Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

‘Elli artı bir değil en az yüzde altmış’ üzerine…

‘Elli artı bir değil en az yüzde altmış’ üzerine…

Bir ‘hedef’ için odaklanmak, o ‘hedefe’ ulaşmak için uğraş vermek; uğraşın önünü tıkayacak etkenlerin zamanında aşılmasıyla olanaklıdır. Yoksa ‘hedef’ olan yeri göstermek, ancak onun dışında uğraşı engelleyecek yapıları görmezden gelerek istenilen yere varmak olası değildir!

Bunu geçmişte kaç kez yaşadık öyle?

Genel Başkan, partinin yetkili konuşmacıları ‘kaç kez’ yinelediler öyle; sayısını anımsamıyorum bile!

Seçim önlerinde, alanları dolduran kalabalığa karşı ‘kaç kez’ söylendi, medya önünde ‘kaç kez’?

Üstelik seçim günü sonuçlar beklenirken bile ‘kaç kez’ duyduk öyle?

Hepsi, koca bir laftan ileri gidemediği gibi, yetkili ağızların söylediklerini ‘önemseyerek’ dinleyen yüzler, binler, milyonlar öylece kalakaldı!

Sonra da seçmen sandıkları konuşuldu, oy pusulaları konuşuldu, bilmem nerelerde çöp varillerinden çıkan belgeler konuşuldu…

Sonuç; seçmen deniz vurgunu yemiş yolcuya döndü!

***

İktidar partisinin ‘yalan, sahte, kağıt parçası, büyüdük’ biçimde meclis kürsüsünden, ya da başka alanlardan yaptıkları konuşmaları bir yana bırakıyorum.

Kılıçdaroğlu’nun birkaç gün önce, gelecek yıl yapılacak olan seçim için gazetecilere kahvaltıda verdiği yanıt beni düşündürmedi dersem yalan olur.

Genel Başkan ‘hedef’ koyuyor. Diyor ki ‘amacımız elli artı bir değil en az yüzde altmış…’ Sonra da ekliyor ‘bugün içinde bulunduğumuz çıkmazdan kurtulmanın yolu en az yüzde altmışla gelip, halkın desteğiyle demokrasiyi yeniden inşa etmektir.’

Evet, ‘hedef’ yüzde altmış!

Nedeni, ülkenin çıkmazdan kurtulması…

Peki, ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı, bu ülkenin yurttaşına anlatabiliyor musunuz, yerel yönetimler bunun için gerekli ‘enerjiyi’ harcıyorlar mı, sen-ben kavgasını bırakıp ‘bu ülkenin geleceği’ için tek yumruk olabiliyorlar mı?

Bu sorunun yanıtını bu ülkede yaşayan herkes çevresine bakarak görebilir…

Belediyenin yurttaşa bakışını, belediyenin örgütle yakınlığını, bölge milletvekillerinin gerek örgüt gerekse belediye ile olan ilişkisini, partinin bölgedeki yerel konulara yaklaşımını, yerel yönetimin değer verdiği katmanı-çalışmayı, bir il içerisinde ‘farklı’ ilçelerin aynı siyasi partiden belediyelerinin birbirlerine kurdukları kumpası, en ‘basitinden’ seçilecek mahalle delegelerinde senin-benim adamın yarışı…

Bunları neden yazdım ki?

***

Genel Başkanın ‘yüzde altmış’ olarak belirlediği noktaya varabilmek için ‘parti içi’ hiyerarşinin, birbirini çekememezliğin, ayak oyunlarının olmaması; bunları yapanların, buna yol açanların ‘sınıf partisi’ bilincinde masaya getirilmesi-tartışılması gerekir.

Masaya getirilmeyip, tartışılmayan her konu istenen ‘hedefe’ varılmayı zorlaştıracak; yollarında diken, yollarında cam kırıkları, yollarında börtü-böcekle karşı karşıya kalacaklardır.

Daha ne oldu, aradan ne kadar zaman geçti Adana’da merkez iki büyük kentin belediyelerinin delege belirlemede yaşananlar partilileri üzüntüye boğmuştu… Adana basını ‘manşetlerden’ indirmedi; mahalle mahalle hangi belediye ne yaptı, diğer belediye nasıl bir tutum sergiledi, kimin adamları kazandı ya da yitirdi okurlarına duyurdu…

Asıl çaba ‘büyükşehir belediyesi adayı’ olmak için delege sayısının çoğunluğunu ele geçirme… Genel Başkan ne düşünüyor, seçmen ne düşünüyor, belediyeler ne düşünüyor…

Ülkenin içinden geçtiği süreç, yurttaşın ekonomik sıkıntısı, işsizlik, aşsızlık, yarınsızlık; kime ne ki?

İki yanda birilerini ‘kendi adamı’ yapmak, ‘oyunu’ istediği yere kullandırtmak, ‘delegeyi’ sürüleştirmek çabasında. İşin ilginç yanı diğer ilçe örgütlerinin de buna sıcak bakması, delegenin ‘birinin adamı’ olması olayına sarılması, delegesi olmayan adayın seçilmemesine sıcak bakması…

Bu mu istenen?

Bu parti bu mu?

***

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun koyduğu ‘hedefi’, o ‘hedefe’ varılmak istenmesinin gerekçelerine elbette katılıyorum.

Hükümetin yaşanan ‘her şeyi’ yanlış algıyla anlatması, yurttaşın yanlış algıya sürüklenmesi; bir 17-25 olayını, bir güney sınırımızda sürdürülen yanlış politikayı, bir ‘büyüme’ denen olguyu, bir asgari ücrette yaşananları ‘yanlış’ algıyı, bir Fettullah’ı bile istedikleri gibi anlatırken; elbet Kılıçdaroğlu’nun beklentisi yerinde…

Ancak sağlıklı değil!

Her seçim günün akşamı parti sözcülerinin ekranlara dönerek yaptıkları konuşmaları anımsayın! Dedikleri gibi olmuyor! Olacak olsa bile birileri bu kriptoyu engelliyor! Ya da daha baştan ‘yanlış’ yapılıyor!

Gösterilen ‘hedefin’ içten söylendiğini ortaya koymak için; ayağa takılacak engellerden kurtulmak, yarı yolda bırakacaklardan kurtulmak zorunluluktur!

Çünkü bu halk çok ‘deniz vurgunu’ yedi; yeniden yemesin diye…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN