılan Basın Yasası, basın özgürlüğünü güvence altına almayı amaçlamıştır. Ancak, yasanın 9. paragrafı; bir yayımcının, basılan gazetenin her sayısından bir örneği polise göndermek zorunda olduğunu belirterek, bu amacı baltalamıştır. Böylece, polisin uygun görmediği yayınlara el konulması olanağı verilerek, ön sansür uygulaması öngörülmüştür.
1933 yılında iktidara gelen Hitler “Propaganda ve Halkla İlişkiler” bakanlığını kurarak, sert uygulamalarla, basını, hükümetin emrine sokmuştur.
12 yıl süren Ulusal Sosyalist hükümetin baskıcı yönetiminde konuşulmuş ve yazılmış olanlar, halkın basına olan güvenini sarsmıştır. Almanya’nın yenilgisi, Hitler rejiminin sona ermesi ve işgal devletlerinin Almanya’ya girmesi ile birlikte, Alman basınında yeni bir dönem başlamıştır. İşgal kuvvetleri Almanya’da basına doğru bilgilendirme ve haber verme işlevini tekrar kazandırabilmek için, üç aşamalı bir planı uygulamaya sokmuşlardır. Buna göre, önce tüm sosyal çalışmalar durdurulmuş, sonra askeri gazeteler çıkarılmış, daha sonra işgal kuvvetlerinin kontrolünde Alman gazetelerinin çıkışına izin verilmiştir. Planın üçüncü aşamasıyla birlikte Almanya’da “lisanslı gazeteler” dönemi başlamıştır. İşgal kuvvetlerinin, kendi işgal bölgeleri içinde, Hitler döneminde yayın yapmamış olanlara verdikleri izinlerle oluşturulan, gazeteler aracılığı ile, Ulusal Sosyalistlerin izleri silinmeye çalışılmıştır.
Almanya’da 1845 yılındaki işgalden sonra kurulan izne bağlı yayın sistemi kaldırıldıktan sonra, basın hürriyetinin korunması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sırasında muhtemel olabilecek kötüye kullanmaları önleyebilmek düşüncesiyle, “Basın Konseyi” çalışmaları başlatılmıştır. Alman Basın Konseyi, 1956 yılında Alman Gazeteciler Birliği tarafından süreli yayınların kendi kendini denetlemesi amacı ile kurulmuştur.
Konseyin görev ve yetkileri üç ayrı grupta toplanmaktadır. İlk grupta yer alan görevleri basın hürriyetinin korunmasına ilişkindir. Konsey bu amaçla basında tekelleşmenin önlenmesi ile mücadele ettiği gibi, basını ilgilendiren her yasa tasarısının basın hürriyetine karşı olmaması için çaba gösterir. Konseyin ikinci önemli bir görevi, basının sakıncalı yönleriyle mücadele etmek, basın hürriyetinin kötüye kullanılmasını önlemek ve basın mesleğinin saygınlığını koruma ve daha yükseltmektir. Bu görevin yürütülmesi konusunda pek çok karar verilmiştir. Mesele cinsiyet ve suç konularını kapsayan, yabancı devlet başkanlarını küçük düşürücü, ahlaki ve dini duyguları hiçe sayıcı, kişilerin özel hayatlarını açıklayıcı, Doğu Berlin’den Batı Berlin’e (Federal Almanya ve Demokratik Almanya’nın birleşmesinden önce) kaçma girişimlerinin gizli tutulması yükümlülüğüne uymayan yayınlara karşı yetkilerini kullanmıştır. Basın konseyinin üçüncü görevi ise, basını hükümete, yasama organına ve kamuya karşı temsil etmektir.

2. 1. 3. İngiltere’de Basın

Matbaa, Avrupa’dan yaklaşık yirmi yıl sonra İngiltere’de 1476 yılında William Caxton tarafından kullanıma sokuldu. İngiliz kralları her ne kadar basımın erken gelişimini desteklese de o dönemlerde matbaacıların özel izin almaları gerekiyordu. Özellikle İngiliz hanedanlarından Tüdor’lar ve Stuart’ların, maceraperest ruhlu matbaacılar ve yazarlara karşı uyguladıkları ön sansür ve ağır cezalar, on altıncı yüzyıl başlarında adeta kural haline gelmişti. 1665 yılında haftada iki kez çıkan “Oxford” ve daha sonra “London Gazette” yayın hayatına girdi.
İngiltere basın ahlak yasası ve bununla ilgili konsey kurulmasını düşünen ilk ülkelerden biri olmuştur. İlk olarak gazetecilerden gelen bir girişimle 1936 yılında oluşturulan basın ahlak yasası, geleneklerine ciddi biçimde bağlı olan İngiliz basınında çalışanları koruma amacı düşünülerek çıkarılmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan gelişmeler, basın dünyasında geçerli olması gereken kuralların belirli zaafları taşıdığı kanaati yaygınlaşmıştı. Bu bakımdan okuyucuya İngiliz geleneğinin gereklerinin devamlı suretle verilerek toplumun belirli davranışlarının muhafaza edilmesinin temini düşüncesiyle hareket edilmiştir.
İngiltere’de ilk basın konseyi 1953’te kurulmuştur. Bu konseyin amaçları şu şekilde özetlenebilir:
İngiliz basınının bağımsızlığını korumak, niteliğini yükseltmek, mesleki düzeyi arttırmak, basının tutum ve davranışı ile kişi ve kurumların basına yönelik davranışlarını değerlendirmek, haber ve bilgiye erişilmesini önleyebilecek gelişmeleri değerlendirmek, basında tekelleşmeyi yaratabilecek olumsuzlukları belirlemek ve bu konudaki bilgileri anında yayınlamak, gerektiğinde hükümete ve Birleşmiş Milletler’e önerilerde bulunmak.




2. 1. 4. Amerika’da Basın

İngiltere’yi taklit eden Amerikan koloni gazetelerinin gelişimi, ana kıtadan kırk yıl sonra olmuştur. Amerika’nın ilk sürekli haftalık gazetesi “Boston Newsletter”dır.
Genellikle haber, fikir ve düşünceleri çoğaltıcı araçlarla serbestçe açıklayabilmek özgürlüğü olarak tanımlanan basın özgürlüğünü anayasal güvenceye kavuşturan ilk ülke ABD olmuştur.
ABD anayasası, Kongre, basın özgürlüğünü sınırlayan kanun yapamaz, hükmü ile özgürlüğü garanti altına almıştır.
1791’de onaylanan “Haklar Bildirisi”nin 12. maddesi “Basın özgürlüğü özgürlüklerin büyük kalelerinden biridir ve hiçbir zaman müstebit hükümetler dışında bir yönetim onu kısıtlayamaz” demektedir. ABD’de zaman zaman basın özgürlüğünü kısıtlamak için birtakım eğilimler belirmişse de, I ve II Dünya Savaşı ve hatta Vietnam Savaşı esnasında bile basına sansür koymak gibi tedbirler alınmaya gereksinim duyulmamıştır. Ancak demokrasinin çok geliştiği ülke olan ABD’de bile Körfez Savaşı’nda sansür uygulanmıştır. Kaldı ki sansürün uygulanması birçok yasalarda yer almakta, ulusal çıkarlar söz konusu olduğu zaman, savaş durumlarında, olağanüstü durumlarda hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. ABD, Vietnam Savaşı’nın kötü deneyiminin de etkisiyle, yasalarına aykırı düşmeyen sansürü uyguladı. Çünkü gazetecileri başıboş bırakmalarının onları sorumsuz yazılar yazmaya sevk edeceğini, böyle yazıların da hükümetin saygınlığını sarsacağından endişe duymaktaydı.
Amerika’da 1970’te ülke çapında basın kurulu oluşturmak için girişimler başlamış; fakat Amerikan gazete ve televizyon yönetimleri, bu tür milli seviyede kendilerini bağlayıcı kurallar yerine; kendi basın ve yayın organlarının kabul ettiği “Ahlak Kuralları”na uymayı tercih etmişlerdir. Yürürlükte olan ve tanınan bu ahlak yasa kuralları şu şekilde geliştirilmiş ve kabul edilmiştir:
1 – Haber ve düşünce yaymanın başlıca amacı, halkı bilgilendirecek günün konuları hakkında kanaat sahibi olmalarını sağlama yolu ile kamu refahına katkıda bulunmaktır. Bu mesleki gücü kişisel menfaat veya değersiz amaçlar için istismar eden basın mensupları kamunun güvenine layık değildir.
2 – Basın özgürlüğü kamuya aittir; resmi ve özel olsun her türlü çevrenin saldırılarına karşı korunmalıdır. Gazeteciler anlaşmazlıklarda taraf tutma veya taraf olma görünümünü vermekten kaçınmalıdırlar.
3 – Okuyucunun güvenini sürdürmek iyi gazeteciliğin temelini oluşturur.
Haber içeriğinin gerçek, taraf tutmaktan uzak ve her türlü unsur ve yönleri kapsaması için tüm çaba gösterilmelidir. Önemli yanlışlıklar ve unutmalar derhal ve kolayca görünecek şekilde düzeltilmelidir. Tarafsızlık basının herşeyi sorusuz kabul etmesi anlamına gelmediği gibi, kendi görüşünü yansıtmasına da engel teşkil etmez. Gazeteciler haberlere konu olan kişilerin haklarına saygılı olmalı, terbiye ve nezaket kurallarına uymalı, haberlerin gerçekliği açısından dürüst davranmalıdır. Açıkça suçlanan kimselere en kısa zamanda cevap verme fırsatı tanınmalı. Haberin kaynağının gizli tutulması konusunda zorunluluk ve baskı yoksa kaynak açıklanmalıdır.
Bu ilkeler Amerikalı gazeteciler ile Amerikan halkı arasındaki güven bağının korunması, sürdürülmesi ve güçlendirilmesi amacını taşımaktadır. Bu güven bağı, devletin kurucuları tarafından hem basına hem halka emanet edilen özgürlüğün korunması için şarttır.

2. 2. Türkiye’de Basın Özgürlüğü ve Sansür

Matbaanın Türkiye’de ilk girişi Avrupa’dan aşağı yukarı üç asır sonra olmuştur. Bunun sebebi Molla ve hattatların engellemesi olarak gösterilir. Fakat tarihçi Prof. İlber Ortaylı bu konuya değişik bir yorum getirmektedir. Ona göre her yenilik bir ihtiyaçtan doğar. Türk toplumunda okuma alışkanlığı az olduğu için çok sayıda kitap basma gereği ortaya çıkmamış; bu yüzden matbaa geç gelmiştir.
Osmanlı ülkesine basımevini ilk getiren Macar asıllı İbrahim Müteferrika olmuştur. Basımevi konusunda onu destekleyen kişi, Yirmisekiz Çelebizade Sait Efendi’dir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın