Endüstri Bölgeleri Kanunu İncelemesi

Endüstri Bölgeleri Kanunu İncelemesi

Endüstri Bölgeleri Kanunu İncelemesi

Hazırlayan : Avukat Selim Karakaş

İÇİNDEKİLER

Giriş……………………

I.)Endüstri Bölgeleri Kanunun amaç ve kapsamı……..………………
.
II.)Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulu ve Yapısı………………
III.) Endüstri Bölgelerinin Kuruluşu ve İlanı………………………….…
IV.)Endüstri Bölgesi İlan edilen Yerlerin
Kamulaştırılması Ve Teşvik Tedbirleri……………………………….

V.)Yatırım İzni Ve Çevresel Etki Değerlendirme Raporu………………
VI.İmar Planları Ve İhtisas Endüstri Bölgeleri…………………………….
VII.) Münferit Yatırımlar……………………………………………………
Yabancı Yatırımcılar Açısından Kanunun Değerlendirilmesi……………..

 

 

Giriş

4737 say.Endüstri Bölgeleri Kanunu 09/01/2002 tarihinde kabul edilerek 19/01/2002 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.Ancak bu kanun 5196 say. Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişikli Yapılması Hakkındaki Kanun ile değiştirilerek son hali ile
01/07/2004 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.Kanun hem Türk hem de Yaban-cı gerçek ve tüzel kişilere Türkiye’de endüstriyel faaliyetlerde bulunma imkanı tanı-maktadır.Kanun asıl amacı olan ulusal ekonomiye katkı sağlamanın yanında,bazı sa-kıncalı sonuçları da beraberinde getirerek çeşitli tartışmalara yol açabilecek nitelik-tedir.İncelemememde bu hususları göz önünde bulundurarak ve kanun maddelerini mümkün olduğunca sırası ile irdeleyerek bu konudaki düşünce ve kanaatlerimi suna-cağım.

I.)Endüstri Bölgeleri Kanunun amaç ve kapsamı
Madde 1 – Bu Kanunun amacı, yatırımları teşvik etmek, yurt dışında çalışan Türk işçilerinin tasarruflarını Türkiye’de yatırıma yönlendirmek ve yabancı sermaye girişinin artırılmasını sağlamak üzere endüstri bölgelerinin kurulması, yönetim ve işletilmesine ilişkin esasları düzenlemektir.
Bu Kanun, Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulunun oluşumunu, endüstri bölgelerinin kurulmasını ve bu bölgelerde gerçekleştirilecek yatırımlara ilişkin izin ve teşvikleri kapsar.

İlgili maddede açıkça ifade edildiği gibi kanun amacının Yatırımları teşvik etmek,yurt dışında çalışan Türk işçilerinin tasarruflarını Türkiye’de yatırıma yönlendirmek ve yabancı sermaye girişinin artırılmasını sağlamak üzere endüstri bölgelerinin kur-ulması, yönetim ve işletilmesine ilişkin esasları düzenlemek olduğunu görmek-teyiz.Bu amaç belirlenirken ekonomik çıkar esas alınmıştır,yani bu kanun kapsam-ında yatırımcıya endüstri bölgelerinin tahsis edilmesi ulusal ekonomiye katkıda bulunacaktır.

Bu katkı çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir;Mesela yeni iş imkanlarını sağla¤¤¤¤¤ işsizlik problemine katkıda bulunabilir,yeni teknoloji beraberinde kalitenin artmasını ve bu da tüketici yararına önemli faydalar sağlayabilir.Tabii olarak bu hususlar iktisatçıların uzmanlık alanına ait olan konulardır ve bu konudaki değerlendirmeleri kanun amacı yönünden oldukça önemlidir.Hukuksal boyutta bu maddenin amaç yönünden değerlendirilmesi için değinecek önemli bir nokta görmediğimden diğer benzer kanunlarda olduğu gibi bu kanununda amacı bireyler arasındaki ilişkileri düzenlemekten çok devlet ile yatırımcılar arasındaki para alışverişini sağlamaktır.
Ayrıca Kanunun 1. maddesinde,bu kanunun,Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulunun oluşumunu, endüstri bölgelerinin kurulmasını ve bu bölgelerde gerçekleştirilecek yatırımlara ilişkin izin ve teşvikleri kapsayacağı belirtilmiştir.

22/06/2004 kabul tarihli kanun ile 1.maddeye aşağıdaki tanımlar eklenmiştir;
Madde 1/A
a)Bakanlık: Sanayi ve Ticaret Bakanlığını,
b) Endüstri bölgesi: Yatırımları teşvik etmek, yurt dışında çalışan Türk işçilerinin tasarruflarını Türkiye’de yatırıma yönlendirmek ve yabancı sermaye girişinin artırılmasını sağlamak üzere bu Kanun uyarınca kurulacak üretim bölgelerini,
c) Organize sanayi bölgesi: 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu uyarınca kurulan ve işletilen mal ve hizmet üretim bölgelerini,
d) Kurul: Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulunu,
e) Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu: 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca hazırlanması gereken raporu,
f) Sağlık koruma bandı: 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu gereği, endüstri bölgesi mülkiyet sınırları içinde bırakılması gereken yapılaşmaya kapalı alanı,
g) Özel endüstri bölgesi: Üzerinde kurulu sanayi tesisi bulunan, gerçek yada tüzel kişilere ait ve bu Kanun hükümlerine göre ilan edilebilecek endüstri bölgelerini,ifade eder.

II.)Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulu ve Yapısı
Madde 2 – (Değişik madde: 22/06/2004 – 5195 S.K./2. md.) *1*
Endüstri bölgeleri kurulacak alanları belirlemek ve bu Kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlık Müsteşarının başkanlığında; Maliye, Bayındırlık ve İskan, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman bakanlıkları, Hazine ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarlıklarından en az genel müdür seviyesinde birer temsilci ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcisinden oluşan Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulu kurulmuştur.
Kurul, gerektiğinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerine başvurur ve bunların temsilcilerini toplantıya davet edebilir. Kurulun sekretarya hizmetleri, Bakanlık tarafından yürütülür.

Yukarıdaki madde kapsamında,kurulacak olan endüstri bölgeleri ve diğer görevleri yerine getirme bakımından Koordinasyon Kurulu adında bir organ oluşturulacağı belirtilmiştir.Bu kurul,ilgili Bakanlıklardan, Hazine ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarlıklarından,ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcisinden oluşan bir kurul olarak Endüstri bölgelerinin kurulması ve diğer gerekli görevlerin yerine getirilmesi için faaliyette bulunur.Bu kurul ilgili kurum ve kuruluşları toplantıya davet ederek gerekli konularda bunların görüşlerini alabilir.Endüstri Bölgelerinin kurulması gibi önemli bir çevresel etkiye sahip konuda çevre haklarını savunacak tarafsız bir örgüte yer verilmemiş olmasının hatalı olduğunu düşünüyorum.Bu maddede kurul üyeleri arasında Çevre Ve Orman Bakanlığı sayılmıştır,ancak bu Bakanlığın bu tarihe kadarki politika güdümlü uygulamalarına bakarak bir çevre savunucusu saymak hiç gerçekçi değildir.Bu kanunun amacı endüstri bölgelerinin kurulmasını kolaylaştırmaktır,yani siyasi iktidarın ekonomik kalkınma politikasının bir parçasıdır.Çevre ve Orman Bakanlığı siyasi baskılar altında çevre menfaatleri yerine Siyasi İktidarın amaç ve politikaları doğrultusunda hareket edeceği şüphesizdir.Aksi takdirde ilgili üyeler tabiri caizse işlerini kaybetmekle karşı karşıya kalacaklardır.
Bu gerçekleri görmezden gelerek Tarım Ve Orman Bakanlığını çevre hakları savunucusu olarak kabul edip bir çevre örgütüne kurulda yer vermemek daha endüstri bölgesi kurulmadan çevre haklarının ihlal edilmesi anl¤¤¤¤¤ gelir.Nitekim Kanunda böyle bir bağımsız çevre örgütüne yer verilmeyerek,çevre konusunda temsilci olarak,maalesef,siyasi iktidara bağımlı olan Çevre ve Orman Bakanlığı gösterilmiştir.

