DOLAR 16,7144 0.41%
EURO 17,5034 0.58%
ALTIN 974,890,21
BITCOIN 326334-2,23%
Adana
30°

AÇIK

13:13

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Bulgarlar
133 okunma

Bulgarlar

ABONE OL
15 Ağustos 2015 13:09
Bulgarlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bulgar Türkleri’nin ana yurdu neresidir?
“Bulgar Türkleri, Hun Devleti’nin çözülmesini takip eden hareketler neticesinde ilk defa Avrupa sınırında görüldü. Bu dönemdeki Bulgar Türkleri ile ilgili olarak Priskos’da şunları okuyoruz: 463 sıralarında Onogurlar, Ogurlar ve Saragurlar Bizans’a elçi gönderdiler.
Kaynaklardaki belgelere dayanarak Ogurlar ile Bulgar Türkleri’nin kast olunduğunu biliyoruz. Muhtelif oymakları birleştiren vasıf Ogur olmalarıdır. Mesela; on-ogur = 10 Ogur, Saragur = Beyaz Ogur, Oturgur = 30 Ogur. Otuz (Türk Bulgar lehçesinde otur).
Saragur elçileri, yeni yurt aradıkları sırada Ağaçeriler’e hücum ederek onları imha ettiklerini bildirdi. Birkaç yıl sonra Saragurlar Bizans’ın müttefiki sıfatıyla Persler’e karşı savaşarak İberya’yı (bugünkü Gürcistan’ı) ve Ermeni ülkelerini tahrip ettiler. Daha sonra oymak birliğinin zayıflaması ve başka birlik halinde teşkilatlanmaları nedeniyle Saragur ve Ogurlar’ın sesi kesiliyor.
Bu birliklerden bir tanesi Oturgur adı altında Kafkasya’da kaldı ve esas kitlesi Don ile Kuban nehirleri arasında yerleşti. Bu esas kitle etrafında toplanan oymaklarOnogur adını aldı.
Eski bir teşekkül olan Onogur bu suretle tekrar canlandı. Don ile Dinyeper arasına göç eden ikinci birlik Kutrigur adını aldı.
… M.S. 2.yüzyılda Bulgar Türkleri, Ural Nehri çevresinde oturmuşlardır… Bulgar Türkleri’nin anayurdu aşağı Volga ve Ural arası olamaz. Bulgar Türkleri büyük ölçüde hayvan besledikleri için, kurak step, esas konakları olmaya elverişli olmayıp Kuybişef Orenburg hattının güneyinde uzanan otlu step daha müsaittir. Bulgar Türkleri’nin faaliyet sahaları, Ural Nehri çevresi ile güneydeki Kuru Bozkır’a kadar uzanmış olabilir.
Ural nehri çevresindeki ana yurt, Bulgar Türkleri’nin Avrupa’daki en eski yurtları değildir. Çünkü, Bulgar Türkleri Ogur (oymak birliğinin Onogur) adını Ural Nehri çevresi ile hiçbir zaman teması olmayan kavimlere de vermişlerdir. Nitekim Vogullar’ın ve Ostyaklar’ın bugün dahi adları Uğra’dır.
Bugün bu kavimler ayrı sahalarda oturuyorlarsa da, kaynaklar onların 11. yüzyılda Ural Dağları ve Kama Nehri’nin yukarı mecrası ile Peçora arasında oturdukları ve bu sırada kendilerini Uğra ve yurtlarını Ugriya, Yugriya olarak adlandırdığına tanıklık etmektedir.
Şu halde; 10. yüzyılda Ugriya’yı kaynaklar Ural Dağları’nın doğu tarafında göstermektedir.s 14. yüzyıl ortalarında Yugra kavmi Ural Dağları’nın batı tarafında da oturmakta ve bir müddet sonra da tamamıyla Ural Dağları’nın doğusundaki Obi Nehri ve bu nehrin kolları çevresinde yerleşmiş bulunmaktadırlar.
Ugra adı, doğrudan doğruya Ogur’dan değil de Onogur kelimesinden çıktığına göre, Ogur oymağının Onogur birliği bu adı kendisine bağlı bazı kavimlere vermiştir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S. 4 –5 – 8)

Chorenaci’ye göre Bulgar oymakları hangileridir?
“Piskopos Mozes Chorenaci’nin coğrafyasına göre, Bulgar Türkleri’nin oymakları Kup’i, Duç’i, Ç’dar Bulgarları ünvanlarıyla adlandırılır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.17)

Ç’dar Bulgarları kimdir?
“Ç’darlar da Kidar Bulgarları’dır. Kidar kavmi 5. yy. ortasında (Priskos 468 ve 456 arasında anmaktadır) Persler’e karşı yapılan harplerde önemli rol oynamaktadırlar. Kidaritler İranlılar’a göre, İran’ın komşusu olarak Hazar Denizi’nin güneydoğu kısmında yaşıyorlardı. Komşu olmaları nedeniyle Persler’in tesiri altında kalmışlar ve Pers kalpağı giyimleri de bu durumu kanıtlamaktadır.
Kidaritler’in 456’da İran’la münasebette bulunmaları, onların 5. yy.ın ilk yarısından önce Hazar Denizi’nin güneyinde oturduklarının delili sayılabilir. Kidaritler’in de Bulgar Türkleri’nden olduğu tespit edilince, Bulgar Türkleri’nin 463 sıralarında Avar akını sonucunda Kafkasya’ya geldikleri iddia olunamaz.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.17)

Kup’i Bulgarları kimdir?
“Kup’i Bulgarları ise, Kuban Bulgarları ve şüphesiz Kuban’ın güneyinde yaşayan oymaktır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.17)

Oturgur Bulgarları kimdir?
“Oturgur Bulgarları Don ve Kuban arasında yaşayan Onogurdurlar.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.17)

Bulgarlar kaç oymaktan oluşur?
“…Doğu kaynaklarına göre Bulgar Türk kavmi üç oymaktan mürekkeptir. Bulgar, Barsula, Esegel.
Bulgar Türkleri’nin Kafkasya’daki yurtlarında da bir Bulgar oymağının adı Barsil’dir. Bu suretle, Volga Bulgar Türkleri’nin bir oymağına ait kaynağın yardımıyla Bulgar Türkleri’nin Hazarlar’ın önünden kaçarak kuzeyde Volga’ya geldikleri sabit olmaktadır.
Tam olarak nereye göç ettiklerini de tespit etmiş bulunuyorum. Söz edilen Ermeni kaynağına göre, Volga yekdiğeriyle birleşen iki koldan mürekkeptir.
Hippia Dağı çevresinde nehrin bir kolu Don, diğer kolu Keraunia Dağı’na doğru uzamaktadır. Sonra doğudan Rhymika dağlarından ayrıca iki kolu gelmekte ve 70 tali kolu teşkil etmektedir.
Türkler’in Atil olarak adlandırdıkları bu nehrin ortasında bir ada vardır .
Buraya iltica eden Barsiller, Hazarlar’ın ve Puşk’un korkusundan kışın doğudan ve batıdan buraya gelmektedirler. Adanın adı siyah adadır. Ptolemaios buraya at adası adını vermektedir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.32-33)

Bulgarlar neden göç etti?
“463 yılında Avarlar’ın akını yeni bir durum yaratmaktadır. Avarlar, Sabirler’in Volga-Ural nehirleri çevresindeki yurtlarını işgal edince, Sabirler de Bulgar Türkleri üzerine akın etmektedir.
Bulgar Türkleri 463’deki göç nedeniyle yeni yurt ararken, elçilerinin Bizans’ta bildirdikleri şekilde Don-Domneç çevresiyle aşağı Dinyeper arasında oturan Ağaçeriler’e saldırmışlardır.
Daha sonra Bizans Devleti’nin yararına geriye dönerek Saragurlar üzerine yürümüşler ve Kafkasya’daki Ermeni ve İberya alanlarını tahrip etmişlerdir.
Sabirler’in doğuyu işgal etmesi ve yolları kesmesi nedeniyle, Bulgar Türkleri Kafkasya’nın batı çevresinde dolaşmaktadırlar.
Bulgar Türkleri’nin nihai yerleşmeleri, Saragurlar’ın önceden yerleşmeye çalıştıkları ülkede olacaktır. Kafkasya’da bütün Bulgar Türk oymaklarını alacak yer yoktur.
Eskiden doğu Kafkasya’da oturan Saragurlar ve diğer bazı Bulgar Türkleri yeni bir zümre halinde Don ve Dinyeper arasında yerleşmektedirler. Don ile Kuban arasında ise, Bulgar Türkleri ile onlara iltihak eden Oturgur doğu kolunu teşkil etmektedirler.
Tanınmış Bizans kaynaklarından Theophanes ve Nikephoros, Bulgar Türkleri’ni bu durumda tanımakta ve batıdaki Kutrigur Bulgarları’nın aslında Kafkasyalı olduklarını bilmektedirler. Onlara göre ‘eski Bulgaristan’ Don ile Kuban arasındadır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.16)

Volga Bulgar Devleti ne zaman yıkıldı?
“Hazarlar’ın, Kafkasya’nın kuzeyindeki ülkeye yaptıkları tazyik, 7. yüzyılın ortasında Volga Bulgar Türk Hanlığı’nı yıktı.
Bulgar Türk oymakları büyük hakan Batbayan ile birlikte Hazar idaresine girdi ve Don ile Kuban arasındaki ana yurtlarında kaldı.
Bu oymak birliğine dahil olan Macarlar da Bulgar Türkleri’nin kuzey komşuları olarak Avar Devleti’nin sınır bölgesinde yerlerini muhafaza ettiler.
Hazarlar’ın merkezi kuvveti, iktisadi teşekkülün muhafazası ve halkın huzurunu sağlamak için bu sınır bekçilerinden (doğuda ve İran sınırında) oturan birkaç oymak Volga boyunca yukarı çekilerek Orta Volga Bulgar Türk Devleti’ni kurdular.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.31)

Bulgarlar Kafkasya’ya ne zaman göç etti?
“Birinci Kafkasya göçlerine dair bir Ermeni kaynağı en eski haberleri vermektedir. Mozes Chorenaci, büyük tarihi eserinde Bulgar Türkleri’nden iki defa bahseder. Birinciye göre, Vagharşag zamanında (M.Ö.149-127) ‘Veghentur-Bulgarlar’ Ermenistan’a göç ettiler.
İkinciye göre İraşag zamanında (M.Ö.127-114) Kafkas eteğindeki Bulgar Türkleri’nin toprağında büyük karışıklıklar oldu ve bir Bulgar Türk zümresi Ermenistan’a gelerek Kog mümbit alanına yerleşti.
Sonuncu vesikanın doğruluğunu şüphesiz kabul edebiliriz. Çünkü Kog sözü Colchis’den başka bir şey değildir ve Agathias adlı müellif, (Colchis’de) Bulgar Türkleri’nin hakikaten Ermenistan’da oturduklarını, Laziha-Colchis adlı bir şehir bulunduğunu ve bu şehir adını vaktiyle Colchis’e Onogurlar’ın gelmesi nedeniyle verildiğini söylemekle bu durumun doğruluğunu teyit etmektedir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.13)

Bulgarlar Balkanlar’a ne zaman göç etti?
“…Bütün Ogur-Bulgar oymaklarının Kafkasya’da uzun müddet ikâmet ettiklerine ve Balkanlar’a 5. yüzyılın 60. yıllarından önce göç ettiklerine karar verilebilir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.12)

Batı Bulgarları’nın Hazarlar nedeniyle göçü
“Hazar ilerleyişinin sarsıntısı, Batı Bulgar Türkleri üzerinde çok şiddetli oldu. Kurt’un küçük oğlu Esperüh idaresindeki Kutrigurlar’ı da harekete geçirdi. Han kendisine tabi halkın önemli bir kısmı ile Don-Dnyeper arasındaki yurttan Besarabya’ya göç etti.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.31)

Kurt idaresinde Volga Bulgar Devleti
“Kurtuluş hareketi, ana yurtta kalan Oturgurlar’ın ahfadı arasında başlar. Avar idaresinde olmakla beraber, Avar Devleti’nin kenar bölgesinde oturan bu halk, sahip değiştirerek başka bir Türk boyunun idaresine girer ve hanın ailesine mensup Kurt’un idaresinde istiklal kazanarak Onogurdur namı altında yeni bir oymak birliği teşkil eder.
Kurt, müşterek düşmanı olan Avarlar’a karşı Bizans ile anlaşıyor ve Kutrigurlar’ın toprağını kurtararak kendi yurtlarına ilhak ediyor.
Bu suretle Dnyeper’den İran sınırına kadar yaşayan bütün Bulgar Türkleri’ni ihtiv eden büyük bir devlet kuruyor.
Kurt’un ölümünden sonra en büyük oğlu Batbayan Hakan, aynı zamanda eski yurtları olan Kafkasya’daki Bulgar Türkleri’nin hanı, küçük oğlu Esperüh ise batıdaki Kutrigur Bulgar Türkleri’nin hanı oluyor.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.31)

Bulgar şehrinde arslan heykelleri vardı!
“Madara’daki süvari kabartma heykelinden başka Ence’deki dahil diğer heykeller zamanımıza kadar kalmıştır. Bir arslan heykeli eşi ile birlikte Pliska Kalesi’nin doğu kapısında durmaktadır.
Ayrıca Preslav’da taş levha üzerine yapılmış kabartma ‘Arslan-Griff’ bulunmuştur. Madara’da meydana çıkarılan tuğla üzerindeki resim ve Şumnu’da bulunan taş levha Bulgar Türkleri’nin dininin doğu ile olan münasebetlerini hatırlatır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.76)

Eski Bulgar şehrinde putperest mabet vardı…
“Pliska, Şumnu yanında Bulgar Türkleri’nin eski merkezidir. Bu merkez 23,3 km2. lik ve toprak istihkamlarla çevrili bir yer olup ortasında muhteşem bir kale (0,5 km2) harabesi bulunmaktadır. 1,5×0,6 metre ebadında yontma taştan yapılan 2,6 metre kalınlığındaki surun köşelerinde silindir şeklinde burçlar, yanlarında da köşeli burçlar ve kapılarında fevkalade güzel burçlar bulunmaktadır.
Kalenin ortasındaki harabe halinde bulunan taş yapılar, 48,5×27 metre ebadında bir saraya ait olup, bunun resmi kabullere tahsis edilmiş 32 metre uzunluğunda ve 23 metre genişliğindeki bir salonu ile 28×38 metre ebadında bir putperest mabedi vardır. Bu mabet daha sonra saray kilisesine çevrilmiştir.
Bu resmi yapıların biraz ötesinde 128×84 metre ebadında duvarla çevrilmiş yapı sistemi gelmektedir.
Doğu kısmında daha sağlam ve renkli taşlardan yapılan hanın odaları, batı kısmında da nispeten daha zayıf ve içeriden mermer kaplamalı olarak yapılan ve sütunlarla süslenen, han ailesinin ve çocuklarının ikametgahı bulunuyordu.
Bunların yanı başında mutfaklar ve diğer küçük odalardan müteşekkil ilave yapılar yer alıyordu.
Han’ın ikametgahı tamamıyla dış alemden tecrit edilmiş bir durumda idi. Dışarıdan içerisini görmek mümkün değildi. Tıpkı Attila’nın sarayı gibi yüksek bir duvarla kuşatılmış idi.
Pliska’yı Kurum Han inşa ettirmiş, Bizanslılar başkenti tahrip ettikten sonra Omurtag onu yeniden yaptırmıştır. Bugünkü yapılar da Omurtag’ın eserleridir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.71-72)

Heykelde tartışılmaz Bulgar üstünlüğü!
“Bulgar Türkleri’nin heykellerini imalde daha yüksek bir seviyeye ulaştıklarını görmekteyiz. Madara’daki Bulgar Türkleri’nin kabartma adlı heykeli bunun bir delilidir.
Bunun bir Bulgar Türk eseri olduğu şüphesizdir. Çünkü bulunduğu yer Bulgar Türkleri’nin merkezi olduğu gibi kazı sırasında burada, Bulgar Türkleri’ne ait yapılar, yazıtlar ve birçok küçük eser bulunmuştur.
Örneğin, kabartma heykelin yanı başındaki yazıt Kurum Han’dan bahsetmektedir.
Madara’daki kayaya işlenen kabartma, Bulgar Türkleri’nin ve akraba kavimlerin Kurum Han hatırası için yaptığı en önemli yapıttır.
Bir hükümdarın hatırasına layık bir kabartma yapma fikrini Bulgar Türkleri ihtimalen Persler’den almışlardır. Çünkü Bulgar Türkleri, Macarlar ile birlikte uzun asırlar Persler’in komşusu idiler.
Kabartma heykelin kompozisyonunda da bu sezilmektedir. Ancak, heykel Bulgar Türk boyunun zevkine ve inanışına uygun olarak işlenmiş ve teferruatı halk hayatından alınmıştır.
Haliyle, süvari kadehi sol elinde tutmaktadır. Bunun, Türk boylarının adetine göre hükümdarlık alameti olduğunu ve ant içerken kutsal kadehten şarap, suyu katılmış kanı tattığını biliyoruz. Macarlar’ın da kan anlaşması, ‘ver szerödes’ de aynı tarzda bir merasim idi.
Kısa ve atmaya özgü kargının ucunda at kuyruğu bulunmaktadır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.75)

En büyük mimari eserleri hangi Türk kavmi yaptı?
“…Bütün eski akraba kavimler arasında muhtelif çağlara ait en büyük mimari yapıları da yine Bulgar Türkleri bırakmıştır. Volga’daki Bulgar Türkleri’nin başkentinde, ikbal devrindeki kişilere ait binlerce taş bina, saraylar, resmi binalar, depolar bulunmakta idi. Tuna’daki Bulgar Türkleri’nin de Pliska, Preslav ve Madara gibi şehirleri ve bu şehirlerde gerek kudretlerine gerek kültür seviyelerine tanıklık eden büyük resmi binalar bulunmakta idi.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.3)

Ticareti en iyi yapan Türk kavmi hangisidir?
“…Diğer kavimlerin diline geçen Bulgar Türkleri’ne ait kelimelerden anlaşıldığına göre bu boy, çok eski çağlardan beri ziraatla, büyük ölçüde hayvan yetiştirme ile sanat ve ticaretle uğraşıyordu. Yazılı belgeler bunu teyit etmektedir. Mesela bir belgede, Volga’daki Bulgar Türkleri ülkesinden açlık yılında hububat nakledildiği yazılıdır. (Aşmarin, Bulgarlar ve Çuvaşlar, 1902)
Arap kaynaklarında da, Bulgar Türkleri’nin iyi işlenmiş tarlaları olduğunu ve her çeşit hububat ve bakliyat yetiştirdiklerini okuyoruz. Toprak altında bulunan ziraat vasıtaları da Bulgar Türkleri’nin iyi çiftçi olduklarını teyit etmektedir.
Tuna ile Volga Bulgarları’nın ticaret alanındaki belgeleri ise daha da önemlidir. Her iki ülkede devletin başlıca endişesi ve savaşların esas hedefi ticaret yollarının sağlanması, ticaret mukavelelerinin akdi ve bunlarla sağlanan hakların korunması idi.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.3)

Sofya Bulgarlar’ın eline ne zaman geçti?
“Henüz Bizans elinde olan Sofya Bulgaristan’ın içine sokulduğu için Kurum, (Bulgar Hanı, b.n.), Bizans’a dayanan bu noktayı ortadan kaldırmak istiyor. Önce Bizans-Slav sahasına ordu göndererek aşağı Strumca’da barınan Bizans ordusunu imha ediyor. 809’da Serdiko-Sofya önüne gelerek kaleyi teslime mecbur ettikten sonra surlarını yıktırıyor. Bu suretle Bizans Makedonya’daki Slavlar üzerinde etkili olan önemli bir merkezini kaybediyor.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.69)

Bulgar Ordusu zaferi neye borçludur?
“Bulgar Türkleri zaferlerini diğer Türk boylarında olduğu gibi daha iyi insan unsuru ile birlikte davranış ve stratejideki becerilerine, disipline riayetlerine ve silahlarının mükemmel oluşuna borçlu idiler.
Kılıçları Türk boylarının kılıçlarının en iyi örneklerindendi. Yayları birleşik cinstendi. Bunun en iyi örnekleri Türk veya Türkistan refleks yaylarıdır.
O zamanın tekniğine göre bu yayın tesir kudreti, basit yaylarla kıyas edilemeyecek derecede üstündür. Hazırlanması ise pek çok zahmet ve ustalığa bağlıdır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.82)

 

“Bulgar”da sayısız Türk oturur!
“Bulgar, çam ağacından inşa edilmiş bir şehirdir; surları ise meşe ağacındandır: civarda sayısız Türk kabileleri (oturur).”
(A.Yu.Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, S.8)

Bulgar 10.yy.’da artık bir İslam şehridir…
“X.yüzyılda Bulgar’ın artık çoğunlukla bir Müslüman şehri olduğunu biliyoruz…”
(A.Yu.Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, S.9)

Bulgarlar’ın ihraç ürünleri nelerdi?
“Volga yoluyla yapılan ticaret sorunu –özellikle 10. yüzyıl bakımından- doğu uzmanları tarafından oldukça etraflı surette araştırılmıştır. Orta Asya tarihinin en büyük araştırıcısı W.W Barthold’ün “Turkestan v epoxu mangol’skogo neşestviya” adlı eserinde, 10. yüzyıl Bulgar alanından Volga yoluyla Harizm’e sevkedilen malların bir listesi zikredilmiştir. Bu dikkate değer liste, 10. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan bir Arap coğrafyacısından –al-Makdisi- alınmıştır. Bu listeyi Barthold’ün tercüme ettiği şekilde aktarıyoruz: Samur, kakım, gelincik, zerdeva, sansar, tilki, kunduz, tavşan ve keçi kürkleri; mumlar, oklar, akkavak ağacı kabuğu, kalpaklar, balık tutkalı, balık dişleri, kunduz yağı, amber, işlenmiş at derileri, bal, ceviz içi, doğanlar, kılıçlar, zırhlar, kayın ağacı kabuğu, Slav esirleri, koyunlar, inekler… Bütün bunlar Bulgar alanından gelir.”
(A.Yu.Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, S.6)

Kurutulmuş et (pastırma) Bulgar ordusunun temel yiyeceği
“Bulgar Türkleri ile Macarlar, diğer Türk boyları gibi eğerlerine astıkları heybede kurutulmuş et ve pastırma adı verilen konserve de bulundururlardı.
…Kurutulmuş sütleri ve tatlıları vardı. Bugünkü modern ordularda olduğu gibi çok önceden hazırlanmış konserveleri vardı ve bu durum, onların hasımları karşısında daha hareketli ve daha süratli olmalarını ve dolayısıyla zafer kazanmalarını temin ediyordu.
O kadar uzak ülkelerden gelen Cengiz ordusu da, birlikte kurutulmuş et, süt ve tatlı getirmemiş olsaydı o derecede başarılı olamazdı.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.83)

Bulgarlar’ın kuyumculuktaki başarıları…
“Bulgar Türkleri’nin kuyumculuna dair pek çok eser bulunmuştur. Halbuki 1922’de Bulgaristan’da tetkikatta bulunmak üzere geldiğim zaman, Bulgar toprağında buna dair tek eser mevcut değildi.
İlmi araştırmaların kısa zamanda bir kavim hakkındaki hükümleri esaslı değiştirmeye kafi gelebileceğini bu misal açıkça gösterir.
Madara’daki kazılarımız bize hayli ışık tutmuştur. Daha sonra Şumnu, Rusçuk ve Vidin çevresinde Bulgar Türkleri’nin kuyumculuğunun yüksek seviyesini gösteren pek çok eser topladım. Bu malzeme kavimler göçü çağının kuyumculuğuna dair birçok sorunun çözülmesine de yardım etmektedir.
Madara’da bulunan 2 numaralı altın kemer Dnyester çevresinin süsleme sanatlarıyla ilgilidir. Sadoveç’te bulunan kemer parçaları da Dnyeper çevresindeki Bulgar Kutrigur Türkleri’nin kültürüne istinat etmektedir.
Şu halde bu eserler Bulgar Türkleri’nin Tuna boyuna gelip yerleştikleri zamana aittir.
Don, Dnyeper arasındaki kuyumcuların diğer Bulgar Türkleri ile Tuna boyuna gelip yerleştiklerini, Vidin’de bulunan kuyumculuğa ait aletler ile kalıplar gösterir. Çünkü bunlar, 7. yy.ın lik yarısında Güney Rusya’da kullanılan örneklerin aynıdır.
Tuna Bulgar Türkleri’nin kuyumculuğunun ikinci devresi örneklerini, Madara’da bulunan 1 numaralı altın kemer ve muhtelif yerlerde toplanan parçalar teşkil eder.
Madara altın kemeri Macar kuyumculuk eserleriyle aynı köktendir. Diğerleri ise Macar mezarlarında bulunan ilgili buluntuların eşidirler.

Volga’daki Bulgar Türkleri’nin kuyumculuğu bu devletin önemine ve derli toplu şekilde çok geniş ülkelere, bu arada Perm bölgesine, İsveç’e, Baltık bölgesine, Lehistan’a (Polonya b.n.) ve bütün batı Slavların sahasına tesirini göstermiştir.
Bunun tespiti, Bulgar Türkleri’nin Doğu Avrupa, bilhassa Slav kültürünün doğuşunda büyük rol oynadığını kabul etmektir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.77-78)

Hamamdan vazgeçilmez!
“Bulgar Türkleri’nin, askerlerinin temizliğine önem verdiklerine dair dikkate değer belgeler bulunmaktadır. Yıkanma ve hamama girme kültürünün bilindiği üzere, kuzey Asya’da batıdan daha çok revaçta olduğunu hatırlamamız gereklidir.
Bizans Sarayı’nın (Cerimonia) kitabına göre, tabur tanzim edenin, imparatora mahsus Macar hamamını eserc’yi Macarca’da hamam çadırı manasına gelen esergc sözü, aslında Bulgar Türk dilinden geçmiştir.
Tabii bu kelime ile birlikte adetin de alındığına şüphe yoktur. Bizanslılar bunu, Bizans sarayındaki Macar ücretli askerlerinden öğrenmiştir.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.85)

Papaya hamam şikayeti!
“Volga Bulgar Türkleri’nin de yıkanmaya büyük önem verdiklerini biliyoruz. İbn-i Fadlan, Tuna Bulgar Türkleri’nden söz ederek diyor ki; Tuna Bulgar Türkleri şikayetlerinde, Yunan papazlarının kendilerini Çarşamba ve Cuma günleri hamama gitmekten menettiklerini bildirmekte ve bu tahdidin kaldırılmasını istemektedirler.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.86)

Bulgarlar’ın Trakya seferi
“Kurtigurlar (Bulgar Türkleri kastediliyor, b.n.), İmparator Zeno’nun doğumu üzerine 482’de Doğu Gotları’na ve Büyük Teodorih’e karşı harekete geçiyor ve sonunda Balkan eyaletlerine ayak atıyorlar.
499’da Trakya’yı tahrip ederek karşılarına gönderilen orduyu yenen Kutrigurlar, 502’de tekrar akın ediyorlar ve 505’de de Bizans ile birlikte savaşıyorlar.
Kaynaklar, Kutrigurlar’ı bu tarihten itibaren 559’a kadar Balkan’a doğudan akın eden halk kitlesi olarak zikrediyor.
Ancak Bizans tarihçilerinin bu kavmi Bulgar adıyla zikretmeyip Arkaik Hun adıyla adlandırmaları dikkat çeker.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.27)

Macar Ordusunda Bulgar Türkleri
“Avarlar 6.yy. ortasında Doğu Bulgar Türrkleri’ni çiğneyip geçtikten sonra, Kutrigur toprağını da işgal ediyorlar. Kutrigurlar’ın bir kısmını kendileriyle birlikte Macaristan’daki yurtlarına götürüyorlar.
Nitekim bazı kaynaklarda Kutrigurlar’ın Macaristan’daki Avar ordusunda harp eden bir kavim olarak adları geçer. Avar yurdunda da sayıları az olmasa gerektir. Çünkü Bayan, 558’de Dalmaçya’ya 10 bin Kutrigur muharibi göndermektedir.
Bunların 630’da isyan çıkararak idareyi Avarlar’ın elinden almaya teşebbüs ettiklerine dair belge vardır. Bu belgelerin fazlalığına Macaristan’da Avar çağından kalma buluntuların yanı sıra Kutrigur-Bulgar buluntularının büyük yekun teşkil etmesi de tanıklık eder.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.30)

Bulgar Türkleri de runik yazıyı kullandı
“Madara Şehri, Madara Yaylası’nda kazılan kalenin altında ve dağın eteğinde bulunuyordu. En yüksek yerinde arkadan duvarla muhafaza olunan bir mukaddes taş ve onun yanında da Bulgar Türkleri’nin bir mihrabı meydana çıkarılmıştır.
Daha aşağıda ölçü ve planları bakımından Pliska’daki eşini andıran bir saray vardı.S Bu sarayda bulunan su kanalının tuğlalarında Bulgar Türkleri’nin runik yazıları bulunmakta ve bu kanal dini merasime has bir yıkanma havuzuna varmaktadır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.73)

Bulgar Türkleri’nin D.Avrupa’ya katkısı nedir?
“Bulgar Türkleri’nin medeniyetine ait malzeme, bir boyun medeniyetini tanıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Türk boylarının tümünün medeniyetini de tanımaya hizmet veren kaynak vazifesi görüyor.
Bilhassa bu medeniyetin, Doğu Avrupa medeniyetinin meydana gelmesinde de önemli bir rolü olduğunu görüyoruz.
Hayvan yetiştirmenin büyük ölçüde gelişmesinin yanı sıra ziraat, devlet ve sosyal hayattaki kültürün zenginliğine, kalıntılara bakarak hüküm vermek mümkün değilse de bıraktıkları mimari anıtlar bunu daha iyi açıklamaktadır.
Doğu Bulgaristan’da Pliska, Preslav ve Madara kazı yerlerinde muazzam surların ve kârgir sarayların harabelerini bulmaktayız. Bu yapılar plan ve malzeme bakımından çağdaş Bizans inşaatından tamamıyla ayrılmaktadırlar. Gerek bu yapılar ve gerek kültürlerinin değerli unsurlarını muhafaza ve aynı zamanda batı medeniyetine intibak kabiliyetlerini göstermektedir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.71)

At yiyin savaşı kazanın…
“Bulgar Türkleri’nin “üzengileri süvariliğin askeri değerini büsbütün artırmıştır. Malzemeleri fevkaladeydi. Bizans Ordusu, ordunun yiyeceği için pek çok sığırı birlikte getirdiğinden ağır hareket ediyordu.
Bulgar Türkleri ile Macarlar’da ise yiyecek olarak arkalarından pek çok aygır ve kısrak getirdikleri, bunların et ve sütü ile beslendikleri yazılıdır. Bu suretle hareketleri daha süratli idi.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.83)

Bulgar ananesinde yıkanma
“Bulgar Türkleri’nin “dininde yıkanmanın ve hamama girmenin büyük rolü vardır. Kurum’a (Bulgar hanı) ait haberler arasında, Bizans’ın altın kapısında kurban kestikten sonra, ayağını deniz kıyısında yıkadığı, sonra bütün vücudunu guslettiği ve askerlerine su serptiği, hülasa kurbandan sonra kendisini ve askerlerini temizlediği ve bütün pislikleri uzak tutmaya çalıştığı görülmektedir.
Madara’da bulunan yıkanma havuzunun da böyle bir mana taşıdığına şüphe yoktur. Yakın bir tarihte hafriyat neticesi meydana çıkarılan Bulgar Türkleri’ne ait mihrapta han veya herhangi bir şaman kurban kestikten sonra bu havuzda yıkanmış ve su serpme merasimi yapmıştır.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.86)

Bulgar kadını evli ise saçı örtülü idi!
“Kadınların elbiseleri de erkeklerinkine benziyordu. Evli kadınların saçı bir başörtüsü ile kapalı idi. Bunun üstünde süslü kalpak taşırlar veya aynı örtüyü kalpak şekline sokarlardı.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.85)

Bulgar şapkaları…
“Bulgar Türkleri’nin başı iki çeşit kalpakla örtülü idi. Üstteki sivri ve deriden yapılmıştı. Soylular yuvarlak ve kenarı körüklü kalpak giyerdi. Bunun altında yumuşak bezden ve sarığa benzer bir başörtüsü vardı.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.84)

Slavlar’la ilişki kuran ilk devlet hangisidir?
“681’de kurulan Tuna “Bulgar Türk Devleti, dünyada Slavlar ile ilişki kurulan merkezi teşkilata sahip ilk devlettir. İlk Slav milletini de dolayısıyla Bulgar Türkleri yaratmışlardır. O çağda diğer Slavlar’da oymak adları geçer.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.46)

Türkler’le Türkler Bizans için savaştı…
“558-559’da Kutrigurlar (Bulgar Türkleri’nin boyu, b.n.) tekrar Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içinde göründüler.
Saber=Zaber Han üç ordu ile Bizans yakınına gelerek yerleşti. İhtiyar Belizar hücum edenleri çekilmeye mecbur etti. Justinianos yeniden Şad-il’e başvurunca o Kutrigur yurdunu tahrip etti ve geri çekilen Kutrigur ordularını yendi.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.29)

Bulgar Türkleri Bizans’a 705’de girdi…
“Bizans’taki karışıklıklar, Bulgar Türkleri’ne ayaklanmalara ve Bizans’ın iç işlerine karışma fırsatını verdi. Sürgüne gönderilen 2. Justinianos, Esperüh’ün (Kurt Hanın oğlu) halefi Tervel Han’dan yardım istedi.
Tervel Han, 705’de ordusu ve 2. Justinianos ile birlikte Bizans surlarının önünde göründü ve imparator taraftarlarının yardımı ile de şehri işgal etti.
Tervel’in seferi büyük başarı ile neticelendi. Bizanslılar imparatorun yanı başında oturarak saygı gösterisinde bulundular.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.48)

Bizans’ı Araplar’a karşı Bulgarlar savundu
Bulgar Hanı Tervel 716’da İmparator 3.Theodosios ile imzaladığı anlaşmadan sonra Bizans’la iyi geçinmeye çalışıyor. “Araplar, 718’de başkenti muhasara ettikleri zaman bir kurtarıcı ordu gönderiyor ve 20 bin kişilik Arap ordusunun yenilmesine sebep oluyor. Bunun üzerine Araplar muhasarayı bırakarak çekiliyor.
Tervel, Bizans işlerine bir kere daha müdahale etmek istiyorsa da ölümü (718) faaliyete geçmesine fırsat vermiyor.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.49)

Slavlar Balkanlar’a nasıl geldi?
“Bizans İmparatorluğu’na, Kutrigur Bulgar Türkleri’nin akınları ile birlikte yeni bir kavim olan Slavlar’ın sokuluşları, Balkanlar’ın nüfus durumunu alacalaştırıyor. Balkanlar’a gelen Slavlar’ın sayısı evvelkileri bastırıyor.
Slavlar, Erdel’i işgal eden Gepidler’le birlikte, Hun İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, Bizans İmparatorluğu’nun aşağı Tuna sınırı ile Hun bakiyeleri ve Kutrigur Bulgar Türkleri tarafından tutulan Dnyeper arasına yerleşiyorlar.
Fırsat buldukça Dnyeper ile Karpatlar arasındaki sahalara ve daha güneye yayılmaya çalışıyorlar. Hun İmparatorluğu’nun zamanında Slav zümrelerini bu sahalarda görünmüş olması muhtemeldir.
Ancak, Hun İmparatorluğu’nu teşkil eden unsurlar hakkındaki bir bilgiye sahip olmadığımız için burada bulunması muhtemel Slavlar hakkında da kaynaklar susuyor.

Onların büyük kitle halinde nihai olarak yerleşmeleri ve tarih sahnesine girerek Gepidler ile Bizans ve Kutrigurlar arasında yerleşmeleri, Hun İmparatorluğu’nun çöküşü zamanına rastlar. Hun İmparatorluğu çöker çökmez, Slavlar’ın bu sahalarda göründüğüne dair bilgiler vardır.
Kaynaklara göre, doğuda bir birlik teşkil eden Slav grubu Ant adıyla anılmakta ve Dnyeper ile Dnyester arasına yerleşmiş bulunmaktadır. Bu zümre daha sonra da bulundukları yurtta kalarak Rus Slavları’nın bir kolunu teşkil ediyor.
Batıdaki Slav adıyla anılan zümre ise, Dnyester, Erdel ve aşağı Tuna arasındaki sahadan hareket ederek, Balkan’ın önemli bir kısmını işgalleri altına geçiriyorlar ve Dnyester’den Karpatlar’a, aşağı Tuna’ya ve daha sonra aşağı Tuna’dan Balkanlar’ın güney kısmına yayılan Slavları teşkil ediyorlar. Bu suretle Slavlar Erdel ve Dnyester arasındaki sahalardan güneye göç ediyorlar.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.35)

Ben kardeşimi vurmam dedi ama…
“Justinianus, Kırmlı Gotlar’ın bu iki kardeş kavmi (Utrigur ve Kutrigurlar, b.n.)birbiri üzerine saldırtınca, Utrigurlar’ın hükümdarı Şad-il Sandil’e elçi gönderdi.
Kurtigurlar’ı arkadan vurmak şartıyla, o zamana kadar Kutrigurlar’a verilen senelik verginin kendilerine ödeneceğini söyledi.
552’de Kutrigurlar Kinal’ın idaresinde Bizans İmparatorluğu’na akın ettiler. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Şad-il’e tekrar elçi gönderdi.
Şad-il ona, kan kardeşlerini imha etmeye Tanrı’nın rıza göstermeyeceğini ve bunun yakışık almayacağını, zira dillerinin, giyimlerinin, hayat tarzlarının hatta menşelerinin bir olduğunu, ancak hükümdarlarının ayrı olduğu cevabını verdi.
Bu söze rağmen Şad-il Kurtigurlar’ın toprağına girdi ve onların yurtlarını tahrip etti. Geri çekilen Kutrigurlar da öç almaya kalkıştı. Harp talihi kah o tarafa kah beri tarafa güldü.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.29)

Bulgarlar’da Slav ananesi başlıyor!
“Kutrigur Bulgar hükümdarı “Kurt’un ölümünden sonra büyük oğlu Batbayan Slav ananesine göre Bezmer hakan oldu. Kurt’un küçük oğluna batıdaki yeni Kutrigur ülkesi verildi.
Onunla birlikte Onogurdurlar’dan da bir hakim zümrenin Kutrigur toprağına gelmiş olması muhtemeldir. Hazar istilasından sonra Batbayan, Hazarlar’a tabi olarak onlardan unvan kabul etmiş fakat bu sırada bir kısım Onogurdurlar kuzeye, bir kısmı da batıda Esperüh’e sığınmışlar ve orada Kutrigurlar ile Besarabya’ya geçmişlerdir.
Neticede Tuna Bulgar Türkleri, Kutrigur aslından olmakla beraber hakim sınıf içinde Onogurdurlar da bulunmakta idi. Bu ikilik Tuna Bulgar Türkleri’nin tezini sanatlarında ve bilhassa kuyumculukta da hissedildi.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.40)

Bulgar süvarisinin saçı uzundur!
“Süvarinin saçı uzundur. Bulgar Türkleri’nde basit halk, saçlarını tıraş ettikleri halde soylular ancak önden traş oluyorlar ve arkadan alameti farika olarak üç kol örgü bırakıyorlardı.
Hükümdar ise en yüksek rütbesinin bir nişanesi olarak bütün saçını muhafaza ediyordu…
Arkada üç örgülü saç modasını, Madara yanında bulunan Bulgar Türkleri’nin taş heykelinden başka Rusya’da bulunan heykellerde de görmekteyiz.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.76)

Kap ne demektir?
“Bulgar Türkleri’ne ait olan belge de onların heykellerine taptıklarını bildirmektedir. Hatta eski Bulgar Slav dilinde, heykel manasına gelen ve Bulgar Türkleri’nin dilinden alınmış kap sözcüğü vardır.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.74)

Türk boyları ölüleri anmak için heykel yapardı
“Türk boylarının … heykelleri olduğunu ve ölülerinin hatırasını anmak için göbeği üstünde kadeh tutan heykel yaptıklarını bilmekteyiz.
Nitekim, Türklüğün bütün göç yolları üzerinde büyük sayıda böyle kadeh tutan heykeller bulunmaktadır. Bulgar Türkleri’nin Bulgaristan’daki merkezleri yanında da böyle heykeller bulunmuştur.
Ence Köyü’nde bulunan heykel, Rusya’da bulunan Türk mezar heykellerinin bir eşidir.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.74)

Bulgar giysileri nasıldı?
“Bulgar Türkleri dış elbise olarak dizden aşağı uzanan kepenek giyiyorlardı. Kepeneğin yukarı kısmı ve yenleri süvarinin vücuduna yapışık, altı ise geniş ve iki parçadan ibaretti.
Altına kısa ceket, pantolon ve çizme giyiyorlardı. Süvarinin ayrıca abası da vardı. Süvariyi kötü havalarda silahları ile birlikte örter ve yayın ıslanmasına mani olurdu.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.84)

Bulgar giysileri, Viking asillerinin süsü oldu…
“… Bulgar Türkleri ile Macarlar’ın ve diğer akraba kavimlerin elbiseleri Viking ve Slav asilzadeleri tarafından bir süs olarak taşınmakta idi. Orta çağın sonunda ve yeni çağın başlangıcında Türk kıyafeti Osmanlı Türkleri yoluyla Avrupa’da yeniden moda olmaktadır.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.84)

Bulgarlar Slav dilini aldı…
“Bulgar devlet ve milletini vücuda getiren Bulgar Türkleri 9. yy.ın sonlarında teşkilatlandırdıkları Slavlar ile bir kavim teşkil ettiler.
Bulgar Türkleri ile Slavların karışmasından bir Hıristiyan Bulgar milleti vücuda geldi. Bulgar Türkleri, Slav dilini konuşmaya başlamalarına karşın, Slavlar da Bulgar Türkleri’nin teşkilatçılık ve askerlikteki meziyetlerini benimsedi ve muhafaza etti.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.87)

Hıristiyanlık Bulgarlar’a kıyafetlerini unutturmadı!
“Hıristiyanlığın kabulü Bulgar Türkleri için büyük bir hadise idi. Hayatın her safhasında tesirini göstermekle beraber, eski gelenekleri büsbütün ortadan kaldırmadı.
Hıristiyanlığın, Bulgar Türkleri’nin ruhi gelişmesine ve birliğinin sağlanmasına büyük tesiri olduğu söylenebilir. Fakat Hıristiyanlık da eski teşkilatçılık,askeri ve diğer kültür alanındaki meziyetleri yok etmedi. Hıristiyan Bulgar halkının orduları eski geleneği muhafaza etti. Bulgar Hıristiyan çağında da aynı kıyafeti ve silahları taşıdılar.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.87)

Bulgar Türkleri’ne Alman imhası!
“İmparator Herakliyos Avarlar’ı kesin olarak yendikten sonra Avarlar’ın kalıp kalmayacağı şüpheli bir hal aldı.
Doğuda Herakliyos’un müttefiki olan Onogurdur-Bulgar Hanı Kurt, Don ve Dnyeper bölgesindeki Avar idarecilerini kaçırdı. Avar yurdundan isyanlar çıkınca da durum korkunçlaştı.
Avar yurdunda yaşayan Kutrigur Bulgar Türkleri, Kurt’un zaferlerinden cesaret alarak Avar merkezi hükümetini ellerine almak istedi ve 630’da hakanı kendilerinden tayin etmek istediler.
Avarlar bu isyanı bastırdılarsa da Bulgar Türkleri’nin bir kısmı Avar yurdunu terk etti. Alcik idaresindeki bir zümre Almanlar’a sığındı.
Almanlar zahiren dostça kabul ettilerse de konaklara dağılır dağılmaz misafirlerini öldürdüler. Bu katliamdan kurtulabilenler Vendler’e sığındı. Oradan da İtalya’ya göç ettiler.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.39)

Bulgarlar Ortodokslar’ı Latinler’den kurtardı!
“Haçlılar 1204’de Konstantinopol’u ele geçirerek yağmaladılar ama daha sonra 1205’de Bolgarlar’a yani gerçekte Kumanlar’a terk etmek zorunda kaldılar. Adrianopol’daki Latin karargahına saldıran Kumanlar, kaçmaya çalışan İmparator Baudouin’i kuşatma altına alarak esir ettikten başka birçok cesur şövalyeyi de kılıçtan geçirdiler.
Bolgar hükümdarı Latin İmparatorunu Tırnov’daki bir kuleye hapsetti ve imparator orada hayatını noktaladı.
Latinler’in Ortodokslar’a yaptıkları hücum, tıpkı İslam ülkelerine yapılan hücumlar gibi yine Türkler tarafından durdurulmuştur.”
(L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bin Yıl, S.340)

Bulgar Türkleri Tengri değil Tangra derdi
(Madara şehrinde) “prehistorik çağdan kalma kurban sunma taşları vardır. Kaynak yanındaki büyük mağarada Roma çağında nimepheum vardı. Bizans çağından kalma bazilika harabeleri de meydana çıkarılmıştır.
Bu ananeyi Bulgar Türkleri de miras olarak almışlardır. Burada, Bulgar Türkleri’nin eski dini kültürlerinin hatırası olan Madara adlı heykelinden başka, Bulgar Türkleri’nin tapınağı, dini merasime has hamam, kutsal taş ve kutsal mağara bulunmaktadır. Omurtag’ın harabeler arasında bulunan yazıtında Tangra (Tanrı) sözünü okumak mümkündür.
Biz Madara’nın Bulgar Türkleri’nin dini merkezi olduğunu sanmaktayız. Bulgar Türkleri’nden kalan heykeller de aynı yüksek kültüre tanıklık etmektedir. Bulgar Türkleri’nin dininin, ölülerin hatırlanması için heykeller yapılmasını talep etmesi plastik sanatın gelişmesine neden olmuştur.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.74)

Bulgarlar zorunlu olarak Hıristiyanlığı seçiyor!
“…Hanlardan sonuncu hükümdar, Bulgar halkını Hıristiyan olarak vaftiz ettirmiş ve oğlu Simon ile yeni devir açmıştır…
Bulgar halkını vaftiz ettiren Bogoris –Boris (852-889) Han zamanında yeni çağ başlıyor. Ancak Bulgar halkı ve devleti resmi bir şekilde Hıristiyan dinine bağlanmıştır.
Bu değişikliğin iç ve dış sebepleri vardır. İç sebep; son yüzyılda Bulgaristan’a, büyük ekseriyeti Bulgar Türkleri ile Slav karışımından meydana gelen ve Hıristiyan olan bir grubun göç etmesidir.
Bulgarlar’ın devleti yalnız Besarabya, Dobruca ve Mözya’da kalmış olsa idi, azınlıkta olan Hıristiyanlar, Bulgar Devleti’ni büyük teşebbüse girişmeye zorlayamazlardı.
Buradaki Hıristiyanlar’ın kilisesi de teşkilatlandırılmamış, ancak ismen Hıristiyan idiler. Fakat Trakya ve Makedonya’daki Slavlar, Bulgar Devleti’ne iltihak ettikten sonra, teşkilatlı Hıristiyan unsurunu hesaba katmak zorunda idiler.
Bu suretle Hıristiyanlık, devlet nüfusunun büyük çoğunluğunun dini olması nedeniyle, başka dinden olanları da etkiledi. Hıristiyanlık, Slavlar ile daima birlikte yaşamalarından dolayı Bulgar Türkleri arasında da yayıldı..
Hıristiyanlığın yayılışında harici tesir de büyük rol oynamıştır. Bulgaristan’ı kendisine benzetmek isteyen komşuları Bizans, Frank ve o sıralarda kısa bir müddet de olsa ön planda rol alan Morva Devleti Hıristiyan idiler.
Bulgaristan’da büyük çoğunluğu meydana getiren Hıristiyanlar’ın Bizans kilisesine bağlı olmaları, dış tesirleri azaltmak için Hıristiyanlığın resmi din olarak kabulünü gerektiriyordu.
Bu suretle, Bulgarlar’ın Hıristiyanlığı kabulünde dahili siyaset bütün diğer amillerden daha önemli bir rol oynamıştır. Devlet, Hıristiyanlığı ve kiliseyi kabul etmemiş olsaydı, Hıristiyan tebanın Bizans’a iltihakı söz konusu olabilirdi.
Boris ve halefleri, Hıristiyan tebayı Bulgarlar’a bağlamak amacıyla bir milli Hıristiyan kilisesi yaratmak için ellerinden geleni esirgemedi. Bütün tebanın daha sonraları Bulgar Devleti’ne kuvvetle bağlanışı Boris ve haleflerinin aldanmadıklarını ispat etti.
Boris’i başta müttefiki Alman Ludwig Hıristiyanlığı kabule teşvik etti.
Bulgarlar’ın milli bir kilise kurmalarında veya batı kilisesine bağlanmalarında tehlike sezen Bizans Devleti, Bulgaristan’daki Hıristiyanlar’dan başka Balkanlar’daki Hıristiyanlar’ı da kaybetmemek için hemen harekete geçti.
Bizans bir harbi dahi göze aldığı sırada Boris, Bulgarlar’ın Hıristiyan olmaları meselesini umumi kilisenin ilgilendiği bir mesele haline koyarak, başarılı bir politika izledi.
İmparator 3.Mihaom, askeri kuvvetle bu işin halli için Bulgarlar’a hücum ettiği sırada Boris, barış isteğiyle kendisinin ve tebasının Hıristiyanlığa dönmelerini teklif ederek Mihail adını aldı.
Boris (Mihail)’in isteğiyle 864’de Bulgaristan’a gelen Yunan papazları halkı vaftiz etmeye başladı. Boris putperestliğe bağlı kalmak isteyenleri demir elle yok ederken, Bizans’a Bulgar kilisesinin istiklalini tanıtmaya gayret etti. Bunun iyi karşılanmadığını görünce 866’da Papa’ya müracaat etti.
Para 1.Nikola, Bulgarlar’ın Batı Kilisesi’ne bağlanmalarındaki önemi takdir ederek, Bulgaristan’dan kovulan Yunan papazları yerine, Batı Kilisesi’ne mensup ruhanileri gönderdi.
Onlar halkı yeniden vaftiz etti. Boris, Papa ile devam eden uzun müzakereyi Bizans’a karşı siyasi bir silah olarak kullandığı için telaşa kapılan Bizans, Bulgar taleplerine karşı toleranslı davranmaya başladı.
Boris, Bulgar meselesinde ne Roma, ne de Bizans’ın yalnız başına hüküm vermelerini istemiyordu. Başarılı bir siyasetle bu işi Sinod’a havale etti. 870’de toplanan Sinod, Bulgar Kilisesi’ni batıya değil doğuya bağladı, fakat müstakil bir baş papazın idaresini de tanıdı.
Bizans bu suretle, Bulgar Kilisesi’nin bağımsızlığını tanıyarak Bulgar Devleti ile 30 yıllık barış anlaşması imzaladı. Bu sayede, Bulgar Devleti ile kilisesi gelişme imkanı buldu.”
(Geza, Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.55-56)

Boris İncil’i Bulgarca’ya çevirtti
Bulgarlar’ı Hıristiyan yapan “Boris Han, kilisenin çok önemli olan şekli bağımsızlığının yanı sıra hakiki bağımsızlığını da sağlamaya gayret etti.
Eğer Bulgar Kilisesi Yunan papazlarının idaresinde kalsaydı; bağımsızlık büyük bir mana ifade etmeyecekti. Bunun için, Boris, Bulgar papazlar yetiştirmeye ve din kitaplarını Bulgarca’ya çevirmeye çalıştı.
Bu hususta İncil’i Bulgarca’ya çeviren Kirill ve Methodi, Boris’e çok yardım ettiler. Kirill ile Methodi’nin arkalarından başkaları da gereken yardımı yaparak Bulgar mektebini kurdular. Burada papazlar yetişti ve Bulgar Slav dilinde edebiyat doğdu.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.57)

Bulgar Türkleri’nin dini…
“Bulgar Türkleri’nin dini kendiliğinden akraba kavimlerinin dinlerine pek yakın idi. Bulgar Türkleri’nde anlaşma ve harp ilanı merasimi, diğer Türk boylarındakinin benzeri idi.
Kutsal kayaları ve taşları vardı. Birçok malzemenin yardımı ile Bulgar Türkleri’nin eski dinini incelemek mümkündür.
Gerek Bulgar Türkleri’nde ve gerekse diğer Türk boylarında totemizm esastır. Bulgar Türkleri’nde kurt, kartal vs. gibi totemleri tespit etmek mümkündür…
Madara’da bulunan yazıtta Tangra sözünü tespit ettim. Bulgar hanlarının diğer yazıtlarından Tangra’ya izafe olunan manayı anlamak mümkündür.
Tangra yerdekilerden tamamen uzak semavi bir varlıktır. Bulgar Türkleri, Tangra ile insanı diğer kavimler gibi birbirine karıştırmıyorlardı. Onlarda hükümdar Tanrı veya yarım Tanrı olmuyordu. Onların nazarında, Han’ı, semavi hükümdar olan Tanrı diğer insanlar üzerinde han tayin ettiği için farklıdır.
Fakat fânidir. Ne kadar yaşarsa yaşasın bir gün ölmeye mahkûmdur ve yerine başkası doğacaktır. Büyüklük ancak ruhtadır. Bırakılan yazıt, gelecek kuşağın bunu hatırlaması içindir.
Omurtag’ın yazıtından alınan aşağıdaki ifadeleri, Perian Han’ın Flippe’de bulunan yazıtı daha ziyade takviye etmektedir:
Bir kimse hakikati ararsa Tanrı görür. Bir kimse yalan söylerse Tanrı görür. Bulgar Türkleri Hıristiyanlar’a (Bizanslılar kast olunuyor) çok iyilik ettiler. Hıristiyanlar bunları unuttular. Fakat Tanrı görür.”
(Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi, S.80)


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.