Dizilerdeki “yaşamın izi”…

Dizilerdeki “yaşamın izi”…

Televizyon karşısına “dizi” izlemek için geçenler; “reklam” aralarına sıkıştırılmış, ya da bol “yinelemeli” geçmiş bölüm görüntülerinin ardından dizilerini izlemeye başlar!

Her yerde böyle, bu işin kuralı-uygulaması biçiminde denilerek “izleyici” oyalanır!

İzleyici de sanır ki; bunca “uyuşturucu” özelliği taşıyan, kendi yaşamından koparan, yabancılaştıran, başkalaştıran, çocuk sömüren, kadın döven, omur zedeleyen izlencelerin bu denli rahat yayınlanabildiğini sanır!

Bir tane eğitici, bir tane öğretici “bilgi” içermeyen, hepsi birbirinin “kopyası” dizilerin bu denli “etik” bulunarak yayınlanması “olağan” sayılır!

Bir dizinin uzunluğu, arasına alınacak reklamın süresi, bir çocuğun her dizide kalma zamanı, topluma vereceği “ileti”, dizide yer alan şiddet, projenin nereden geldiği gibi bir dizi soruların yanıt bulması sonucu “yayınlanma hakkı” olması gerektiğinden söz edilir zaman zaman.

Ne bu izlenceleri teviye koyanlar, ne de denetlemesi gerekenler; sıkça “önce insan” sözlerini kullanmış olsa da, ülkenin düşünenleri “önce çıkar” olduğunu biliyor!

***

Kim ne derse-desin, her nerede olursa-olsun, “yanlış uygulamalar” salt kendi sınırları içerisinde kalmayıp, uzağında-yakınında ne varsa hepsini etkiliyor! “İyi” giden işlerin içine sızıyor, olumluyu olumsuzlaştırıyor, yararı zararlılaştırıyor!

Bunca yaşanan olumsuzlukları görmezden gelip, sokalar-pazarlar “alım gücü” dellenmesi yaşarken “ekonomi iyiye gidiyor” söylemini ortaya atarsanız, bunun hiçbir yerde inandırıcılığı olmaz!

Tevi dizlerinin, toplumsal yaşamı “etkilemediğini”, teknolojinin “etkisizliğini” söyleyen var mı bilmiyorum!

En kolay yoldan evde-sokakta, gözlerini telefon ekranından ayırmadan yol alanların çokluğunu, tevi izlerken ocakta yemek unutanları düşünmek gerek!

Tüm teknolojik gelişmeler yaşamı etkilediği gibi, teknolojinin içinde yer alan; telefondaki son sürüm, televizyondaki yeni diziler de etkisini gösteriyor!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  “Her şey” iyice anlatılmış olsa…

Sessiz, kendi “içine-dönük”, sanal gezici bir toplum üyesi, sanıyorum “teknolojinin” amacı olmalı…

Öyle de değil mi?

İnsanlar telefon konuşuyor, insanlar son sistem buzdolabı konuyor, insanlar dijital gelişmeleri konuşuyor, insanlar silikon vadisini konuşuyor…

Diziler arasındaki “reklamın” uzunluğu, dizilerin uzunluğu, dizide yer alan şiddet, dizide yer alan çocuk sömürüsü konusunun ne denli sıklıkta konuşulduğunu bilmeyen yok!

Yaşasın, demek düşüyor bize de!



***

Parkları gezer misiniz bilmiyorum…

Zaman buldukça ya Adana’nın sıcağını aralatmak, ya da taşıdığım kitaptan birkaç sayfa okumak için takılırım…

En çok Atatürk Parkı, bazen Abidin Dino, bazen Merkez Park, diğerleri…

Bir tevi dizisinde ne denli yanlış-eksik görürseniz, tamamını burada da görüyorsunuz! Baştan sona bilgisizlik, baştan sona “yapayım bitsin” anlayışı, +baştan son oyalama…

Siz hiç çam ağacının çevresine gübre atıldığını duydunuz mu, siz hiç turunç ağacının kök yakınlarına çiçek dikildiğini gördünüz mü, siz hiç yaz ayının çatı sıcağında sulanan ağaç-çiçek gördünüz mü, siz hiç tuvaleti olmayan park gördünüz mü, siz hiç altı aydır çiçek ekilmeyip boş bırakılan park alan gördünüz mü, siz hiç parkta oyun alanına çocuğunu getiren annenin tuvalet nedeniyle yaşadığı zorluğu gördünüz mü?

Soruları daha da çoğaltırım da; bunlarla yetineyim! Bunların çoğuna tanık oldum, gördüm, biliyorum!

Belediyenin park-bahçelerle görevli biriminin, park düzenlemesi-yaşatılması için ellerine makine verilerek biçimleme çalışması yapmak için görevlendirdikleri emekçilerin ne yaptıklarını, neden yaptıklarını, nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgileri olduklarını sanmıyorum. Biri vardı. Biçme makinesiyle, önüne ne gelirse kesiyordu. Yerden kimi yerler yarım metre, kimi yerler biraz yüksek, kimi yerler daha kısa boylardaydı. Kiminin duvar yüzeyinden, kiminin üstünden… “Böyle kesmek doğru mu” dediğimde, “başımızdaki de anlamıyor, böyle kesin diyor, biz de böyle kesiyor” dedi, gözlerini kaçırarak!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  AKIL TUTULMASI, ÖLÜ İNSANLAR ÜLKESİ

***

Kim ne biliyordu?

“Kimler” belirlenirken ya daha çok öven, ya daha çok eğilen, ya daha çok susan seçiliyor olmalı!

Toplumun “böyle” olmasını isteyen “sistem”; teknolojisiyle, tevi dizisiyle, özellikle “ekonomik” bakımından susturulan ülkelerde öyle başarılı oldu ki…

Yerel yönetimlerde “kimler” olduğuna bakın; düne değin eleştirenler eleştirmez olmuş, düne değin eleştiriyle katkı yapan yapamaz olmuş, düne değin konuşanlar susar olmuş; dışarıdan gelen “muhalif” sese bile dayanamaz olmuş! Tam bir “susturulmuş” geri kalmış ülke olgusu…

“İktidara” bakın, kanımca en çok katkısı olan “muhalefet” olmuştur; yanlışlarında bağırarak-çağırarak! Özeleştiri yapan, ya da yapılanları kınayan “birinin” içteki çatlak diye bilindiği anlayışı yapan-haklı bulan nedir, düşünün!

Tevi dizilerindeki “reklam”la “yineleme” aralarına yerleştiren dizileri “doğru-tartışmasız” sayan anlayış, toplum içerisinde yaşanan birçok yaşayışı da “doğru-tartışmasız” sayıyor ne yazık ki!

“Zamanımı çalma” denilemiyor, “park alanımı bozma” denilemiyor, “sömürü yapma” denilemiyor, “bileni görevlendir” denilemiyor, “beni susturma” denilemiyor…

Nedeni mi? Yaşamı sürdürebilmek için “ekonominin” yeri o denli büyük ki, “özgür” olabilmek için ekonomi o denli önemli…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın