‘Bildiğimi yaparım’ saplantısı…

‘Bildiğimi yaparım’ saplantısı…

Siyasi partilerin ‘grup toplantılarının’ yapıldığı gün, medyada esen ‘kara havayı’ görmeyen, bilmeyen, ondan etkilenmeyen var mıdır?

Ne çekilmez oldu bu siyaset?

Kimse kimseyi anlamak, onun kaygıların, çıkmazlarını dinlemek istemiyor!

‘At çamuru izi kalsın!’

Bazen oturup, irili ufaklı iğneleyici konuşmaları yapanların bu ‘halka’ bunları yapmaktaki amacını düşünürüm; yapmasanız, birlikte olsanız, sarılsanız, sevgi esintinizi gönderseniz olmaz mı?

Her grup toplantısı sonrası ‘bunu’ bekliyorum; birbirini dinleyen, birbirini kırmayan, hoşgörüyü amaçlayan, kırılanları yapıştıran konuşmalar… Çok mu?

Diyoruz ki; bu ülkenin yurttaşı kucaklaşmayı, zor anlarda birlikte olmayı, bayramlarda küskünlükleri bir yana atmayı, ekmeğini-acısını üleşmeyi, düğünlerde halaya durmayı, acısında acılanmayı bilir…

Bilir de…

Bu yurttaşın ‘önderi’ olduklarını, ‘temsilcisi’ olduklarını söyleyenlerin bu didişmeleri, birbirini anlamamaları neden öyleyse?

Bakınız insanlar geçiminden dolayı, gereksinmelerini karşılamakta zorlandığından dolayı ‘gündemdeki’ birçok konuyu ne anlayabiliyor, ne sorgulayabiliyor, ne de sağlıklı kararlar alabiliyor…

Ancak didişmeler, polemik konulu söylemler medyaca şişirilerek verilince; akıllara kazınıyor!

Yurdumuzun dörtbir yanı barut kokusuyla çevriliyken, komşuda bile dostun ‘çırayla’ arandığı bir süreçte iktidarın ‘ben bildiğimi yaparım’ saplantıları yüzünden ayrışma acımasızca sürüyor!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hacı Bektaş Veli etkinliklerinde yaptığı konuşmada yer alan ‘bizim birliğe, kardeşliğe ihtiyacımız var, kavgaya değil, huzura ihtiyacımız var’ sözlerinin yeri başta tüm siyasi partiler için önce meclis olmalıydı; meclis, kucaklaşmaya tanıklık etmeliydi.

Yurttaşımızın buna öyle bir gereksinmesi var ki…

 

Yeter ama artık!

Biz nelerle uğraşıyoruz böyle?

Fizik ödüllü bilim insanı Aziz Sancar bir konuşmasında ‘çok boş şeyler konuşuluyor’ demişti.

Bizdeki son zamanların üniversite kadrolarının söylediklerini dinlerken ‘boş şeylere’ de ilgiyle bakıyorum.

Hani yaygın biçimde gençliğin atmosferini eleştirmek için ‘hah hah hi ho…’ diye kınarız ya onları…

Neden ‘boş’ olduklarını, neden ‘dolu’ olmadıklarını sorarız ya…

Acınacak durumdayım demek ki; onları özlüyorum!

Adıyaman Üniversitesi Rektörü Mustafa Talha Gönüllü sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklaması, üniversite gençliğinin nerelerde olacağının da belirtisi…

Diyor ki:

‘Yabancı bir kadının elini tokalaşmak için tutmak, ateşi tutmaktan korkunçtur.’

‘Birinin nişanlısı ile gezip dolaşması, onunla yalnız kalması kesinlikle haramdır, büyük vebali vardır.’

‘Bu paylaşımı bir lüzum üzerine yaptım, keşke daha önce yapsaydım diye düşünüyorum.’

Dahası da gelecek bunun, denecek ki;

Kadın doktor erkek hastaya, erkek doktor kadın hastaya bakamaz…

İş yaşamında erkekle göz göze gelme olasılığı yüksek olduğu için kadınlar çalışmamalı…

Bunların arkası kesilmeyecek; sürecek…

Birçok ülke kendisine ‘silikon vadisi’ kurmaya çalışırken, üç-beş yıl sonra bugünün bazı mesleklerinin yok olma olasılığına karşı yeni iş kolları bulmaya odaklanırken; yaşam bilimleri, yapay zeka, sanal gerçeklik, tasarım alanlarında çalışmalar yaparken…

Ya bizde…

İnsanları birbirine, karşı cinsine karşı; köleleştirmek, gizemlileştirmek, tanımsızlaştırmak, yabancılaştırmakla zaman harcanıyor…

Mengene gibi kıskaca aldınız; yeter ama artık! Boğacaksınız!

 

‘Sözünüz alınıp saklanmalı’

Eğitim konusunda söylenecek ‘söz’ her zaman vardır; olmalıdır da…

Yalnız ‘eğitimin’ içini oyan, etkisizleştiren, yaşamın içinden çeken, her gün biraz daha iğdişleşmesi için uğraş verenlerin de; susması, zarar verdiğini bilmesi, onbeş yıllık süreçte yetişen kuşağı boşalttığını da bilmesi gerekir!

Hep yanıldıklarını, geçmişte eksik yaptıklarını söylemelerine karşın ‘iktidar’ koltuğunda kalmayı ‘marifet’ sayıp, üç-beş yılda bir yenileştirme çabalarından söz ediyorum.

Adana- Yüreğir Belediye Başkanı Mahmut Çelikcan, Belediye Kültürevleri’nde eğitim görerek Fen- Anadolu Lisesi kazanan öğrencileri ödüllendirdiği toplantıda ‘çağdaşlaşmanın, kalkınmanın, hür-demokratik bir toplum olabilmenin en etkili aracı eğitimdir’ demiş…

Eğitimin bu öneminin yabana atılacak, anlaşılmayacak, yadsınacak yanı yok! Ancak Sayın Çelikcan’ın bulunduğu siyasi arenanın, bu söylenenleri ne denli özümsediği önemli…

Yeni müfredatı, yanlışlarını ‘karşı olan’ da anlatamıyor, eleştiremiyor; tamam da! Eğitimde onbeş yıldır yapılanların ‘hiç biri’ doğru değil ki, üç-beş yılda bir sistem üzerinde oynandı, bugün getirilen de birkaç yıl sonra değiştirilmek istenecek; yanlış mı?

Bunu yapan da bunca süredir içinde bulunduğunuz siyasi görüş değil mi?

Bu görüş, ‘çağdaşlaşmanın, kalkınmanın, hür-demokratik bir toplum’ olabilmenin önünü kesmedi mi?

Sözünüz alınıp saklanmalı; o kadar…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN