DOLAR 17,2350 1.48%
EURO 17,5800 0.56%
ALTIN 976,461,43
BITCOIN 3468523,61%
Adana
31°

AZ BULUTLU

17:13

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Çocuğun Psiko-Sosyal Gelişiminde Ailenin Rolü
83 okunma

Çocuğun Psiko-Sosyal Gelişiminde Ailenin Rolü

ABONE OL
15 Haziran 2015 15:32
Çocuğun Psiko-Sosyal Gelişiminde Ailenin Rolü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1- GİRİŞ.

Aile, normal şartlarda, insanların karşılaştığı ilk sosyal gruptur. Bu bakımdan, fertlerin
Sosyo-kültürel değerleri ilk öğrenmeye başladıkları ye de aile ortamıdır. Şu halde, ana-baba, toplumsallaşmanın ilk kaynağı ve ilk modelleridir. Çocuklar, hem sosyo-kültürel değerleri ve tutamları, hem de özel bazı davranış biçimlerini, ana-babayı örnek alarak öğrenirler. Çocuklar, cinsiyete göre rol benimsemeyi de aileden öğrenirler. Mesela, bir oğlan çocuğu babasını gözleyerek erkek gibi davranmayı; kız çocuğu da annesini gözleyerek bir kadın gibi davranmayı öğrenir. Başka bir deyişle, örnek alma süresinde, “Erkek, babadan öğrenir bıyık burmayı; kız, anneden öğrenir sofra kurmayı”.

2- AİLE TÜRLERİ
Bütün Türkiye’de genel çizgileriyle, yapısal yönden 3 tür aile vardır:
a) Kırsal Aileler: Çoğunlukla ana-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile ve azınlıkta da, evlenen çocukların aileden ayrılmaması nedeni ile birden fazla ailelerin bulunduğu birleşik ya da geniş ailelerden oluşmaktadır. Birleşik ailelerin varlığını sürdüren etkenler daha çok ekonomiktir.
Kırsal ailelerde çocuklar, küçük yaşlardan başlayarak, aileye ekonomik güç olarak katkıda bulunurlar. Çocuk sayısı ortalama 6’dır. Bunun nedenleri ekonomik yararlar sağlamak ve ana-babanın geleceğinin güvenceye almak istemesidir. Kırsal ailelerde eğitim olanaklarından yararlanma çok düşüktür.
b) Gecekondu Aileler: Bu ailelerde ortalama çocuk sayısı; kırsal aileye bakarak az, kentsel aileye bakarak daha çoktur. Genel olarak, köylerden kopup gelme gecekondu aileyi toplumsal yalnızlığa itmiştir. Toplumsal yalnızlığın nedeni ile toplumsal dayanışma ve toplumsal baskı, gecekondu bölgelerde köylere bakarak daha azdır. Çocuklar, aile ve yakın çevresi dışında daha başıboş davranmakta, çocuk suçlarına ve kötü alışkanlıklara daha elverişli ortam bulmaktadır.
Çocuklar, aileye ekonomik yönden katkıda bulunduğu için, okul ikinci planda kalmaktadır.
c) Kentsel Aileler: Çekirdek aile türü egemendir. Çocuk sayısı ortama 4’dür.
Kentsel ailelerde başka ailelerle görüşme çok az olabilmektedir. Bu nedenle, büyük kentlerde çocuklar ve insanlar toplum baskısından oldukça arınmış bir yaşam sürmektedir. Kentlerdeki artan akıl hastalarına ve çocuk suçlularına bakıldığında, bu durumun insancıl davranışların ve iyi ilişkilerin geliştirilmesinde olumsuz yönlerinin olduğunu söylemek olanaklıdır.
Kentsel ailelerde, çocukların aileye ekonomik yönden katkıda bulunmak üzere çalışması zorunluluğu kalkmış gibidir. Çocukların görevinin okullara devam etmek olarak belirlendiği görülmektedir.
Çocukların, en büyük sorunu ise, çoğunlukta yaşamlarını apartman içinde sürdürmek zorunda olduklarından, okul dışındaki zamanların değerlendirmede güçlük çekmeleri ve toplumsallaşmalarında en önemli yararı sağlayan oyun arkadaşlarından yoksun kalmalarıdır.

3- AİLENİN TOPLUMSAL YERİ
a) Yüksek Katman: Yüksek katmandan olan aileler,özel okullara karşı daha çok ilgi duymaktadırlar. Çocuklarını özel okula göndererek kendilerine daha yüksek bir saygınlık sağlamayı umut etmektedirler. Bu ailelerin okula ve öğretmene karşı tutumları, genellikle yüksekten bakmak, baskıda bulunmak biçiminde görülmektedir. Yüksek katmandan olan ailelerin bazıları da, çocuklarına zenginlikleriyle iyi bir gelecek hazırlayabileceklerini düşünerek, okulu pek umursamamaktadırlar.
b) Orta Katman: Orta katmandan olan aileler okula karşı çok düşkün olmaktadırlar. Bu aileler, katmanlarını yükseltmenin tek yolu olarak, çocuklarına yüksek öğrenim vermenin gerekli olduğu kanısındadırlar. Bu yüzden çocuklarının öğrenimi için onlara daha iyi olanaklar hazırlamaktadırlar. Bu aileler çocuklarını, okuldaki başarıları yüksek olursa ödüllendirmekte, düşük olursa cezalandırmaktadırlar. Böylece çocuklar ailece, daha çok çalışmaya itilmektedir.
c) Alt Katman: Alt katmandan olan aileler çoğunlukla, okulun kendilerine yararlı olacağı kanısında değildirler. Okul, bu tür ailelerce çocukların zorunlu olarak gönderilebileceği, fakat sonu gelmeyeceği için işe yaramaz bir yer olarak düşünülmektedir. Okula göndermekle çocuğun aileye yapacağı yardımdan, aile yoksun kalmaktadır. Bu aileler, kendi meslek ve işlerini çocuklarınca yapılmasını onlar için yeterli görmektedirler.

4-AİLENİN YAPISI
a) Aile Birliğin Bozulması: Ölüm, boşanma ve ayrı yaşama nedeniyle aileden ananın, babanın ya da her ikisinin ayrılması, çocukların yetişmesini tehlikeye düşürür. Özellikle ana-babanın ayrılması, çocuk çok küçük yaşlarda olduğu zaman, çocuğun büyüme güçlüklerini daha da artırır.
Babanın erken ölmesi, ailenin ekonomik durumunu sarsmakta ve geride bıraktığı aile, kendi geçimini sağlamak için zor duruma düşmektedir. Ananın çalışmak zorunda kalması, çocukları başsız, sahipsiz bırakmakta, bazen yaşı çalışmaya elverişli olmamasına rağmen, çocukların çalışma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Ana-babanın ölümü, boşanması veya ayrı yaşaması nedeniyle, nine ve dedelerden birinin ya da ikisinin aile düzenini sürdürmesi, çocukların kişiliklerini tehlikeden kurtarabilmektedir. Analık ya da babalığın aileye gelmesi ise, bir oranda yine çocuğun asıl ana ya da babasının yerini doldurabilmektedir. Fakat böyle durumlarda bile, çocuğun kişilik gelişimini etkileyen olumsuz etmenlerin tümüyle ortadan kaldırılması pek olası değildir. Özellikle öksüz ya da yetim kalan çocuğun, akrabalarının yanında büyümek zorunda kalması, kişilik gelişimini açıkça olumsuz yönde etkilemektedir. Böylece, ana-babanın yerini hiç kimse dolduramamaktadır.
b) Evdeki Akrabalar: Bazı durumlarda yaşlı akrabalardan bir ya da birkaçı, aile içinde bulunurlar. Bunlar nine, dede, hala, teyze, dayı ve amca gibi akrabalardır. Çocukları büyütme sorumluluğu ana-babalara bırakıldığında, bu akrabaların, çocuğun kişiliği üzerinde belirgin olumsuz etkileri pek olmamakta, üstelik bazı yönlerden ailenin iyi bir eğitim ortamına sahip olmasına yardım etmektedir. Fakat çoğunlukla, bu akrabalar, çocuğun eğitiminde ana-babanın işlerine karışmaktan kendilerini alamazlar. Özellikle nineler, evlenmemiş yaşlı hala ve teyzeler, ya çocuğa aşırı şefkat göstererek, çocuğu kendi kanatları altına almada ana-babayla ve kendi aralarında yarışa çıkarlar; ya ana-babanın çocuktan istediklerine karşı koyarak ve çocuğa gereksiz rahatlıklar sağlayarak çocuğu aşırı derecede korumaya çalışırlar; ya da ana-babanın eğitim yöntemi ve disiplinini açıkça kusurlu bularak, çocuğun gözünde ana-babayı düşürmeye kalkarlar.
Ailenin içinde yaşayan, akrabalarla ana-babanın çocuk yüzünden tartışmalara girişmesi, çatışma içinde olması, çocuğun güvenlik duygusunun sarsılmasına, suçluluk duygusu geliştirmesine ve ana-babasına karşı saygısını yitirmesine neden olabilmektedir.
Birçok köy ve kasabalarda evlenen erkeklerin baba ocağından ayrılmadığı, bu yüzden birçok ailelerin bir çatı altında barındığı görülür. Bazen de evlenen erkekler ve kızlar, çok uzağa gitmeden, ana-babaların yanı başında yeni evlerini kurarlar. Fakat ana-babaların etkisinden kendilerini kurtaramazlar. Bu tür ailede yetişen çocukların, ana-babaları ile ilişkilerinin zayıf olması yüzünden onlara bağlı olmadıkları, başka hiç kimseye de bağlanmadıkları, kendilerine güvenlerinin az olduğu, utangaçlık geliştirdikleri, kendi gereksinimlerini gidermede beceriksiz oldukları, sorumluluk almada yetersiz kaldıkları görülmektedir.

5- AİLENİN GEÇİMİ:
a) Babanın İşi: Babanın toplumca beğenilen bir mesleğe sahip olması, çocuklarında kıvanç duygusu geliştirmektedir. Çocuğun, küme içindeki yerinin belirlenmesinde, babasının mesleği, ölçütlerden biridir. Babasının mesleğini beğenmeyen çocukların, özellikle ergenlerin, arkadaşları yanında utangaç olduğu, babasının mesleğine ilişkin konularda pek konuşmadıkları, umursamazlık gösterdikleri görülmektedir. Babanın, işsiz kalması ya da çalışmaya karşı olumsuz tutum takınması yüzünden, boşta gezdiğinden, çocukların babalarına karşı olan saygı ve güven duyguları, oldukça sarsılmaktadır.
b) Çalışan Ana: Çalışan ananın aileye getirdiği gelir, ailenin sosyo-ekonomik durumunu geliştirmekte ve aileye daha iyi geçim ortamı hazırlamaktır. Fakat çalışan ananın günün büyük bir kesiminde çocuklarından ayrı kalması, çocuklarının kişilik gelişimlerinde sakıncalar doğurmaktadır.
Çalışan ananın, aile dışındaki yaptığı işi toplumca beğenilmeyen bir iş ise, tıpkı babanın işinde olduğu gibi, çocuklar arkadaşlarının horgörmesi ve kınaması ile karşılaşmaktadır.
Evde bakıma gereksinen çocuklar varsa, bunların bakımı ya evdeki büyük kardeşlerine, ya akraba ve komşulara, ya da dadıya bırakılmaktadır. Böyle durumlarda çocuklar hem ananın şefkatinden yoksun kalmakta, hem de değişik kimselerin, değişik eğitim tutumları altında istenmeyen huylar ve alışkanlıklar geliştirmektedir.
Büyük çocuklar okuldan döndüklerinde, analarını evde bulamadıklarından, zamanlarının büyük bir kısmını ya sokakta geçirmekte, ya da evde başı boş kalmaktadırlar. Bu çocuklar, başı boşluğun verdiği hava içinde, suç işlemeye yönelmekte ya da düşlem kurmakla kendilerini avutmaktadırlar.
Dadı elinde büyüyen çocukların gösterdikleri ana şefkatinden yoksunluk, ana ile çocuk arasındaki bağları koparmakta, çocuğun sevgisini kendine bakan kimseye çevirmesine neden olmaktadır. Eğer, kendisine bakan kimse çocuğa yeteri kadar şefkat gösterebiliyorsa, çocuk ananın yerine ona bağlanmakta ve onun çocuğu olmaktadır. Bu durumda, çocuğun yeğin kişilik kusurları göstermesi azalır. Eğer aksine çocuk, kendine bakan dadıdan da yeterli şefkat ve sevgiyi göremiyorsa, çocuğun kişiliği tehlikeye düşmektedir. Özellikle, kendi gezmeleri ve zevkleri için çocuğunu sık sık dadıya bırakan anaların çocukları, yeğin kişilik kusurları göstermektedir. Bu tür çocuklar, anaları olmasına rağmen ana yoksunluğu çekmektedirler.
Genel olarak, çalışan anaların çocukları, bağımsızlık ve sorumluluk duygularında aşağı düzeyde olmakta; başkalarıyla ilişkiler kurmakta zorluk ve beceriksizlik göstermekte; düşlem kurmaya, gerçeklerden kaçmaya daha çok eğilim göstermekte; güvensizlik içinde bulunmaktadır.
c) Çalışan Çocuklar; Öğrencilerin, boş zamanlarda ve tatillerde, para kazanmak için yaşlarına uygun sevdikleri bir işte çalışmaları, kendilerine güvenlerini artırmakta ve sorumluluk duygularını geliştirmektedir. Böyle çocukların, işleri ile ilgili yaşantılarının okuldaki öğrenimlerine olumlu etkileri de olmakta, bu yüzden okul başarıları yükselmektedir. Ancak, ailelerin içine düştüğü geçim sıkıntıları nedeni ile, çocuğun dışarıda istemediği, sevmediği ve gücünün üstünde olan işleri yapmak zorunda kalması, işin bu eğiticilik etkisini azaltmaktadır. İşin zorluğu ve bu işe karşı isteksizliği yüzünden yorgun ve bitkinleşen çocuğun, derslerindeki başarısı düşük olmaktadır. Böyle çalışan bir çocuğun, kimi kez, ana-babaya, öğretmene ve topluma isyan ettiği, çalışmanın kazandırdığı bağımsızlıkla ve eline geçen paranın verdiği rahatlıkla beğenilmeyen davranışlar yaptığı olabilmektedir.

6- AİLENİN DİRLİĞİ
Ana-baba-çocuklar ve ailede bulunan diğer kişiler arasında iyi ilişkilerin olması, çocukların kişiliğinin gelişmesi bakımından gereklidir. Bu yüzden aile dirliğinin, hem ailesinin birliği hem de çocukların kişiliği yönünden,eğitimde önemli bir yeri vardır.
a)Ana ve baba ilişkileri: Ana ile babanın arasında iyi bir ilişkinin olması ve analık-babalık rollerini, görevlerini yapmaları ailede dirliğin temelidir.
Anlaşmayan ana-babanın arasındaki kavgalar ve tartışmalar, çocukları sürekli duygusal bir gerilim içinde bulundurur. Böyle bir ortam içinde büyüyen çocuklar, akranlarına göre daha yoğun uyumsuzluk göstermektedirler. Bu çocuklar, okuldaki başarılarını düşürmekte: güvensizlik, aşağılık, utangaçlık duyguları geliştirmekte; ya da saldırganlık, kavgacılık, düşmanlık, itaatsizlik gibi davranışlara sahip olmaktadırlar.
b) Ana-baba ile çocukların ilişkileri: Ana-babanın çocuklarına olumlu ve akla uygun bir şefkatten başka verebileceği daha önemli bir şeyi yoktur. Yetiştire yurtlarında, ana-baba şefkatinden yoksun olarak büyütülen çocukların gösterdiği kişilik bozuklukları, ana-baba baba şefkatinin çocuklara ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Yetiştirme yurtlarında, iki yaşına kadar olan çocukların başlıca ölüm nedenlerinin açlık ya da bakımsızlıktan daha çok, şefkatten yoksunluğun olduğunu araştırmalar göstermektedir. Şefkatten yoksun olarak yetişen çocuklar, zekaları yüksek olmalarına karşın, geri imiş gibi davranmakta; konuşamamakta; etkin olamamakta; aşırı derecede içekapanık, çekingen olmaktadırlar. Küçük yaşlarında şefkatten yoksunluğunun nedeni ile çocuklarda görülen kişilik bozuklukları, yetişkin yaşlarına kadar etkisini sürdürmektedir.
Ana-baba ile çocukların arasındaki ilişkilerin değişmesinin ya da bozulmasının bir çok nedenleri vardır:
1. Çocuk bebeklik çağının şirinliğinden kurtulup, inatçılık, yaramazlık, bencillik çağına geçtiğinde, ana-babanın gözünden düşmektedir.
2. Çocuğun büyümesi ile, ana-baba, artık çocuğa küçük yaşında olduğu gibi, fazla özen gösterilmesi gerektiği inancına kapılmakta, oysa, çocuk eskisi gibi ilgi merkezi olmak istemektedir.
3. Zamanla çocuğun, kafalarında canlandırdıklarına benzememesi, ana-babayı düş kırıklığına uğratmaktadır.
4. Çocuğun ana-babadan birine daha yaklaşık olası, diğerinin çocuğa karşı tutumunu değiştirmektedir.
5. Çocuğa yeni bir kardeşin gelmesi ile ana- babanın şefkatini ve ilgisini ona doğru yöneltmekte , büyük çocuk unutulmaktadır.
6. Nine, dede, hala, teyze gibi akrabaların çocuğa gösterdikleri aşırı ilgi ile, çocuğun, ana-baba ya da ana-babanın çocuğa karşı tutumu değişmektedir.
7. Çocuğun büyüdükçe, ana-babaya karşı koyma girişimleri, ana-babanın çocuğa karşı inancını değiştirmektedir.
8. Kardeşlerin kavgaları sırasında ana-babanın yan tutması, çocukların ana-babalarına karşı güvenlerini sarsmaktadır.
9. Ana-babanın çocuğa, yaşına göre davranmaması, çocuğu benliğini korumaya yöneltmektedir.
10. Çocuk yetiştirmede, ana-babanın belli görüşe ve ilkeler sahip olmaması yüzünden, çocuğa bir gün başka diğer gün daha başka bir tutum göstermesi çocuğu kararsızlığa, çatışmalara sürüklemektedir.
c) Kardeşlerin İlişkileri: Aileye yeni bir kardeşin gelmesi ile ana-babanın şefkatinin ve ilgisini bu kardeşe çevrilmesi, daha büyük yaşlarda olan kardeşlerinin kıskanmalarına neden olmaktadır.
Çocuklar arasındaki ilişkiler, ana-babanın kendilerine karşı tutumuna bağlıdır. Çocuklar, ana-babanın kendilerine gösterdikleri tutuma göre davranışlarını ayarlamaktadırlar. Ana-babanın çocukları kendi aralarında paylaşması, her çocuğa karşı değişik bir şefkat, sevgi ve tutum içinde bulunmaları, çocuklar arasındaki ilişkiyi bozmaktadır. Çocuklar arasında şefkat kazanma, ilgi çekme yarışı hızlanmakta, böylece çocuklar olumsuz davranışlara itilmektedir. Özellikle, ana ya da babanın, çocuklarından birini “gözde” olarak kabul etmesiyle diğer kardeşlerde gözde olan kardeşe karşı düşmanlık, hınç duyguları gelişmektedir. Bu yüzden çocuklar ya çekingen, içe kapanık ya da saldırıcı, kavgacı olmaktadırlar.
Ana-babanın olumsuz bir tutumu olmadıkça, genellikle kardeşler, birbirlerini sevmektedirler. Kardeşlerin birbirleriyle ilişkileri toplumsallaşmalarına yardım etmekte; büyük kız kardeşler küçük kardeşlerine daha çok yakınlık göstererek onların yeterli şefkat içinde büyümelerini sağlamakta; küçük kardeşler ise büyükleri kendilerine örnek alarak davranışlarını biçimlendirmektedirler.

7- AİLENİN YÖNETİMİ
a) Ananın denetimi altında olan aile: Ananın egemen olduğu ailede, baba edilgindir. Böyle bir ailede koca, karısına karşı ilgi duymamaktadır; çocuk yetiştirmede karısının sorumlu olduğuna inanmaktadır; yalnız gücünün gerektirdiği işleri üzerine almaktadır. Kocanın, bir kazancı olsun olmasın, bütün sorumlulukları karısına verdiği ve karısı da buna eğilim gösterdiği ya da gerek duyduğu için, ailenin tüm yönetimini elinde tutmaktadır.
Bu tür ailelerde yetişen çocuklar düzensiz bir kişilik gelişimi içindedirler. Bu çocukların bazıları saplantılara sahip olmakta, bazıları serkeşlik göstermekte; bazıları ise olabildiği kadar erken yaşlarda aileden kaçmaya çalışmaktadır. Genel olarak böyle yetişen çocuklar, uyumsuzluk belirtileri göstermektedirler.
b) Ananın önder olduğu aile: Bazı ailelerde, önder anadır. Böyle ailelerde, aileye ilişkin kararlar, kocanın katılması ile fakat daha çok kadının etkisi altında verilir.
Ana zorba olmaktan daha çok önderdir. Bu yüzden böyle ailelerde, çocuklar, babalarından daha çok analarına bağlanırlar. Çocuklar analarına saygı gösterirler, hayran olurlar, ona tutku içindedirler, fakat babalarını da severler.
c) Demokratik aile: Bu tür ailelerde, karı-kocanın birlikte ulaştığı görüşe dayanan bir yönetim vardır. Böyle ailelerde karı-koca daha erken yaşlardan başlayarak, çocuklarının, sorumlu, aile içinde yerlerini bilir ve bağımsız birer kişi olarak yetişmesi için gerekli eğitim ortamını hazırlar. Böyle ailenin çocukları başkaları ile nasıl işbirliği yapılacağını; aile işlerinin nasıl paylaşılacağını; ailenin kararlarını gerçekleştirmek için nasıl yardım edebileceklerini; bir küme içinde demokratik işlemleri nasıl kullanacaklarını öğrenirler. Bu çocuklar kendilerine güvenmede, bağımsız birey olmada, yetişkinlik çağına hazırlanmada iyi bir gelişim içindedirler.
d) Babanın önder olduğu aile: Böyle bir ailede baba belirgin olarak ailenin başıdır. Böyle ailelerde yetişen çocuklar, babanın verdiği cezaları biraz fazla ve katı olmakla birlikte ona karşı güvenli ve saygılı olarak büyümektedirler. Çocuklar, babalarına karşı gösterdikleri saygı, sevgi ve hayranlığın yanı sıra, anaarına karşı da sevgi, saygı ve bağlılık göstermektedirler.
e) Babanın denetimi altında olan aile: Bu tür ailelerde, koca, tüm yönetimi kendi elinde tutmakta ve aileyi egemenliği altında yürütmektedir. Ailede tüm kararlar kocaca verilir. Kocanın, gösterdiği öfke ve şiddet, aileyi denetlemede kullandığı en keskin silahıdır. Böyle bir baba, genellikle, çocuklarının yeteneklerinin çok üstünde olan ölçüleri, onlar için ulaşılacak hedefler olarak gösterir. Baba, çocuklarının bu hedeflere ulaşamamasından dolayı karısını sorumlu tutar, bunun için karısını eleştirir. Böyle bir ailede yetişen çocuklar, özellikle ergenlik çağında, babalarına karşı saygılarını ve güvenlerini yitirmektedirler. Çocuklar serkeşlik, içe kapanıklılık ya da babaya aşırı bağlılık gösterebilirler. Baba çocuklarını ya aşırı koruma yoluyla ya da zorla kendine bağımlı kılarak, üstünlük kurmuştur. Böyle bir ailede, zorbaca, düzensiz ve ne olacağı belli olmayan bir hava bulunması nedeniyle, baba, çocuklarınca sevilemez Baba çocukları için yetişkinlerin ulaşabileceği ölçüleri hedef olarak göstermekte ve bu ölçülere uymaları için, onları zorlamaktadır. İsteklerine uymadığı zamanlar çocukları kırmakta, hırpalamakta ve onların cesaretini yok etmektedir.

8) AİLENİN DİSİPLİNİ:
Çocukların eğitimi için gereklidir. Her ana-baba, çocuklarının, istedikleri davranışları yapması, istemedikleri davranışları yapmaması için bazı çabalar gösterir; bu çabalarının ne oranda çocuklarına etki yaptığını da dönüp denetler. Bu anlamda her ailede bir disiplin uygulaması vardır.
a)Zorbacı disiplin, çocuklarda utangaçlık, güvensizlik, küstahlık, serkeşlik oluşturmaktadır.
b) Başıboş disiplin, ya çocuğu kendi başına bırakmakta ya da çocuğun ana-babasını yönetmesine elvermektedir. Birincisinde, çocuk başıboşluğun verdiği hava içinde yolunu bulmada zorluk çekmekte ve bencil bir bağımsızlık kazanmaktadır. İkincisinde ise, çocuk, ana-babasını dilediği gibi yönetme olanağını elde ederek onlara dilediğini yaptırmaktadır.
c) Durulaşmamış disiplinde ise, çocuklar, ana-babanın hangi durumlar karşısında nasıl davranacaklarını kestiremezler. Ana babanın benzer durumlar karşısında bazen çok yeğin tepkilerde bulunması, bazen hoşgörür bir tutum takınması, çocukları kararsızlığa düşürmekte, bu yüzden istenen davranışların onlarda yerleşmesi zor olmaktadır. Ana-babanın, en azından bu üç tür disiplin anlayışından sakınmaları gerekmektedir.

9. ÇOCUĞUN AİLEDEKİ YERİ
a)Tek çocuk: Ailede tek çocuğun bulunması, ailenin tüm ilgilerinin çocuk üzerine
çevrilmesine neden olur. Hele aile kalabalık ise, evde hala, teyze, nine vb. akrabalar da varsa, evin tek çocuğu olmak çocuğun zararına olur. Şefkat ve sevgi bolluğu da çocukları sıkıntıya sokar. Çocuğun her işi, kendine bırakılmaksızın, başkalarınca yapılıverir. Çocuk aşırı bir koruyuculuğun baskısı altındadır. Böyle çocuklar şımarık davranışlar sergilediklerinden arkadaşlarınca pek sevilmezler. Çoğunlukla bu çocuklar toplumsallaşmada beceriksiz olurlar.
Eğer ailenin tek çocuğu, istemeden doğmuş ise; geç evlilik yüzünden ya da diğer başka nedenlerden zorla elde edilmiş ise; ana ya da babadan biri ile yalnız kalmış ise, kişilik yönünden daha da ağır koşulların baskısı altına girer.
Ailedeki tek çocuk, oyuncaklarını, giyeceklerini, yiyeceklerini bir başkası ile paylaşmak fırsatını bulamadığından, okula geldiği zaman araç ve gereçleri başkaları ile kullanmada büyük zorluk çeker: paylaşmaya ve yarışmaya alışmamış olduğundan sık sık kavgalar çıkarır; yabancıl davranışları yüzünden arkadaşlarınca kolay kolay küme çalışmalarına kabul edilemez; bu yüzden ya kavgacı bir tutum ya da içedönüklük geliştirir.
b)Büyük çocuk: İlk doğan çocuk ilkin, tek çocuk olduğundan tüm ilgiyi üzerine
çeker. Fakat ilk çocuğun tacı, ikinci çocuk doğduğunda düşüverir. İkinci çocuğun cinsiyeti önemlidir. İlk çocuk erkek ise, ikinci çocuğun kız olması pek sorun oluşturmaz. Ama ilk çocuğun aksine ikinci çocuk erkekse, bütün ilgilerin onun üzerine toplanması ile ilk çocuk unutulabilir.
İkinci çocuk, ilk çocukça kıskanılabilir. Bu yüzden bazı çocuklar sonraki çocukları öldürmeye bile girişebilirler. Sonraki kardeşlerini kabul etmeleri için, çocukların bu duruma ölçülü bir yolla hazırlanması gerektir.
Büyük çocuk, hemen bütün ilgiyi yine kendisinde toplar. Büyük olmanın bir çok üstünlükleri vardır. Herşeyin büyüğü, iyisi ve ilki, büyük çocuğa alınır. Bazen küçük büyüğün eskilerini kullanmak zorunda kalır. İlk çocuk büyüktür, güçlüdür, okula ilk o başlar. Bütün üstünlükler küçük çocuğun büyüğünü kıskanmasına neden olur.
c)Ortanca çocuk:Ortanca çocuk, aile içinde, ne büyük ne de küçük çocuk gibi,
ayrıcalıklara sahiptir. Büyüğe bir şey alınınca “ o büyüktür”, küçüğe bir şey verilirse “o küçük kardeştir” denilir. Ama ortanca çocuk, bu iki ucun arasında sürekli özverilerde bulunmak zorunda kalır. Ev içi hizmetlerinde de, aksine, bazı işleri küçük gücü yetmediği için yapmaz, büyük daha ağır işleri yaptığı ya da büyük olduğu için yapmaz, ama ortanca ayak işlerine koşan biri olur.
Ortanca çocuk, biri süre, küçük çocuk olmanın tadını tatmıştır. Bu tat, üçüncü çocuğun doğmasıyla damağında kalmıştır. Bundan birdenbire yoksun kalmak,onu çileden çıkartmaktadır. Bu yüzden de ortanca çocuk, huysuz ya da içedönük olabilir.
d) Küçük çocuk: Küçük çocuğun kayraları, ortancadan ve büyük çocuktan daha fazladır. Küçük çocuk, hem ana-babanın, hem de diğer kardeşlerin ilgi merkezidir. Son doğan çocukla, diğer çocuklar arasındaki kıskançlık, ilk doğan çocukla ikinci çocuk arasındaki kıskançlık kadar yeğin değildir. Çünkü her iki kardeş de, bir diğer kardeşle birlikte bulunmaya ve paylaşmaya alışmışlardır. Genel olarak son çocuk için yaşam, diğerlerinin yardımı ile daha kolaylaşır. Ama ana-baba son çocuğu istemeyerek kazanmış ise, küçük çocuğun savsaklanması
ya da istenmeyen bir çocuk olarak büyütülmesi olasıdır.

10-ANNE VE BABANIN ÇOCUKLARINA KARŞI EN YAYGIN TUTUM VE DAVRANIŞ BİÇİMLERİ
a) Aşırı Koruma:
Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu çocuk, diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Bu bağımlılık, çocuğun yaşamı boyunca sürebilir ve aynı koruma duygusunu eşinden bekleyebilir.
Anaokulu öğrencilerinden birinin velisi, bir gün konuşma sırasında, çocuğun büyüyüp askere gittiğinde, hasta olmasından ve onu yitirebileceğinden endişe ettiğini söylüyordu.
O günlerde çocuğun 15 metre uzaklıktaki simitçiden simit alabilmesi ısrar üzerine gerçekleşebilmişti.
Bir başka örneği 15 yaşında bir vaka oluşturmaktadır. Kolej öğrenimi görmekte olan bu erkek ergenin, tuvalet temizliği, tırnaklarının kesilmesi, banyosunun yapılması ve saçlarının taranması anne babası tarafından yapılmaktaydı.
b) Hoşgörü Sahibi Olma:
Anne babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları çocukların bazı kısıtlamalar dışında, arzularını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. Böyle durumlarda çocuk, evine yönelik bir birey olur. Eğer anne babasının hoşgörüsü normal bir düzeydeyse, çocuğun kendine güvenen, üretici, toplumsal bir birey olmasına yardım eder.
c) Aşırı Hoşgörü ve Düşkünlük:
Aşırı hoşgörü ve düşkünlük çocuğu bencil yapar. O, daima diğerlerinin dikkatini çekmek ve kendisine hizmet edilmesini ister. Böyle çocuklar ev içinde ve dışında çok zayıf bir sosyal uyum gösterirler.
5 yaşındaki A., geç yaşta çocuk sahibi olan anne ve babasının tek kızıdır. Anne ve baba, çocuklarının her arzusunu anında gerçekleştiren, ona karşı aşırı düşkün ve hoşgörülü kimselerdir. Öyle ki, çocuk, annesinden bir bebek isterken, farklı renkteki bir diğerini de babasından bekleyebilmektedir. Bu ortam içinde çocuk giderek bencilleşmiş ve arkadaşlarıyla uyum sağlayamayan bir birey haline dönüşmüştür. Zamanla A., gördüğü filmlerdeki korku sahneleriyle arkadaşlarını korkutmaktan haz duyan, onların oyunlarını bozan bir çocuk olur. Bu arada A., anne ve babayı yönlendirme yolunda çeşitli
metodlar dener, geçirdiği bir hastalığı koz olarak kullanma, bunlardan biridir. A., zaman zaman: “Eğer istediğimi yapmazsanız, havale geçirir, bayılırım” şeklinde anne ve babasını korkutarak isteklerini gerçekleştirmektedir.
d) Reddetme:
Reddetme, bir anlamda, çocuğun bedensel ve ruhsal gereksinimlerini karşılamayı aksatarak, ona düşmanca duygular beslemek şeklinde tanımlanabilir. Bu ortamdaki çocuk, yardım duygusundan uzak, sinirli, duygusal kırıklıkları olan, diğerlerine özellikle kendinden küçük ve zayıflara karşı düşmanca duygulara sahip bir birey olabilir.
Yeni çocuğu dünyaya gelen bir anne, ilk çocuğunun varlığından zaman zaman eşine şikayet eder olmuş ve babanın sevgisini kıskandığından: “ Bu çocuk ölse hiç üzülmeyeceğim, ya o ya da ben!” şeklindeki sözcükleriyle çocuğu reddetme duygusunu dile getirmiştir.
Bir başka anne, çocuğunun dünyaya gelmesiyle özgürlüğünün sona erdiğinden şikayet etmiş ve bu nedenle çocuğun nefret ettiğini söylemiştir.
e) Kabul etme:
Anne babanın kabulü, çocuğu sevgi ve sevecenlikle ele alması biçiminde davranışa yansır.
Kabul eden anne baba, çocuğun ilgilerini göz önünde tutarak, onun yeteneklerini geliştirecek ortam hazırlar. Kabul edilen çocuk, genellikle sosyalleşmiş, işbirliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal açıdan dengeli ve mutlu bir bireydir.
f) Baskı Altında Bulundurma:
Anne ve babadan birisinin ya da her ikisinin baskısı altında kalan çocuk, nazik, dürüst ve dikkatli davranmasına karşın, çekingen, başkalarının etkisinde kolay kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir.
Suçlayan, cezalandıran ve sürekli karışan anne babaların çocuklarının kolayca ağlayan çocuklar olduğu görülür. Baskı altında büyüyen çocuklarda genellikle isyankar tavır alışlarla birlikte, aşağılık duygusu gelişebilir.
g) Çocuklara Boyun Eğme:
Çocuklarına boyun eğen anne ve babalar, evde onların egemenliğini kabullenen kişilerdir. Bu tür ailelerde, çocuklar anne ve babalarına hükmeder ve onlara çok az saygı gösterirler. Bu çocuklar yalnız anne ve babalarıyla yetinmeyip, zamanla ev dışındaki kimselere de egemen olmanın yollarını arayan birer birey haline dönüşebilirler.
h) Çocuk Ayırma:
Bütün çocuklarını eşit düzeyde sevdiklerini söylemelerine karşın, kimi anne ve babanın, bazı çocuklarını daha çok sevdikleri gözlenmektedir. Böyle durumlarda anne ve babalar, sevdikleri çocukları diğerlerinden ayırarak, onları kayırırlar. Aşırı sevgi gören bu çocuklar, daha çok anne ve babalarıyla oyun oynamayı yeğlerken, akranlarıyla olan ilişkilerinde saldırgan ve baskıcı bir tavır içindedirler.
D., ailenin büyük kız çocuğudur. Kendisinden küçük kolan erkek kardeşine anne babası tarafından her zaman ayrıcalıklı davranılmış ve D. daima küçük görülerek dışlanmıştır. Baba zaman içinde bu yanlış tutumunu değiştirmemiş ve çeşitli bilimsel uyarılara ilgi göstermemiştir. D. Yüksek öğrenimini tamamladığı yıllarda zaman zaman eve gelmeyen, alkol kullanan, evde bulamadığı ilgi ve sevgiyi ev dışında aramaya çalışan bir birey olmuş ve ne yazık ki, tam meslek sahibi olduğu bir dönemde yaşamına son vermiştir.

KAYNAKLAR

1-Prof. Dr. Haluk Yavuzer- Çocuk Psikolojisi
2-İbrahim Ethem Başaran-Eğitim Psikolojisi
3- Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu- Davranış bilimleri
4-Prof Dr. Enver Özkalp-Sosyoloji
5- Selma Kocaoluk- Mehmet Şükrü Kocaoluk- ilkokul Programı ve Beş sınıfın Yıllık Planı


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.