DOLAR 15,9639 0.35%
EURO 16,7854 0.14%
ALTIN 929,640,15
BITCOIN 470346-1,93%
Adana
27°

AÇIK

20:21

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Eleştiri örneği

Eleştiri örneği

ABONE OL
15 Haziran 2015 10:27
Eleştiri örneği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Modernle Geleneksel

Roland Barthes’ın ünlü bir ayrımı vardır romanlara ilişkin: Diskürsif roman ve referansiyel roman. Referansiyel roman temasını yaşanan, bilinen kamusal sekanslardan çeker alır. Olaylar, ilişkilerin yarı edebi, yarı sosyolojik ele alındığı, üslubu kalıpçı roman tipleridir bunlar. Yaşar Kemal’in, Kemal Tahir’in, attila ilhan’ın romanları gibi…
Romancının iç dünyasına, yaratıcılığına, sosyalbilimci vari, kendisine ait olmayan bir dış veri hakimdir.
Diskürsif roman ise yazarın ham maddesini de kendisinin ürettiği, kurguladığı, kendi başına, kendi adına bir şeydir. Referanslarını kendi yaratır.
Cumhuriyet devri Türk romanı, temelde referansiyel bir roman türü olarak kalmıştır. Gerek köylü gerçekçilikle gerek seçkinci ama özünde bir tür planlı, hesaplı roman ekonomisini ve meşruiyetini ifade eden kaba gözlemcilikten ya da tam tersi üslup denemeciliğinden kurtulamamıştır.
Aslında romanda kentli refleksinin doğması için 80’leri beklemek zorunda kaldı Türk okuru.
Değerler değişiyor, değer hiyerarşileri yeniden şekilleniyor, sonuçta algı ve yaratım kalıpları alt üst oluyordu.
Kentli refleks ifadesini önce insanı otopsi masasına yatıran marjinal ahlakçı ya da belgeci ama eninde sonunda aşırı üslupçu bir roman dizisinde buldu.
Bu ilk bakışta diskürsif romandı. Ama tema, üslup kopukluğu, bu dönem eserlerinin ciddi bir sıkıntısı olarak kaldı. Birkaç istisna dışında, modern temayı kentli refleksine dayalı özgün bir üslup izleyemedi. Özü, biçim/içerik uyumuna dayalı romancılık için bu önemli bir handikaptı. Yapılanlar üslup denemesi olmanın ötesine gidemedi.
Ben böyle düşündüm, Türk romanını bazı istisnalar dışında böyle duyumsadım. Kürşat Başar’ın “Sen olsaydın yapmazdın, biliyorum” adlı romanını okuyuncaya dek… Başar’ı okurken hem heyecanlandım hem de şaşırdım. Bu roman üzerine kuşkusuz çok şey söylenecektir. Ben, beni özellikle çarpan ve gözardı edilmemesi gereken bazı özelliklerinin altını çizmek istiyorum.
Başar’ın romanı herşeyden önce kelimenin tam anlamıyla diskürsif bir romandır.
Türkiye’de çok az romanda üslup, yazı tekniği ve tema birbirlerini bu denli çarpıcı biçimde tamamlamıştı. Tamamlamanın da ötesinde belirlemişti. Uslüp temayı, hiçbir romanda bu denli yeniden biçimlendirmemiş, yaratıcılığın ve yaratılanın adı üslup olmamıştı.
Bu romanı okurken, temanın mı üslubu, üslubun mu temayı takip ettiğini anlamanız neredeyse mümkün değil.
Ham maddesiyle, üretim aracının bu kadar bütünleşmesi ortaya çarpıcı ama o denli kendiliğinden bir kalite çıkartıyor.
Başar, herşeyiyle kentli..
Bu, pejoratif bir niteleme olarak düşünülmesin. Kentli demek, düşüncesinde, duyumsamasında tam bir kentli refleksine sahip olmak demek çünkü. Başar örneğinde kentli refleksini şöyle tanımlamak mümkün: İlişkilerin ve içe bakışın sıradanlığını, o perspektif dediğimiz çok boyutlu, anakronik bir duyumsamayla kırması, birden çok odak üzerinde aynı yoğunlukta ve içiçe geçmiş duyumsal bir konsantrasyon gücüne sahip olması, en önemlisi bu çoklu bakışını ona denk düşen bir üslupla yoğurması…
Adı üslup olan geçişlerin, tasvirlerin, eklemlenmelerin bu coşkulu dünyası bir anda romanın sahasını oluşturuvermektedir. Diskürsif romanın özü işte budur, onda yaratıcılığın adı, temayı yutan biçimdir. Bu üslup, o karmakarışık kentli duyumsamasının formüllere dökülmesi ve formüllerin okura, yazarın ruhuna girme olanağı tanımasıdır.
Aynı zamanda yaratacılığın hem kalıpları kırıcı hem de farklılığı biçimlendirmiş olması…
Şöyle de diyebiliriz. Edebiyatta sosyal bilimde her zaman hemen hep aynı tema işlenmiştir: İnsanın diğer insanla, kendisiyle ve doğayla ilişkisi…Yaklaşımların, türlerin, dönemlerin birbirinden farklılıkları biçimdedir, yaratıcılık biçim demektir. Başar’da beni etkileyen diğer şey, eserinin kültürel ve toplumsal hafızası oldu, modern dünyayla o dünyaya bakışında devreye soktuğu geleneksel kokunun biraradalığı…
Bu iki öğe arasındaki bağı ise ayrıntı kuruyor romanda. Ayrıntı kurgusu dingin, üslupçu olmayan bir anakronizme sahip.Ayrıntı da kendi etrafında dönen ve döndükçe derisi dökülen yılan mantığı üzerine kurgulanmış. Bu kurguda yine kentli perspektif üzerine oturan çarpıcı bir metafor mekanizması var. Sembollerle değil, belli belirsiz referansları olan imlerle yoğrulmuş bir metafor ağı bu. Kendiliğindenliğin temada düz, üslupta coşkulu bir sıradanlığın egemen olduğu retorik dünyası, etrafında dönen yılan kurgusunun anahtarı halinde…
Bir roman düşünün, konusunun etrafındaki örgüyü bireyin duyumsadığı nesnelere, ilişkilere yönelik sıradanmış gibi görünen ayrıntılar yığını oluştursun ve ayrıntılardan doğan retorik temaya tekrar uzansın…Tadına doyulmayan bu üslup usta işidir.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.