Depremin düşündürdüğü…

Depremin düşündürdüğü…

Yine içimiz yandı! Canevimiz yalımlandı! Gözlerimiz suçlu aradı! Kim?

Suçlu olan hep “öteki”! Kimse “kendindenmiş” gibi davrananı suçlama gereği duymadı!

Bu kentleri fay hatları üzerine kim kuruyor, izin veren kimler, sonunun “felaket” olacağı/ sonunun can yitimlerine neden olacağı biline biline kimler “yanlışlara” izin veriyor; kim?

Akıl, bilim böyle söylüyor!

Doğal olaylardan çok, yapıda kullanılan parçaların özensizliğinden söz ediliyor!

Demirden söz ediliyor, kumdan söz ediliyor, temel atılan alandan söz ediliyor, taşıma gücünden söz ediliyor, dayanıklıktan söz ediliyor…

“Açlıklarını” doyurmak için çıkarılan “imar barışı”ndan söz ediliyor!

“Yanlışın” barışı ne ki, “cana kıymaya” göz yummanın barışı, “gasbetmenin” barışı, bebe çığlıklarına boğulan “anların” barışı…

Bunlardan birinin niteliksizliği her tür “felaketin” nedeni olacağından söz ediliyor!

Peki, hukuk kurallarının işlediği ileri sürülen bir ülkede “bunu” bozan kim, ya da kimler?

“İktidar” mı, “muhalefet” mi?

***

Düşünmek bile can sıkıcı…

Yerel yönetimlerin tamamında “kazanan” kim olursa/ olsun, kendi “kapatması” sayıyor koca kenti!

İmar verilmeyecek, beton yapı çıkılmayacak, toprak yapısı uygun olmayan yerler “iştahlarını” kabartıyor olmalı…

Salt onsekiz yıllık “iktidar” mı; güldürmeyin beni!

Her “yönetimi” eline alan “ucundan” koparmaya çalışıyor, en niteliksiz ya da tarıma elverişli alanları katlediyor, sağlık yapıların yükselmesine izin veriyor!

Bunu Karadeniz bölgesinde yaşanan yoğun yağışlar sonrasında yaşadık! Akıldışı/ bilim dışı “insan” olmanın erdemini zorlayacak biçimde dere yataklarına kondurulan yapıların başına gelenleri gördüğümüzde içimiz titredi/ sarsıldık/ anlam veremedik!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  ORHUN ABİDELERİ

Güney Doğuda oluşan depremlerde, malzemeden kırpılarak yapılan yapılar tuz/ buz gibi dağıldığında, onlarca insanımız yaşamını yitirdiğinde gözlerimizi aralayarak bakmakla yetindik; üç-beş yıllık yapıların can alışı karşısında şaşkındık!

Suçlu ardık; biri çıkıp/ üzüntüsünü söylesin istedik, biri çıkıp/ yanlış yaptığını söylesin istedik, biri çıkıp/ verilen görevi hak etmediğini söylesin istedik, biri çıkıp/ yitirilen canların sorumlusu olduğunu açıklasın istedik…

Suçlu aradık, ancak “yeni” suçlar yaşatmak için planlar kurduklarını bilmedik!

***

Vücuda “bir kez” mikrobun girmesine izin verildiği zaman, “önlem” alma konusunda “eldeki” olanaklar kullanılmaya başlanmadığında mikrobun her yere dağılması kaçınılmazlaşıyor!

“Bir kez” yanlışa ödün verilip, bir de el üstünde tutulmaya başlandığında; salt yanlış yapanla kalmayıp, “yeni” yanlış yapacak olanların da kapıları açılıyor, birbirleriyle beslenerek/ birbirlerinden güç alarak toplum içinde yayılıyor!

Öyle olmuyor mu?

O parti/ bu parti yok!

Kirlilik “her yeri” sarmış! “İktidar” ne denli “kirliliğin” içerisindeydi, “muhalefet”te o “kirliliklere” bulaşmak için çaba içerisinde!

Partiler yurttaşın değil, “yüklenicilerin” egemenliğinde!

Bunu, şu ana dek oluşan doğal yıkımlarda yaşananlardan, aldığı canlardan, yıkılan yapılardan, kullanılan malzemelerden, uzak tutulan denetim olgularından, “yanlışa” bile bile göz yumuştan biliyoruz!

Suçlu arıyoruz; kim?





***

İzmir’de oluşan depremin 6,6 mı, yoksa 6,9 mı olduğu konuşuluyor…

7,7 şiddetinde sallantıda can kaybı “neden” yaşanmadığını soran/ sorgulayan yok!

“İlahi adalet” diye savunmaya kalkışanların da bilimden haberi yok kanımca; yapılan “aptallıkları” göz ardı ederek, “suçluyu” savunanların arasında yer almak için çırpınmak…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  MECLİSİN RENGİ TURUNCU MU?

İmar iznini kim vermişti, denetim mekanizmasını işler kılmayan kimdi, niteliksiz yapının kullanıma açılmasına kimler göz yummuştu; soran yok!

Sorulması, suçlanması için “öteki” olmalıydı sanki!

Karadeniz’de/ Güney Doğu’da yaşananların “suçlusu” kimse, İzmir’de yaşananların “suçlusu” da aynı anlayış/ aynı bakış; her siyasi görüş içerisine yer almayı başaran “kemirgenler”…

Buralarda yapılan yapıların her “yitirttiği yaşamın”, her “ekonomiye” verdiği zorluğun hesabı sorulmamalı mı, suçluları aranmamalı mı?

“Bendense”, tamam mı?

***

İçimiz yanıyor! Canevimiz yalımlanıyor!

Suçlu olan hep “öteki”; öyle mi?

Gecenin zifiri karanlığında göz kamaştıran “ateş böceği” umudumu da “siz” çaldınız bilin ki!

Yitirilen her canının, canın her yaşadığı acının “sorgusu” yapılır bir gün; biliyorum…

Siz de bilin istiyorum!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın