DOLAR 15,9853 0.87%
EURO 16,8973 0.31%
ALTIN 946,680,67
BITCOIN %
Adana
23°

AÇIK

13:06

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Divan Edebiyatı
77 okunma

Divan Edebiyatı

ABONE OL
28 Mart 2016 10:19
Divan Edebiyatı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Divan Edebiyatı, Türklerin İslam dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars Edebiyatlarının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapça veFarsça sözcüklerin önce Türkçe, sonra Osmanlıca’ya girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu akımın “Divan Edebiyatı” olarak adlandırılmasının nedeni, şâirlerin, şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır.
Kur’an’ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun (kültürü ve) dili değişime uğramıştır[İranlılar, 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, “Yeni Farsça” diye adlandırılan bir dille vermeye başlamışlardır Fars Edebiyatı’nın bu ürünlerinden Türk Edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir.
Öte yandan, Anadolu’da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsça’yı kullanmışlardır
. Bu durum, edebî dilin değişmesine de yol açmış; özellikle Saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsça’nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili, Divan Edebiyatı’nda kullanılan ana dildir.
Divan Edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı nesir eserler azdır.
Divan Edebiyatı’nın Tarihsel Gelişimi
Divan Edebiyatı’nın ilk örnekleri 13. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu Edebiyat’ın ilk ürünlerini veren Hoca Dehhani’dir. Horasan’dan gelip Konya’ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi’nin etkisinde şiirler kaleme almıştır.
14. yüzyılda, Konya, Kırşehir, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, İznik, Bursa gibi kültür merkezlerinde şairler ve yazarlar Divan Edebiyatı’nın çağdaş örneklerini vermişlerdir. Bu dönem eserlerin çoğunluğunu; kahramanlık hikâyeleri, öğretici, eğitici ve dini yapıtlar oluşturmaktadır. Bu dönemde, İran Edebiyatı’nda işlenen konular, Türk Edebiyatı’na girmeye başlamıştır. Mesud bin Ahmed ile yeğeni İzzeddin’in 1350’de yazdığı “Süheyl ü Nevbahar”, Şeyhoğlu Mustafa’nın 1387’de yazdığı “Hurşidname”, Süleyman Çelebi’nin (1351-1422) “Vesiletü’n-Necât” başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran Edebiyatı’nın etkisiyle yazılmıştır.Bu sebeple İran ile ilişki içinde olmuştur.
Divan Edebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde, Bâkî ve Fuzûlî, Divan şiirinin en iyi örneklerini vermiştir.
17. yüzyıla girildiğinde, Divan Edebiyatı’nın ulaştığı düzey, İran Edebiyatınınkinden geri değildir. Divan şairleri, şiirlerinde fahriye denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde, şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardır. Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef’i bu yüzyılın ünlü divan şairleridir. Divan Edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim’in ve Şeyh Galib’in ardından, 18. yüzyılda bir duraklama dönemine girmiştir. Daha sonraki şairler, özellikle bu iki şairi taklit etmiş ve özgün yapıtlar ortaya koyamamışlardır[kaynak belirtilmeli].
19. yüzyılda, Divan Edebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştur. Bu türü ilk eleştiren düşünür, Namık Kemal’dir[kaynak belirtilmeli]. Tanzimat’la birlikte, Türk Edebiyatı’nda Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlanmıştır. Böylece, Divan Edebiyatı önemini yitirmiş; Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı ve bazı diğer şairlerin, Türk Edebiyatı’nda aruz ölçüsüyle (vezniyle) yazılan son şiirleri [kaynak belirtilmeli] kaleme aldığı iddia edilse de zamanımızda da bu vezni kullanabilen şâirler vardır[kaynak belirtilmeli].
Divan Edebiyatı’nda Nazım
Nazım, sözlük anlamıyla “sıra”, “düzen” demektir. Ama Divan Edebiyatı’nda nazım dendiğinde şiir anlaşılır.
Divan şiiri, kurallarını Arap ve Fars Edebiyatı’ndan alan aruz ölçüsüyle (vezniyle) yazılmıştır. Bununla beraber, Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerin hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerine rastlamak mümkündür[kaynak belirtilmeli]. Aruz ölçüsünde (vezninde) açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır[kaynak belirtilmeli]. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk Edebiyatına da girmesini sağlamıştır. Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin; Rubaî nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai’de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir.
Divan Edebiyatı’nda Nazım Birimi [değiştir]
Mısra [değiştir]
Mısra Divan şiirinde aruz vezinli yazılmış bir satırlık nazım parçasıdır. Divan şiirinde en küçük nazım birimi mısra olmakla beraber, esas olan beyittir ve bu Arap edebiyatından gelmiştir. Arapça sözlük anlamı ile beytev demektir; mısra ise, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır ve beyitten ayrıdır.
Fakat az olsa da, tek başına bir mısra şekilnde bulunan bir nazım şekli de bulunmaktadır. Buna mısara-i azade (azade mısra) adı verilir. “Azade mısralar” bir şair tarafından hazırlanmış olan divanın en sonunda yer alırlar. Şair “azade mısraları” tek bir mısra halinde söyler ve diğer herhangi mısra ile hiç bağlantı kurmaz. Örnek:
Lisâna gelmeyen burhân-i vicdanı muattaldır. (Leskofçalı Galip)
Güzel söylenmiş ve herkesçe beğenilmiş bir mısra bazan tek başına olarak tanınır. Bunlar “azade mısra” olabildikleri gibi çok kere bir beyit parçası olabilirler. Bunlara mısra-i berceste (berceste mısra) adı verilir. Örnek:
Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kafidir. (Koca Ragıp Paşa)
Bu güzel söylenmiş mısra bir beyit parçasıdır ve “azade mısra” değildir ama tek bir “mısra-ı berceste” olarak bilinmektedir.
Beyit [değiştir]
Ni vezinle yazılmış iki misra’a beyit adı verilir. Beyit Divan şiirinin en önemli birimidir. Beyti meydana getiren iki mısra anlamca da ilişkili olması gerekir. Beyiti oluşturan iki mısra birbirlerine ya kafiyeli olabilirler ya da kafiyesiz olurlar. Beyitin ana öğeleri anlam ilişkisi ve aynı vezinde olmasıdır ve bir beyitte iki mısra kafiyeli veya kafiyesiz olabilirler.
Divan şiirinde beyit esas olduğu için anlamın bir beyit içinde tamamlanmasi ana kuraldır. Ancak istisnalar da görülür. Anlam bir beyitte tamamlanamayıp yardımcı beyitlerle anlam tamamlanmaktaysa bu beyitlere “merhun” adı verilir.
Beyitin iki mısra-ını birbirlerine kafiyeli olarak hazırlamaya tasri’ denir ve bu türlü yazılan beyite musarra denir. Bir divanda iki beyiti kafiyeli beyitler iki şekilde bulunabilirler. Birinci halde iki mısra kafiyeli beyit tek başına altındaki beyit ve üstündeki beyit ile hiç bağlantısı olmadan bulunur. Bu türlü altındaki ve üstündeki beyitlerle ilişkisi olmayan birbirine kafiyeli iki mısralık beyite “mufred” adını veren edebiyatçılar bulunmaktadır. Halde ise birçok beyitlerden kurulu bir şiirin en başında biriyle kafiyeli iki mısradan oluşan beyitler bulunur. Bu tür kafiyeli iki mısradan oluşan beyitin başta olması gazel ve kaside türünde şiirler için bir kuraldır ve bu türlü şiirlerdeki bu türlü beyite ‘matla adı verilir.
Örnek:
Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı
Felekler yandı ahımdan muradum sem’i yanmaz mı

Kamu bimarına canan deva-yı derd ider ihsan
Niçin kılmaz bana derman beni bimar sanmaz mı (Fuzuli)
Bu bir Fuzuli gazelidir. İlk beyitteki iki mısra tasridir yani kafiyelendirmiştir; beyit musarradır. Bu bir gazel baslangıç beyti olduğu için matladır. İkinci beyitteki iki mısra kafiyeli değildir.
Divan Edebiyatı’nda Nazım Biçimleri [değiştir]
Ölçülü ve kafiyeli söz ya da yazıya “manzum” ya da “manzume” denir. Şiirde mısra sayısı, beyit veya dörtlük sayısı, sıralanış düzeni, kafiye yapısı gibi dış özelliklerin tümü, nazım biçimini oluşturur. Divan şiirinde pek çok nazım biçimi vardır.
Aşk ile viran iden gönlini ma’mûr istemez (gazel)
‘Aşk ile viran iden gönlini ma’mûr istemez
Hâtırın mahzûn iden bir lahza mesrur istemez

Hâk-sâr olup hevâ ile gubâr olan gönül
Hâk-i râh-ı yârdan bir dem özin dûr istemez

Hoş gören âkil fena tavrını şöhret gözlemez
Künc-i uzlet isteyen kendüyi meşhur istemez

La’l-i nâba meyi kılmaz bağrını pür-hûn iden
Dâmenin pür-eşk iden lü’lü-yi menşur istemez

Aşk nakdi bir hazînedür ana yokdur zeval
Mâlik olan ‘Avniyâ bir gence gencûr istemez
Cân bana bâr-ı girân olurdı cânân olmasa (Gazel)
Cân bana bâr-ı girân olurdı cânân olmasa
Cân olurdı derd ü gam cismümde ger cân olmasa

Ârzû-yi halka-i Beyt-ül-harâm olsun harâm
Ger hayâl-i halka-i zülf-i perîşân olmasa

Cennet-i kûyında kalurdum ger olmasa rakîb
Ravzadan Âdem kaçan çıkardı şeytân olmasa

Derd-i cânân ile dil şol denlü ülfet tutdı kim
Kâş ki cümle cihân derd olsa dermân olmasa

Kirpiğün zahm urıcak bağrumı gamzendür delen
Tîr igende kâr-ger olmazdı peykân olmasa

Cân ü dilde tîr-i gamzen üzre bir ceng oldu kim
Kan olurdu arada sinemde pinhân olmasa

Gam yimezdüm dil sarayın yıkduğıyçün rûzigâr
Hayl-ı sultân-ı hayâlün anda mihmân olmasa

Hattunun hükmin dutardım câna tezvîr olmasa
Zülfünün çevrin çekerdüm nâ-Müselmân olmasa

Didüm ağlarken başum top eyle çevgân zülfüne
Didi çevgân gösterürdüm sana bârân olmasa

Bâğ-bân zülfün harîf olmazdı hüsnün bezmine
Mâ-hazar avcında şol sîb-i zenahdân olmasa

Sen giderken sûzumı f-il-cümle teskîn itdi eşk
Bana âhır demde rahm itmezdi insan olmasa

Ahmed’ün aşkı zebûrın ezber it k’olmaz beyân
Ma’nişi gül hüsninün bülbül gazel-hân olmasa


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.