DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 4764521,62%
Adana
22°

PARÇALI BULUTLU

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Bey Böyreğin Erzurum Varyantı
69 okunma

Bey Böyreğin Erzurum Varyantı

ABONE OL
14 Aralık 2019 16:59
Bey Böyreğin Erzurum Varyantı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir varmış.. Bir yokmuş.. Eski zamanda bir padişah varmış. Bu padişahın hiç çocuğu olmazmış. Kendi taç ve tahtına varis olacak bir çocuğu dünyaya gelmediği için padişah çok merak eder daima yeis içinde yaşarmış. Günlerden birgün, yine padişah dertle dertli vezir ile buna dair görüşürlerken aklına tebdili kıyafet edip seyahate çıkmak, derdinin devasını uzaklarda aramak gelmiş.. Ertesi gün padişahla vezir tebdil kıyafet ederek yola çıkmışlar. Bir müddet yol alıp paytahtan uzaklaşınca yollarının üzerinde yeşil sarıklı, abalı uzun beyaz sakallı bir ihtiyar dervişe rastlamışlar.

Padişah:

– Selâmünaleyküm derviş baba!.. demiş.

Derviş:

-Ve aleykümüsselâm padişahım… diye mukabelede bulunmuş.

Padişah bu tebdil kıyafet halile dervişin kendisini tanımasından çok hayrete düşerek:

-Baba sen beni nasıl tanıdın.. Mademki benim kim olduğumu biliyorsun benim derdimi ve onun devasını bilirsin… diyor.

Derviş:

— Padişahım derdin bize malûmdur. Şu elmayı al. Bunu soyarak yarısını sen ye; yarısını da karına yedir. Kabuklarını da atına verirsin. Şu kadar ki dokuz ay sonra dünyaya gelecek olan oğluna ben gelinceye kadar ad takmayacaksın, demiş.

Dervişe bir ikramda bulunmak için padişah elini cebine sokup çıkarıncaya kadar derviş gözden nihan olmuş.
Padişah atını geri döndürerek vezirle saraya gelmişler, padişah dervişin verdiği elmayı soyarak yarısını sultana vermiş. Yarısını da kendi yemiş, kabuklarını da atına yedirtmiş.

Gel zaman, git zaman, aradan dokuz ay dokuz gün geçince padişahın nur topu gibi bir erkek evlâdı dünyaya gelmiş. At da bir erkek yavru doğurmuş. Padişah sevincinden her tarafta şenlikler yaptırmış.

Gel zaman, git zaman, şehzade büyümüş okuma çağına gelmiş… Padişah dervişin nasihatlerini yerine getirmek için şehzadeyi bir oda içinde kapatarak kendisini bir hoca tarafından okutmağa başlayor. Böylece bir kaç sene geçiyor.




Birgün şehzade yemeğin içinden çıkan kemiği fırlatıyor… Kemik camlara rastlıyor. Ve camı kırıyor. Kırık camdan güneş ziyası odaya doluyor. Güneşin ne olduğunu bilmeyen şehzade, bunu mualliminden öğrendiği tarihteki düşmanlar ve devler zannederek, zıya ile cenk etmeğe başlıyor. Bir müddet sonra güneşin ziyası çekilmiş fakat şehzade de yorgun ve takatsiz olarak bir tarafa serilmiş bulunuyor. Bu sırada derse gelen muallim şehzadenin halini görerek sebebini soruyor. Şehzade de dev ve düşman ile cenk ettiğini söylüyor… Hoca şehzadeye bunun güneş ziyası olduğunu ve düşman olmadığını öğretiyor. Bilahare padişaha giderek gördüğünü anlatıyor ve şehzadenin bu gidişle hep çocuk kalacağını biraz akıllanması, hayatı tanıması için mektebe verilmesi lâzım geldiğini söylüyor ve padişahı ikna ediyor…

Mektebde şehzadeyi arkadaşları “Atsız sultan” diye çağırıyorlar.

Bundan daima mütessir olan şehzadenin halini gören babası çocuğuna bir ad takmak kararını veriyor. Bunun üzerine büyük bir şenlik yapılıyor. Memleketin ileri gelenleri uleması çağırılıyor. Herkes şehzadeye bir ad arayıp bulamazken, uzaklardan kara bir duman beliriyor.

Ve bu kara dumanın şehre yaklaşmakta olan bir atlı olduğu anlaşılıyor. Atlı yaklaşınca bunun elmayı veren derviş olduğunu padişah görüyor. Ve heman istikbaline koşuyor.

Derviş selâm verip aldıktan sonra:

-Padişahım niçin acele ettin?korkarım ki bundan şehzadene bir zarar gelmesin şehzadenin adı Beyböyrek; atın adı Bengiboz olsun!… Diyor. Ve padişah kendisine bir ikramda bulunmak için meşgul olurken derviş gözden nihan oluyor.

Bey Böyreğe zamanın adetlerine göre cenk talimleri yaptırılıyor… Ata binmeği, ok atmağı öğrenince de şehzade elinde bir yay şehrin sokaklarında at koşturmağa başlıyor.

Günlerden bir gün şehzade, elinde desti ile bir ihtiyarın çeşmeye gitmekte olduğunu görüyor. Yayına bir ok koyarak destiye nişan alıp atıyor. Ok destiyi kırıyor. İhtiyar kadın arkasına bakıp destisini kıranın şehzade olduğunu görünce:

-Ne diyeyim a şehzadem.. beddua etmeğe dilim varmıyor. Gençsin, akkavak kızının hışmına uğrayasın!.. diyor.

Şehzade ile İhtiyar kadının bu sözlerinde mütessir oluyor..Ve kendi yanında hiç ayırmadığı sılahşoru “Mustafa” ya “Akkavak” kızının kim olduğunu soruyor. Nihayet bu kızın ayın on dördü, günün on beşi gibi güzel olduğunu ve çadırlarda yaşayan bir beyin kızı olduğunu öğrenerek âşık oluyor ve babasının gözyaşlarına rağmen bu kızı arayıp bulmaya gidiyor.




Yolda bir ceylâna rastlıyor.. Güzel olduğu için öldürmeğe kıyamıyor. Arkasından atını sürerek yakalamak istiyor. Ceylân kaçıyor, o kovalıyor. Ceylân nihayet bir obada kurulmuş bir çadırın içine giriyor.. Şehzade atından inerek çadıra giriyor ve caylânın ayın on dördü gibi genç bir kızın kolları arasında bulunduğunu görüyor.

Kızdan geyiği istiyor. Kız bunun kendisine ait bulunduğunu söylüyor… Bey Böyrek kızın güzelliğine âşık oluyor. Ve kıza kendisini ceylânı ile birlikte almak isterse ne söyleyeceğini soruyor.

Kız:

—Beni babamdan istersin diyor.

Bey Böyrek kızı babasından isteyip alarak memleketine dönüyor. Sarayda düğün tedarik ile meşgul olurlarken civar hükümdarlardan bir Rum kralının hudutlara asker gönderdiği haber alınıyor.
Padişah dellallar bağırtarak asker çağırıyor ve muharebeye gitmek üzere hazırlanıyor.

Fakat Bey Böyrek:

-Baba!..Sen ihtiyarsın..Sen paytahtda kal..Ben giderim.

Diyerek babasının muharebeye gitmesine mani oluyor. Ve kendisi askerin önünde düşmana karşı çıkıyor. Düşmanla cenk başlıyor. Nihayet düşman mağlûp olup kaçıyor. Fakat şehzade yanındaki (39) askerle bir yerde uykuya dalarak düşmana esir düşüyor.. Bengiboz kişneyip her ne kadar Bet Böyreği uyandırmak istiyorsa da şehzade uyanmayınca ipini dişle keserek kaçıyor..

Düşman esirleri memleketine getiriyor. Ve bir zindanda hapsediyor. Gel zaman, git zaman…Aradan yedi yıl geçiyor. Zındanda bu (40) esirin saçları, sakalları, tırnakları büyüyor.. Bunları tıraş edip temizlemek için zindanın üstüne çıkarıyorlar.

Zindanın üstünde bunlar otururken aşağıdan bir kervanın geçmekte olduğunu görüyorlar. Şehzade bunlara hitaben saz ile şunları söylüyor:

Bey Böyrek-Gelişin nereden bezirgân başı
Alırsın satarsın türlü kumaşı
Size kimler derler kimin kardaşi
Bize haber verin bizim illerden
Bezirgân-Gayet yüksektesin Ferhad dağısın
Size kimler derler kimin oğlusun
Bey Böyrek-Gayet yüksekteyim mekânım Irak
Durup dinlenmiyor coşuyor yürek
Babam padişahtır ben de Bey Böyrek
Bizede bir haber verin ağalar
Bezirgân-Babanı sorarsan kadi büküldü
Gözlerinde nur kalmadı döküldü
Baltacı kel vezir tahta oturdu
Böyle haber aldık kölelerizden
Bey Böyrek-Demen Beyler demen daldım sözüzden
Yaş yerine kan damladı gözümden
Akkavak kızından Bengibozumdan
Bize de bir haber verin ağalar

Bey Böyreğin kalenin kalenin dibinde geçmekte olan bezirgânlarla konuştuğunu gören zindancı gelip şehzadeye bir tokat vuruyor.Şehzadenin gözleri yaşla doluyor. Ve gönülden bir ah çekiyor.. Bütün bunları sarayın pençeresinden seyreden Tekfurun kızı şehzadeye acıyor ve zindancıyı çağırarak attığı dayağın sebebini soruyor.Haksız olduğuna görerek zindancıyı azarlıyor şehzadeyi çağırarak kim olduğunu zindana nasıl düştüğünü soruyor…

Şehzade başından geçenleri Tekfur kızına birer birer anlatıyor. Tekfurun kızı şehzadeye âşık oluyor..Ve diyor ki:

—Şehzadem ben seni buradan kaçırırsam beni alır mısın?

Bu konuşma esnasında çok güzel olan Tekfurun kızı da şehzadenin hoşuna gitmişti.

Şehzade:

—Alırım amma, Akkavak kızından sonra, buna razı olur musun? Diyor. Ve kız da buna razı olarak kararlaştırdıkları üzere şehzade gece kızdan aldığı anahtarlarla zindan kapısını açarak saraya giriyor ve orada kendisini bekleyen kızın yanına geliyor. Bir müddet konuşuyorlar ve kız şehzadeye:

-Sen memleketine gider babanın tahtına oturursun ve asker toplıyarak bizim tarafa gelirsin.Yalnız gelirken sürülerce keçi ve mum tedarik etmeği unutma !..

Mumları şehre gece vakti dahil olacağın zaman keçilerin boynuzlarına dikerek yak ve keçileri ormanlara salıver..Bu suretle sizin askerlerinizin miktarı olduğundan pek çok olarak görünür.Sonra babama adam göndererek (39) askerle şehzadeyi istersin.Tabiî sen burada bulunmıyacağın için esirler eksik çıkacak.Bu sefer sen şehzadeye bedel Tekfurun kızını isterim yoksa şehri yakar yıkar esirleri keserim diye haber gönderirsin böylece konuşup kararlaştırdıktan sonra, kız şehzedenin beline bir ip bağlayıp pençereden aşağı salar.. İp kısa gelir.. Kız saçlarını keser ve ipe bağlar. İp yine kısa gelir.. Şehzede belinden çakısını çıkararak
ipi keser ve yere baygın olarak düşer.. Bir müddet sonra kendisine gelerek yoluna revan olur. Yolda Bengibozu hatırlayarak türkülerle hatırasını anar.. Bu sıra da ormanın içinden kişneyerek Bengiboz koşa koşa gelir.. Bey Böyrek sarılıp atının gözlerinden öper.. Eğerini kaldırır yosunlarını sıyırır,yaralarını tımar eder..

Yolda bir çobana rastlar..çobana kendi elbiselerini vererek çobanınkini de kendi geyer yine yoluna revan olur..nihayet memleketinin kapısına gelir..bir kulübenin kapısını çalar..İhtiyar bir kadın sorar:”Kimsin?”

Bey Böyrek:

-Tanrı misafiri.Yatacak yer ve yiyecek bir şey arıyorum.İhtiyar “yerim de yok, yiyeceğim de yok” diye cevap verir. Şehzade para vereceğini söyleyince ihtiyar kadın “yerim de var, yiyeceğim de var, atın için ahırım da var” deyip kapıyı açar..

Bey Böyrek evde ihtiyar kadından “Akkavak kızını, tahta geçen Kel Vezirin oğluna vermek istediklerini fakat Akkavak kızının onu kabul etmediğini,nihayet meydanda yüksek bir kavak ağacı üzerindeki gerdanlığı ok ile düşürecek olana varacağını ilân eylediğini” öğrenir..

Bet Böyrek sabahleyin kavak ağacının bulunduğu meydana varıyor..Memleketin beyzadeleri ellerindeki yayları kavaktaki gerdanlığa nişan atıyorlardı.Kel Vezirin oğlu (39) uncu oku atmıştı.Sonuncu oka gelmişti.Keloğlan kıyafetindeki Bey Böyrek bu son oku onun namına kendisini atmasını teklif ve ısrar ediyor.Nihayet Bey Böyrek alıp atıyor ve gerdanlığı düşürüyor..Derhal Kel Vezirin oğlunun gerdanlığı düşürdüğü ilân ve düğün hazırlıklarına başlanıyor.




Keloğlan kıyafetindeki Bey Böyrek saraya gidiyor, kendisine ehemmiyet verilmediği için kadınlar tarafına giriyor. Bir aralık duvarda kendisini eski sazını görerek çalmak için istiyor. Herkes gülüşüyor ve sazı veriyorlar.

Sazı eline alan Bey Böyrek tozlarını siliyor ve etrafa türküler atmağa başlıyor. Bu sırada Kel Vezirin karısı gülüşmeler üzerine geliyor. Bey Böyrek saz ile ona gülünç bir şarkı söylüyor düğün evindeki kadınlar hep gülüşüyorlar.

Bir aralık, Akkavak kızı kendi nedimesi olan kızı gönderiyor. Kız meclise geliyor.

Bunu gören Bey Böyrek şöylece ona lâf atıyor.

Evlerinin önü daracık
Mustafanın sevdiği sarıcık
Gel oyna hanum sen oyna
Gel oyna kancık sen oyna
Diyor.

Kendisini Mustafanın sevdiğini Bey Böyrekten başka bir yabancının bilmediğinden emin olan kız hemen Akkavak kızının yanına koşarak bu Keloğlanın tekin olmadığını ve türkünün manâsını anlatıyor.

Akkavak kızı merak ederek aşağıya iniyor. Bey Böyrek Akkavak kızına kendini şu türkü ile tanıtıyor.

Çıkmış inciler nalına
Gelir salına salına
Girmiş âşıkın kanına
Gel oyna yârim sen oyna
Gel oyna hatun sen oyna

Ve yüzündeki nikabı açarak kendini meydana veriyor. Her tarafta Bey Böyreğin gelişi bir heyecan uyandırıyor. Taraftarları Bey Böyreği tahta geçiriyorlar. Akkavak kızı Bey Böyreğin Tekfur kızını almasına razı oluyor. Bey Böyrek Tekfur kız ile kararlaştırdıkları gibi yapıyor. Gidip esir olan otuz dokuz arkadaşını ve Tekfurun kızını alıp memleketine getiriyor.




Kırk gün, kırk gece düğün yapıyor, Akkavak kızı ve Tekfur kızını alıyor. Mustafa da Sarıcık ile evleniyor.
Onlar ermiş muradına…

A. Baha Gökoğlu
*


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.