III.) Endüstri Bölgelerinin Kuruluşu ve İlanı
Endüstri Bölgelerinin Kuruluşu ve ilanı Endüstri Bölgeleri kanunu Md.3’te ve Endüstri Bölgeleri Yönetmeliği Md.5 ila Md.11’de düzenlenmiştir.Bakanlık, kurum ve kuruluşların başvurusuna istinaden veya re’sen yer seçimi yapmak suretiyle endüstri bölgelerinin kurulması önerisinde bulunabilir.Bakanlıkça uygun görülen talepler ile ilgili yer seçimi işlemleri en geç üç ay içinde neticelendirilerek Kurula gönderilir ve Kurul üyeleri tarafından gerekli inceleme yapılır.Önerilen alan, Kurul tarafından uygun görülmesi halinde Bakan onayıyla Bakanlar Kuruluna sunulur ve endüstri bölgesi ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanması ile endüstri bölgesi alanı kesinleşir. Kurul yaptığı değerlendirmeler sonucunda önerilen alanı veya talepte bulunulan yerleşim biriminde Bölge kurulmasını uygun bulmayabilir.Önerilen alanın Kurul tarafından bölge olarak uygun bulunmaması durumunda, yer seçimi etüdü sırasında incelenen diğeralternatif alanlar Bakanlıkça değerlendirmeye alınır. Talepte bulunulan yerleşim biriminde bölge kurulmasının uygun bulunmaması halinde ise bu durum, uygun bulunmama gerekçelerini açıklayıcı Kurul kararı ile birlikte talepte bulunan kurum veya kuruluşa bildirilir.Endüstri bölgesi olarak belirlenen araziler hiçbir şekilde başka amaçlarla kullanılamaz ve bu husus tapu kütüğüne şerh edilir.

Kısaca bir Yatırımcı endüstri bölgesi kurmak için Sanayi ve Ticaret Bakanlığına önce talepte bulunur.Bu talep Bakanlıkça formatı belirlenmiş olan detaylı bilgi formunu ve Fizibilite raporunu kapsamalı.Fizibilite raporu ise firmanın üretim konuları, yatırım tutarı, iç ve dış sermaye yapısı, yatırım tutarı gibi bilgileri içerir.Sunulan başvuru formlarının ve fizibilite raporlarının Bakanlıkça incelenmesinin ardından uygun görülmesi durumunda, Bakanlıkça yer seçimi etüdü yapılır.Bakanlıkça uygun görülen talepler ile ilgili yer seçimi işlemleri en geç üç ay içinde neticelendirilerek Kurula gönderilir ve Kurul üyeleri tarafından gerekli inceleme yapılır.Bu işlemlerden sonra önerilen alan,Kurul tarafından uygun görülürse,Bakan onayıyla Bakanlar Kuruluna sunulur ve böylece endüstri bölgesi ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanması ile endüstri bölgesi alanı kesinleşir.

IV.)Endüstri Bölgesi İlan edilen Yerlerin Kamulaştırılması Ve Teşvik Tedbirleri
Bu konudaki hükümler Endüstri Bölgeleri Kanunu md.4.’te düzenlenmiştir. Endüstri bölgelerinde yeni işe başlayan gerçek ve tüzel kişilerin bu bölgelerde yapacakları yatırımlara yatırım teşvik kararnamesi çerçevesinde hangi teşviklerin verileceği ve verilecek tüm teşviklerin hangi yatırımlara ne şekilde ve ne ölçüde uygulanacağı hususlarında Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu belirtilmiştir.Yani Bakanlar kuruluna yine keyfi bir yetki tanınarak bu teşviklerin kapsam ve niteliği hakkında takdir yetkisi verilmiştir.
Endüstri Bölgesi ilan edilen arazi Bakanlıkça kamulaştırılır,bunun dışında eğer kamulaştırma bedeli yatırımcı tarafından sağlanmışsa acele kamulaştırma yapılır.Kamulaştırma bedelinin yatırımcı tarafından karşılandığı hallerde yatırımcı lehine bir bedelsiz irtifak hakkı tesis edilir.Ancak kamulaştırma bedeli,Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesinden karşılanmış ise, bu taşınmaz mallar üzerinde sözleşmesinde belirtilen süre kadar yatırımcılar lehine bedeli karşılığında bir irtifak hakkı tesis edilir. Ayrıca Endüstri Bölgeleri Kanunu md.4’de Endüstri bölgeleri içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27’nci maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabileceği belirtilmiştir.
Kamulaştırma Kanunu md.27; – 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.) 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.
Bu Kanunun 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir.

Kamulaştırılma yetkisi yönünden Devletin zaten elinde varolan kamulaştırma gücünün yanında bir de acele kamulaştırma yetkisinin verilmesi vatandaşların mülkiyet hakları açısından büyük kayıplar meydana getirecektir.Nitekim kişiler uzun vadeli yatırım amacıyla satın almış oldukları gayrimenkulleri iradeleri olmasa dahi satmak zorunda kalacaklardır.Hem bu malların gerçek değerleri ödenmeyerek hem de başka bir gerçek kişiye yada tüzel kişiye menfaat sağlamak amacıyla kişilerin hakları ihlal edilecektir.Kamulaştırma kanununun ilgili maddesine katılmamakla birlikte bu maddenin kamulaştırma konusunda Devlete geniş yetkiler verdiğini düşünüyorum.Fakat kamulaştırmanın amacı kamu menfaati ve birey menfaati yönünden kamu menfaatinin tercih edilmesi olmalıdır.Oysa Endüstri Bölgeleri kanunu md.4’de başka bir bireyin yada tüzel kişinin hakları hak sahibi olan birey yada tüzel kişinin haklarından üstün tutulmakta ve Temel bir anayasal ilke olan eşitlik ilkesi görmezden gelinerek bir hak ihlali yapılmaktadır.Şahsi fikrim kanunda bakanlıkça yer seçimi yapılırken öncelikle mallarını satmak isteyen mal sahipleri arasında bir yer seçimi yapılmalı,daha doğrusu bu kişiler toplantıya çağrılarak kendilerine bir fiyat teklifi verilmeli böylece teklif edilen bedele en uygun olan mal devletçe satın alınmalı.Bu durumda hem mal sahipleri zarar görmeyecek aksine kendi rızası ile malını satmış olacaktır.Eğer bireyler ile Devlet arasında satış konusunda bir irade uyuşması olmaz ise Devletçe malın piyasa emsal emlak değeri saptanarak bu değerin %30 fazlası bedel ödenerek malın kamulaştırılmasının, hakkaniyete uygun olacağı kanısındayım.

V.)Yatırım İzni Ve Çevresel Etki Değerlendirme Raporu
Endüstri bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlığa başvurusu üzerine, ön yer tahsisi yapılacağı ve diğer hususlar Md.3/A’da düzenlenmiştir.ÇED mevzuatına tabi faaliyetlerden ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı verilerek, yatırımı kabul edilen faaliyetler hakkında gerekli izin, onay ve ruhsatlar verilmeden önce başvuruda bulunan kuruluşun yatırımda kullanacağı sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek tutarı, Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırması zorunludur. Bakanlık Merkez Saymanlığınca tahsil edilen bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.
ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı verilen faaliyetler hakkında, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde irtifak hakkı dahil, gerekli tüm izin, onay ve ruhsatlar verilir. Bütün bu işlemler üç ay içerisinde tamamlanır.Endüstri bölgelerinde yer alacak sektörler, Bakanlık tarafından belirlenir.

Endüstri bölgesi ilan edilmiş yerlerde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bir Çevresel Etki Değerlendirme Raporu sunmaları gerektiği kanun md.3/b’de belirtilmiştir.Aynı maddede Çevre kanununun 10 maddesinden söz edilerek bu kişilerin bu maddedeki mükellefiyetlerini yerine getirmeleri aranmıştır.
Kısaca ÇED olarak adlandırılan “Çevresel Etki Değerlendirmesi”, çevre kalitesinin korunması ve rehabilitasyonu yolunda en etkili çevresel yönetim, planlama ve karar alma sürecidir.

Amaç; ekonomik gelişme ile çevre arasında koruma-kullanma dengesi kurarak “sürdürülebilir kalkınma” anlayışını sağlayacak çevreyle dost bir sanayileşmenin sağlanmasıdır.5 Haziran 1972’de global ölçekte farkedilen çevre sorunları ve bunlara karşı bir eşgüdümle hareket etme sonucundan hareketle ülkemizde de çevre politikaları oluşturulmuş, bunun sonrasında da 11 Ağustos 1983 tarih ve 18132 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Çevre Kanunu”nun 10.maddesinde yer alan,“Gerçekleşmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler bir Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak, çevre kirlenmesine neden olabilecek atık ve artıkların ne şekilde zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir. Çevresel Etki Değerlendirme Raporu’nun, hangi bir projelerde isteneceği, ihtiva edeceği hususlar ve hangi makamca onaylanacağına dair esaslar yönetmelikle belirlenir.” hükmü ile ülkemizde ilk kez bir faaliyetin gerçekleşmeden önce olası etkilerinin belirlenmesi ve buna karşı alınması gereken önlemlerin neler olması gerektiği yasal bir zemine oturtulmuştur.

Ülkemizde ÇED Yönetmeliği ilk olarak 07.02.1993 tarih ve 21489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, daha sonra yapılan revize çalışmalarıyla sırasıyla aşağıda tarih ve sayıları belirtilen ÇED Yönetmelikleri yürürlüğe girmiştir;

07.02.1993 tarih ve ÇED Yönetmeliği 21489 sayılı
23.06.1997 tarih ve 23028 sayılı ÇED Yönetmeliği
06.06.2002 tarih ve 24777 sayılı ÇED Yönetmeliği
16.12.2003 tarih ve sayılı ÇED Yönetmeliği 25318

İlk çıkan ÇED Yönetmeliği sonrasında yönetmeliğin gerek kapsam açısından yetersizliği gerekse de uygulamada karşılaşılan sorunlar ve son dönemde de AB ile uyum çalışmaları nedeniyle sürekli bir revize edilmeye ihtiyaç duyulmuştur.

Bahsedilen ilk üç ÇED yönetmeliğinde yetkili kurum Çevre Bakanlığı olarak yer almışken halen yürürlükte olan 16.12.2003 tarih ve 25318 sayılı ÇED Yönetmeliğinin uygulanmasında Çevre ve Orman Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

Konuya yakın ilgisi sebebiyle Çevre Kanununun ilgili 10 maddesi;’’Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum kuruluş ve işletmeler bir -Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atık ve artıkların ne şekilde zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir.
Çevresel Etki Değerlendirme Raporu’nun hangi tip projelerde isteneceği, ihtiva edeceği hususlar ve hangi makamca onaylanacağına dair esaslar yönetmelikle belirlenir’’.
ÇED raporunun sunulması üzerine Çevre ve Orman Bakanlığınca, faaliyetin niteliğine bağlı olarak, ÇED mevzuatında belirtilen kuruluşların temsilcilerinden oluşan inceleme ve değerlendirme komisyonu kurulur. Raporun Çevre ve Orman Bakanlığına intikali tarihinden itibaren inceleme, değerlendirme ve nihai karar verme süreci en geç iki aydır. Bu süreye, faaliyet sahibinin raporu düzeltmesi için tanınan süre dahil değildir. Faaliyet sahibi, düzeltilmek üzere kendisine geri verilen raporunu on beş gün içinde düzeltmek zorundadır.Her ne kadar bu bir çevre etki değerlendir-mesi araştırması altında yürütülen bir değerlendirme olsa da objektif bir araştırma ol-mayacağı düşüncesindeyim.Daha önce de belirttiğim gibi Çevre ve Orman Bakanlığı Siyasi baskılar altında hareket eden bağımlı bir kurumdur.Bundan başka süre konusunda da bir endişe söz konusudur nitekim iki ay gerçek bir bilimsel tetkik ve değerlendirme için yetersiz bir süredir.

VI.)İmar Planları Ve İhtisas Endüstri Bölgeleri
Yönetmeliğin birçok maddesinde düzenlenmiş olan İmar Planları hakkında kanunda ayrıntılı bilgi verilmemiş olmakla birlikte İmar Planları başlığı altında md.4/A’da kısa bir düzenleme mevcuttur. Endüstri bölgeleri sınırları içerisinde yapılacak ve hazırlama usul ve esasları Bakanlık tarafından belirlenecek 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve parselasyon planları ve değişiklikleri ile alt yapı ile ilgili etüd, harita, plan ve projeler ihale yoluyla hazırlattırılır ve Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe girer. İmar planları hazırlanırken mülkiyet sınırları içinde Sağlık Bakanlığı ile Bakanlık arasında yapılacak protokol çerçevesinde belirlenen sağlık koruma bandı bırakılır. Onaylı endüstri bölgeleri imar planları, ilgili kurumlara bilgi için gönderilir.
Bunun dışında Md.4/B’de Bilişim teknolojisi, tıp teknolojisi ve tarımsal endüstri de dahil olmak üzere ihtisas endüstri bölgeleri oluşturulabileceği belirtilmiştir.İhtisas Endüstri Bölgesi için aranan şartlar İleri teknoloji kullanılması ve araştırma geliştirmeye imkan tanınması olarak belirtilmiştir.Bu bölgelerin kuruluş ve işletilmesi ile yararlanılacak teşvikler, diğer endüstri bölgelerinde uygulanan usul ve esaslara tabidir.

VII.) Münferit Yatırımlar
Münferit bir sanayi yatırımı gerçekleştirmek amacıyla, yatırımı gerçekleştirecek yerli ve/veya yabancı gerçek ya da tüzel kişilerin başvurusu üzerine Bakanlığın uygun gördüğü alanların, Kurulun değerlendirmesinin ardından Bakanlar Kurulunca bu Kanun kapsamında münferit yatırım yeri olarak tahsis edilmesine karar verilebileceği hususu Kanun Md.4/c de düzenlenmiştir.Ancak bir yerin Münferit yatırım yeri olarak tahsis edilebilmesi için bazı ek şartlar aranmaktadır en az yetmiş beş trilyon Türk Lirası (75 milyon YTL.-)yatırım yapılacak olması, söz konusu faaliyet için ileri teknoloji kullanılması, kurulacağı alanın en az yüz elli bin metre kare büyüklüğünde olması aranmaktadır.Yerli yada yabancı gerçek yada tüzel kişilerin Bakanlığa başvurusunun ardından, Bakanlık yer incelemesi yapar ve incelenen alana ilişkin değerlendirme raporunu Kurula sunar. Sunulan değerlendirme raporu üzerine söz konusu alanın Kurul tarafından yatırıma uygun bulunması durumunda, ÇED mevzuatı uyarınca ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararının alınmasının ardından alanın, Bakanlar Kurulu kararı ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27’nci maddesi uyarınca acele kamulaştırma yapılabileceği kaydıyla yatırım yeri olarak tahsis edilmesine karar verilir. Ayrıca, Bakanlıkça da uygun görülmesi halinde, münferit yatırım yeri olarak ilan edilen arazi, bedeli ilgili yatırımcı tarafından karşılanmak suretiyle de kamulaştırılabilir. Bu şekilde yapılan kamulaştırmalarda 4 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre işlem yapılır.Belirlenen alanın kamulaştırılmasının ardından alan, Hazine adına tescil edilir ve sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek tutarın, Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılmasını takiben yatırımcı lehine, 3 üncü ve 4 üncü madde hükümleri de dikkate alınarak bedelli veya bedelsiz olarak Maliye Bakanlığınca irtifak hakkı tesis edilir. Bakanlık Merkez Saymanlığınca tahsil edilen bu tutarlar bütçeye gelir kayd-edilir. Belirlenen alanın kamulaştırılmasının ardından alan, Hazine adına tescil edilir ve sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlene-cek tutarın, Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılmasını takiben yatırımcı lehine, 3 üncü ve 4 üncü madde hükümleri de dikkate alınarak bedelli veya bedelsiz olarak Maliye Bakanlığınca irtifak hakkı tesis edilir. Bakanlık Merkez Saymanlığınca tahsil edilen bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.İrtifak hakkının bedelli yada bedelsiz olması kamulaştırma bedelinin yatırımcı tarafından karşılanmış olup olmamasına bağlıdır,eğer yatırımcı bizzat bu bedeli ödemişse irtifak hakkı bedelsiz olarak tesis edilir aksi takdirde bu hak bedel karşılığında yatırımcıya tanınacaktır.Münferit yatırım tesislerinin yönetim ve işletmesinden yatırımı gerçekleştiren gerçek yada tüzel kişiler sorumlu olur.Bu hususun düzenlenmiş olması pratikte bir önem arz etmemektedir,her tacir kendi işletmesi ile sorumlu olduğundan bu tesislerin yönetim ve işletilmesi sorumluluğu doğal olarak bu yatırımı yapan gerçek veya tüzel kişiye aittir.
Bunun dışında bu Münferit yatırımlar ile şu hususları belirtebiliriz;başvuru sahibi tarafından hazırlattırılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları, alt yapı ve üst yapı projeleri ve bunlarla ilgili ruhsat ve izinler Bakanlık onayı ve denetimine tabidir.Yuka-rıda sayılan işlemlerin tamamlanmasının ardından, yatırımın gerçekleşmesi için alın-ması gereken izin, onay ve ruhsatlar, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın, on beş gün içinde verilir.
Münferit yatırım yerinin belirlenmesi amacıyla toplanacak Kurulda, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür ve Turizm, Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları ile Dış Ticaret Müsteşarlığının görüşünün alınması zorunlu kılınmıştır.Yatırımın tamamlanıp tesisin üretime geçebilmesi için alınması gereken izin ve ruhsatlar da ilgili kurumlarca on beş gün içinde verileceği ifade edilmiştir.

