Cinsel kimliğimiz

Cinsel kimliğimiz

CİNSEL KİMLİĞİMİZ

İnsanın çift cinsiyetli bir yapısının olduğunu varsayıyorum.
Herkeste bir dişi bir de erkek yan bulunuyor.
Heteroseksüellerde karşı cinse ait yapı bilinçdışında bastırılmış ve tamamen kendi cinsiyetinden izole edilmiş bir halde duruyor.
Homoseksüellerde bu bastırmanın yeteri kadar olmadığını dolayısıyla bu iki cinsiyetten zaman zaman birinin zaman zaman diğerinin ön plana çıktığını varsayıyorum.
Dolayısıyla homoseksüel insanlar bazen erkek bazen de dişi rolüne girebilmektedir (switch/aç-kapa). Bu roller arasında hızlı hatta bazen saniyelerle sınırlı geçişler olmaktadır diye bir varsayımı ileri sürüyorum.
Transseksüellerde ise heteroseksüellerdeki gibi daha kararlı bir yapı olduğunu varsayabiliriz.
Yani heteroseksüeller içlerinde erkek olduklarına veya kadın olduklarına dair sürekli bir duygu taşırlar. Bu onlar için doğal bir duygudur ve bu duygu bu şekilde var olmak zorundadır.
Ama bir erkek için kadın olmak veya bir kadın için erkek olmak “hoş bir şey” değildir.
Erkekler pek çok zaman başka bir erkek arkadaşlarının “karı gibi ” olduğunu söyleyip onunla alay edip, saldırganca davranabilirler.
Bu saldırganlığın tek izahı karşısındaki insandan hoşlanmamak değildir.
Çünkü “karı gibi” olan kişiler bir çok zaman onları suçlayanların sevdikleri insanlardır. Hatta suçlayanlar karşısındaki insanın bu davranışı sergilememesini istemeleri için (sitem gibi) sanki konuşuyorlardır. Bu rahatsızlık bu yüzden incelenmeye değer görünüyor.




Erkek çocuğun ilk aylarda kendisini annesi ile bir-kişi (bebek kişiyi de bilmeyeceğinden şey gibi diyelim) gibi zannettiğini düşünelim.
Yani bebek kendisi ve annesini ayrı ayrı algılamaz ikisini bir bütün olarak algılar.
Bu durumda çocuk kendinin “erkek” olduğunu fark-etmeye başladığında annesi gibi olamayacağını da anlamaya başlar.
Bildiğiniz gibi vücuda giren zehrin vücuttan atılmasına zehirsizleştirme süreci deniyor (detoksifikasyon)
Erkek çocuk annesinin kendi içindeki dişi varlığını vücudundan atmaya çalışacaktır.
Kız çocuk için böyle bir “zehirsizleştirme” sürecine ihtiyaç duyulmayacaktır.
Onlar annelerinin dişi kimliğini kendi içlerinde devam ettireceklerdir. O kimlikten “kurtulmalarına” gerek yoktur.
Bu yüzden kadınların homoseksüelliği erkeklerinki kadar nahoş- kötü görünmüyor olmalı.

Şöyle bir fikir ileri sürmek bilmem ne kadar doğru olacak?
Erkek çocuk annesinin dişi yanını kendi içinden “kovsa da” bilinç dışında izole bir şekilde sembolik bir “dişi” miras kalıyor.
Öyleyse bir sevgili arayan erkek dış dünyada kendi içinde sembolize ettiği, bu dişiyi de arıyor.
Dişi de kendi içindeki erkeği.
Halk arasında kadın ve erkeği elmanın yarısı gibi görmenin bu nedenden kaynaklandığını düşünüyorum.
Dolayısıyla iki aşık bir araya geldiğinde gerçekten inandırıcı bir şekilde kendilerini “bir kişi” gibi hissedebileceklerdir.




Çünkü erkek dış dünyada bulduğu kadını zaten iç dünyasında var olan sembolik kadınla birbirine monte eder. Kadın da içinde dış dünyada bulduğu erkeği kendi iç dünyasındaki erkek imajı veya erkek sembolü ile monte eder.
Aynı annemizle bir olduğumuz o saltanat günlerindeki gibi…

Ne de Hoş Bir Çift

Dr.Kubilay Boğoçlu

Psikiyatri Uzmanı

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN