DOLAR 18,5561 0.25%
EURO 18,1602 -0.02%
ALTIN 995,230,76
BITCOIN 3625700,62%
Adana
27°

AÇIK

16:18

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Dedik ki..
6572 okunma

Dedik ki..

ABONE OL
27 Ağustos 2022 11:44
Dedik ki..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Biz; anneleri pazara giderken Sümerbank basmasından pazar torbaları kullanan kuşaktanız ve keten ipliğinden yapılmış fileleri de kullanan babaların çocuklarıyız.
Babalarımızın cebinde keten iplikten fileler bulunurdu ve o babalar iş dönüşü eve gelirken kese kağıtlara konmuş meyveleri taşırlardı çocuklarına..
Anneler de çiçekli Sümerbank basmalarından, delikli tahta saplara kınnap ipiyle dikilmiş torbalarla giderlerdi Cumartesi günleri kurulan sebze, meyve pazarlarına…
Anımsıyorum da sunni ipekle aynı dönemde girdi naylon ülkemize… Yıl 1964…Almanya’ya işçi gidenler; naylon gömlekleriyle caka satarlardı, Bursa ipeklisinden başkasını tenine giymeyen bizlere…
Ve büyüdüğümüzde dedik ki…
Naylondan uzak durun…
Çünkü Çevre Sorunları alanında yaparken akademik kariyer, derken Doğa’nın yaşamasına en zorlu bariyer olan naylon illetini öğrendik. Yeniden Sümerbank basmasından pazar torbaları kullanılsın diye çok dil döktük, çok sayıda yazılar yazdık.
Ne yazık ki çiçekli basmadan torbalar bir yana, o basmaları dokuyan Sümerbank Merinos fabrikalarını bile kapattılar acımasızca…
Bilindiği gibi son yıllarda alınan kararlara göre; eğer ki naylon torba kullanacak olursanız alışverişlerinizde, torba için para ödüyoruz satıcıya… Bu ödemenin de gerekçesi de naylon torbanın doğada çözünür olması için yüzlerce yıl geçeceği ve Doğa’nın bundan zarar göreceği falan, filan…
Sanki biz yıllardır anlattık, yazdık yalan, dolan… Akıllar anca geldi başa; zararın neresinden dönülürse kardır diyerek, bunca geç kalınmışlığı çekelim sineye…
Ve bu arada; ülkede bazı konularda duyarlılıklar gösterilse de… Ne yazık ki ormanların, tarım alanlarının, zeytin bağlarının yok edilmesinin ardından…Ayçiçek tarlaları da yok edilmiş. Bu gidişle Gavur İzmirli çiğdem çitleyemeyecekmiş…
Çiğdem bir yana; gündöndü, güne bakan diye de bilinen AYÇİÇEK tarlalarının özellikle de Trakya Bölgesi’ndeki AYÇİÇEK tarlalarının yok edilmesi nedeniyle, bitkisel yağ üretiminde kullanılacak ayçiçeği çekirdekleri için de dışalıma gidiliyormuş. Umalım ki AYÇİÇEK konusundaki özensizlik de, aymazlık da son bulsun. Tarlalar yeniden yüzünü sürekli Güneş’e dönen sarı çiçeklerle dolsun.
Dedik ki…
Amerika; Osmanlı’dan beri parçalamak istiyor bu Devlet’i… Parçalamak istediği için de emperyalizme karşı savaş veren, halkıyla KURTULUŞ SAVAŞI için yola düşen o günlerin Gazi Mustafa Kemal’ine “sarı saçlı eşkiya” dedi. Onunla başa çıkamayınca da “yüzyılın lideri” diyerek Time dergisinin kapağına resmini koydu.
Ne yazık ki ülkemizdeki aymazlar, utanmazlar, yozlar, yobazlar ve özellikle de Kemal ATATÜRK’e hayasızca, şerefsizce saldırmaktan geri durmazlar. Kurtuluş Savaşı tarihini saptırıp, gerçekleri unutturup; ülkeyi Amerika’nın oyuncağı yaptılar. Ve sonunda anladılar ki Amerika’nın oyun çağı bitmeliydi, Amerika Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk sıradaki düşmanıydı.
Onlara da dedik; günaydın, olsun, geç de olsa şükür ki aydın !…
Dedik ki…
Ulusalcılık, Milliyetçilik, Devletçilik, Cumhuriyetçilik, Halkçılık ve özellikle de Laiklik…
Atatürk İlkeleri diye feryad ettikçe biz, her biri düşman kesildi başımıza… Takıldılar yedi düvel işbirlikçilerinin peşine ve özellikle de düştüler Suud-i Arabın aşkına…
Bugün görünce onu Amerikalı’nın yanında; döndüler şaşkına… Oysa onlar dün de İngilizin yanındaydı, İngiliz lirasıyla Osmanlı Memetçikleri’nin celladıydı.
Yıllardır düşünce Arabın aşkına, hep gözlerini yumdular tarihsel gerçeklere… İşte bugün o sevgili Suud-i Arabın; girmiş Amerikalı’nın koynuna, alet oluyor Amerikalı’nın seni yutma, seni yıkma oyununa…
Arap bir yana, sen inanıyorsan Peygamberin Muhammedin dinine tamam sarıl Allahın ipine, ama bu Coğrafya’da sonsuza dek yaşamak istiyor sarılmalısın ATATÜRK’ün ipine…
AKBAŞKAN bile ne demişti?… Kulak ver onun sözlerine:
-Eğer yaşasaydı Atatürk; bizim partimizi seçerdi…
Ah, ah!.. Biraz daha yaşasaydı ATATÜRK; ne Menderes’le Amerika ilişkisi yaşanırdı, ne de Fetoş belası bu ülkenin can damarlarına, kan damarlarına sızabilirdi, ne de masum yavrucakları kandırabilirdi.
Dedik ki…
BOP diye hoplamayın!…
BOP dediğin; Büyük Ortadoğu Projesi değil, Büyük İsrail Projesi’dir.
Bu projeyle parçalanacak ülkelerden, İsrail’e toprak verilecek. İsrail’e bahşedilecek Kenan Toprakları… O toprakların da büyük bir kısmı; sözüm ona ülkemizde Kürdistan olarak adlandırılan bölge, Doğu ve Güneydoğu ve de Akdeniz Bölgelerimiz’i içeren topraklar…
Biz bunları söyledikçe, yazdıkça; bize kızdılar, öfkelerini kustular. Ama işte Halep ordaysa, arşın burada… Irak, Suriye derken; Türkiye sırada…
Ve düşman; halk bildiğimiz, ulus kavramı içinde saydığımız unsurların iliklerine işlemiş de ancak ayırdına varacaklar mı yoksa yeniden düşmana kanacaklar mı?… Yine de ortada var bir bilinmezlik, var bir muamma… Umalım ki kör bakılmasın yanlışlara !…
Dedik ki…
Yapmayınız bu kadar Doğa Ana’ya saygısızlık… Çalmayın denizlerden kıyılarını, derelerden yataklarını… Bu işler hayır getirmez; unutma ve hep anımsa 99 depreminde İznik Körfezi’nde deniz nasıl da geri aldı kendisinden çalınanları, nasıl da yutuverdi beş katlı apartmanları…
Trafik kazalarındaki “utanılası” şampiyonluğumuz gibi… Başarısızlık Olimpiyatlarında, yeni bir dalda daha şampiyon olacağız bu gidişle; böyle akılsızca Doğa Ana ile kavga edip, didişdikçe… Dere yataklarına yapılaşma için izin verildikçe; can ve mal kaybında şampiyon olacağız Dünya genelinde, alacağız APTALLIK MADALYASI…
Doğa Ana’ya saygılı olun diye; hep söyledik, hep yazdık. Ama ne yazık ki ona saygı gösterenler olarak hep biz azdık, paragöz doyumsuzlarsa çoğunlukta… Durum böyle olunca, özellikle de siyasal çıkarcılar da oy peşinde; yapılan yanlışlıklara duyarsız kalınca…
Neyse ki Hükümet yetkililerinin son aylarda yaptıkları açıklamalara bakınca… Sanki bundan böyle akıllanacak gibiler mi, vallahi bilemedik.
Ergenekon Destanı’na yalan, yok dediler. Ulubatlı Hasan hiç yaşamadı; İstanbul Hisarları’na Türkün Sancağı’nı dikmedi dediler. Özellikle de Gazi Mustafa Kemal; Çanakkale de “hiç” hükmündeydi diyerek Türkün Tarihi’ni, halkın Tarih bilgisini ve bilincini yok ettiler.
Ve bugünlerde her şey sil baştan…
Her nedense son yıllarda; 26 Ağustos yaklaşırken, tüm televizyon kanallarında ortak yayın 1071 Malazgirt…
Dedik ki…
Tamam Malazgirt çok önemli bir tarihtir, Türk için, Türklük için ama birazcık daha az git, gel 26 Ağustos 1922 gününe BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ’ne…
Başlama yine Gazi Mustafa Kemal’in zaferini nasıl yok ederim, nasıl görmezden gelirim muhasebesine!…
Kuşkusuz çok önemlidir Türkler için; 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi…
Türkün Anadolu’ya ilk adımının savaşı… Ama 26 Ağustos 1922 tarihi de Türkün bu topraklara sonsuza dek sahip çıkışının başarısı ve 30 Ağustos Zaferi’nin başlangıcı… Ve sonrasında 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması… Hani şu ülkene göz diken Okyanus ötesindeki düşmanının saymadığı, ülkeni parçalamak için her türlü entrikaya başvurarak görmezden geldiği uluslararası sözleşme… Ve bu sözleşmenin ardından kurulan 29 Ekim 1923 Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletin…
Bütün bu tarihleri iyi bilirsen, yeni yetişenlerine öğretirsen, bu başarıları gölgelemezsen… Bu topraklarda sonsuza dek sürer egemenliğin…
Yeter artık; inatlaşma Türkün Gerçek Tarihi ile, aklın başına gelsin!…


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.