Yabancı Yatırımcılar Açısından Kanunun Değerlendirilmesi
Yabancı Yatırımcılar açısından büyük kolaylık getiren bu kanun yabancı işadamları için ülkemizi adeta bir endüstri cenneti olarak gösteriyor.Bu yetersiz düzenleme ile amaçlanan yabancı yatırımcıların endüstriyel faaliyetlerini ülkemizde ikame edebilmelerini sağla¤¤¤¤¤ ülkeye taze para girişini sağlamaktır.Fakat yabancı sermayeyi ülkeye çekmek amacı ile oluşturulan diğer benzer kanunlardaki gibi bu kanunda uzun vadeli milli menfaatler düşünülerek hazırlanmış bir kanun olmaktan çok siyasi iktidarın gününü kurtarma stratejilerinin bir parçası olmaktan öteye gitmemektedir.Fransa, Almanya veya İsveç gibi gelişmiş demokrasilerde çevre koruma konusunda çok güçlü örgütler ve büyük bir kamuoyu oluşmuştur. Servis sektörünün çapının bütün ekonominin %70-80’leri düzeyine vardığı bu ülkeler, artık mal yerine teknoloji satıp, özellikle kirli endüstriyi, demokrasisi ve çevre kamu oyu daha az gelişmiş ülkelere kaydırma eğilimindedir. Bu kaydırmanın nedenini alışıldığı üzere sadece ucuz işgücünde değil, aynı zamanda daha ucuza gelen düşük çevre normlarında aramak gerekir. Çevre bilinci gelişmiş bir demokraside bir firma, bir endüstri kurmadan önce bütün gerekli çevre araştırmalarını yaptırmak, raporlarını bilimsel eleştiriye açık şekilde yayınlamak, gerekli arıtım tesislerini kurmak, ve çevreyi kirletip doğal değerleri yok etmeyeceğine öncelikle yerel halkı ikna etmek zorundadır. Bütün bunlar üretim maliyetini arttıran faktörlerdir. Olası çevre kazaları ise, toplumdaki imajını sarsacağından, doğa için olduğu kadar firma için de büyük bir risktir.
Henüz 2000 yılında, Romanya’daki bir altın madeninden sızan siyanür/siyanid ve ağır metallerin, bir kolu olan Tisza kanalıyla Tuna nehrine kadar ulaşıp, yüzlerce kilo-metrelik bir mesafedeki nehir hayatını yok etmesi ve Macaristan’ın büyük bir bölge-sinde içme suyu sıkıntısı yaratması, 1986’daki Çernobil kazasından sonra en büyük çevre felaketi olarak nitelendirilmiştir.Alınan bütün önlemlere ve gelişmiş arıtım tekno-lojisine rağmen İsviçre’deki kimya fabrikalarından Ren nehrine zehirli kimyasal atıkların sızması sonucu yine onlarca kilometrelik su yaşamı yok olmuştu. Diktatör ve generallerle anlaşarak, yerel halkın bütün protestolarına rağmen dünyanın önemli doğal zenginliklerinden Nijerya Deltası’nda yaptırdığı petrol arama çalışmaları nedeniyle büyük petrol firması Shell, Avrupa’da bile yüz binlerce potansiyel müşterisi tarafından yıllarca protesto edilmişti.
Kısacası, sermaye akışını sağlamak adına gelişmiş ülkelerin kirli endüstrisini yüklenmek çok önemli kültürel ve doğal zenginliklere, dolayısıyla da turizm potansiyeline sahip Türkiye’nin çıkarına değildir. Kirliyle temiz endüstri arasındaki ayırım çok iyi yapılmalıdır.

Mutlaka endüstrileşme bir ülkenin kalkınmasında en büyük etkenler arasındadır,fakat bu konudaki,teşvik edici yasaların büyük bir özen ile ve menfaat dengesini gözeterek yapılması,yararlı olmaları için son derece önemlidir.Sadece yatırımın yapılmış olması endüstriyel alanda ülkeye bir getiri sağlaması,bu yatırımlar neticesinde oluşan çeşitli kayıpları karşılamaya yetmez.Nitekim Avrupa Birliği ülkelerinde çevresel atıklar ve çevre hukuku mevzuatlarının bizim hukukumuzdaki ilgili mevzuatlar karşısında ne denli gelişmiş oldukları açıktır.Bu Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde herhangi bir yerde kanunda öngörülen basit formalite işlemler bitirildikten sonra bir endüstri tesisi kurulabilecek,maliyet sebebiyle Avrupa’da ki çevre normlarına uymak istemeyen yabancı yatırımcı ucuz iş gücünü de yanına alarak faaliyetde buluna-bilecektir.Yani ilk bakışta ülkeye yatırım yapılıp belli bir getiri sağlanacaktır,fakat bunun zararları getirisinden çok olacaktır.Yasal denetimin yetersiz olması sebebiyle Endüstriyel atıklar içme suyu dahil,solunan hava,ve besin kaynaklarına kadar ulaşa-caktır.Kısa vadede bir kazanç görünümünde olan gerçekte zarar verme ihtimali yük-sek olan bu yatırımlar uzun vadede bir fayda sağlamayacaktır.Çevreyi ilgilendiren yasalar düzenli bir güncelleme programıyla birlikte hayata geçirilmelidir. Bugün zarar-sız kabul edilen bir atık maddenin gerçekte zehirli olduğu, bir yıl sonra yapılan bir bilimsel araştırma sonucu ortaya çıkabilir. Çevre normları bilimle paralel olarak sürekli değişiyor. Güncelleme programı baştan yapılmazsa köhneleşme kaçınılmaz olur. Sadece kuruluş aşamasında değil, işletme sürecinde de her tesis, güncel tutulan çevre yasaları uyarınca denetlenmelidir. Ülkemizi Avrupa devletlerinin üretim atölyesi olarak kabul etmek bu atölyede oluşan kir ve atıklara katlanmak anl¤¤¤¤¤ gelirki bu hem Ulusal onurumuz hemde ulusumuzun gelecekteki sağlığı açısından son derece sakıncalıdır.
Bir kalkınma isteniyorsa öncelikle bu kalkınmanın hukusal dayanakları sağlam tutul-malı ve dengeli bir düzenleme ile bu konudaki yasal düzenlemeler oluşturulmalıdır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın