Bugünün Deccalı Kim?

Bugünün Deccalı Kim?

Soru: İyilerle kötüler aynı yolda beraber yürüyebilirler mi?

Cevap: İyi hasletler ile kötü hasletler belirlenmiş ortaya konmuşsa, yürüyemezler.

Yönetici kademesinde bulunan ama bu kademeden düşmemek için olanca gücüyle çaba gösteren kişi, ”Beraber yürüdük biz bu yollarda” diyordu bir zaman önce. Peşine takılıp yürüyenlerin o kadar çok olacağını ummamıştı. Memnun gibiydi yürüdüğü ve yürüttüğü yoldan. Derken bir deprem oldu; yürünülen yol, derinden gelen baskıyla sallanmaya çatırdamaya başladı. Endişe ve korku bürüdü suratları. Oluşan panik, kimilerinde, yolun sağına mı kaçsak, solunda mı yurvarlansak arayışlarına yöneltti. Yönetim kademesindeki o kişiden ‘beraber yürüdük biz bu yollarda sözleri duyulmuyordu artık. Duyulan, hiddet, hırçınlık histerisi içinde ”yola devam edilecek” çıkışları idi.

Yönetici kişinin peşine taktığı kişilerce gidilen yolun, ‘sırat-ı müstakim’ denilen yol olduğu söylenebilir miydi?

Sırat-ı müstakim denilen yol, derindeki özellik hesap edilip inşa edileceğinden, derinden gelen baskılara mukavemet gösterir. Derinden gelen baskılarla çatırdayan yolun ‘sırat-ı müstakim’ olduğuna şüphe edilir.

2010 yılının 12 Eylül referandumuyla yeni bir yol çıkarıldı milletin önüne. Millet iki kısım oldu. Bu yolu kesinlikle reddedenler; kendilerinden bildikleri kişi çağırdığı için tereddüt etmeden bu yola girenler. Referandumdan üç yıl sonra bizdendir denilen kişinin ardından gidilen bu yol, umulmayan zamanda alttan gelen umulmayan baskıyla çatırdamaya başlamıştı. Vaveylalar yükseldi. Kişiler birbirlerinden şüphelenmeye, şüphelendiklerine en hafifinden ‘hain’ etiketini yapıştırmaya başladılar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SIR KÂTİBİ İDRİS SABİH BEY

Yağmurda ıslanarak yürünen yolda zihinler zatürre olmuştu galiba!

İslam Hukuk Tarihçisi Ahmet Akgündüz, sarsılan yolun panikleyicilerine, sağlıklı oldukları ihtimaliyle itidal çağrısında bulundu önceleri. Ama yolun yolcuları itidalin anlamını kavrayamıyordu ki! Yola alttan gelen baskı devam ediyor, panikleyenler, birbirini suçlamaya devam ediyordu.

Ahmet Akgündüz Hoca itidal çağrısının işe yaramayacağını farketti galiba. Ya yolun çatırtısını giderecek usulü bilmiyordu, ya da o usulü bazı beklentiler boşa çıkacak endişesiyle, söyleyemiyordu. Birden bire, ‘deccal’ içerikli hadisi kamuoyuna naklettti.

Akgündüz Hoca’nın birdenbire ‘deccal’ içerikli hadisi nakletmesinin sebebi olmalı. Şimdi bu hadise bakalım, Akgündüz Hoca’nın bu hadis mealini ortaya çıkarmasının sebebini bulmaya çalışalım:

”Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslam’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev’-i beşeri herc ü merc eder ve koca Âlem-i İslam’ı esaret altına alır”.

Ahir zaman, bitişe yakın zamandır. Düzenin alt üst olacağı işaretlerinin başladığı zamandır. Zararı şiddetli şahıslar rollerini oynamaya başlamışlardır. Toplum çare arar duruma gelmiştir. Hakikat ehli kimseler ortada görünmediğinden, bâtılı hak gösteren biri ya da birileri ortaya çıkıp çaresizlere umut vaadetmeye başlar. Bu suretle ardında kıyamet sahnesi olan devasa kapı toplumun önünde açılmış olur.

Akgündüz Hoca, zikredilen bu hadise kendinin anlam vermesi gerekirken, Bediüzzaman’ın yüz yıl önceki görüşünü aynen tekrar etmiş. Bediüzzaman’ın verdiği anlam elbetteki doğru. Ama bu doğru, ”Beraber yürüdük biz bu yollarda” namesi eşliğinde yola revan olanların ne korkusunu ne de endişesini gidermeye yetmeyecek. Çünkü, ne hadis mealini ne de Bediüzzaman’ın sözünü çatırdayan yolun panikaze mensupları anlayabilecek efsafta değil.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Furkan Suresi'nde 'Furkan' Nedir? 'Nezîr' Kimdir?

Bediüzzaman’dan nakledilen alıntının bir cümlesine beraber bakalım, Akgündüz Hoca’nın çatırdayan yolun tabilerine, panikten kurtaracak etkili bir reçete çıkarmasını umalım:

 

”Ey ehl-i iman!.. Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız!..”

 

Beraber yürütmeye alışmış yöneticinin ardına takılıp gidenlerin, gidilen yolun ‘sırat-ı müstakim’ adlı yol olmadığının anlamaları gerekiyor demek ki. Çünkü ehl-i imana sırat-ı müstakim yaraşıyor. Bunun için akılların başlara gelmesi gerekiyor. Zilletin var olduğunun bilinmesi gerekiyor gidilen bu yolda.

‘Beraber yürüdük biz bu yolda’ namesi, büyü mü içeriyordu acaba ki, ehl-i imanın aklının başından uzak tutulmasına sebep oldu bu yol?

Şimdi, ilimadamlarının ‘hakikat ehli’ olanlarına görev düşüyor belli ki.

Ehl-i iman denilenlerin aklını başına getirecek çözüm ilimadamı bilinenlerce ortaya çıkarılmazsa, çatırdayan yol, zalimlerin esaretini değilse de mutlaka cemadatın esaretini netice verecektir.

Bugüne kadar yazılmış itikat kitapları, Deccal’ı kıyamet alameti olarak gösteriyor. Tedirginliklere bakılırsa kıyamet yaklaştı gibi. Peki deccal kim?

İbrahim Faik Bayav

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın