DOLAR 16,7832 0.34%
EURO 17,4971 -0.28%
ALTIN 974,310,49
BITCOIN 321816-0,93%
Adana
30°

AÇIK

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Dinimizde faizin hükmü nedir?
49 okunma

Dinimizde faizin hükmü nedir?

ABONE OL
25 Ocak 2015 20:25
Dinimizde faizin hükmü nedir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Faiz

Sual: Dinimizde faizin hükmü nedir?

CEVAP

Bugün faizin, içkinin, zinanın haram olduğunu bilmeyen

müslüman yoktur. Haramlar zamanla helal olmaz. Şu kadar var ki,

(Zaruretler, haram olan bir şeyi mubah kılar), fakat zaruret bitince

haramlığı devam eder. Mesela susuzluktan ölecek kimsenin,

şaraptan başka içecek bir şey bulamazsa, ölmeyecek kadar şarap

içmesi caiz olur. Daha fazla içmesi caiz olmaz. Açlıktan ölecek

kimsenin leş yemesi de böyledir.

Bu ve benzeri durumlar haricinde faize helal denmez. Faiz

hakkında Tergib’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Helak eden yedi şeyden birisi faiz almaktır.) [Buhari]

(Yedi büyük günahtan biri faiz yemektir.) [Bezzar]

(Faiz alana da verene de lanet olsun!) [Müslim]

(Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet

olsun.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, dört kimseyi Cennete koymaz: Bunlar,

devamlı içki içen, faiz alan, yetim malı yiyen ve ana-babasına

asi olandır.) [Hakim]

(Faiz 73 kısımdır. En aşağısı, kişinin anası ile zina etmesi

gibidir.) [Hakim]

(Bir dirhem faiz alıp vermek otuz zinadan günahtır.)

[Taberani]

(Hep faiz yiyen sonunda fakirliğe düşer.) [İ. Mace]

(Zina ve faiz yaygınlaşan toplum, Allahü teâlânın azabını

hak etmiş olur.) [E. Ya’la]

(Kıyamet yaklaştıkça, faiz, zina, ve içki çoğalır.) [Taberani]

Gayri müslim diyarında

Faiz hakkında pek çok hadis-i şerif vardır. Kur’an-ı kerimde

Bekara suresi 275. âyet-i kerimesinde, (Alış verişin helal, faizin

haram) olduğu bildirilmektedir.

Ecnebi ülkelerde, müslümanların, gayri müslimlere ödünç verip,

onlardan faiz almalarının caiz olduğu Mülteka’da yazılıdır. Mecmaül

enhür ve Dürer’deki hadis-i şerifte, gayri müslim ülkelerde,

müslümanların kâfirlerden faiz almalarının caiz olduğu bildirilmiştir.

Bundan başka zaruret dışında faiz her yerde her zaman haramdır.

(Cevhere)

Faiz yalnız İslam dininde değil, semavi dinlerin hepsinde

haramdı. Fetava-i Hayriyyede buyuruluyor ki:

(Zimmi [gayri müslim] zimmiye elli lira ödünç verip, faizi ile

birlikte ellibeş lira alsa, beş lirayı geri vermesi gerekir. Çünkü, faiz

her dinde haramdır.)

Faiz, ödünç vermekte, rehinde ve alış verişte olur. Fıkıh

kitaplarında faizin yetmişten fazla çeşidinin olduğu bildirilmektedir.

Bunun için alış veriş ve başka sözleşme yapacak kimselerin, hangi

hallerde faiz olduğunu iyice öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri

öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri öğrenmek farz-ı ayndır. Bilmeyen

kimse farkında olmadan faiz alıp verir, böylece büyük günaha girmiş

olur. Haram olduğunu bilmediği için tevbe etmez.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek faizdir. Haram

anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, 12 kile

ödemesi şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, 12 kilenin hepsi

haram olur. Fazladan alınan 2 kilesi kul hakkı olduğu için, geri

verilmesi gerekir. On kilesi de haram olduğu için fakire sadaka

olarak verilir.

Bir teneke sütün içine konan bir bardak idrar sütün tamamını

necis eder. Faizle ödünç verilen paranın, faizini, ana parasından

ayırmak mümkün olmaz. Sütte olduğu gibi tamamı kirlenmiştir.

Sual: Almanya’da bazıları, (Avrupa İslam diyârı değildir, dâr-ülharbdir)

diye, bazı şeyler yapıyorlar. Kanunlara uymak, faiz almak,

sigorta yaptırmak, sakal kesmek, Cuma kılmamak, haç takmak,

yalan söylemek gibi şeyler caiz midir?

CEVAP

Dâr-ül-harbde de olsa, İslam bilgilerinin yaygın olduğu yerde,

müslümanların çoğunun bildiği şeyleri bilmemek, öğrenmemek özür

olmaz, günah olur. Küfre sebep olan bir işi, bilerek yapmak küfür

olur. Beline, zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak, haç

takınmak ve küfre mahsus şey giymek de böyledir.

Kâfirlerin bayram günlerinde, o güne mahsus şeylerini, onlar

gibi kullanmak da küfür olur. Bunları mizah için, başkalarını

güldürmek için, şaka için kullanmak da küfre sebep olur. İtikadının

doğru olması fayda vermez. Fakat bunları harbde düşmana karşı,

barışta zalime karşı, hile olarak kullanmak küfür olmaz. Peygamber

efendimiz, (Harb hiledir) buyurdu.

Yalan da üç yerde caizdir. Biri harbdedir. Din düşmanlarından

korunmak veya müslümanları korumak için yalan caizdir. (Uyun-ül

besair, Hadika)

Kâfir ülkede, müslümanların seçeceği imamın, Cuma kıldırması

makbuldür. (Redd-ül-muhtar)

Ehl-i kitabın kesmiş olduğu hayvan, aksi sabit olmadıkça, temiz

kabul edilir. (Eşbah)

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:

(Gayri müslim ülkelerde, onların kanunlarına itaat etmek [karşı

gelmemek] zarureti vardır. Mallarına, canlarına, ırzlarına saldırmak

asla caiz değildir.) [Redd-ül-muhtar kadılık bahsi]

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:

(Hükümet mubah bir işi yasak ederse, bu emre itaat vacip olur.

Kendini tehlikeye atmak caiz olmaz.) [Hadika s.143]

Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:

(Hükümetin emrettiği her mubahı yapmak millete vacip olur.)

[Berika s.91]

Bu üç eserde de görüldüğü gibi, müslüman, dünyanın neresinde

olursa olsun, ister müslüman ülkelerde, ister gayri müslimlerin

bulunduğu yerlerde, onların kanunlarına karşı gelmemeli, güzel

ahlakı ile herkese örnek olmalıdır.

Müslümanların kıyafetleri

Kâfirlere veya kadınlara benzemek için sakalı kazımak

haramdır. (İbni Âbidin)

Sakal kazımak, ateşe tapanların âdetidir. Kâfirlere teşebbüh

haramdır. (Bahr, Tahtavi)

Sakalı bir tutam uzatmak sünnettir. [Dâr-ül-harbde veya zulüm

görmemek, nafakadan olmamak, emr-i maruf yapabilmek,

müslümanlara ve İslamiyet’e hizmet edebilmek, dinini, namusunu

koruyabilmek için sakalını kazımak caiz, hatta lazım olur. Özürsüz

olarak kısaltmak ve kazımak mekruhtur. Sakal sünnetine önem

vermeyen kâfir olur.] (Berika)

Dâr-ül-harbde, kâfirlerin mal, can ve ırzlarına saldırmak

haramdır. Kâfir kadınların başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak

haramdır. Kâfirin malını almak, kalbini kırmak, müslümanın malını

almaktan daha büyük günahtır. Kâfirlerin haklarına dokunmamak,

kimseyi dolandırmamak, müslümanlık icabıdır. Kâfirlerden de gasp,

hırsızlık gibi gayri meşru yol ile alınan şey, mülk-i habistir,

kullanılması haramdır, sahibi bulunmazsa, fakirlere sadaka olarak

vermek lazımdır. Hayvan hakkı, insan hakkından, kâfirin hakkı da,

hayvan hakkından daha büyük günahtır. Başkasının malını ondan

izinsiz alıp, kullanıp, zarar yapmadan yerine bırakmak da haramdır.

(Hadika)

Gayri müslim vatandaşlara da, dünya işleri için, dargın olmak

caiz değildir. Onların da, güler yüzle, tatlı dille gönüllerini almak,

incitmemek, haklarını ödemek lazımdır.

Müslüman olsun, kâfir olsun, nerde olursa olsun, hiç bir insanın

malına, canına ve ırzına, namusuna dokunmak caiz değildir. Kâfir

turistler, muamelatta, müslümanların hak ve hürriyetlerine mâliktir.

Kendi dinlerinin icaplarını yapmakta, ibadetlerini yapmakta

serbesttirler. İslamiyet, kâfirlere de, bu hürriyeti vermiştir.

Müslüman, yabancıların kanunlarına karşı gelmemeli, suç

işlememelidir.

Fitne çıkmasına sebep olmamalı, hiç kimseye zulüm, işkence

yapmamalıdır.

Müslümanlığın güzel ahlakını, şerefini, her yerde herkese

göstermeli, her milletin İslam dinine sevgili ve saygılı olmasına

sebep olmalıdır. (İslam Ahlakı)

Kâfire ücret ile hizmet etmek mekruhtur. Fakat Dâr-ül-harbde

caizdir. Kâfir ülkesinde, onların kanunlarına karşı gelmemek zarureti

vardır. Hükümet mubahı da yasak etse, buna uymak vaciptir.

Kendini tehlikeye atmak caiz olmaz. (Redd-ül-muhtar, Hadika,

Berika)

Avrupa’da faiz meselesi

Dâr-ül-harbde, müslümanın, kâfirlere ödünç vererek, onlardan

faiz almasının caiz olduğu bütün kitaplarda yazılıdır. Dâr-ül-harbde,

gayri müslimlerin mallarını faiz, kumar, fâsid bey’ ile almak helaldir.

Bu yollarla müslümanın zarar etmesi ise, helal değildir. (Redd-ülmuhtar)

İmam-ı a’zam ve imam-ı Muhammed, (Dâr-ül-harbde,

müslüman ile kâfir arasında faiz olmaz) buyurdu. (Mültekâ)

Dâr-ül-harbde, bir müslümanın, kazanmak şartı ile, kumar, faiz

ve sigorta yolu ile, para kazanmasının caiz olduğu, (Kuduri,

Cevhere, Vikâye, Hindiyye, Mebsut, Dürr-ül Muhtar, Redd-ülmuhtar)

gibi muteber eserlerde yazılıdır. Aynı husus Mecma’ulenhür

ve Dürer’de de, (Lâ ribâ beynel müslimi vel harbiyyi fi daril

harbi = Dâr-ül-harbde, müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur)

hadis-i şerifi ile bildirilmektedir. Çünkü, onların malını rızaları ile

almak mubahtır. Fakat, mallarına saldırmak, zorla almak caiz

değildir. Diyanet Ansiklopedisi’nin faiz maddesinde de böyle

yazmaktadır.

Dâr-ül-harbde, yalnız kâfirlerden faiz alan bir bankaya para

yatıran bir müslümanın, bu paranın faizini alması helal olur. Bu

bankadan ödünç para alıp faiz verenlerin hepsi müslüman ise,

bankaya yatırılan paranın faizini almak haram olur.

Bankadan para alıp faiz verenler, müslüman ve harbi kâfir

karışık ise, o bankadan alınan faiz ve hizmet karşılığı alınan maaş

mekruh olur. Müslüman müşterisi çok ise, harama yakın, harbi kâfir

müşterisi çok ise, helale yakın mekruh olur. Meşihat-i islamiyyenin

çıkardığı Ceride-i ilmiye kitabının 55. sayısının 1744. sayfasında

yazılı fetvada da, (Dâr-ül-harbde kâfir bankasına para yatırıp,

bankadan faiz almak, şer’an helal olur) buyuruluyor.

Sigortacı ile Dâr-ül-harbde sözleşme yapmak ve vereceği

paraları almak helal olur. (İbni Âbidin)

Diyanet Ansiklopedisi’nde ise şöyle diyor:

Ebu Hanife ve imam-ı Muhammed’e göre dâr-ül-harbde

müslümanla harbi arasında faiz muamelesi caizdir. Aynı şekilde

Hanefi mezhebine göre, fasid kabul edilen alış veriş ve ticari

muameleler, bahse girmek ve kumar oynamak da caizdir. Ancak

müslümanın bu işlemlerden kazançlı çıkması şarttır. (Faiz maddesi

s.121)

Bu vesikalardan da anlaşıldığı gibi, faiz almak caiz olan

yerlerde, banka reklamı yapmak da caizdir. Üstelik bankalar, sadece

faizli işlem yapmaz, fabrikalara, şirketlere hissedar olmak, bina

yapıp satmak, alacaklıların senedini tahsil etmek, para havalesi

yapmak gibi birçok faizsiz işlem de yapar. Böyle kazancı haramhelal

karışık bir kimsenin verdiği hediyeyi almak, onunla alış veriş ve

kira işlemleri yapmak caiz olur. (Hadika)

Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmek, yani bir nevi

kumar oynamak da caizdir. Rum suresinde, (Rumlar, en yakın bir

yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden

sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir) buyurulmaktadır.

Müşriklere göre ise, bu, inanılacak şey değildi. Halbuki Allahü

teâlânın vaadi mutlaka gerçekleşecekti. Hazret-i Ebu Bekir, sure-i

celilenin inişinden sonra, müşriklere, (Bu galibiyet, sizi

sevindirmesin. Birkaç yıl sonra Roma, Farsa mutlaka galip

gelecektir) demişti. Müşrikler, (Bu birkaç yıl ne kadar zaman?) diye

sordular. Üç yıl diye cevap verdi. Übeyy ibni Halef, (Yalan) diyerek,

on deveye Hazret-i Ebu Bekir ile bahse tutuştu. Hazret-i Ebu Bekir,

durumu Resul-i ekreme haber verdikleri zaman, Peygamber

efendimiz, (Birkaç yıl, 3-9 yıl arası demektir. Deve adedini çoğalt

ve müddeti de uzat) buyurdu.

Hazret-i Ebu Bekir, Übeyy’i arayıp buldu. Übeyy, (Ne o, pişman

mı oldun?) dedi. Hazret-i Ebu Bekir, (Hayır pişman olmadım.

Seninle bahsi artıralım. Yüz deve yapalım. Müddeti de dokuz

yıla çıkaralım) dedi. Übeyy, durumdan çok emindi. Romalıların

hiçbir vakit, yeniden savaş edebileceklerine ihtimal vermediği için,

(Peki yüz deve, dokuz yıl olsun) dedi.

Dokuz yıl sonra, Bedir’de Müslümanlar, müşriklere Allahü

teâlânın yardımı ile galip geldikleri sırada, Romalılar da Farslılarla,

tekrar giriştikleri savaştan muzaffer olarak çıkmışlardı. Hazret-i Ebu

Bekir bahsi kazanmıştı. Fakat develerini bizzat Übeyy’den

isteyemedi. Übeyy, Uhud’da yaralanmış ve Mekke’ye dönüşünde

ölmüştü. Develeri Übeyy’in vârislerinden aldı. Bu durum müşrikleri

iyiden iyiye düşündürdü. İçlerinden birçoğu, müslümanlığı kabul etti.

Böylece Kur’an-ı kerimin bir mucizesi daha meydana çıktı.

(Medarik,Tibyan)

Mekke-i mükerreme, o zaman İslam ülkesi olmadığı ve Hazret-i

Ebu Bekir’in kazanması garanti olduğu için bu bahis işi caiz

görülmüştü. Bunun için İmam-ı a’zâm ile İmam-ı Muhammed’e göre,

ribâ ve kumar gibi şeylere ait fâsid akidler, dâr-ül-harbde,

müslümanlar ile kâfirler arasında caizdir, yapılabilir. (Mülteka)

Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmenin caiz olduğunu

gösteren bir misal daha verelim:

Meşhur bir pehlivan olan Rükâne, koyunlarının üçte birini bahse

koyarak Peygamber efendimize güreş teklifinde bulundu. Resulullah

efendimiz, defalarca Rükâne’yi yenip koyunların tamamını aldı.

Sonra da ihsan ederek hepsini geri verdi. Rükâne müslüman oldu.

(Mebsut, Mevahib-i ledünniyye, Şevahid-ün-nübüvve)

Fitneden uzak durmalıdır

Fransa’da otomobille yolun sağından, İngiltere’de solundan

gitmek mecburiyeti vardır. (Kâfir kanunlarına uyulmaz) diye,

Fransa’da yolun solundan, İngiltere’de ise yolun sağından giderek

kaza yapıp, insanların ve kendisinin ölümüne sebep olan, topluma

ve kendine zarar verdiği için büyük günaha girer.

Yabancı bir ilim adamı, İslamiyeti inceleyip müslüman olduktan

sonra, Arap ülkelerine gidince, oralardaki müslümanların yanlış

hareketlerini görüyor. İyi ki sizleri görmeden müslüman oldum.

Hayatınızı inceleseydim, müslüman olmazdım diyor. Ne kadar

mühim bir teşhis.

Hiçbir müslümanın, yanlış hareketlerle İslam’a gölge düşürmeye

hakkı yoktur. Müslüman, İslam’ın güzel ahlakı ile süslenmeli, Allahü

teâlâya karşı günah, kanunlara karşı suç işlemekten sakınmalıdır.

Avrupa’daki müslümanların işlenen kötülükleri el ile düzeltmeye

kalkmaları fitne olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Fitneden sakının, söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan

fitne gibidir) [İ. Mace]

(Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Gece başlarken

karanlığın artması gibi olur. Sabah evinden mümin çıkan,

akşam evine kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece

safalarında imanları gider, kâfir olarak sabaha çıkarlar. Böyle

zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta

olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan

hayırlı olduğu için evinizde oturun, fitneye karışmayın!) [Ebu

Davud]

(Malı ve canı ile cihad eden, ortalığın karışık olduğu zaman

bir kenara çekilip ibadetini yapan ve kimseye zararı olmayan

insan, mümin-i kâmildir.) [Hakim]

(Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tevbe edin,

dilinizi tutun, kendi işinize bakın, başkalarının işine

karışmayın!) [Nesai, Ebu Davud]

(Ne mutlu fitneye karışmayana, ne mutlu fitneye maruz

kalıp da sabredene!) [Ebu Davud]

(Hadiseler, fitneler, tefrika ve ihtilaflar zuhur edince, katil

[öldüren] olmaktan kurtulup, maktül [öldürülen] olabilirsen ol!)

[Ebu Nuaym]

(Fitne zamanı evinize girdikleri zaman, Âdem

aleyhisselamın, [Maide suresinin 28. âyetinde bildirildiği gibi] “Beni

öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için

ben sana elimi uzatmam” diyen oğlu [Habil] gibi ol!) [Ebu Davud,

Tirmizi]

(Fitne zamanı evlerinizden ayrılmayın! Oklarınızı kırın,

yaylarınızı kesin! Âdem aleyhisselamın oğlu [Habil] gibi olun!)

[Ebu Davud, Tirmizi]

Kâfirlerin kanunlarına karşı gelmek başka şey, onlara itaat

etmemek başka şeydir. (Hâlıka isyan olan işte, mahlûka itaat

olmaz) hadis-i şerifi gereğince, Avrupa’daki patronlar, müslüman

işçilere içki, zina gibi haram şeyleri yapmalarını emrederse,

müslümanlar, bunları yapmaz. Ancak, isyan etmek de caiz olmaz.

Ana-baba da haramı, hatta küfrü emretse, onlara da itaat edilmez.

Fakat isyan etmek, onları üzmek doğru olmaz. Hadis-i şerifte, (Emir,

“Müslümanlığı bırakmazsan, öldürürüm” derse, müslümanlığı

bırakma, [kestirmek üzere] boynunu uzat) buyuruluyor. (Hakim)

Sual: Kuyumcu dükkanım var. Biliyorsunuz altın alıp satıyoruz.

Neye dikkat etmem lazım?

CEVAP

Sarrafların ve bunlardan alış veriş yapanların bilmesi gereken

hususlardan bazıları şunlardır:

1- Altın, altın ile değiştirilirken, birinin ağırlığı biraz fazla olursa

haram olur. Mesela 7.2 gram ağırlığındaki Reşat altını verip bunun

yerine 7 veya 8 gram bilezik almak, faiz olur haram olur.

Ağırlıklarının eşit olması lazımdır.

2- Altını altına satarken, ağırlıkları aynı olsa bile biri veresiye

olursa yine haram olur. Mesela kuyumcuya, bir Hamit lira verilip

yerine bir adet Elgazi istenilse, kuyumcu da, şimdi Elgazi yok, yarın

vereyim dese haram olur.

3- Altında ayar farkı nazarı itibara alınmaz. Mesela on gram 24

ayar altın ile on gram 14 ayar altın değişirse, iki taraftan biri, fazla bir

şey alırsa, haram olur.

4- Hurda altın, işlenmiş altın, antika altın, birbiri ile değişirken

eşit ağırlıkta olması lazımdır. Mesela Hamit verip de yerine Reşat

alınırken ayrıca bir şey almak haramdır.

Yukarıda bildirilen haramlara düşmemek için şunları yapmalıdır:

a- Hurda altın getirip yerine işlenmiş altın almak isteyen, önce

hurda altınlarını kağıt para ile satar. İşlenmiş altınları da kağıt para

karşılığı satın alırsa hiç mahzuru olmaz.

b- Altını, altın karşılığı değil de, kağıt para veya başka mal

karşılığı veresiye satmakta da hiç mahzur yoktur. Mesela

kuyumcudan bir Reşat altın veresiye bir ton oduna satılabilir. Altın

ve gümüş olmayan madeni veya kağıt paralarla da veresiye satmak

caizdir.

c- Altını veya herhangi bir malı veresiye pahalı satmak caizdir.

(Dürer, Hindiyye, Erba’in-i Selmâni)

 

Faizli alış verişler

1- 5 gr 14 ayar ile 5 gr 24 ayar altını değişmek caizdir. Biri fazla

ise veya veresiye ise faiz olur. Hadis-i şerifte, (Altın altına, gümüş

gümüşe, hurma hurmaya, buğday buğdaya, tuz tuza, arpa

arpaya misli misline satılırken, biri fazla olursa faiz olur. İkisi de

peşin olmak şartı ile, altını gümüşle [veya başka şey ile] fazla

veya eksik fiyatla, alınıp satılabilir) buyuruldu. (Tirmizi)

2- Hurda altın, çok değerli antika bir altınla bile değiştirilirken

eşit ağırlıkta olmalıdır. Antikadır, değeri yüksektir diye fazla altın

almak faiz olur. Faiz olmaması için, antika altının yanına mesela bir

de kalem konursa, bu kalemle birlikte antika altına çok yüksek fiyat

istenebilir. Diyelim ki 7 gr antika altın için, yanında başka mal da

olduğundan dolayı, bir kg işlenmiş altın istemek caiz olur.

3- Hurda altın yerine işlenmiş altın almak isteyen, hurda altınlar

ile işlenmiş altınların fiyatı hesap edilir. Diyelim hurda altın 80,

işlenmiş altın da 100 milyon TL tuttu ise, 20 milyon TL fark istenir.

Veya hurda altın çok olup 100, işlenmiş altın da 80 milyon TL tutmuş

ise, 20 milyon TL fark verilir.

4- Altını, kağıt para veya başka mal karşılığı veresiye çok pahalı

satmak caizdir.

5- Bir teneke kaliteli buğdayı, bir teneke kalitesiz buğdayla

değişmek caizdir. Biri fazla olursa faiz olur.

5 teneke kalitesiz buğday verip, 4 teneke kaliteli buğday almak

faiz olur. 4 teneke buğdayın yanına başka cins bir mal mesela bir

kalem veya bir kitap konur, bununla birlikte satılırsa caiz olur.

6- Bir şey kendi cinsi ile, [mesela arpa arpaya, altın altına]

veresiye satılınca faiz olur.

7- Ortak bir malı, ölçmeden veya tartmadan paylaşmak faiz olur.

[Mesela kurban etini tartmadan bölüşmek faiz olur. 4 hisseye birer

ayak, bir hisseye baş, ötekine de deri konursa faiz olmaz.]

8- Bir malı, mesela 2 ay sonra teslim etmek üzere sattıktan

sonra, noksan olarak, daha önce vermek faiz olur. [Çek, senet

kırdırmak da faiz olur. Vadesi gelmemiş borcu birkaç ay önce

öderken eksik ödemek faiz olur. Faiz olmaması için hepsi ödenir.

Sonra alıcı fazlasını borçluya hediye eder.]

9- İki kişi, birer çuval buğdayı, ölçmeden, karıştırıp un

yaptırdıktan sonra, ikiye bölüşseler faiz olur.

10- İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütünü bir gün biri, bir gün

öteki alsa faiz olur. Her günkü sütü eşit bölüşmek gerekir. [Bunun

gibi iki kişinin kirada bir evi olsa, kirasını bir ay biri, bir ay öteki alsa

caiz olmaz. Her ay alınan parayı ikiye taksim etmek gerekir. Altın

günü, Dolar günü yapıp, her seferinde birine altın veya Dolar

vermek caiz olmaz.]

11- İki kişi, arabalarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir

zaman için değişseler faiz olur.

12- Bir şeyi ucuz satın almak veya ona pahalı satmak şartı ile

ödünç vermek faiz olur.

13- Bir şeyi, aldatmak suretiyle pahalı satmak veya ucuz almak

da faiz olur. Aldatmadan pahalı satmak veya ucuza almak caizdir.

[Bu maddeler, (Erbain-i Selmani) kitabından alınmıştır.]

Faiz çok büyük günahtır. Ancak faizden bahseden çok kimse,

faizin ne olduğunu bilmiyor. Sadece faizin bir iki çeşidini biliyor.

Halbuki faiz çeşidi çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Faiz yetmiş üç çeşittir.) [Hakim]

(Faiz, genel olarak veresiyede olur.) [Müslim]

(Bir zaman gelecek, insanlar, helalı haramı düşünmeyecek,

sadece paranın gelmesini düşüneceklerdir.) [R.Nasıhin]

Ödünçte bile faizin olduğunu çok kimse bilmez. Mesela iki ay

sonra vermek üzere bir milyon lira ödünç almak faiz olur. Hamza

Efendinin Bey ve Şir’a risalesinin şerhinde, (Ödünç verirken zaman

tayin etmek faiz olur) buyuruluyor.

Faizden kurtulmak için alış veriş bilgisini iyi öğrenmek gerekir.

Alış veriş bilgileri, toplu halde Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye

kitabında vardır.

Sual: Evimi bir arkadaşa verdim. Bana ödünç bir milyar lira

verdi. Ben de dedim ki, (Evimden kira almıyorum, sen de parandan

faiz alma. Paran bende kaç sene durursa, o kadar sene evde kirasız

otur) dedim. Yani para faizsiz, ev kirasız oluyor. Dinimizce bir

sakıncası var mı?

CEVAP

Evet. Açıkça faizdir. Evde paranın faizi karşılığı oturmaktadır.

Peygamber efendimiz, (Menfaat getiren ödünç faizdir) buyuruyor.

Size verdiği ödünç karşılığı evde oturuyor. Arkadaş size ödünç

vermeseydi, kirasız otur der miydiniz? Deseniz bile, bu şekilde bir

anlaşma faizdir. Faiz ise çok büyük günahtır.

Sual: Faiz helal, riba haramdır diyorlar doğrusu nedir?

CEVAP

Faiz ile riba aynıdır. Faiz yedi büyük günahtan biridir. (Buhari)

Kur’an-ı kerimde de faizin haram olduğu bildirilmiştir. (Bekara

275-279)

Faizin haram olduğunu bildiren birçok hadis-i şeriflerden biri

şöyle:

(Miraç gecesi, karınları ev gibi, içleri yılan dolu insanlar

gördüm. Bunların kim olduğunu Cebrail aleyhisselama sordum.

Faiz yiyenler olduğunu bildirdi.) [İbni Mace]

Her ihtiyaç zaruret değildir

Mecelle’de diyor ki:

Zaruretler, memnu olanı mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin,

zaruret devam ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. (Madde 21)

Bazı kimseler, Mecelle’nin bu maddesini gerekçe gösterip, (Her

ihtiyaç zarurettir. Zaruret karşısında da haramlar mubah olur)

diyerek haramları mubah gibi işliyorlar. Zaruret nedir, ne değildir?

Zaruret: Kendinin veya nafakasını vermesi gerekenlerin, aç,

susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olması demektir. (Eşbah)

Zaruret, zor ile, başka şey yapmaya imkan olmadığı hallerde

olur. (Kamus tercümesi)

Görüldüğü gibi, insanı bir şey yapmaya zorlayan, insanın elinde

olmayan semavi sebebe zaruret denir. Kısacası, dinimizin emrettiği

veya yasakladığı bir işte, başka bir şey yapamama mecburiyeti

zarurettir.

Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:

Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz

olup açlıktan ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa

dilenir. Dilendiği halde, kimse bir şey vermezse, leş yiyebilir.

24 saat yemek yemeyen kimse açtır. Bu açlığı ihtiyaçtır. Çünkü

ölecek bir durum yoktur. Böyle bir kimsenin leş yemesi haram olur.

Burada görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde

yapılacak son çaredir.

Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak

zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa,

ihtiyaç denir. Mesela günlerce aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın

ölmeyecek kadar leş yemesi zarurettir. (Uyun-ül-Besair s.119)

Ölmeyecek kadar yemek zaruret; fakat doyuncaya kadar yemek

zaruret değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(İhtiyaç başka, zaruret başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey,

ihtiyaç olunca caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz) demek,

Kur’an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Maide suresinin 3. âyet-i

kerimesinde (femenidturra fi mahmasatin) buyuruluyor.

[Mahmasa, açlıktan ölme hâlidir. Muztar, sıkışık, zaruret

halinde olan çaresizliktir.]

Âyet-i kerimenin meali, (Ölüme sebep olan sıkışık hâle

düşen) demek olur.

Bu âyet-i kerime, zaruret halinde haramdan affolunacak özrü

beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür

olsaydı, faizin haram edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz

ödemeyi ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan, açıktan

para vermek istemez. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz

lüzumsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına böyle iftira edilemez.

Helale haram, harama helal diyen kâfir olur. Her ihtiyaç zaruret

sayılırsa, faizin haram olacağı yer kalmaz. Faizin haram edilmesi,

abes, lüzumsuz bir emir olur. Hatta oruç kefaretini, yemin kefaretini

ödemek niyetiyle, fakirleri doyurmak için faiz almak da caiz değildir.)

[Müjdeci Mektublar 202]

Kişiye ve yere göre farklı hükümler

Sual: Fıkıh kitaplarından habersiz biri, (Dinin hükümleri,

ibadetler ve haram ve helaller kişiye veya bölgeye göre değişmez.

Bir şey haram ise her yerde ve herkese haram, helal ise, her yerde,

herkese helaldir) diyor. Bunların istisnası olmaz mı, herkesi aynı

kalıba sokmak doğru mu?

CEVAP

Elbette her hükmün istisnaları olur. Birkaç örnek verelim:

1- İslam’ın farzı zengine beş iken fakire dört veya üçtür. Zekat

vermek fakire farz değildir. Gücü yetmezse hacca gitmesi farz

değildir. Abdestin farzı sağlam insana dört iken, ayakları olmayana

üçtür.

2- Namaz ve orucun hükümleri, ekvatordakiler ve

kutuplardakiler için aynı değildir. Ekvatorda gündüz oruç tutulur,

gece yiyip içilir. Ama kutuplarda gündüz bazen 6 ay bile gündüz

olur. Altı ay insan aç duramaz. Namaz vâkitleri de güneşe göre tayin

edilmez.

3- Sağlam bir insanın kıldığı namaz ile hasta, sakat olanın

kıldığı namaz aynı olmaz. Ayakta durmak farz iken, ayakta

duramayan oturarak kılar, oturarak da kılamayan yatarak kılar.

4- Yıkanınca hastalanacak kimse, gusletmek yerine teyemmüm

eder.

5- Yolcuya, kadına, hastaya, esire, hapiste olana cuma namazı

farz olmaz.

6- Ağzına, burnuna un tozu girenin orucu bozulur. Fakat un

işinde çalışanın bundan sakınması zor olacağı için orucu bozulmaz.

7- Savaşta vatanını ve dinini muhafaza için düşman askerini

öldürmek caiz iken, barışta kâfirin kalbini kırmak bile büyük günahtır.

8- Bahse girmek, kumar oynamak haram iken, gayri müslim

diyarında %100 kazanmak şartı ile oynamak caizdir. Nitekim Mekke

henüz İslam ülkesi değil iken, Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah

efendimizin emrine uyarak Übeyy ibni Halef ile bahse girmiş ve

bahse konan yüz deveyi almıştır.

9- Domuzun alımı satımı şiddetli haram iken, gayri müslim

ülkesine domuz ihracı caizdir.

10- Faiz alıp vermek büyük günahtır. Ama faiz almanın gayri

müslim ülkelerde caiz olduğu Dürr-ül Muhtar, Redd-ül-muhtar,

Mülteka, Mecmaul-enhür, Dürer ve Gurer, Kuduri, Cevhere,

Vikaye, Fetavayı Hindiyye, Fethul-kadir, Ceride-i ilmiyye gibi

birçok fıkıh kitabında yazılıdır. Mecmaul-enhür ve Dürer’deki (La

riba beynel müslimi vel harbiyyi fi daril harbi = Dar-ül-harbde,

Müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifini

bilmeyenlere ne vesika gösterilse faydasızdır.

Katılım bankaları

Sual: Katılım bankaları ile diğer bankaların çalışmaları aynıdır.

Zerre kadar fark yoktur. Katılım bankaları, kâr ortaklığı adı altında

kâr payı veriyorlar. Diğer bankalar da buna kâr demiyor faiz diyorlar.

Sadece isim farkı ile birisi caiz, öteki haram olur mu?

CEVAP

Önemli olan anlaşma ve sözleşmedir, çalışma tarzlarının aynı

olması bir şeyi değiştirmez. Mesela, bir erkeğin yabancı bir kadınla

ücretli veya ücretsiz, beraber olması zina olur, ama iki şahit yanında

nikah yaparak beraber olması helal olur. Yapılan iş aynı ise de,

sözleşme farkı var.

Bir banka, bir milyon lira için bir lira faiz alsa haram olur. Fakat,

aldığı fazlalık para için muamele masrafıdır dese caiz olur, faiz

derse haram olur. Burada yapılan iş aynı ise de, anlaşma, söz

farklıdır. Katılım bankaları da, kâr-zarar ortaklığı derse mahzuru

olmaz. Sadece kâra ortak denirse, diğer bankalardan bir farkı

kalmaz.

Altın günü yapmak

Sual: 10-15 arkadaş, tasarruf yapmak için, altın günü yaparak,

toplanan altınları kur’a çekerek her hafta veya her ay birine vermek

caiz midir? Caiz değil ise, çıkar yolu nasıldır?

CEVAP

Kitaplarda bunun caiz olmadığı, faiz olduğu bildiriliyor. Yine fıkıh

kitaplarında şu örnekler de veriliyor:

İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütünü bir gün biri, bir gün öteki

alsa faiz olur. Her günkü sütü eşit bölüşmek gerekir. Bunun gibi iki

kişinin kirada bir evi olsa, kirasını bir ay biri, bir ay öteki alsa caiz

olmaz. Her ay alınan parayı, ikiye taksim etmek gerekir.

Altın gününün caiz şekli, şöyle olabilir:

Sohbet etmek için, önce hangi evlere gidileceği, kur’a ile veya

anlaşarak tespit edilir. Sonra, her gidilen evin sahibine, mesela bir

çeyrek altın hediye edilir. Böyle hediyeleşme usulü ile yapılırsa, caiz

olur. Denilebilir ki, bizim niyetimiz hediyeleşmek değil, tasarruf

etmektir. Evet, niyet tasarruf olsa da, hediyede, alış verişte, nikahta

söze itibar edilir, niyet geçersizdir. Niyeti ne olursa olsun, bunu sana

hediye ettim der de, öteki kabul ederse, hediye sahih olur.

Faiz ve ticaret

Sual: (İslamiyet’te faiz yasak edildiği için ticaretimiz aksadı, geri

kalmıştık) diyenlere ne söylemeli?

CEVAP

(Faiz, uzun yıllardan beri serbesttir. Buna rağmen niye

kalkınmadık?) demek yeterli olur.

Eskiden, Müslüman tüccar, zenginlerden ödünç alır, böylece,

tefeciden kurtulurdu. Ödünç alamayan tüccar, hisse senetleri

çıkarıp, Müslümanları kendine ortak yapardı. Kâra ortak olmak için,

zenginler tüccara çok para verirlerdi. Paralarını bankaya değil,

ticarete yatırırlardı. Böylece, yurtta ticaret, sanat gelişir, ülke

kalkınırdı. Hem de, tefeciler kimseyi soyamaz, millet refaha

kavuşurdu.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.