Bunun şakası yok

Bunun şakası yok

Daha hiçbir şey geçmiş olmadığı gibi, dövizdeki bu ‘durağanlığın’ sürekliliğini söylemek de doğru değil!

Doğru olmasının ilk koşulu ‘içeride’ üretimin artması, dışalımla sağlanan ürünlerin azalması, kazancın dövizli alışlara kaymaması, gerçekten ‘savurgan’ tutumların tamamından uzak durulmasıdır

İçerideki harcamaların bilim, insan, eğitim yerine başka kanallarda sulandırılmaması gerekir!

Üretim mi arttı, dövizli girdilerde azalma mı oldu, tarım-hayvancılık mı desteklendi; ne oldu?

Dövizin yerinde durmadığı, ‘oynaklığıyla’ tüm dar gelirli yurttaşları kara kara düşündürdüğü birkaç ay önce, hükümetin ‘üretim’ sözcüğünü sıkça yinelemesi içten olabilseydi eğer ‘durağanlığın’ kalıcılığından söz edilebilirdi.

Kurumların bazılarına ayrılan bütçeyi duyduğunuzda ister-istemez şaşkına dönüyorsunuz! O yetmiyor binlerce aracın alımı için hazırlıklar yapılıyor! O da yetmiyor gereksiz restorasyonlar için bin-bir gerekçeler sıralanıyor!

Kriz ortamında, bu denli savurgan davranmanın döviz ‘oynaklığını’ durduracağın söyleyenler var da, gerçekten inanan var mı?

Dar gelirli yurttaş, asgari ücretli, emekli, emekçi dışında krizin etkisinden ‘uçuşan’ bir başka katman gösterebilir misiniz?

Tüm maliye, dar gelirli bu ülkenin yurttaşlarından topladığı vergileri, bankaları, bankaların kredilerini işadamlarının biraz daha büyümeleri için akıtırken, onların ödenemeyen borçlarının gününü uzatırken, dar gelirli yurttaş için ne yapıldı?

Bir şey yapıldı sanırım!

Dövizin tavan yaptığı günlerde fiyatlarını katlayan büyük marketler, firmalar fiyatlarını ‘elli üründe iki ay süreyle yüzde on indirim’ yaptılar!

Bu aldatmacayı, bu kandırmacayı ülkenin ileri gelenleri de bir ‘marifet’ gibi sundu!

Ellerindeki tevilerin ekranlarında, gazetelerin sayfalarında boy boy gösterdiler; göstermeyi de sürdürüyorlar!

Durağanlıktan, TL’nin Dolar karşısında değer kazandığından, artık ‘krizi uzaklaştırdık’ laflarından öyle bıktı ki yurttaş! Birçok tanıdığım ‘cebinin’ hesabını yapmaya başladı son günlerde. Siyasilerin sözlerine inanmadıklarını söyleyen öyle tanıdıklarım var ki ayrıca. Filesine bakıyor, cüzdanına bakıyor, ay sonuna yetmeyen maaşına bakıyor, ulaşılamayan raflara bakıyor…

Artık ‘sakinleştiğine’ gerçekten inanıyor musunuz ekonominin?

Eti, tahılı dövizle sağlarken mi?

Çiftçinin, üreticinin yurdun dört bir yanında girdilere harcama yapmakta zorlanacağından dolayı, toprağa tohumu atmamakla karşı-karşıya olduğu bu süreçte mi?

Bunun şakası yok ama!

KOZAN’DA CHP’DEN İKİNCİ ADAY ADAYI…

Çocuk yıllarımdan, Şevki Mahallesi’ndan tanıdığım, seksen öncesinde hırpalanan bizlerle devrimci gençliğin içerisinde yer alan bir isim; Soner Keskin…

Hep bir yerdeydik o zaman…

Uzun yıllar görmedim onu. Ta ki İzmir-Seferihisar’da askerlik yaptığım yıla değin. Taburda bir Astsubay Başçavuşumuz vardı. Hasan Başçavuş… Hasan Tügen… Levazım depolarına bakıyordu. Beni oraya aldılar. Bir süre sonra başçavuşumuzla söyleştik… Nerelisin, ne yaparsın, kimsin gibi. Kozanlı olduğumu söyledim. Baldızının eşinin de Kozanlı olduğunu söyledi. Adının Soner olduğunu bir de… Kendisi Uşaklıydı.

Bir gün… Bir sabah bana seslendi Hasan Başçavuş… Koşarak yanına vardım. Yanındaki mahallemden tanıdığım Soner Keskin’di… Sılada nasıl sarılırsa insan öyle sarıldık birbirimize…

Daha sonra ki yıllar bir saha görüşmedik. Ancak bankacı olduğunu duymuştum. Adana Finansbank’ta Bölge Müdürlüğü görevinde olduğunu öğrenmiştim bir ara. Bir ara Tarsus’ta olduğunu duydum. Kayseri’de de…





FOTO FOTO FOTO

Sıkça dostlarla söyleşirken yinelerim. Seksen kuşağı ne denli ‘yitik kuşak’ olsa da; çok şey yaşamıştı, çok kitap okumuştu, çok düşüncelere kapılmıştı, çok ütopya taşımıştı.

Soner Kesin’in şu sözünü aldım:

‘Yeni bir ışık, ayrı bir bakış açısı sunmak için çalışmaya varım…’

Şu ana dek aday adayı oluşundan dolayı ‘sevindiğimi’ söylemekten, başka sözlerimiz olmadı. İlerleyen günlerde izlenimlerimi yazacağım…

Kozan’da bu seçim ‘bir şeyler’ olacak gibi…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN