BEN BÖYLE İYİYİM

BEN BÖYLE İYİYİM

Bugün çay bahçesinde, çam ağacının altında oturup çayımı yudumlayarak gazete okumayı tercih ettim.

Hava ılıktı, ama sanki yağmur yağacak gibi görünüyordu.

“Keşke yağsa da sırıl sıklam ıslansam”

Sıcak varken yağmur yağınca ahmak ıslatan derler.

“Evet bunu çok istiyorum. Yağmur yağsın ve ahmak olup ıslanayım.”

Gülmek geldi içimden ve kendi kendine gülene deli derler refleksi ile yan masalara baktım. Az ilerde ki masada üç kişi oturmuş gülümseyerek bana bakıyorlardı. Bende hafifce gülümseyerek selamladım onları.

Üç kişi masalarından kalkıp çam ağacının dulda yerine sığındığım masama geldiler.

Beyefendi elini uzattı tokalaştık.

“Yazar hanım, romanınız Gökte Yıldız Yerde Ateş’i ailecek okuduk. Sizi görünce mutlu olduk nasılsınız?” diye sordu.

Sevgiyle masama buyur ettim arkadaşları. Biraz hoş sohbetten sonra hanımefendi;

“Ben sizin sosyal ağda da takipçinizim yazılarınızı okuyorum. Romanınızı iki günde bitirdim ve elimden bırakamadığım romanınızın sonunda şok oldum” dedi.

Bir süre sessizleştim;

“Benim gerçeğimde bu. Hayallerimi ölümsüzleştirmek! Çünkü hayalin diğer adı benim için umuttur” dedim.

Üçü birden aynı anda anlamadık der gibi birbirlerine baktı.

“İnsanoğlunun hayal kurma yetisi gelişmiştir. Özellikle umudun bittiğini anladığını son noktada umuda dair hayaller kurmaya başlarsınız. Aslında farkına varmadan yine umutları diri tutmaya çalışıp ayakta kalmayı başarırsınız. Kimilerinin de umuda dair hayallerini kaleme alma yetisi vardır.

Bende romanımda kurguladığım kahramanımın acı sonunu böyle hazırlarlarken yeni bir umutla kahramanlarımı güçlü kıldım.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Bu sizi üzmüş anlaşılan ama iyi bir son bazen sıradanlaşabilir. İnandıkları uğruna mücadele veren bir kahramanın verdiği savaşta ki kayıbı çoğunlukla onu efsaneleştirebilir ve ölümsüzleştirir. Aslında hazin son gibi görünse de orada bir umut vardır. Siz onu öyle düşünün” dedim.

Kadıncağız hayıflandı;

“Ama ben romanın kahramanı çok sevmiştim. Sonunda niye öyle oldu ki? Çok üzüldüm” dedi.

“Bende üzüldüm ama roman kahramanım mücadeleci olduğu için efsaneleşmesinin o şekilde olacağını düşündüm ve aslında sonunda yine umut vardı” dedim.

Diğer hanım bana özel sorular sormaya başladı.

Çoğunlukla özel hayatımdan bahsetmek istemem. Sıkılırım bu durumdan.

“Hangi şehirde yaşıyorsunuz? Çocuk var mı? Yalnızlık zor!” sorularına evet veya hayırla yanıt verdim.

Kadın anne sıcaklığıyla “Yalnızlık zordur benden söylemesi” dedi.

Beyefendi rahatsız olduğumun farkına vararak hanımefendiyi susturmaya çalışıp, “kalkalım artık” diyerek masasına doğru yöneldi.

Hanımefendiyi yanıtsız bırakamazdım gülerek elini tuttum.

“Babalarını idol olarak gören kız çocuklarının çoğu evliliklerinde ve aşk hayatında mutlu olamıyor kanısındayım. Ancak bu kız çocuklarının birlikte olabileceği erkeğin kültür düzeyinin, hayata bakış açısının, sosyal ve siyasi anlamda durduğu yerin babalarından bir kaç gömlek üstün olduğunda birliktelikleri güçlenebiliyor”

Kadın sözümü yarıda kesti;

“Kız çocukları babayı çok sever. O zaman kimse evlenemez, mutsuz olur” dedi.

Durgunlaştım bir süre. Daha sonra sessizliğimi bozarak sözüme devam ettim. Babayı çok sevmek ayrı bir durum, idol görmek çok daha farklı bir durum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Enbiya Suresi 96'daki Yecüc Mecüc Nedir?

Bir çok kadının en sonunda yalnız kalması, tek başına bir hayat kurması bu yüzden mi diye dönem dönem düşünürüm. Belki de bu yüzden yalnızlığı seçtim dedim.

Kısa sohbetten sonra masama konuk olarak gelen misafirlerimle sevgiyle kucaklaştık ve vedalaştık. Gazetelerimi toplayıp arabama bindim yavaş yavaş yola koyuldum. Derin düşüncelere daldım. İçimde tarif edemediğim bir huzur vardı.

Cd çaların sesini sonuna kadar açtım.

Dikiz aynamdan arka koltuğa baktım.

Yıllar öncesine döndüm. Çocuklarımın küçüklüğüne. Kızım ve oğlum arka koltuktan seslenirdi. Dinlemek istedikleri müziğin sesini sonuna kadar açmamı isterlerdi. Geçmişe dönünce kendi kendime tebessüm ettim.

Daha da gerilere gitmeye başladı düşüncelerim ve çocukluğuma döndüm.

En sevdiğim şey ailemle uzun yolculuğa çıkmaktı. Babam, yol boyunca müzik açar, dört kız kardeş tempo tutardık. Annem babamın elini tutardı. Arka koltuktan dikiz aynasına bakar, babamın gülen gözlerini izlerdim. Hiç büyümeyeceğim sanırdım. Büyüdüm çoğaldım ve babamın öldüğü yaşı da geçtim. Şimdi tek başıma dinliyorum

Zülfü Livaneli’den “Güneş topla benim için” şarkısını.

Müziğin sesini biraz daha açtım.

Çok kalabalığım aslında ne yalnızlığı?

İnsan yaza yaza çoğalır ve yaza yaza çoğaltırmış. Belki sizin için güneş toplayamam ama kalemim güneş olsun okuyan için.

Hadi bakalım eve…

Evde beni yeni başladığım hikâyem ve yaratacağım kahramanlarım bekliyor ve yazarak çoğalırken yalnızlığım silinip gidiyor.

Bir daha dünyaya gelseydim yine dinginliği tercih ederdim.

Ayça ÖZTORUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın