Biyogüvenlik kanunu ve uygulamaları

Biyogüvenlik kanunu ve uygulamaları

ANKARA (A.A) – TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 21. Yüzyıl’ın sadece enerji kaynaklarının etrafında değil, tarım ve su kaynaklarının etrafında şekilleneceğini, bu alanlarda başarılı olan ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak da güçlü olacağını söyledi.

TOBB bünyesindeki Gıda Sanayi ve İçecek Sanayi meclisleri tarafından düzenlenen ”Biyogüvenlik Kanunu, Uygulamaları ve Sektöre Etkileri” konulu çalıştayın açılışında konuşan Hisarcıklıoğlu, tarımsal üretim ve gıdanın önemine işaret ederek, Çin ve petrol zengini birçok gıda ithalatçısı ülkenin, Ukrayna’da, Afrika’da, Avustralya’da uzun vadeli topraklar kiralayarak üretim yapma yoluna gittiğine dikkat çekti.Dünya nüfusuna yılda ortalama 70 milyon kişinin eklendiğini hatırlatan Hisarcıklıoğlu, biyoyakıt üretiminin de artmasıyla tarımsal ürünlere olan talebin nüfustan bağımsız olarak hızla yükseldiğini vurguladı. ABD’nin biyoyakıt için tükettiği tahıl miktarının son birkaç yıl içinde 19 milyon tondan 36 milyon tona çıktığını kaydeden Hisarcıklıoğlu, bunun gıda fiyatlarını da olumsuz etkilediğini belirtirken, ”Gıda fiyatları ile enerji fiyatları at başı gidiyor. Enerji fiyatlarındaki artış da tahıl fiyatlarını yükseltiyor. Gıda fiyatlarındaki artış küresel eşitsizlikleri artırıyor. Fakir ülkeler gelirlerinin daha büyük bir bölümünü gıdaya ayırmak zorunda kalıyor” dedi.

Dünya nüfusunun 2050’ye kadar 3’te bir oranında artacağını, bu dönemde tarımsal ürün talebinin yüzde 70 artması, et talebinin 2’ye katlanmasının beklendiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, su kaynaklarındaki azalmanın tarımsal üretimi olumsuz etkilediğine işaret etti.

Biyoyakıt üretimi yanında, orta sınıfın genişlemesi, beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle tarımsal üretimin nüfus artışından bağımsız olarak artırılması gerektiğini vurgulayan Rifat Hisarcıklıoğlu, tarımsal üretimin ancak daha fazla yatırım, verimi yükseltmek ve biyoteknoloji ile artırılabileceğine dikkati çekti.

Tarımsal üretimi artırmada biyoteknoloji ve GDO kullanımı konusunda kamuoyundaki endişelerin giderilmesi gerektiğini belirten TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, konudan uzak, uzman olmayan kişilerin bu konudaki olumsuz beyanlarının, dördüncü büyük üretim sektörü olan gıda ve içecek sektörüne zarar verdiğini söyledi.

Gıda ve içecek sektöründe, yüksek ihracat imkanına sahip, uluslararası kriterlerde çalışan birçok şirket bulunduğunu da kaydeden Hisarcıklıoğlu, şu bilgiyi verdi:

”Gıda ve içecek sektörünün toplam büyüklüğü, 2009 yılına göre yüzde 18 artarak 2010 yılı itibariyle 190 milyar liraya ulaştı. Yurtiçi tüketim harcamalarının yüzde 23’ü gıda ve içecek sektörüne yönelik. Gıda ve içecek imalatında, 39 bin kayıtlı işletme ve 370 bin kayıtlı istihdam bulunuyor. İstihdam geçen yıla göre 20 bin arttı. Sektördeki işletmelerin yüzde 99’u KOBİ.

Yüzde 82’sinde 10 kişinin altında istihdam var. Sektör geçen yıl 6,7 milyar dolar ihracat, 3,4 milyar dolar ithalat yaptı, 3,3 milyar dolar ticaret fazlası verdi. Ticaret fazlası 2009’a göre yüzde 10 arttı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  2 milyon çiftçi borç batağında

Türkiye’nin etrafındaki, AB, Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi bölgelerin toplam nüfusu 1 milyar ve buralardaki gıda ticareti 632 milyar dolar. Türkiye bu ticaretten şimdilik yüzde 1 pay alıyor. Doğru bir planlama ve desteklerle bu sektörler, istihdamın ve ihracatın yıldızı olabilir.”

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, tarımda Ar-Ge’nin önemine işaret ederken, Brezilya’nın, gıda ithalatçısı bir ülke konumundan, dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı ülke konumuna geldiğine, son 10 yılda tarım ürünü ihracatını 5 kat, et ihracatını 9 kat arttırdığına dikkati çekti.

-TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI MÜSTEŞARI MİRMAHMUTOĞULLARI

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları da Türkiye’nin bir gen merkezi durumunda olduğunu belirterek, bu gen kaynaklarının korunması amacıyla GDO’lu tarım ürünleri konusunda çok hassas davrandıklarını, aynı nedenle Cartagena sözleşmesine taraf olunduğunu söyledi.

GDO’lu tohum kullanımında, yüzde 10 düzeyinde de olsa ”dışa döllenme” sorunu yaşandığına işaret eden Mirmahmutoğulları, Türkiye’deki tarım arazilerinin çok parçalı olması nedeniyle bu bulaşma riskinin daha yüksek olduğuna dikkati çekti ve işletme büyüklüklerinin artırılması için toprak toplulaştırmasına büyük önem verdiklerini anlattı.

Türkiye’de GDO konusunda alınan önlemler ve yapılan düzenlemeler hakkında bilgi veren Mirmahmutoğulları, şöyle konuştu:

”Türkiye önceden develerin hamudu ile girdiği bir ülke idi. Genetiği değiştirilmiş ürünler de serbestçe giriyordu. Devlet sormuyordu. Getiren beyan ederse, GDO’lu olduğu biliniyordu.

Biyogüvenlik Yasası çıkmadan önce Türkiye Tanzanya’daydı. Kanun çıktıktan sonra bir Avrupa ülkesi gibi. Biz genetik çeşitliliği korumak konusunda çok hassasız. Biyogüvenlik Yasası ile sektör bazı sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Esas amaç durumu zorlaştırmak değil. Sektörü, sıkıntıya sokacak unsurlardan arındırmak.”

GDO’lu mısırın en önemli özelliğinin hastalıklara ve yabani otlara dayanıklılık olduğuna işaret eden Mirmahmutoğulları, Türkiye’nin özellikle koçan kurduna karşı 7 mısır çeşidi geliştirdiğini ve bunların GDO’lu mısırların özelliklerini taşıdığını söyledi.

Gıda sanayiinde hammaddede kendi kendine yeterliliğin büyük önem taşıdığını vurgulayan Mirmahmutoğulları, geliştirilen tohumlar sayesinde, Türkiye’de mısır üretiminde rekor kırıldığına, çeltik üretiminin 860 bin tona ulaştığına dikkati çekti. Soya üretimini artırmak için ”alımda devlet garantisi verilmesi” için öneride bulunduklarını açıklayan Mirmahmutoğulları, er ya da geç bu politikanın uygulanmasının söz konusu olacağını, soya alımına devlet garantisi verilmesi halinde hiç görev zararı oluşmayacağını belirtti.

Türkiye’nin gıdada kendine yeterli konumda ve net ihracatçı durumunda olduğunu anlatan Mirmahmutoğulları, geçen yıl 4,5 milyar dolar olan net tarım ihracatı tutarının, sanayide kullanılan kauçuk, odun, pamuk gibi ürünler dışarda bırakıldığında 5 milyar dolar düzeyine ulaştığını söyledi.

Mirmahmutoğulları, ”Kauçuk Türkiye’de üretilmiyor ve sanayide kullanılıyor. Kağıt üretimi için odun ithal ediliyor. Bunlar ithal edilirken tarım ürünü görünüyor, ama ihracatta sanayi ürünü olarak yer alıyor. Bu nedenle Türkiye’nin tarımsal ürün ihracat fazlası aslında 5 milyar dolar” dedi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  21 bin çiftçinin borcu yeniden yapılandırılacak

Mirmahmutoğulları, bir ithalatçının, ”süt proteini ithalatına izin verilmediği” yönündeki şikayeti üzerine, Türkiye’de süt üretiminin 8,4 milyon tondan 12 milyon tona çıktığını hatırlatarak, yerli süt üreticisinin, dolayısıyla sanayicinin korunması, ineklerin kesilmesinin önlenmesi için bazı tedbirler aldıklarını, süttozu üretimine ve ihracatına destek verdiklerini anlattı.

Vedat Mirmahmutoğulları, ”Süt proteinini getiriyor, suyun içine dolduruyor, süt mamülü diye satıyor. Bizim üretici de sütünü satamıyor. Bunun için biz Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan talepte bulunduk. Bu talebimiz doğru. Üretici için de sanayici için de doğru. Üreticiyi yaşatmamız lazım” dedi.

-BİYOGÜVENLİK KURULU BAŞKANI PROF. DR. HAKAN YARDIMCI

Toplantıda Biyogüvenlik Kurulu’nun çalışması hakkında bilgi veren Kurul Başkanı Prof. Dr. Hakan Yardımcı, kurulun sadece bilimsel nitelik taşımadığını, karar mercii olduğunu ve kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığını söyledi.

Prof. Dr. Yardımcı, ”Kurulumuz, kamudan bağımsız çalışıyor. Herhangi bir empozisyon yok. Bakanlığın elemanı değiliz. Mevzuat oluşturulurken, AB direktifleri, Cartagena Biyogüvenlik Sözleşmesi yanında ülke gereksinimleri de dikkate alındı. Biz karar alırken AB?yi taklit etmek zorunda değiliz. Kurul bir karar mercii ve bağımsız çalışıyor?? diye konuştu.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Arslan da yaptığı konuşmada halen 17 laboratuvarda GDO analizi yapılabildiğini, geçen yıl 2 binden fazla gıdanın analiz edildiğini ve GDO?lu hiçbir gıdanın ithalatına izin verilmediğini söyledi.

Arslan, ”Gıda ithalatında önceden sadece etiket bilgilerine bakılıyordu veya ithalatçıdan (GDO yoktur) diye taahhütname alınıyordu. Şimdi analiz yapabiliyoruz?? dedi.

GDO içermeyen ürünlerin etiketine ”GDO içermez”? ibaresinin yazılmasında bazı sorunlar bulunduğunu kaydeden Arslan, ”GDO çalışması bulunan 17 ürün yanında, hiç GDO çalışması yapılmayan ürünler konusunda da bu beyanın kullanılması söz konusu. O zaman, GDO olmadığı halde beyan yapılmayan ürün GDO’luymuş gibi algılanıyor. Sadece eşdeğer ürünlerin etiketinde bu beyanın kullanılması yönünde çalışma yapılıyor” diye konuştu.

TOBB İçecek Sanayii Meclis Başkanı Beyhan Yaşar da toplantının açılışında yaptığı konuşmada, artık ekonomide ”büyüme” ve ”sürdürülebilirliğin” birlikte düşünüldüğünü belirterek, sürdürülebilirliğin sağlanması için, sektörde, sağlıklı, adil ve doğru bir mevzuatın oturtulması gerektiğini söyledi.

AB’ye mevzuat uyumu ile yeni bir döneme girildiğine işaret eden Yaşar, gıda kanununa ilişkin bazı yönetmeliklerin tamamlanmaması nedeniyle bazı sorunlar yaşandığını belirtti. İçecek sektöründe ÖTV’nin yüksekliği, kaliteli hammadde bulunmaması gibi sorunlar olduğunu kaydeden Yaşar, sektörün sağlıklı gelişmesi için halkın biyoteknoloji ve GDO konusunda doğru bilgilendirilmesi için bu çalıştayı düzenlediklerini söyledi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın