DOLAR 16,8171 0.28%
EURO 17,5489 0.25%
ALTIN 975,08-0,07
BITCOIN 3350044,31%
Adana
30°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Enes Bin Mâlik
74 okunma

Enes Bin Mâlik

ABONE OL
23 Nisan 2015 22:32
Enes Bin Mâlik
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Resûlullahın hizmetçisi.

Medîneli çocuklar hem koşuyor, hem de sevinçle bağırarak

etrafı çınlatıyorlardı:

– Resûlullah efendimiz geldi! Kâinâtın efendisi geldi!

Günlerce, aylarca, beklenen Allahın Resûlü işte geliyordu…

Çocuklar arasında en coşkulusu, şüphesiz Hazret-i Enes idi.

Ancak 9-10 yaşlarındaydı. Bütün varlığıyla koşuyor, sevinç çığlıkları

atıyordu. Dikkatle bakmasına rağmen, Âlemlerin Efendisini bir türlü

göremedi.

Müjdeyi verin!

Bir müddet daha, o heyecanla koştular, bağırdılar. Nihayet

Kusvâ adlı develeri üzerinde, Resûlullah efendimiz ve arkadaşları

göründüler. Kalbleri duracak gibiydi. Medîne’nin epeyce

dışındaydılar. Bir Müslüman amca, Küçük Enes ve arkadaşlarına

dedi ki:

– Koşun! Medînelilere müjdeyi verin! Sevgili Peygamberimizin

teşriflerini bildirin!

Bunun üzerine çocukların yarısı, nefes nefese şehre koşmaya

başladı. Büyük müjdeyi ulaştırmak için, son gayretlerini

sarfediyorlardı. Bu haberi sabırsızlıkla bekleyen sayısız Müslüman,

Medîne ufuklarında doğan Nûr’a doğru yarıştılar. Bütün insanların

ve cinlerin Peygamberini karşılamak için, acele ettiler.

Her taraftan sesler yükseliyordu:

– Vedâ tepelerinden ay doğdu üstümüze.

– Buyurunuz yâ Resûlallah, bize buyurunuz.

– Safâ geldiniz sevgili Peygamberimiz, safâlar getirdiniz…

– Hürmet ve şerefle Sizi selâmlıyoruz, ey Allahın Sevgilisi.

– İnşâallah Medîne’de, emniyet ve huzûra kavuşacak ve

kavuşturacaksınız.

Resûlullah efendimiz böyle sesler arasında şehre girdiler.

Sevgili Peygamberimizin yanlarında, en yakın dostları Hazret-i

Ebû Bekir bulunuyordu. Kadınlar ve çocuklar, şiirler okuyorlar,

hangisinin Resûlullah olduğunu birbirlerine soruyorlardı.

Medîne kurulduğu günden beri, böyle sevinçli ve heyecanlı

anlar yaşamamıştı. Müslümanların çoğu Efendimizi; kendi evlerine

götürmek, misâfir etmek şerefine erişmek istiyordu. Bu sebeple,

Kusvâ’nın yularını yakalamaya çalışıyorlardı. Fakat sevgili

Peygamberimiz buyurdu ki:

– O’nu serbest bırakınız. Kimin evi önünde durursa, oraya

misâfir oluruz, İnşâallah.

En sonunda Ebû Eyyub Hâlid bin Zeyd hazretleri, bu şerefe

kavuştu. Efendimiz, bir müddet için, O mübârek zâtın evinde misâfir

kaldılar.

Artık bütün Medîneli Müslümanlar için, Resûlullaha hizmet

yarışı başlamıştı. Herkes ellerinde ve evlerinde ne varsa, ikrâm

ediyordu.

Fakirin hediyesi

Ümmü Süleym de, oğlu küçük Enes’in elinden tutarak; sevgili

Peygamberimizin huzûruna gelerek dedi ki:

– Yâ Resûlallah! Bizler zengin değiliz. Size takdim edecek, fazla

bir şeyimiz yok. Ancak çok sevdiğimiz şu küçük oğlumuzu, hizmet

etsin diye, size armağan ediyoruz. Lûtfen kabûl buyurunuz!

Peygamberimiz, bu içten gelen teklife pek memnun kaldılar.

Küçük Enes’in başını okşayıp, dua ettiler. Ana ve babasını kırmayıp,

onu, yanlarına aldılar. Medîne dış__________ında koşa koşa Efendimizi

karşılayan bu küçük Müslüman, meğer kendi saâdetine doğru

koşuyormuş! Böylece iki cihânın Efendisiyle, gece ve gündüz

beraber olmak saâdetine kavuşmuş oldu.

O da, bu büyük ni’metin karşılığını ödemek için, büyük gayret

sarfetti. Efendimizin hiçbir sözlerini kaçırmadan, dikkatle hizmet etti.

Sevgili Peygamberimiz Enes bin Mâlik’e, sanki çocuk değil de;

olgun bir insan gibi davranıyorlardı. Bir kerecik yüzlerini astığı

görülmedi. Sert konuştukları işitilmedi. O’nun minik kalbini kırdıkları,

incittikleri duyulmadı.

İşte o sıralarda bir gün, küçük Enes, arkadaşlarıyla birlikte oyun

oynuyorlardı. Hazret-i Peygamber, çocuklara doğru yaklaştılar.

Sevgiyle selâm verdiler. Onlar da hürmetle, selâmlarını aldılar.

Sonra Efendimiz yavaşça, Enes’in elinden tuttular. Birlikte, az

ilerdeki duvar dibine yürüdüler. Orada O’nun kulağına, bir şeyler

söylediler.

Ümmü Süleym’in akıllı oğlu, derhal koşarak uzaklaştı. Belli ki

Efendimiz kendisine, vazîfe vermişlerdi. Kendileri de, o duvar dibine

oturdular. Beklemeye başladılar…

Epeyce sonra Hazret-i Enes, koşarak geldi. Hazret-i Resûle

öğrendiklerini arzetti. Resûlullah efendimiz oradan memnun

ayrıldılar.

Niçin geciktin?

Yaşı küçük, vazîfesi büyük Hazret-i Enes; daha sonra evine

geldi. Hava kararmak üzereydi. Annesi O’nu, merakla bekliyordu.

Hemen sordu:

– Nerede kaldın yavrucuğum? Niçin geciktin?

Oğlunun gözleri, pırıl pırıldı. Cevap verdi:

– Efendimiz, bir işe gönderdiler anneciğim. O yüzden geç

kaldım.

Hazret-i Ümmü Süleym daha da meraklandı:

– O iş, neydi?

– Sırdır, cevabını verdi ve sustu.

İşte o zaman anesi:

– Âferin oğlum! Resûl-i Ekremin sırlarını, dâimâ muhafaza et,

sakla. Onları hiç kimseye açıklama. Bütün ömrünce böyle davran,

diye tenbih etti. Sonra da sevgiyle, oğulcuğunu bağrına bastı.

Aylar ve yıllar geçiyor, küçük Enes; sevgili Peygamberimizin

yanlarında büyüyordu. O şerefli ocakta terbiye ediliyordu. Dâimâ

birlikte abdest alır, namaz kılar, oruç tutarlardı.

Kıyâmet ne zaman?

Bir gün mescid-i şerîfe, çölden bir adam geldi. Efendimiz,

namaza durmak üzere idiler. Ama adamcağız soruverdi:

– Yâ Resûlallah! Kıyâmet, ne zaman kopacak?

Sevgili Peygamberimiz namaza başladılar. Namazı bitirip,

selâm verdikten sonra:

– Kıyâmeti soran nerede? diyerek bakındılar.

O kimse cevap verdi:

– Buradayım, yâ Resûlullah!..

– Kıyâmet için, ne hazırladın?

Soruyu soran kimse mahcûb bir hâlde arz etti ki:

– Anam babam, Sana fedâ olsun ey Allahın Resûlü! Yazık ki

kıyâmet için, fazla bir hazırlığım yok. Ne fazla oruç tutabildim; ne

namaz kılabildim. Sâdece, Allah ve Resûlünü çok seviyorum.

Bu cevap üzerine, sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdular:

– İnsan kıyâmette, sevdikleri ile beraber olur.

Bunu duyan Müslümanlar, başka hiç bir müjdeye; bu kadar

sevinmediler.

Hazret-i Enes iyi günlerde, sıkıntılı anlarda, İslâm için yapılan

savaşlarda; dâima Efendimizle birlikte idi. Resûlullahın gazâları,

fazla olmakla beraber; savaş yapılanı dokuz tanedir: Büyük Bedir,

Uhud, Hendek, Benî Kureyzâ, Benî Mustalak, Hayber, Mekke’nin

Fethi, Tâif ve Huneyn Gazâlarıdır. Hazret-i Enes bunların çoğuna

iştirak etti. Kâinatın Efendisini hiç terk etmedi. Hizmetlerini, bir an

için bile aksatmadı.

Zaman ilerledikçe Ümmü Süleym’in küçük oğlu Enes; 20

yaşlarında bir delikanlı oldu. Zekâsı, terbiyesi, ilim ve cesâretiyle;

yaşıtlarını geride bıraktı. Hazret-i Enes bu arada şâhid olduğu

olayları sonraki âlimlere nakletti. Resûlullahın son günlerindeki bir

hâdiseyi şöyle anlatır:

Sizleri ağlatan nedir

Bir sabah Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Abbâs, beraberce

yürüyorlardı. Bir topluluğa rastladılar. Bunlar, Medîneli Müslümanlar

idiler. Hepsi de, üzüntüyle ağlaşıyorlardı. Kalbi çok rakik, hassas,

yumuşak olan Hazret-i Ebû Bekir sordu:

– Ey Kardeşlerim! Sizleri ağlatan şey nedir?

– Bizler, Resûlullah Efendimizin huzûrunu düşünüyoruz. O’na

ağlıyoruz.

Gerçekten sevgili Peygamberimiz, bir müddetten beri rahatsız

idiler. Bunu bilen Medîneliler öbek öbek toplanıp, üzüntülerini

paylaşıyorlardı. Yüreği, sevgi ve ayrılık üzüntüsüyle çarpan, Hazret-i

Ebû Bekir de ağladı. Biraz sonra da, Efendimizin mübârek evlerine

vardı. Gördüklerini, duyduklarını saygı ile arzetti.

Sevgili Peygamberimiz çektiği bütün acılara rağmen, mescide

geçtiler. Bunu gören Eshâb-ı kirâm da oraya koşuştular. Efendimizin

üzerlerinde, uzun bir hırka ve başlarında, siyah sarık bulunuyordu.

Güzel bir hutbe okudular. Önce Allaha hamd ve şükrettiler. Sonra da

ağır ağır buyurdular ki:

– Ey Nâs! Sizlere, Ensârı ya’nî Medîneli Müslümanları

vasiyet ediyorum. Diğer insanlar çoğalıyor. Ensâr ise azalıyor.

Onlar, kendi zararlarına bile olsa, size karşı vazîfelerini yerine

getirdiler. Artık sizler de, Onları kollayın. İstemiyerek sizlere, bir

kusurları dokunursa; o kusurlarından vazgeçiverin!

Bu, sevgili Peygamberimizin son Hutbeleri oldu. Bir daha

minbere çıkamadılar. Dünya hayatlarını ve Peygamberlik

vazîfelerini, şerefle tamamladılar.

Her ikisini de gördüm

Gözyaşları arasında, Hazret-i Enes dedi ki:

– Sevgili Peygamberimizin Medîne’ye geldikleri günü de, vefat

ettikleri günü de gördüm. Müslümanlar birincisi kadar sevinçli;

ikincisi kadar elemli gün yaşamadılar.

Hazret-i Enes’in babası Mâlik, hicretten önce Müslüman

olmamış ve Hazret-i Enes’in annesi Ümmü Süleym ile kavga etmiş

ve evden ayrılmıştı. Çıktığı bir seferde ölmüştü. Ümmü Süleym daha

sonra Ebû Talhâ ile evlenmişti.

Hazret-i Enes bütün gazâlara katıldı. Büyük Bedir zaferinde, 12

yaşında olduğu hâlde, savaş alanındaydı. Efendimizin vefatlarında

20 yaşında bulunuyordu. 70-80 yıl daha yaşadı. Efendimizin en

yakınlarında bulunduğu için; O’nun bütün emir ve yasaklarını çok iyi

biliyordu. Bunları olduğu gibi, Müslümanlara nakletti. Uzun ömrünü

yalnız, bu işe vakfetti.

Hazret-i Ebû Bekir devrinde, Bahreyn’de zekât ve vergi

toplamaya memûr edildi. Hazret-i Ömer zamanında, Basra’ya

yerleşti. Hayatının sonuna kadar orada, ilim öğretmeye devam etti.

Çok ve kıymetli talebeler yetiştirdi. Hasan-ı Basrî hazretleri, bunlar

arasındadır. 100 yaşlarında, Basra’da vefat etti.

 


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.