Din ve İnanç Özgürlüğü Kime Geliyor? 

Din ve İnanç Özgürlüğü Kime Geliyor? 

Anayasa Yazım Komisyonu, kafalarındakiler hakkında anlaştıkça madde olarak yazmaya devam ediyorlarmış. Üzerinde uzlaşıp son yazdıkları ise, ‘Hiç kimsenin dini inancının gereklerini yerine getirmekten men edilemeyeceği’ cümlesinin bulunduğu -Din ve İnanç Özgürlüğü- maddesiymiş.

Daha önce bu ifadenin geçtiği maddeye itiraz eden CHP bu sefer itiraz etmemiş; böylece konuda uzlaşma sağlanmış olmuş.

Bizim ‘dindar’ camiamız bir seviniyor ki sormayın!..

Dindarların seviçleri boşa mı yani?..

Bunu, dindarlar, anayasa metninden anlayabilecek duruma geldiklerinde ancak anlarlar. Ama dindarlar, ‘din’ ve ‘inanç’ kelimelerinin ne olduğunu bilmeliler önce.

Bizim dindarlarımız, din veya inanç dendiğinde, Allah’ın gönderdiği dini ve Allah’a inanmayı sanıyorlar. Halbu ki Kur’an-ı Kerim’de de belirtilmiştir ki, ‘din’ ve ‘inanç’ kelimeleri günümüzün dindarların anladığı biçimde değildir. Diyanet ve bilcümle ulema (bir kaç tane istisna), hazindir ki, din ve inanç terimlerinin Kur’an ışığında anlatılmasına, toplumun bilinçlenmesine yanaşmaz.

Anayasa Yazım Komisyonu’nda bulunan dört partiden biri olan AKP, anayasa yapma numarasıyla milleti yıllarca oyalıyordu. Ne zaman ki millet oyalandığını farkedip AKP’ye mesafe koymaya başlıyor, o zaman AKP’liler, beklentiyi karşılamak için değil, kendilerinin beklentisinin çökmemesi için bir kaç tatlı vaadle sahnede gözüküyorlar. Milletin beklentisi, kamuda başörtüsüyle rahat faaliyet ise, AKP’lilerin beklentisi, başörtülüler üzerinden devletin nimetlerinden istifadeye devam edebilmek.

Dört partiden ikincisi olan CHP’nin yaptığı yapabildiği AKP’ye kuru muhalefettir. Bir de laiklik şartlanmışlığı var CHP’nin. Nicedir laiklik balonunun AKP’lilerin elinde olduğunun da farkında. AKP’lilerin yalanlarla iş yürüttüğünü de biliyor CHP. Bir yerde karambole geliyor, bazı itirazlarında haklılık payı varken, laiklik şartlanmışlığı yüzünden hakka karşıymış durumuna düşüyorlar. Mesela, son maddede varılan uzlaşma, Süheyl Batum’u yanlışlık yaptıkları kanaatına vardırmış. Uzlaşılan madde üzerine tereddüde düşen Süheyl Batum şunu diyor: ”Cuma günü bir öğrenci veya öğretmen, inancımın gereğini yapmak istiyorum, bugüne ders koyamazsınız derse ne yapacaksınız? Ya da, bir memur, biz bu mesai saatlerine göre çalışamayız, namaz vaktidir, dinin gereğini yerine getireceğiz derse ne yapılacak?” 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

Süheyl Batum, İslamiyet dininin mensubunu nazara alıp tedirginliğe düşmüş. Halbuki bu konu hükümetin Diyanet’ten isteyeceği önerilerle çözülebilir. Lakin din, İslamiyet dininden ibaret değil ki!.. Her aklına esenin din uydurduğu günümüzde, öyle tip inançlar da ortaya çıkıyor ki, Süheyl Batum’un, aslında, bunları aklına getirmesi gerekirdi. Detaya şimdilik girmem.

Dört partiden bir diğeri MHP, İslamiyet’in güzelliğini bildiği halde, başörtülülerin sıkıntısını yüreğinde duymuş olsa gerek. MHP’liler, sanırım, kendilerini, ‘din’ ve ‘inanç’ terimlerini anlamaya vermiyorlar. Onlar dahi ‘din’ dendiğinde, Hz. Muhammed’in yolunda olmak sanıyorlar.

Dört partiden diğeri BDP. BDP’liler, yakın zaman önce, Başbakan Erdoğan’ın tazyikine uğramış, ”zerdüşt” ithamına maruz kalmışlardı. Onlar için ”terör uzantısı” bile demişti Başbakan Erdoğan. Dinleri zerdüştlük olanların inançları terörle netice almayı gerektiriyor ise, dört partinin üzerinde uzlaştıkları ‘İnancın yerine getirilmesine mani olunamaz’ maddesi, onlar için bir daha ele geçmez fırsat olacaktır. Bir toplum, inancı baş örtmeyi gerektiriyorsa baş örtecektir; inancı anarşi ve terör gerektiriyorsa anarşi çıkaracak, terör uygulayacaktır.

Son söz: Uzlaşılan bu madde üzerine sevinen dindarların akıllarına turp sıkılıyor, haberleri yok.

İbrahim Faik Bayav

 

Bu makale 11 Mayıs 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın