DOLAR 17,9532 0.22%
EURO 18,3321 0.44%
ALTIN 1.032,250,92
BITCOIN 4304983,40%
Adana
29°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Destan Nedir
34 okunma

Destan Nedir

ABONE OL
28 Haziran 2022 19:07
Destan Nedir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca “espos” sözcüğünden gelmektedir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi öğeler içerir. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir.

Destanların ortak özellikleri
Hepsinde yarı tanrısal nitelikler taşıyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur. Olaylar çok geniş bir kozmik coğrafya üzerinde geçer. Bir destanın dünyası ortaya çıktığı zaman içinde düşünebilecek her şeyi barındıran bütünsel, çok yönlü bir dünyadır. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Çoğu destanda olaylara doğaüstü yaratıklar da katılır. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme (tanımlama) ve konuşma bölümleri bulunur. Öykü içinde öyküye yer verilir.Törensel söyleyişler ve kamusal duyarlılık hakimdir. Destanlar temel olarak iki gruba ayrılır.

Sözlü destanlar
Yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğan ve kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilen destanlardır. Ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşmesi ve işlenmesiyle oluşturulurlar. Örnekler:

Gılgameş
MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. Bilinen en eski destandır. Babil ve Akad toplumlarınca da benimsenmiştir. Ama bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çıkmıştır. Zalim Uruk kralı Gılgameş’in ölümsüzlük arayışını anlatır. Gılgameş ve arkadaşı Enkidu ile birlikte uzun arayışlardan sonra ölümsüzlük otunu bulur, ama bir yılana kaptırır.

Ilyada ve Odysseia
MÖ 11-12’nci yüzyıllarda geçtiği sanılmaktadır. Homeros destanları olarak bilinirler. Yunan Yarımadası’ndaki

Edebi destanlar
Belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır.

Örnekler
Vergilius’un Aeneis’i: MÖ 29-19’uncu yüzyılları kapsar. Troyalı Aeneias’in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir.

Milton’un Paradise Lost’u
İnsanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatır.
Dante’nin La Divina Commedia’sı (İlahi Komedya) MS 1310-1321, Ariosto’nun Orlando Furioso’su (Çılgın Orlando) 1532, Camoes’in Os Lusidas’ı 1572.

Türk edebiyatında destan
Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır. Bilinen Türk destanları arasında en eskisi Yaratılış Destanı’dır. Altay Türkleri arasında söylenmektedir. V. Radlov tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir.
Saka Destanı, İskit Türkleri’ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve Şu parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmud’u Divanü Lugati-t-Türk adlı eserinde yer almıştır.

Oğuz Kağan Destanı 14’üncü yüzyılda derlenmiş özet nitelikte bir metindir. Oğuz Kağan’ın doğumu ve üstün nitelikleri, askeri başarıları ve ülkeyi oğulları arasında pay edişi anlatılır.

Oğuz Türkleri’nden günümüze gelen tek destan metni ise Dede Korkut Kitabı’dır. Bayındır Han soyundan geldikleri sanılan Akkoyunlular’ın egemen olduğu Kuzeydoğu Anadolu’daki olaylar ve Müslüman Oğuzlar’ın yaşamı anlatılır. Göktürk Destanları çeşitli parçalardan oluşmuştur. Bozkurt parçasında Göktürkler’in bir boz kurdun soyundan geldikleri, Ergenekon parçasında ise Ergenkon’a sığınmaları, çoğalıp buraya sığmayınca dağı eriterek dış dünyaya çıkmaları anlatılır. Köroğlu parçasında, göçebe Oğuzlar’ın Horasan ve Hazar’da İranlılarla savaşlarından sözedilir. Manas Destanı’nda Kırgız Türkleri’nin putperest Kalmuk ve Çinliler’le savaşları vardır.

Cengiz Han Destanı, Moğol istilasından sonra Kıpçak bozkırlarında ve eski Uygurların yaşadığı bölgelerdeki olayları anlatır. Timur Destanı, Timur’un savaşları ve kişiliğine yer verir. Danişmend Gazi Destanı’nda Türklerin Anadolu’yu ele geçirmeleri anlatılır.
Battal Gazi Destanı’nda da Anadolu’daki Türk-Bizans savaşları yer alır.Anadolu’daki İon krallıklarına saldırısı ve Akha kral ve prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatılır. Özellikle Odysseia, Yunan Tragedyası ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağıdır.

Halk Hikayesi
Tanım: Aşk, kahramanlık gibi konuları, şiir ve düz anlatım olarak, aşıkların saz eşliğinde anlatıp söylemeleridir (düz anlatım içinde yer alan şiirler, saz eşliğinde türkü gibi söylenir).
Halk hikayeleri, hikaye türünün en eski ve ortak (anonim) olanlarıdır. Halk hikayesi anlatmak bir uzmanlık, bir ustalık işidir. Hikayeleri anlatan aşıklara “kıssa-han” da denir. En tanınmışhalk hikayelerimiz arasında, şunlarısayabiliriz: Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Köroğlu, Battal Gazi.
Türleri:
HALK HİKAYELERİ KAPSAMLARINA, BOYUTLARINA VE KONULARINA GÖRE ŞÖYLE SINIFLANDIRILABİLİRLER:

1 – Kapsamlarına göre
a – Tek bir olay çevresinde örülmüş, basit yapılı, anlatımı yaklaşık bir-iki saat süren hikayeler. Bunlar çoğunlukla, konularınıbir efsaneden, masaldan veya gerçek yaşamdan alırlar.
b – Kahramanları kalabalık ve konuları ardarda sıralanmış olaylardan oluşan, uzun hikayeler. Bunların anlatımlarıbir gece sürdüğü gibi, beşveya yedi gece sürenleri de vardır.
2 – Konularına göre
a – Aşk Hikayeleri
Bu sınıfta yer alan “Aşk Hikayeleri”, aşık geleneğinin tüm özelliklerini en iyi yansıtan hikayelerdir. Bunların kahramanları kimi zaman gerçekten yaşamış olan aşıklardır ve hikayenin konusu da onların yaşam öykülerinden alınmıştır.
Örneğin; Aşık Garip, Ercişli Emrah gibi.
Kimi zaman da bu kahramanlar masal, destan, tarih gibi kaynaklardan esinlenerek yaratılırlar. Bu türlerde hayal ürünü ögeler, gerçekçi ayrıntılarla birleştirilerek anlatılır. Örneğin; Yaralı Mahmut, Arslan Bey, Elif ile Mahmut gibi.
b – Kahramanlık Hikayeleri
Konusu kahramanlık olan bu hikayelerin en tanınmışı “Köroğlu” hikayesidir. Doğuanadolu’nun kimi hikayecilerine göre, Köroğlu hikayeleri 24 kol tutarındadır. Ayrıca, Doğu’da, Türkiye dışındaki Türk asıllıuluslarla, öteki kimi uluslar arasında da Köroğlu hikayeleri yaygındır.
Günümüzde giderek işlevini yitiren halk hikayeleri, eskiden uzun kış gecelerinde köy odalarında, düğünlerde, Ramazan gecelerinde kahvelerde anlatılırdı. Hikayenin saz eşliğinde söylenen türküler bölümüne, zaman zaman, dinleyicilerin katıldığı da olurdu.
Belirli bir ustalığa sahip olmalarıgereken halk hikayecileri, bir çıraklık döneminden geçtikten sonra bu işe soyunurlar ve geçimlerini de bu yolla sağlarlardı. Bu halk hikayelerinden bazıları önce taşbasması olarak daha sonraları da matbaa harfleriyle yayımlandı.
Halk hikayelerinin düz anlatım bölümlerini oluşturan olay örgüsü, genelde, derleme olmakla birlikte, saz eşliğinde türkü şeklinde söylenen şiir bölümlerinin yaratıcılarıçoğunlukla bellidir. Bu aşıklar, düz anlatımla şiirleri birleştirerek hikayeyi düzenlerler.
Örnek:
KEREM İLE ASLI HİKÂYESİ
Asıl adı Ahmet Mirza olan Kerem, Islahan Şahının oğludur. Şahın hazinedarlığını yapan
Ermeni Keşişinin kızıAslıile Kerem birbirlerini severler. Şah Keşişten kızıoğluna ister. Ke-
şiş, bir müslümana kız vermek istemez. Fakat hükümdarın isteğini reddemez; bir mühlet is-
ter ve bu mühletin içinde gizlice memleketten kaçar.
Kerem de Aslı’nın peşinden yola düşer. İşte, Kerem’in sevdiği kızın ardınca bütün Anado-
lu’yu baştan başa gezmesi böylece başlar. Kerem artık yanında sadık arkadaşıSofu (Kerem’in
dilinden: Sofu Kardeş), omuzunda sazıile bir “Âşık” olmuştur. Her gittiği yerde, her rasladı-
ğına sazıyla ve yanık türküleriyle, Aslı’nın izini sorar, ona haber verenler de olur, vermeyen-
ler de… Bazı defa nehirlere, dağlara, kayalara, dağlardaki hayvanlara derdini döker; yolunu
bağlayan karlı, boranlıbellerden yol ister. Onun önüne çıkan engeller, bir defa inkisarına uğ-
radılar mı iflah olmazlar. Kerem aşk ateşinde pişe pişe kemale erer, keramet sahibi olur. Allah
onun her dileğini yerine getirir.
Bazışehirlerde Kerem, AslıHan’a bir zaman kavuşur. Keşişten habersizce bir müd-
det birbirlerine sevgilerini anlatırlar, dertlerini dökerler: Erzincan Bağlarında ve
Kayseri’de olduğu gibi…
Sonunda Kerem Aslı’sının peşinden Halep’e varır. Halep Paşasına kendini sevdirir: Paşa,
Keşişi tehdit ederek kızını Kerem’e vermeye razı eder. İki sevdalının nikâhları kıyılır. Fakat
kötü ruhlu Keşiş onlara son fenalığı yapar: Kızına sihirli bir gerdeklik gömlek giydirir. Bu
gömlek son düğmesine kadar açılır, tekrar kapanır imiş. Kerem sevdiğinin düğmelerini bir
türlü çözemez. Yüreğinden kopup gelen ateşle yanar, kül olur.
Kerem’in külleri dağılmasın diye bekleyen Aslı Han’ın saçları, küllerin içinde kalmış bir kı-
vılcımla tutuşur; iki âşığın ancak külleri birbirine kavuşur.
Sevgililerin birbirine kavuşmasıyla sona ermeyen bir macera olduğu için Kerem
hikâyesi toy, düğün ve kış geceleri muhabbetlerinde eğlence vasıtası olan halk
hikâyeleri arasında, çok sevildiği halde, başından sonuna kadar anlatılmaz, hattâ
birçok yerlerde bunun anlatılmasını günah sayarlarmış.
Kerem Erzurum’da hasta yatarken, AslıHan’ın üç gün sonra geleceğini haber verir-
ler. O zaman şu türküyü söyler:
Bir han köşesinde kalmışam hasta
Gözlerim kapıda kulağım seste
Kendim gurbet elde gönül heveste
Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yâre ver.
Erzurum dağları duman dildedir
Başım yastıktadır gözüm yoldadır
Aslı hayın yârdır adam aldadır
Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yâre ver.
Erzurum dağları kardır geçilmez
Gizli sırdır her adama açılmaz
Ayrılık şerbeti zehir içilmez
Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yâre ver.
Felek sen mi kaldın bana gelecek
Akıttın göz yaşım kimler silecek
Kerem’e dediler Aslı’n gelecek
Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yâre ver.
Kayseri’de musalla taşıüstünde bir cenaze görürler. Kerem cenazeye şunlarısöyler:
Mal sahibi nice gördün halini
Felek pençesine düşmüş gidersin
Beğenmezdin türlü libas giymeyi
Şimdi uryan ceset olmuş gidersin.
Tutmaz idin bir fakirin elini
Sormaz idin yoksulların halini
Haram helâl kazandığın malını
Şu fâni dünyaya dökmüş gidersin.
Malın vardı yükseklerden uçardın
Meclisler kurup da bâde içerdin
Atın binip sağa sola koşardın
Şimdi kara yere koşmuş gidersin.
Dertli Kerem eder nic’ olur halim
Bana senden oldu ey kanlı zalim
Hiç vâdeye bakmaz erişir ölüm
Ecel şerbetini içmiş gidersin.

Mesnevi Nedir?

Özellikle Arap fars ve Osmanlı edebiyatında kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan şiir biçimidir.

Arapça’da “müzdevice” denilen mesnevi türü ilk olarak 10’uncu yüzyılda İran edebiyatında ortaya çıkmıştır. türk edebiyatına girişi 11’inci yüzyılda Yusuf Has hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar.

Her beytinin ayrı uyaklı olması yazma kolaylığı sağlar. Bu nedenle uzun aşk öykülerinde destanlarda mesnevi kullanılmıştır. Mesnevi bir eser başlıca tevhid Münacat na’t miraciye bölümlerinden oluşur.

Mesneviler aşk mesnevileri dinsel-tasavvufi mesneviler ahlaksal ve öğretici mesneviler savaş ve kahramanlık konusunu işleyen gazavatnameler bir kentin güzelliklerini anlatan şehrengizler ve mizahi mesneviler diye ayrılabilir.

ROMAN NEDİR ?

Gerçekmiş gibi sunulan kişiler arasında geçen olayları anlatan, bize onların ruhsal durumlarını, yazgılarını yaşadıkları serüvenleri tanıtan oldukça uzun düzyazı biçiminde yazılmış bir imgelem ürünüdür.
Roman gerçekliği kurmacadır. Roman, ister özgürce yaratılmış bir olay üzerine kurulmuş olsun, her iki durumda da romanı roman yapan konusu değildir. Yazara gerçek ile kurmaca arasındaki ilişkileri nasıl oluşturduğu sormamak gerekir.
Kısacası neler çağrıştırırsa çağrıştırsın, nasıl ele alınırsa alınsın roman gerçekliği kurmacadır, bir başka deyişle, bu hep içinde roman serüvenleri yaşayan roman kahramanlarının doğup büyüdüğü ve öldüğü roman gerçekliğidir. Bir romanın gerçeklik derecesi asla ölçülemez.
Bu durumda roman aslında gerçekliğin kendisi değil, gerçekliğin yenidensunumudur. Romanın içeriğiyle gerçeklik arasında bir uygunluk yoktur. Romanda aşağı yukarı hep bir masal havası vardır ve bu öykü ya da masalın başarısı okurun saflığına, çabuk inanmasına bağlıdır.
Genel anlamda roman bir anlatıdır ve bu anlatı kısmen ya da tümüyle kurmaca olabilir. Anlatı olayların öykülenmesidir.
Roman ile gerçek yaşam arasındaki farklardan biri, romanda olayların okurda ya da yazarda uyandırdığı ilgiye göre seçilmiş ve düzenlenmiş olmasıdır, öte yandan roman anlatılan öyküye belli bir çözüm getirir, oysa gerçek yaşamda bu her zaman olanaklı değildir.
Kurmaca dünya, anlatının temelini oluşturur. Bir dünya kurmak kişileri ve nesneleri bu kişilerin özelliklerini yeniden, tümüyle tanımlamak anlamına gelir. Metinde oluşturulan kurmaca dünya sonludur.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.