Eden bulur!..

Eden bulur!..

Eski zamanlarda, astığı astık kestiği kestik, karşı tarafın sözünü

dinlemeden, araştırmadan karar veren bir hükümdar vardı. Bu

hükümdar, bir gün hanımı ile sarayının geniş bahçesinde

dolaşıyordu. Sarayın bahçıvanı da, bahçenin bakımını yapıyordu.

Bahçıvan, hükümdarın hanımı ile beraber kendi tarafına doğru

geldiğini uzaktan görünce, onu hanımının yanında rahatsız

etmemek için ortadan kaybolmak, görünmemek istedi. Fakat nereye

giderse gitsin, hükümdar kendisini görecekti.

Nasıl ortadan kaybolayım diye düşünürken, altında bulunan

ağacın üstüne çıkmak aklına geldi. Hemen bir hamlede ağaca

tırmandı. Yapraklarının arasına saklandı. Olacak ya hükümdar da

hanımıyla beraber o ağacın altına oturmaz mı? Hükümdarın hanımı

ortalıkta kimse olmadığı için kocasıyla rahat konuşuyordu.

Bir ara hanımı istirahat için sırt üstü yere uzandı. Bu esnada,

yukarı doğru bakınca yaprakların arasındaki bahçıvanı fark etti.

Derhal toparlanıp hiddetle bağırdı: “Seninle baş başa hiç

konuşamıyacak mıyım? Adamların hep bizi mi takip edecek? Bu ne

haddini bilmezliktir?”

Hükümdar şaşırdı, ne olduğunu anlayamadı: “Sultanım ne oldu?

Ne istediğini anlayamadım. Birileri seni rahatsız mı etti?” Eliyle

ağacın üstünü gösterip: “Görmüyor musun, adam tepemize çıkmış

bizi dinliyor?”

Hükümdar, kafasını kaldırınca bahçıvanı gördü. Sesi çıkabildiği

kadar bağırdı: “Bre densiz bu ne cüret, çabuk in aşağı!” Adamın

dizlerinin bağı çözüldü. Eli ayağı tutmuyordu korkudan. Dallara

tutunarak inecek hâli kalmamıştı. Pat diye aşağıya düştü.

Bu arada hükümdarın sesini işiten adamları da yanına gelmişti.

Hükümdar: “Derhal bana celladı çağırın, gelsin!” emrini verdi. Bu

arada biraz kendine gelen bahçıvan doğrulup ayağa kalktı.

Eteklerine sarılıp özrünü beyan ederek hükümdardan affedilmesini

talep etti. Fakat nafile. Hükümdar adamlarına tekrar bağırdı:

– Nerede kaldı cellat, gelmedi mi daha, şu adam hâlâ

konuşuyor?

Bahçıvan dedi ki:

– Hükümdarım, biliyorum ömrümün sonu geldi. Nasıl olsa beni

öldürteceksiniz. Ölmeden önce size önemli bir hadiseyi anlatmak

istiyorum. Ne olur beni dinleyin. Beni yine öldürtün, fakat dinledikten

sonra öldürtün. Nasıl olsa beni dinlemekle bir zararınız olmayacak.

Bu hadise benim için önemli olduğu kadar sizin için de önemlidir!..

Hayatınız ile ilgili.

Hükümdar, biraz yumuşamıştı. Bu önemli hadiseyi merak etti.

Kendisinin hayatı ile nasıl ilgili olabilirdi. Adamın kaçacak hâli yoktu

nasıl olsa. “Anlattıklarını dinleyeyim ondan sonra öldürtürüm,

gerçekten de belki benimle ilgisi vardır” diye düşündü. Adama

dönüp:

– Anlat öyleyse. Fakat beni oyalayıp ölümden kurtulmak

istiyorsan yanılıyorsun, boşuna uğraşma! ikazını da yaptı.

Bahçıvan anlatmaya başladı: “Sultanım, benim babam da bir

hükümdarın bahçesinde benim gibi bahçıvandı. Çiçeklerin,

ağaçların bakımı ile ilgilenirdi. Sarayın bahçesinde değişik türden bir

ceviz ağacı vardı. Her nedense bu ağaçta her sene bir tane ceviz

yetişirdi. Fakat tam olgunlaşıp koparılacak duruma gelince ceviz

kayboluyordu. Hükümdara bu cevizden yemek nasip olmamıştı. Üç

sene üst üste böyle devam edince, hükümdarın artık sabrı

kalmamış, babamı yanına çağırıp emrini bildirmiş:

– Eğer bu sene de cevize sahip olup, olgunlaşınca bana

getiremezsen, bilmiş ol ki kellen gidecek. Bunu kesin olarak böyle

bil!

Zavallı babam, artık gece gündüz cevizin başında nöbet tutuyor.

Ceviz ağacının altında yatıp kalkıyor. Devamlı gözü tek cevizde.

Olgunlaşsa da kopararak hükümdara götürsem ve ölüm kalım

sıkıntısından kurtulsam diye bekliyor.

Nihayet cevizin toplama zamanı gelir. Babamın artık gözüne

uyku girmiyor. Çünkü kafasının gitme tehlikesi var. Bir gün bakıyor

ki, artık cevizin tam koparma zamanı gelmiş. Sevinç içinde, tam

koparacağı zaman, bir karga gelip cevizi dalından kopardığı gibi

uzaklaşır.

Babam arkasından koşar, bağırır çağırır, fakat nafile. Gözü gibi

baktığı ceviz gitti. Artık yapabileceği bir şey kalmaz. Arkasından,

“Benim sonumun gelmesine sebep oldun. Senin de sonun gelsin.

Bu yaptığın yanında kalmasın” diyerek beddua eder.

Bu sıra bir de bakar ki, büyük bir kartal karganın peşine

takılmış, pençesini attığı gibi karganın işini bitirir. Babam aşağıdan

kartala seslenir:

– Ey kartal, kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Senin de sonun

yakındır. Sen de girdin sıraya!

Derken bir de bakar ki, havada süzülerek uçmakta olan kartala

bir avcı nişan almakta. Ve avcı okunu kartala gönderir. Anında ok

hedefine varıp kocaman kartalı pat diye yere düşürür. Babam avcıya

bağırır:

– Sen ne yaptın? Şimdi sen de girdin sıraya!

Avcı, babamın sözünden pek bir şey anlamaz. Babam avcının

yanına yaklaşırken ben arkasından ilerliyordum. Babam birden

avcıya bağırmaya başladı:

– Aman kendine dikkat et! Yılan!..

Fakat daha avcı ne olduğunu anlamaya fırsat kalmadan, büyük

bir yılan avcının bacağına dolanıp zehirini avcının bacağına boşalttı.

Sonra da kıvrıla kıvrıla uzaklaşmaya başladı. Babam yılanın

arkasından bağırıyordu.

– Ey yılan sen de girdin sıraya! Senin de sonun yakındır!

Ben olanların pek farkında değildim. Benim yanımdan geçerek

uzaklaşmakta olan yılanı görünce, elime geçirdiğim büyük bir sopayı

kaptığım gibi yılanın peşine takıldım. Babamın:

– Aman oğlum, yapma evladım! demesine aldırmadan, yılanın

başına elimdeki sopayı var gücümle vurduğum gibi, yılanı oracıkta

öldürdüm.

Bu hali gören babam perişan olmuştu. Üzüntülü bir şekilde

yanıma yaklaştı.

– Evladım, şimdi sen de sıraya girdin. Niçin beni dinlemedin?

diye üzüntüsünü bildirdi. Ama olan olmuştu. Artık yapacak bir şey

yoktu! “

Neticenin nereye varacağını merakla, heyecanla bekleyen

hükümdar, bahçıvanı öldürttüğü takdirde sıranın kendisine geldiğini

anlamıştı. Korkudan:

– Gözüme gözükme defol burdan! diye bahçıvana bağırdı.

Böylece canını kurtarabilmişti bahçıvan. Tabii ki aynı zamanda

hükümdar da…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın