DOLAR 18,6443 0.02%
EURO 19,4227 -0.04%
ALTIN 1.051,02-0,01
BITCOIN 3091740,68%
Adana
19°

AÇIK

17:46

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Ekonomik Kurtuluş Savaşlarımız

Ekonomik Kurtuluş Savaşlarımız

ABONE OL
17 Kasım 2022 09:14
Ekonomik Kurtuluş Savaşlarımız
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Anımsıyorum da yıllar öncesinde… Günlerden 5 Nisan 1994… Bursa’da yerel radyolarımızdan biri ile kurulan telefon bağlantısında; bizlere görkemli bir ekonomik paket sunan yetkililerle söyleşiliyor.
Yetkili diyor ki:
-Bu bir Ekonomik Kurtuluş Savaşı’dır. Bu savaşı kazanmak için en büyük yük dar gelirliye düşmektedir. Bu savaşı kazandığımızda en büyük onur, onundur.
Bu açıklamalar karşısında bugün gibi anımsıyorum dudaklarımdan dökülen sözleri:
-Aman efendim lütfettiniz, bu onuru bizler sizlere sunalım. Bu onur sizin olsun, çünkü sunduğunuz bu onurlarla halk ölüyor, bu gidişle onursuzluğu iş edinecekler soluk alabilmek için bilesiniz !…
Bu ülkede… Her dönemde… Açıklanan ekonomik önlemler bildiğiniz gibi yüreklerimizi durduracak nitelikte… Gerçi bizler halk olarak bize ne verilirse alırız, tepkisiz topluma çıkmış ya adımız bir kez… Yüklenirler de yüklenirler. Hani suçun birazı da bizde… Borsacıların önündeki kuyrukları, kuyumcu dükkanlarındaki kadınları görünce diyorlar ki gelsin zamlar… Anımsayın bir kez 24 Ocak Kararları’yla da yastık altındaki paraya, kadınlardaki altın takıya gözlerini dikmemişler miydi ?… Bugün için de durum aynısının tıpkısı demeyin lütfen, reca ederim. Ay ben duymamış olayım.
Hamasi nutuklardaki; “Milletçe fedakarlık” ya da Türkçe söyleyişle “ulusal özveriye” eyvallah, eyvallah da yükü omuzlayanlar yalnızca bir garip orta direk mi, yerle bir olan direk mi ne olduğu artık belirsiz bu halksa… İşte o zaman bir durup düşünmenin günüdür.
Her zaman dile getiririz; ülkemizin yüzde 20’lik azınlığı, ulusal gelirimizin yüzde 80’ini alıyorsa ya da yüzde 80’lik çoğunluğa yüzde 20 gibi bir lokma kalıyorsa… O zaman biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.
Ve bu halk emperyalistlere karşı Kurtuluş Savaşı’nı bir kere verir de… Nedense bir türlü bitmez Ekonomik Kurtuluş Savaşları…
Umutla girişir savaşa ama bu savaşı kazanmak boş bir hülya, rüya… Bu savaşta sürekli yenilen halk; umutla gider her seçim döneminde sandığa… Kurtuluşunu ADİL DÜZEN’de arar, Refah’a oy verir. ANAP’la köşe dönemediği için Çiller bacısına güvenir. Oysa ne giden, ne gelen zafer peşinde koşar; bu savaşta hep yenilen halk olur. Hep bu halkın feleği şaşar.
Kuşkusuz bu bozuk düzenin ya da bu gidişin başlangıcı bir türlü mimarı olunmakla paylaşılamayan ünlü 24 Ocak Kararları’dır. Üstelik bir dönem umutlar bağlanan ve ekonomi profesörü olan Çiller bacınız; savaşı kazanmak şöyle dursun, Türk halkını daha da ateşlere atmıştır. Halkımızın işini de bitirmiştir.
İşte bu nedenlerdi ki halkımız onun hangi babanın kızı olduğunun da hemen ayırdına varmıştır. Sonrasında da umudu üçlü koalisyonlarda aramıştır.
Ve bu üçlü koalisyonlardan sonrasında…
Kimin gelip, kimin gittiği bir yana… Gelelim şu “milletçe fedakarlık” ya da “ulusal özveri” konusuna; gerçekten de ekonomik sıkıntıları paylaşım oranı eşit olacaksa, ülkemizin geleceği için boynumuz kıldan ince, ölürüz bu yolda…
Ama; birileri sürekli inişe geçerken, başka birileri de sürekli yükseliyorsa, işte orada biraz durmak gerekir. Yoksa kişi başına ulusal gelirimizden payıma düşen ne kadarsa nakit elime sayılsın isterim, anlamam. Oysa bir bakıyorsunuz ki; ulusal gelirden hakça pay almak şöyle dursun… Ülkemizde yaşanan doğal kaynaklara yönelik saldırının neden olduğu ülke coğrafyamızdaki erozyon benzeri… Ekonomiyi düzeltme uğruna yapılan düzenlemelerin neden olduğu toplumsal erozyona da her dönemde dar gelirli halkımız uğruyor ne yazık ki…
Biliyoruz. Çok güzel sözler; milletçe fedakarlık, ulusal özveri… Bütün bunlara gerçekten de eyvallah, ama bizlere yıllardır yazılan bu acı reçetelerin, acı ilaçlarını her zaman dar gelirliler içeceklerse, yandı gülüm keten helva… Siz yine de aldırmayın, boşverin, ekonomi tıkırında… Büyüklerimiz öyle diyorlarsa… Bir bildikleri vardır. Çünkü her dönem; gelen gideni aratır. Altılı Çete yatmışken bugünlerde pusuya; aman muhtaç olmayalım sayelerinde bir yudum suya, bir lokmaya !… Sandıklar gelince ortaya; iyi düşünelim, doğru karar verelim !…
İşte bu ortamda… Şimdi düzeltmek istediğimiz pek çok bozukluğa çözüm kendiliğinden gelecek… Örneğin; sürekli benzine zam mı var?… Ne güzel; binmeyelim araçlara, belki trafik rahatlar. Eh bizler de pek ehli keyif olmuştuk hani, neredeyse WC’ye bile otomobille gideceğiz. Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar !…
Sigaraya, alkole mi zam var?… Ne güzel; durumu değerlendirin hemen… Sigaranın, alkolün sağlığa zararlı olduğunu hep söyleriz de, nedense kurtulmanın yollarını bir türlü denemeyiz. İşte sizlere bir olanak; paracıklarınızı sigara dumanı olarak tüttürmeyiniz, artık kurtulun bu illetten. Hem sağlığınız, hem paranız sizde kalacaktır. Belki anımsarsınız, Özdemir Erdoğan bir şarkı söylerdi; “Hava bedava, su bedava…Bedava yaşıyoruz bu memlekette” diye… İşte artık öyle yaşamanın yollarını öğrenmeliyiz; otomobilsiz, sigarasız, alkolsüz, ekmeksiz yaşayamayız elbette ama lokmalarımız olmalı sayıyla… Üstelik kilo da almayız durduk yere… Unutmayınız çağın hastalığı OBEZİTE, bütün hastalıkların anası… Bulamazsanız bolca yiyecek parası; diyetisyen aramazsınız, çok pahalı onların da faturası…
Aklım erdiğinden, geçim derdi nedir bildiğimden beri; ülkemiz hep veriyor ekonomik kurtuluş savaşı ve bizler de onların her dem neferi ve bu savaşta kimimiz şehid, kimimiz gazi… Kuşkusuz her savaşta olduğu gibi; savaş zenginleri de var, ekonomik kurtuluş savaşında ortaya çıkan…
1994 yılından günümüze kadar; ekonomik savaşlarda Türk halkı nefer, hah kazanacağız bu sefer dense de… Ne yazık ki bir türlü kazanılmıyor zafer…
Var mısınız ince, ince inceleyelim birlikte?…
Küresel bağlantılı olduğu ileri sürülse de; ekonomik kriz son yıllarda sürekli gündemde… Halkımız sürekli bir onur savaşımı vermekte, ama derler ki aç insan inançlarını / değerlerini bile yermiş. Bu durum en büyük tehlike… Kendisine yalnızca manevi değerler pazarlanan halk; önce ekmek dediğinde… Eyvah ki eyvah!… Gökten ekmek yağmayacağına göre… Dolayısıyla alınması düşünülen ekonomik önlemler ola ki alınmazsa…
Sanki zaman hiç geçmemiş gibi, sanki zamansız bir ülke Türkiye… Üstelik siyasal yaşam tarihimizde gidersek daha da gerilere; 1950’lerden beri ülke, enflasyonun pençesinde… Ben de 1 Aralık 1953 günü düştüm bu gezegene; bir çeşit enflasyon çocuğu olarak… Gün bu gün, saat bu saat; hiç değişmedi bu ülkede nakarat: Ekonomik kriz, enflasyon, bunalım… Enflasyon çocuğu olarak doğdum, büyüdüm, bu günlere geldim. Bu gidişle de değişmeyen bu kimliğimle yaşama hoşça kal diyeceğim. Şu ülkede ekonomik kurtuluş savaşının kazanıldığını göremeden; korkarım bu gezegenden gideceğim.
Selma Erdal; aydın


Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.