DOLAR 17,9528 -0.05%
EURO 18,2735 0.07%
ALTIN 1.024,98-0,26
BITCOIN 428283-1,34%
Adana
30°

AZ BULUTLU

20:11

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Bilim Adamı Özerkliği Nedir?
40 okunma

Bilim Adamı Özerkliği Nedir?

ABONE OL
29 Haziran 2022 13:48
Bilim Adamı Özerkliği Nedir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilim adamı bağımsız düşünebilen ve üreten, ürettiğini insanlık yararına sunan kişidir. Sınırsız özgürlük ortamında
bir bitki toprakta kendi başına gür olarak nasıl gelişiyorsa bilim adamı da özerk üniversitede böyle gelişmelidir.

Bilim adamı sınırsız düşünme ortamında kendisini ifade edebilmeli ancak topluma karşı etik sorumluğunu taşımak
kendisine kalmalıdır. Mehmet Yapıcı (CBT 2003 sayı 825) özgür akademik ortamı ve yaşamı şöyle tanımlamaktadır “patron
rolündeki birinin veya birilerinin olmadığı, kişi görüş ve düşüncelerini açıklamaktan çekinmediği ve kendisini baskı altında hissetmediği ortam. Çünkü patron ne zaman ne yapacağını söyleyen kişi rolünün üniversitelilik bilinci ile uyuşmamaktadır. Her üniversiteli Mevlana’nın deyişi ile “biraz divane” yapılıdır. Fakat üniversite öğretim elemanları için bahsedilecek bir sınırlama vardır; o da meslektaşlarının entelektüel baskısıdır. Yani oto kontrol sistemi ile aklın aklı kontrol etmesi, eleştirmesi ve sorgulamasıdır.

Bunun dışında hiçbir meslek veya otorite üniversite öğretim elemanlarının özgürlüğünü güvence altına alamaz almamalıdır
da.

Tabii akademik özgürlük bireylerin keyfi uygulama ve söylemleri anlamında ele alınmamalıdır. Bu nedenle akademik özgürlüğün kurumsal sorumluluk ve kamusal vicdanı göz önünde bulundurması gerekir.

Üniversite özerkliği bilimin kamuya yönelik hizmet ve sorumluluğundan dolayı devletten ari olarak gelişmiştir.

Devlet doğası gereği statükoyu korur, ama üniversiteler değişime ve gelişmeye açık olmak zorundadır. Bu nedenledir ki çağdaş dünyada demokratik kültürün ve ortamın geliştirilmesinde ve bilimsel doğruların elde edilmesinde üniversiteler önemli kurumlardır. Bu anlamda gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde üniversite özerkliği ve akademik özgürlük büyük farklılık göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde akademik özgürlük kullanımı bir şekilde güvence altında iken az gelişmiş ülkelerde ise temel insan haklarının bir çok yönden kısıtlanması görüş ve fikir açıklamanın izne tabi olması gibi nedenlerden dolayı istenildiği gibi kullanılamamaktadır.

Batıdaki akademik özgürlüğe bir örnek İsrail Filistin sınırında sembolik olarak İsrail sınırını taşlayan ve görüntüleri dünyaya dağıtılan ABD Columbia Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Edward Said için yapılan kamuoyu baskısına üniversite yönetiminin net ve açık cevabı “öğretim elemanları düşüncelerini ifade etmelerinden veya özel ya da kamusal alanda kurdukları ilişkilerden dolayı üniversite tarafından cezalandırılamaz” şeklinde olmuştur. Bu bakış açısı batı türü akademik özgürlüğün nasıl ifade edildiğine çok güzel bir örnektir.

Bütün dünya bilgi çağının gereği olan beyin fırtınası ile başta özeleştiri ile üniversitelerdeki işleyiş mekanizmalarını her boyutta tartışırken, ülkemiz üniversiteleri maalesef değişik düzeydeki kaygıları nedeniyle ulusal sınırlar içerisinde muhafazakar bir tutum sergileyerek gelişmenin ve dolayısıyla da değişimin önünde engel olmuşlardır.

Gelişmeyen değişemez, değişmeyen de dünyaya ayak uyduramaz. Başta Avrupa ülkelerinin yerleşik üniversiteleri aralıklarla sistemlerindeki işlevsiz ve rekabet edemez hantal yapılarını değiştirerek sürekli dinamik yapıları hedeflerken, bizler halen bilim kuruluşlarını nasıl kendi dünya görüşümüze yakın ve bir dediğimizi iki etmeyecek atamaların peşindeyiz. Son 23 yılda ağır YÖK uygulamasının sonucu üniversiteler nicel büyüme, artan yayın sayısı dışında nitelik yönünden daha da geriledikleri sıkça eleştiri konusu olmuştur. Bugün gelinen durumda üniversitelerimiz dünya ölçeğinde bilim ve bilgi üretecek ve teknolojiye dönüştürecek yetişmiş, konusunu bilen entelektüel insan yetiştiren yapılanmanın çok gerisinde bulunmaktadır. Mevcut hali ile vizyonu kısır ve statükocu bir yapıda bulunmaktadırlar.

Prof. Hasan Yazıcı ve Orhan Bursalının CBT ekinin 881 nolu sayısındaki yazılarında işledikleri konular daha önce Prof. Dr. Cahit Arf’ın da belirttiği gibi yükseköğretimimizin istisnalar dışında üniversiteleşemediğini ve orta öğretim düzeyinden öteye geçemediğini belirtiyorlar. Prof. Hasan Yazıcı Türk üniversiteleri halen “bir düşünce ve bilgi üreten kurum” değiller diyor ve ekliyor “birikmiş bilgiyi, o da yarım yamalak aktarmaya çalışan bir meslek okuludur”. Dolaysıyla bu kurumlarda öğrencilik yapıp profesörlüğe kadar çıkan akademisyenlerde üniversiteyi gördükleri gibi benimsemekte ve aynı şekilde kısır döngü içinde üniversitelilik bilinci gelişmemektedir. Yine CBT ekinin 879 nolu sayısında Levent Sevgi ve Nejat İnce’nin kaleme aldığı “Ülkemizde Ar-Ge, yayın ve insan gelişim ilişkileri” başlıklı makale ülkemizin bilim ve teknoloji yapımında ne denli geride olduğunu ve bunun nedenleri arasında bilimin kurumsallaşamaması vurgulanmaktadır.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.