Birinci Süleyman Han (Kanuni)

Birinci Süleyman Han (Kanuni)

Kanuni sultan Süleyman, İslam halifelerinin yetmiş beşincisi ve

Osmanlı padişahlarının onuncusudur. Yavuz sultan Selim hanın

oğlu, ikinci Selim hanın babasıdır. 1494 senesinde doğup, 1566 da

vefat etti. Süleymaniyye camii yanındaki türbededir. İkinci Süleyman

ve ikinci Ahmed han da bu türbededirler.

1520 de halife oldu. Onüç kere cihad yaptı. Hepsinde zafer

kazandı. Yaptığı donanma, Avrupa’da birinci idi. Atlas

okyanusundan Umman denizine kadar ve Macaristan, Kırım ve

Kazan’dan Habeşistan’a kadar geniş yerleri, Allahü teâlânın dini ile,

adalet ile idare etti.

Almanya İmparatoru ve İspanya kralı olan Şarlken yani beşinci

Şarl 1526 senesinde Fransa’ya saldırdığı zaman, Fransızlar

Osmanlı devletinden yardım istedi. Sultan Süleyman, Barbaros

Hayreddin paşayı büyük bir donanma ile imdada gönderdi. Şarlken,

Fransa ile sulh yapmaya mecbur oldu. Karada da, sultan

Süleyman’ın idare ettiği Osmanlı ordusuna mağlup oldu.

Sultan Süleyman han pek çok hayır ve hasenat yaptı. Sultan

Selim, Şahzadebaşı, Cihangir ve Süleymaniyye camilerini ve

Anadolu ve Rumelinin her yerinde, Rodos ve başka adalarda

müzeyyen camiler, medrese, hastaneler, aşhaneler, yollar, köprüler

yaptı. Kızları, damatları, kumandanları da sayılamayacak kadar çok

hayırlı eserler bıraktı. Kur’an-ı kerimi sekiz kere yazdı.

1526 da Fransa hükümeti, sultan Süleymana sığındı. 1539 da

Osmanlı donanması, Avrupalıların birleşik deniz kuvvetlerini

bozguna uğrattı. 1555 de Süleymaniyye camii ve külliyesi yapıldı.

1559 da Avrupalıların donanmaları ikinci bozguna uğradı. Eyyubde

(Baba Haydar) camiini yaptırdı.

(Kamus-ul alam)da diyor ki, (Sultan Süleymanın kızı Şah

sultan ile damadı Zal Mahmud paşa, Eyyubde Defterdar caddesinde

büyük bir cami yapmışlardır. İkisi de 1562 senesinde vefat ettiler.)

Cami yanındaki türbededirler. Sultan üçüncü Selim hanın büyük

hemşiresi Şah sultan bu camiin yanına bir mektep ve kendi için bir

türbe yaptırdı. Türbede zevci Mustafa paşa ile validesi sultan da

vardır. Sultan Mahmud han ve son olarak 1960 da, başvekil Adnan

Menderes, camii ve türbeyi tamir ettiler.

Oğlu sultan Cihangirin ruhu için, 1559 da Cihangir camiini yaptı.

Cihangir 1552 de Halebde vefat etmiş, Şahzade camii yanında

ağabeyisi Muhammed sultanın türbesine defnedilmiştir. Cihangir

camii üç defa yandı. Son olarak, ikinci Mahmud hanın sadr-ı azamı

silahdar Ali paşa 1823 de yaptırmıştır.

Avrupalıların, Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını

verdiği, Kanuni Sultan Süleyman, padişah olunca önce, memleketin

iç işlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükun temin ettikten

sonra, Avrupa seferlerine başladı.

Avrupa Seferleri

Belgrat Seferi: Yavuz Sultan Selim Han devrinde Osmanlı

Devleti doğu siyasetini takip ederek, hudutlarını emniyete almıştı.

Bu sebeple Sultan Süleyman Han, doğudan emin olarak ilk

seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. Layoş’un, Kutsal

Roma Cermen İmparatoru Şarlken’e güvenerek, Osmanlı elçisine

düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan ve

önceki devirlerde üç defa kuşatılıp alınamayan, Belgrat üzerine

sefere çıktı. 18 Mayıs 1521 de İstanbul’dan hareket eden Kanuni

Sultan Süleyman Han, 29 Ağustosa kadar şehrin çevresindeki

kaleleri fethettirdi. 29 Ağustos 1521 de Belgrat Kalesi de teslim

alınarak, 30 ağustos Cuma günü, şehrin en büyük kilisesi camiye

çevrilip, Cuma namazı kılındı. Belgrat’ın imarı için hazineden büyük

yardımlar yapıldı.

Mohaç Seferi: Macar Kralı II. Layoş’un; Şarlken ile akrabalık

kurup, Osmanlı Devletine karşı İran Safevi Devleti ve Sultan

Süleyman Hanın hakimiyetindeki Eflak ve Boğdan beylikleriyle ittifak

kurması, Papalığın Haçlı ruhu ile Hıristiyanları kışkırtması ve esir

Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultanından yardım istemesi

üzerine bu sefer tertip edildi. 23 Nisan 1526 da İstanbul’dan hareket

eden Kanuni, 29 Ağustos 1526 da Macaristan ve Haçlı ordusunu

Mohaç Meydan Muharebesinde büyük bir mağlubiyete uğratarak,

zafer kazandı. Macaristan Krallığının başşehri Budin (Budapeşte)

dahil Macaristan, Erdel (Transilvanya) Türklerin hakimiyetine geçti.

Avusturya Seferi: Mohaç, Meydan Muharebesinden sonra,

Macaristan’da askeri harekat bitti. Fakat siyasi faaliyetler başladı.

Osmanlı padişahının, Budin muhafazasına ahalinin de arzusuyla

tayin ettiği, Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana Arşidükü

Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527 de

Macaristan’a girip Zapolya’yı mağlub ederek, Budin’i işgal etti.

Macaristan’daki hudut hadiseleri ve Zapolya’ya yardımda bulunmak

üzere Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529 da Avusturya Seferine

çıktı. Ferdinand’ın işgalindeki Budin 8 Eylül 1529 da teslim alındı.

Zapolya 14 Eylülde Osmanlıya sadık kalmak şartıyla Kral Yanoş

ünvanıyla Macar tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde

Avusturya’ya girdi ve 25 Eylülde Viyana önlerine geldi. Viyana’nın

teslimini isteyen Sultan Süleyman Han, teklifin kabul edilmemesi

üzerine; 27 Eylül 1529 da şehri kuşattı.

1529 Avusturya Seferinde Türk akıncıları Osmanlı Tarihinin en

büyük akın hareketini yaptılar. Avusturya, Güney Almanya toprakları

Türk akıncılarınca çiğnenerek, bütün Avrupa Osmanlıların

azametini, şaşasını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru

Şarlken korktuğundan, meydan muharebesi için ortaya çıkamadı.

Mevsim ve şartların elverişsiz olması üzerine Osmanlı padişahı,

ordusuyla 16 Ekim 1529 da Viyana’dan Budin’e hareket etti. 1530

da Arşidük Ferdinand’ın elçi heyeti İstanbul’da sultanla görüştü.

İsteklerinde samimi olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken

tekrar Budin’i kuşattırdı. Şehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar

tarafından müdafaa edilerek, kuşatma kaldırttırıldı.

Alman Seferi: Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in

ve kardeşi Avusturya ve Bohemya Kralı Ferdinand’ın Macaristan’ın

içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman Handan

yardım istedi. Padişah, 25 Nisan 1532 de Alman seferine çıkıp, yüz

yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Şarlken 250.000

kişiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya

cesaret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman

ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla

neticelendi. Sultan Süleyman Hanın, Alman Seferi münasebetiyle

Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan muharebesinden

kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 tarihli İstanbulAntlaşmasıyla

Osmanlı Devletinin ve Sultanın üstünlüğünü kabul etti. İstanbul

Antlaşmasına göre:

1) Kral Ferdinand, Sultan Süleyman Hanı baba ve metbu

(kendisine tabi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeş” diye hitap

ettiği veziriazamla eşit sayılacaktır. 2) Kral Ferdinand, Osmanlı

ülkesine tecavüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle

ahalisini kendi tebaası bilecektir. 3) Kral Ferdinand, Macaristan

üzerindeki veraset iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve

kuzey batısındaki arazisinin hakimi olacaktır. 4) Macar Kralı Yanoş

ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceği hudut

geçerli olacaktır. 5) Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın kızkardeşi

Maria’nın kocasından miras kalan malikhane, geçimi için ihsan

edilecektir. 6) Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.

Avrupa’da, Fransa’dan başka Avusturya’nın da Osmanlı

Sultanının himayesini kabul etmesiyle Şarlken’in “Avrupa

İmparatorluğu” kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin takib ettiği

cihanşümul dünya hakimiyeti siyaseti gereğince, Kanuni Sultan

Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sahibi

oldu.

Boğdan Seferi: Osmanlı Devletinin düşmanlarıyla işbirliği

yapan Boğdan Voyvodalığının bazı hareketleri üzerine sefere karar

verildi. 8 Temmuz 1538 de İstanbul’dan hareket eden padişahın,

Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile ahalinin canına,

ırzına, malına, mülküne ve hatta tarlasındaki ekili mahsulüne zarar

verdirtmeden hareketi güzel bir adalet örneği oluyordu. Mimar Sinan

bu seferde, kenarı bataklık bir araziye sahip, Prut Nehri üzerine

büyük ve sağlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna

devam etmesini temin etti. 15 Eylül 1538 de Boğdan Voyvodalığının

merkezi Suçava’ya girildi. Ahali İslam dininin adaletini temsil eden

ve Avrupa’ya medeniyet götüren Osmanlıyı istediğinden, Voyvoda

kaçmak mecburiyetinde kaldı. Boğdan meselesini halleden Sultan

Süleyman Han, büyük ganimetlerle 27 Kasımda İstanbul’a döndü.

Budin Seferi: Osmanlı Devletine tâbi Macaristan Kralı Yanoş

ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifadeyle Budin’e büyük bir

Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle, Sultan

Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541

de İstanbul’dan hareket eden padişahın yaklaşmakta olduğunu

haber alan düşman, Tuna Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı

ordusunun mahirane hareketiyle 21/22 Ağustos gecesi imha edildi.

İstabur Zaferiyle Budin ve Macaristan, antlaşmaya sadık kalmayan

Avusturya-Alman Kralı Ferdinand’ın istilasından kurtarıldı.

Macaristan Osmanlı Devletine katılarak, 30 Ağustos 1541 de Budin

Beylerbeyliği ve idare teşkilatı kuruldu. Budin’in en büyük kilisesi

camiye çevrilip, “Fethiye” adı verildi. Kanuni bu camide, Ebüssü’ud

Efendinin imametinde 2 Eylül 1541’de ilk Cuma namazını kıldı.

Budin’de adaleti tesis ettirdi. Defalarca verdiği sözü tutmayarak,

tekrar riyakârca Macar Krallığına talib olduğunu iddia eden Kral

Ferdinand’ın isteği Osmanlı Devletince reddedildi.

Kral Ferdinand, 1542 yazında, yıllık vergi karşılığında Macar

Krallığının kendisine verilmesini tekrar teklif ettiyse de bu teklif

dikkate alınmadı. Ferdinand, Budin’in bir Türk eyaleti olmasından

ürkerek, telaşa kapıldı. Avrupa’da Türk-İslam tehlikesinden

bahsederek, propagandaya başladı. Avusturya, Alman ve diğer

Avrupa milletlerinden 100.000 mevcutlu büyük bir Hıristiyan ordusu

topladı. Peşte Kalesini kuşatan müttefik Avrupa ordusuna karşı,

Budin Beylerbeyi Yahya Paşazade Bali Bey, sekiz bin askerle

müdafaada bulundu. 17 kasım 1542 de Osmanlı ordusunun başında

istanbul’dan hareket eden Sultan Süleyman Han, henüz yoldayken,

24 Kasımda düşmana karşı gece taarruzuyla Peşte Zaferi kazanıldı.

Müttefik Avrupa orduları perişan bir halde kaçarken imha edildi.

Düşmanlardan pekçok esir ve ganimet alındı. Zafer haberi padişaha

ulaşınca Edirne’de kaldı.

Avusturya Seferi: Estergon Seferi de denilen bu sefere,

Osmanlı eyaleti haline gelen Budin’in emniyet ve teşkilatını

pekiştirmek için çıkıldı. Padişahın emriyle Budin Kalesine İslam ahali

iskan edilip, dini müesseselerin yapımına başlandı. Âlimler tayin

edilerek Avrupa’ya İslam dininin daha da yayılarak, yerleşmesi için

faaliyetler genişletildi. 23 Nisan 1543 de İstanbul’dan hareket eden

Kanuni yol boyunca alınması lüzumlu mevkileri fethettirerek 29

Temmuz 1543 de Tuna Nehri sahilinde ve Budin yakınlarındaki

başpiskoposluk merkezi Estergon önüne vararak şehri kuşattı.

Estergon Kalesindeki Alman, İtalyan ve İspanyol muhafız

askerleri teslim teklifini kabul etmeyince, devrin en büyük ve tesirli

ateşli silahlarına sahip Osmanlı ordusu, 315 topla kaleyi döğmeye

başladı. Kanuni’nin en muhteşem seferlerinden biri olan Estergon

Seferine gayet planlı ve tedarikli çıkılmıştı. Anadolu ve Rumeli

orduları padişahın maiyetinde, çeşitli sınıfların aldığı sefer tertibi,

mühimmatı ve erzağı mükemmeldi. Estergon, Osmanlı kuşatmasına

on iki gün mukavemet edebildi. 10 Ağustosta müdafilerin çekilip,

gitmesine müsaade edildi. Şehrin en büyük kilisesi camiye

çevrilerek Kanuni Sultan Süleyman Han, Cuma namazını burada

kıldı.

Osmanlı fütühatı, Avrupa’da devam ederek eski Macar

krallarının taht merkezi İstolni-Belgrat 20 Ağustosta kuşatıldı. 4

Eylülde fethedilen İstolni-Belgrat’ta büyük kilise camiye çevrildi.

Mevsim ilerlediğinden Padişah, 7 Eylülde İstanbul’a hareket etti.

Avrupa’daki fetihler durmayıp, Budin Beylerbeyi Avusturya

kalelerine karşı harekatı devam ettirdi.

On altıncı yüzyılın ortalarında Avrupa’da Osmanlı askeri

kuvvetlerinin bu muhteşem başarıları yanında Akdeniz’de ve Atlas

Okyanusunda hepsi birer denizkurdu olan Türk leventleri de

Osmanlı bayrağını şan ve şerefle dalgalandırıyorlardı. Bu kara ve

deniz harekatlarından Fransa da menfaatleniyordu. Mukaddes

Roma-Cermen İmparatoru ünvanı taşımak arzusuyla Avrupa

siyasetinde hakim rol oynamak isteyen Şarlken’in elinde esir olan

Fransa Kralı I. Fransuva, annesi vasıtasıyla Kanuni’den yardım

talep ediyordu. Fransızlara yardım eden Osmanlılardan korkan

Şarlken, Kanuni’yle antlaşmak için elçilik heyeti gönderdi. Osmanlı

devlet adamları tarafından kabul edilen Şarlken ve kardeşi

Ferdinand’ın elçilik heyetleri ile uzun süren müzakereler oldu. 13

Haziran 1547 Antlaşması’na göre, Almanya ve Avusturya

Osmanlılara yıllık otuz bin Duka vergi vermeyi kabul ettiler.

İmparator ünvanını kullanmamayı kabul eden Şarlken İstanbul

Antlaşması’nı 1 Ağustos’da imzalayınca Osmanlı padişahı da bu

antlaşmayı 8 Ekim 1547 de tasdik etti.

Zigetvar Seferi: Osmanlı ordusunun İran seferlerinde, Safevi

Devleti ile Papalık ve Hıristiyan devletler bir olup aralarında

anlaşarak Avusturya ve Macaristan’da çeşitli hadiseler

çıkartıyorlardı. 1562 Osmanlı-Avusturya Antlaşması’nda kabul

ettikleri vergiyi ödemedikleri gibi yeni Kral II. Maksimilyan’ın olumsuz

tutumu ve Zigatvar Kalesindeki düşman kuvvetlerin ahaliyi taciz

etmeleri üzerine, Osmanlı ordusu başlarında Sultan olduğu halde 1

Mart 1566 da İstanbul’dan hareket etti. Sultan Süleyman Han, on

üçüncü olarak çıktığı bu seferinde yetmiş üç yaşındaydı. Hayatı,

seferden sefere koşarak insanlığı, Hakka kavuşturacak yola davetle

geçmişti. Bir takım hastalıklarla durumu iyi olmayan, ayaklarında

nikris hastalığı bulunan Padişah, zulmün önüne geçmek, ahalinin

huzur ve güveni için, hasta haliyle Osmanlı tarihinin en muhteşem

askeri harekâtı kabul edilen sefere bazen araba, bazı yerde

tahtırevan ile gidiyor ve yerleşim merkezlerine girileceği zaman, ata

binerek en muteber psikolojik metodları tatbik ederek ilerliyordu.

1566 Ağustos başında kuşatılan Zigetvar Kalesini, Zerniski Makloş

müdafaa etmekteydi. Günlerce süren kuşatmada birçok defa umumi

hücumlar yapıldı. Zigetvar Kuşatmasından iyice bunalan Kont

Zerniski, Eylül başındaki huruc harekatında öldürülünce 7 Eylülde

kale fethedildi. Kanuni 6-7 Eylül gecesi vefat ettiyse de, askerin

moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu.

Bu sefer ile Zigetvar’dan başka; Güle, Lügos ve diğer bazı kaleler

de fethedildi.

Doğu Seferleri

Kanuni, batıda Hıristiyan Avrupa devletleri ile mücadele

ederken, İran’daki Şii Safevi Devleti de, Mukaddes Roma-Cermen

Devletiyle Osmanlılara karşı ittifak kurup, Doğu Anadolu’da hududa

tecavüz ettikleri gibi, Sünni ahaliye de zulmediyorlardı. Safevilerin

ajanları Osmanlı ülkesinde faaliyet gösterip, Celaliler vasıtasıyla iç

isyanlar çıkarmak istiyorlardı. Şah Tahmasb’ın bu düşmanca

davranışları yüzünden Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27

Ekim 1533 de Vezir-i azam Makbul İbrahim Paşayı İstanbul’dan

doğuya gönderen Sultan’ın kendisi de, baharda sefere çıktı.

Irakeyn Seferi: 11 Haziran 1534 de İstanbul’dan hareket eden

Kanuni Sultan Süleyman Han, 20 Temmuzda Konya’ya geldi.

Konya’da Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesini ziyaret edip,

Kayseri-Sivas-Erzincan yoluyla 27 Eylülde Tebriz’e girdi. Safevilerin

zulmünden bunalan şehir halkı, Kanuni’yi ve Osmanlı ordusunu

sevinçle bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Yavuz Sultan Selim Hana

karşı 1514 Çaldıran mağlubiyetinin hâlâ tesirinde olan Safeviler,

devamlı Osmanlılardan kaçıp, meydan muharebesi için ortaya

çıkamıyorlardı. Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden

memnun olan ahali, âlimler, kale ve şehir hakimleri padişaha

bağlılıklarını arz ettiler. Hazret-i Ali ve Hazret-i Hüseyin’in

makamlarının bulunduğu Kerbela ve Hanefi mezhebinin kurucusu

imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin kabrinin bulunduğu Bağdat Valisi

Zülfikâr Han ve büyük İslam âlimi ve Veliy-yi kâmil Abdülkadir-i

Geylani’nin memleketi Geylan Hakimi Malik Muzaffer, Sultan

Süleyman Hana bağlılıklarını bildirdiler. 24 Kasım 1534 de Bağdat’a

giren Osmanlı ordusunun ardından, Azamiyye’de imam-ı a’zam’ın

kabrini ziyaret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra,

Kanuni Sultan Süleyman Han, 30 Kasımda şehre girdi. Bağdat’ta

ahalinin, âlimlerin, kumandanların ve devlet adamlarının bulunduğu

bir sırada şükür ifadesi olan dini merasim yapılarak, ihsanlarda

bulunuldu.

1534-1535 kışını Bağdat’ta geçiren Sultan, burada Osmanlı

devlet teşkilatını tesis ettirdi. Bağdat’ın mübarek beldelerini,

Kerbela’da Hazret-i Ali ve Hazret-i Hüseyin’in makamlarını ziyaret

etti. Geylan’da Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kabrine türbe ve

yanına imaret, imam-ı a’zam’ın kabrine türbe yaptırdı. Safevi

tehlikesini kesin olarak bertaraf etmek isteyen Kanuni, Şah

Tahmasb’ın Van istikametinde olduğu haberi üzerine, harekete

geçti. 1 Temmuz 1535 de Tebriz’e gelen Osmanlı Sultanı, devamlı

kaçan Şah Tahmasb Safevi’yi takip için İran içerisine girildiyse de

karşı çıkan olmadı. Avrupa devletlerinde ve Safevilerden elçi

heyetlerini kabul eden, Sultan Süleyman Han, dönüşünde de

Mevlana Muhammed Şems-i Tebrizi’nin makamı dahil mübarek

beldeleri ziyaret ederek Tebriz-Diyarbekir-Antakya-Adana-Konya

yoluyla 8 Ocak 1536 da İstanbul’a geldi.

Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem fethedildiği için “İki Irak seferi”

manasında Irakeyn Seferi adı verilen bu hareketin neticesinde,

bölgedeki Şii Safevi hakimiyeti sona erdirilip, Bağdat dahil Basra,

Osmanlı ülkesine katıldı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN