Enbiya Suresi 96’daki Yecüc Mecüc Nedir?

Enbiya Suresi 96’daki Yecüc Mecüc Nedir?

Yecüc mecüc kelimesi, Kur’an-ı Kerim’in iki suresinde geçiyor. Bu kelime, zarar ziyan oluşturuculuğu sebebiyle, Müslüman toplumlarda, ayetlerdeki anlamın dışında anlam kazanmış. Olabilir… Toplumların zihnine yerleşen anlam, Kur’an-ı Kerim mehaz gösterilir ”anlatılan budur” denirse, Kur’an’ın verdiği mesaj gizlenmiş olur.

İki surede geçen ”yecüc-mecüc” kelimesinin birincisi, Enbiya Suresi’nin 96’ncı ayetinde geçiyor: ‘Hattâ izâ fütihat ye’cücü ve me’cücü ve hüm min külli hadebin yensilûn”. Yani, yecüc ve mecüc kendine yol açtığında… Onlar her tepeden çoğalarak gelirler.

”Külli hadebin yensilün” kelimesindeki ‘nesele’ fiili, mayi olan nesnenin çoğalarak yayılma hareketini belirtir. Mesela mayi olan insan dölü ile insanlar çoğalırlar, yayılırlar ve alan genişletirler. Türkçemizdeki ‘nesil’ terimi buradan geliyor. ”Min külli hadebin” ifadesi ‘nesele’ hareketinin yüksek yerlerden aşağılara doğru olduğunu belirttiği için, yecüc ve mecücün akar su olduğu anlaşılır. Gökten düşen yağmur damlaları çoğalır, aşağıya doğru yayılarak gelir. ‘Yensilün’ sözcüğü, suyun akış hızının tepelerin eğimi oranında değişeceğini ima eder.

Yecüc ve mecüs yol bulup çoğalarak geldiğinde ne olur?

Ne olacağı 97’nci ayette belirtiliyor: ”Fe izâ hiye şâhısatün ebsaru’l-lezine keferu”. O zaman o yecüc mecüc, hakikati reddedenlerin gözlerini şaşkınlıktan büyütüveren unsur olur.

‘Ellezine keferu’ kelimesi, meal ve tefsirlerde, ‘küfredenler’, ‘kafir olanlar’ ya da ‘kafirler’ şeklinde belirtiliyor. Bu tanımlama, günümüzde, Allah’ı ve imanın diğer unsurlarını kabul etmeyenler için yapıldığından, ayetin anlaşılmasını zorlaştırıyor.

‘Ellezine keferu’, fert, toplum veya ülke için oluşacak tehlikeyi, -zevk veya menfaat uğruna-, görmek istemeyenlerdir; ya da öyle bir tehlikenin oluşacağına inanmayanlardır. ”Ve ikterebe’l-vaadükelimesi, tehlike boyutunun topluma haber verildiğini, sonucunun haber verildiği gibi mutlaka oluşacağını belirtir.

Günümüzde, uzmanların ısrarlı uyarılarına rağmen, dere yataklarına mesken konduranlar, oraları yerleşim yeri yapanlar hatırlanıyor mu? Bu kişiler, ayetin verdiği işarete göre ‘ellezine keferu’ sınıfına giren kimselerdir.

Bu kimselerin akıbeti ne olur?

Aynı ayetin devamında ”Ya veylena kad künna fi ğafletin min haza bel künna zalimin” ifadesiyle belirtilen şey olur.

Tehlikeyi haber veren uzmanları dinlemeyenler, tehlikeli olay meydana geldiğinde, işte o zaman, gaflet içinde kaldıklarını anlarlar; dövünüp dururlar. Bir an evvel devlet yardımı gelirse ne ala.. Yoksa, mallarının, mülklerinin ve hatta canlarının telefatıyla yüz yüze kalırlar.

23 Ağustos 2020 tarihindeki Gresun’daki sel felaketi hatırlansın.

(Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=tpNemwrS3Xo)

Kehf Suresi’nin 95’nci ayetinde, ”harâmün ala’l-karyetin,” ifadesi var. Bu ifade bir beldeye yasak kondu. Orada olmayınız veya oraya yerleşmeyiniz, diyor.

Sonra, ”Ehleknâ hâ ennehüm lâ yerciuunifadesi var. Bu ifade, yasak konulan yere ölüm ve yıkım gelir, yaşam şartları geriye döndürülemez, diyor.

‘Haramün’ (haram), yasak, demektir. Bazı toplumlarda, neyin ne olacağını bilen kişi veya kişiler, (Günümüzde bilimadamları) nereye nasıl tehlike geleceğini halka duyururlar. Orada yerleşim yapılmamasını isterler. Orası için ‘haram’ hükmü konması istenir.

Günümüzde tehlike ihtimali bulunan yerlere yasak koyma, devletin işidir. Tabi, devletin başındakiler, bilimadamlarının uyarısını anlayabilmiş iseler. Mesela, SİT ALANI denilen yerler, devlet tarafından ‘haram’ hükmü konulmuş, kullanıma yasaklanmış yerlerdir.

‘Ehlekna’ kelimesi, uyarıyı dinlemeyenlerin… yerleşim olmaması gereken yere gelip yerleşenlerin akıbetini belirtir. Akıbet, ölüm ve yıkım olarak üzerlerine gelecektir. Bilimadamları, böyle yerlerin yerleşime açılmasının kötü sonuç doğruracağını sık dile getiriyorlar. Devlet, böyle yerleri ‘HARAM’ statüsüne alması, yerleşime kapatması gerekir.

Soru: Yecüc ve mecücün gelişine karşı önlem alınamaz mı?

Yecüc ve mecücün geleceği yer, ihtiyaç varsa… yerleşim yeri olacaksa… onun zararını engelleyecek önlem alınması mümkün. Kehf Suresi’nin 94’cü ayeti bunun yolunu gösteriyor.

”Her kim ‘mümin’ iken ‘salihat’ denilen hareketlerde bulunursa, bu çalışması gizlenmez” Yani, o kimselerin yaptıkları unutulmaz, hayırla yad edilirler.

Bu ayetin sözcüklerini irdelemek istersek;

Salihat, emek sarfedilerek yapılan hayırlı işlerdir. Bu işler toplumun sıkıntılarını giderme ya da toplumu sıkıntıya düşmekten koruma amaçlıdır. Böyle harekette bulunan kişi veya kişiler, yaptıklarıyla mutlu olacakları gibi, toplumun sevilen kişileri olurlar.

Salihat, günümüzde ferdi çalışma ile olmaz. Devletin bayırdırlık kurumu bent kurarak, belediye kuruluşları alt yapı projeleri hazırlayarak, salihatın öncüleri olurlar.

”Ve hüve mü‘minûn…” kelimesindeki ‘müminün’, ‘salihat’ çerçevesinde uygulanacak planın programın toplum için hayırlı olacağına inanan kişi demektir. İnanılmadan yapılan her iş suistimale açıktır. Bir zaman sonra topluma mutlaka zarar getirir. (Sosyal medyada örnekleri görülüyor)

Ayetin ”Ve innâ lehü kâtibûn” kelimesi, toplum veya ülke için salihatı uygulayanların ücret bordrolarının hazırlanacağını gösterdiği gibi, tarih kitaplarında yer alacaklarını da ima eder.

İbrahim Faik Bayav
(04.04.2021 09:20)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN