Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

Dünyasal Durumlar

Dünyasal Durumlar

*Bir Film:
OTOBÜS YOLCULARI…
Senaryo:Vedat TÜRKALİ
Müzikler: Ruhi SU…
Başrollerde: Ayhan Işık ve Türkan Şoray (burun estetiksiz)
Ve Acayip gomonist bir film bu
Ve de TÜRKİYE;bozulmaya, daha o günlerde mi başlamış ne, inşaattan malzeme çalan müteahhitleriyle ?…

*Putlara tapmak:
BİZLER ATAM DEDİKÇE…
DEDİLER Kİ ATATÜRK’Ü PUTLAŞTIRIYORSUNUZ…
DEDİLER Kİ PUTLARA TAPMAYIN !…
ONLAR ADAM DEDİKÇE; DİYORUM Kİ USTANIZI PUTLAŞTIRMAYIN…
DİYORUM Kİ PUTLARA TAPMAYIN !…

*Osmanlılık:
Osmanlı’da Karagöz ve Hacivat oyununda bile BEKRİ tiplemesi vardır ve Boşnakça BEKRİYA sarhoş demektir…
Rakısız Osmanlılık nasıl bir Osmanlılıktır ?…Bunların Osmanlılık sevdalarında bile TAKİYYE var…
Kurun çilingir sofralarını…Kurmazsanız…Osmanlı olamazsınız; özentiler!…

*Değişen Değer Yargıları:
Masallarda canavarı öldüren… Reklamlarda kirli kazanı iyi temizleyen…
Ülkemizde de (ve belki başka ülkelerde de) iyi yalan söyleyen; tahtın, iktidarın, saltanatın sahibi…
Ve yalanlarla yönetilen bir ülkede de (sözüm ona, sözde, kanarsan, inanırsan) herkes muhafazakar, herkes din konusunda çok samimi…
Eli, eline değmez hiç kimsenin; yaban, yabancı anlamında (öylesine ki oturmaz onun yerine erkek kalkınca koltuktan, bir nisa sayılır diye zina…
Oysa ensest mekan aileler tavan yapmış; istatistiksel ortalamada…
Uygarlık yolunda ilerlediğini sanırken, ilkel benliklerinden giderek uzaklaştığını giderek moral değerlerle kendini üst düzeyde yapılandırdığını,var ettiğini düşündüğüm insan soyu; yoksa tersine bir evrim mi geçirmekte ?…
Ve insanlığından uzaklaşarak,hayvansal içgüdülerinin tutsağı mı olmakta ?…
Erkek-kadın ayrımı yapılmaksızın tüm insanlık id aşamasında,hayvansal dürtüleriyle, ormanda yavrularıyla da çiftleşen hayvanlar benzeri bir eğilim mi göstermekte ya da encikleriyle, doğurduklarıyla çiftleşen Mart kedileri, köpekleri gibi ?…
Neler oluyor bu insan görünümlü yaratıklara?…

*Veee Ensest Mekan Bir Dünya:
“İNSAN NE İLE YAŞAR ?…” sorusunu TOLSTOY sormuş, kendi sorusunu yine kendisi yanıtlamış ve demiş ki; İNSAN SEVGİ İLE YAŞAR…Çünkü Tolstoy; insana özgü en yüce değer olarak görmüş SEVGİ duygusunu ve bu duyguyla TANRISAL SEVGİ’ye de ulaşılacağını ileri sürmüş… Ve şöyle sürdürmüş sözlerini:
-Her ne kadar insanlara hayatta kalmalarının sebebi kendi çabalarıymış gibi gözükse de hakikatte onları yaşatan, sadece sevgidir. Kim yüreğinde sevgi taşırsa, o sevgi Tanrı’dandır ve Tanrı o kişinin yüreğindedir, çünkü varlığın sebebi sevgidir.
Tolstoy’un bu insanca sorusundan esinlenerek, bununla birlikte günümüz yaşam biçiminden de etkilenerek ben de bir soru sormak istiyorum:
-İNSAN NE İÇİN YAŞAR ?…
Kuşkusuz bizden öncekilere sorulsaydı bu soru, örneğin; ana-babalarımıza ve elbetteki onların değer yargılarıyla yetiştirilen bizlere, bu sorunun yanıtı kesinlikle; “İnsan onuru, şerefi, haysiyeti için yaşar” biçiminde verilirdi… Görülen, gözlenen odur ki günümüzde bütün bu kavramlar; insanlığın çöplüğüne atılmış, beş para etmez sayılmış şu yükselen değerler piyasasında… Her türlü bozulmanın, kirlenmenin, yozlaşmanın ve tozumanın yanı sıra, anlaşılan odur ki insanlar artık SEVGİ için değil, yalnızca SEVİŞMEK için yaşıyor; yarattığı son teknolojiyle donatılmış, şu hayvanat bahçesinde…
Oysa Tolstoy bir zamanlar nasıl da savunmuş en önemli, en öncelikli gereksinimimizin SEVGİ olduğunu insanca duygu ve düşünceleriyle… Ne yazık ki günümüzde insan; salt bedensel gereksinimlerini karşılamanın kaygısında, derdinde…Yalnızca bedensel gereksinimlerini karşılamak için yaşıyor; yiyiyor, içiyor, dışkılıyor ve sevişiyor…Doğadaki tüm hayvanlar gibi…
Ve en yakınında, en kolayında, elinin altında ne varsa; ona uzanıyor, ondan yararlanıyor; gerçekten de bir hayvan gibi… Üstelik insanın; düşünen bir hayvan olduğu tanımlaması da bu koşullar altında çoktan güme gitmiş…Çünkü insan artık düşünmeden yaşıyor; beynini değil, yalnızca bedenini kullanıyor, onun yönlendirmesiyle yaşıyor…Beyni işlevselliğini çoktan yitirmiş…
Ve bizler de, henüz tozumaya uğramamış benliklerimizle; onları düşünen varlıklardan sayarak, ÜLKE, ULUS, HUKUK, YURTTAŞLIK HAKLARI, KADIN, DOĞA, ÇEVRE ve ÇOCUK HAKLARI martavalları anlatarak, keyiflerine çomak sokuyoruz. Artık genel, geçer değerler bize; ensest mekan bir aile, ensest mekan bir ülke, ensest mekan bir dünya görünümü sunuyor, elbetteki insanlık nereye gidiyor kaygılarımız eşliğinde…

Selma ERDAL

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN