DOLAR 8,6307-0.43%
EURO 10,1288-0.36%
ALTIN 492,690,25
BITCOIN 363411-4,82%
Adana
29°

AÇIK

05:18

İMSAK'A KALAN SÜRE

Erdoğan’ın Mallarına El Konur mu?

ABONE OL
23 Eylül 2014 21:45
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yolsuzluk gürültüsü altında bir haber gözlerden kaçtı. Haber şuydu:

“Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere’nin en büyük iki bankası HSBC ve Standard Cartered’a toplam 2.5 milyar dolarlık kara para aklama cezası kesti.
ABD’li müfettişler HSBC’nin Meksika’daki uyuşturucu kaçakçıları ile Ortadoğu’daki terörist grupların kara para aklamalarına yardım ettiğini ileri sürmüşlerdi.
Müfettişler, Standard Chartered’ı da İran finans kuruluşlarının bankalarla yaptığı işbirliklerini saklamak, kayıtları değiştirmek ve hükümet denetimlerini engellemekle suçlamıştı.
İngiliz merkezli HSBC bankasına ABD’nin terör örgütü olarak tanıdığı Hizbullah’ın para transferlerine aracılık ettiğinin ortaya çıkması üzerine Hazine Bakanlığı bankaya 32 bin 400 dolar ceza kesti.”

 

Esad Erdoğan’ı teröristlere silah yardımı yaptığı gerekçesi ile Birleşmiş Milletlere şikayet etti. Birleşmiş Milletler inceleme yapıyor. Dünya basını Suriye’deki El Kaide, Nusra, Hizbullah gibi terör örgütlerine silahı Erdoğan Hükümetinin verdiğini yazıyor. Suriye’de kullanılan kimyasal silahın Türkiye’den gittiği ile ilgili iddialar inceleniyor.
Patlayan yolsuzluk soruşturmasına yandan dalıp açıklama yaptığı söylenenABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, Erdoğan ve Süleyman Soylu’nun tepkisine neden oldu.
Başbakan Erdoğan Ricciardone’yi “provokatif eylemler yapmak”la suçlayarak,“biz sizi ülkemizde tutmaya mecbur değiliz” dedi.
Soylu ABD’nin Ankara Büyükelçisi Frances Ricciardone’nin değerlendirmelerini esef ve üzüntüyle karşıladığını belirterek; “Amerikan Büyükelçisi sanıyorum… burayı zannediyorum ki bir müstemleke ülkesi olarak görmektedir ve yine zannediyorum ki Türkiye’nin farkında değildir. Ve buranın ona, bir müstemleke ülkesi olmadığını, kendisinin de bir müstemleke valisi olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum”.

 

Komik… Neden mi? Hatırlayalım:
1-Erdoğan yasaklı olduğu dönemde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Edelman’ın lütfunu unuttuğumuzu sanıyor. Edelman Cumhurbaşkanı dahil, Baykal’dan Genelkurmay’a kadar dolaşıp Erdoğan’ın önünü açmıştı. Tabii CFR’nin emekleri ve lütfunu da hatırlatmamız gerekir. Bu müdahaleler neticesinde Siirt ara seçimi diye bir tiyatro oynanmış, Erdoğan meclise sokulmuştu.
O dönem Amerikan Büyükelçisinin müstemleke valisi gibi meclise ve YSK’ya müdahalesi onursuzca kabul edilmişti.
2-Adana Amerikan Elçisi Diyarbakır’da ziyaret ettiği DTP’nin bürosunda açıktan Kürt bilincini uyandırmayı tavsiye etmişti. Ses çıkaran hükümet yetkilisi olmadı.

3-Hayrullah Mahmut sözde Ergenekon davasında verdiği ifadesinde tüyler ürperten bir iddiada bulunmuştu. Bu iddiayı “Yeni Bir Meslek “Başbakan”lık(!)16.05.2009” başlıklı yazımda dile getirmiştim. İddia:
Ergenekon davasının 82. Duruşmasında gazeteci Hayrullah Mahmut Özgür’ün sorgusu yapılıyor. Star gazetesinin Uzan Grubuna ait olduğu dönemde 2003 yılında Ankara Temsilciliğini yapan Özgür, çapraz sorgusu sırasında çarpıcı bilgiler veriyor.
Bu bilgilere göre:
“Tayyip Bey, belediye başkanı olduğu dönemde Zapsu ile birlikte ABD Başkonsolosluğu’nu ziyaret ediyor. Başbakan olması halinde neler yapacağını anlatıp sözler veriyor. İşte bu sahnelerin videosunu bazı kişiler Hayrullah Mahmut’a izletiyorlar.
Ardından söz alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Özgür’e sorduğu sorular ve Özgür’ün yanıtları şöyle:
PERİNÇEK:
İzlediğiniz, ABD İstanbul Başkonsolosluğu’ndaki toplantı görüntülerinde, Tayyip Erdoğan’ın “özelleştirmeyi sonuna kadar götürme” taahhüdü dışında başka başlık var mı? Görüntülerde Cüneyt Zapsu da var mı?

H. Mahmut ÖZGÜR:

Görüntülerde RTE, Neo-Sevr dediğimiz sonradan yaşananlarla somutlanan ABD’yle gizli anlaşmanın tüm maddelerini kabul ettiğini, Ermeni soykırımının kabul edileceği, Büyük Ermeni devletinin kurulması, anayasa değişikliği, AB uyum yasalarının değiştirilmesi, TSK etkisizleştirilmesi vb tüm hususları kabul ettiğini söylemektedir. Başkaca taahhütlerde vardı, aklımda kalan bunlardır. Görüntülerde Cüneyt Zapsu da bulunmaktadır.”

4-Güler Kömürcü ile Erol Mütercimlerin anlattığı bir not daha var. Erdoğan kendini başbakanlığa taşıyan kurgunun bir parçası olduğu anlaşılan sözde hapishaneden çıktığı gün ne yapmış? Normal bir insan gibi evine, ailesinin yanına mı gitmiş. Hayır!.. Amerikan Konsolosluğundan bir şahıs, Nazlı Ilıcak, Fehmi Koru gibi isimlerin olduğu bir eve gidilip toplanılmış. Erdoğan’ın o dönem çok yakınında olan avukat Erol Mütercimler’e;
Hocam Tayyip Bey Başbakan olacak demiş. Dikkat buyurunuz; siyasi yasaklı bir adam için “başbakan” olacak deniyor. Hangi güce güvenerek? Herhalde sandığa değil.
Amerika’nın istihbarat vermesi karşılığında Bush ile anlaşıp tarihin en alçak kurgusu olan Ergenekon-Balyoz- Casusluk gibi davaları planladığı söylenen Erdoğan Bush’un evlatlığı mıydı? Memuru mu? Emireri mi?

Erdoğan ABD’nin kendinden vaz geçtiğini anladığı için horozlanıyor. Yoksa onda o yürek nerde?
“Sınır ötesi hareket yapılmalıdır” dendiğinde meclisten göstermelik bir yasa çıkardılar. Sonra ne dedi Erdoğan;
Hele bir de Amerika’ya bir gidelim(!).. Velinimetlerinden izin almaya gitti. İzin alamayınca sınır ötesi hareket baskısı karşısında;
“Bekara karı boşamak kolay” diye cevap verdi. O tarihte ben de;
“Haklısın Sayın Erdoğan, biz senin gibi CFR, Bush, küresel çete ile nikahlı değiliz” diye yazmıştım.
Küresel eşi boşayınca kabadayılık yapıyor aklınca…
Paralel devlet kurdular diyor. Kim kurdu? Sen izin verdin. E kolay değil tabii yedi kocalı Hürmüz gibi ortalarda dolaşmak. Hem de ne uğruna?
Makam, para, güç uğruna, intikam almak uğruna…
Adamı böyle posaya çevirip çöpe atıverirler.
21. Yüz yılın en aşağılık kin ve intikam davası olan Ergenekon sürecinin kudretli savcısı… Esir edilen insanların avukatlarını bile tutuklayan, bazı avukatları “davayı almayın” diye tehdit eden işgal siyaseti…
İnsanlar linç edildi, hasta oldular, onur intiharları gerçekleşti, hapisten tabutlara yolladınız… Yurt dışından gelip teslim olan insanları bile “kaçma ihtimali var”diyerek içeri tıktınız. Hırsızları, sapıkları, katilleri, pezevenkleri, PKK’lı canileri gizli tanık yaptınız. Kininiz bitmedi, savunmalarını hakaret sayıp bir daha, bir daha yargıladınız. “Kendini savunduğu için hapis cezası alan sanık” yaratarak engizisyon mahkemelerine bile rahmet okuttunuz.
Avukat Hüseyin Bozan kurmalı Silivri yargıçlarına;
“Başbakanlık örtülü ödeneği harcamaları Ergenekon davalarının başlama ve devamı sürecinde önemli bir artış göstermiştir. Örtülü ödenekten Ergenekon davası için harcama yapılmış mıdır? Mahkeme kayıtlara geçmesini istiyoruz”demişti.
Yargıçları işledikleri hukuk cinayetlerinden dolayı tazminat ödemesinler diye özel yasa çıkarıp tazminatları milletin sırtına yüklediniz. Yani;
“Rahat rahat hukuku katlet, hukuk cinayeti işlemen için seni korumaya aldım”mesajı vererek cinayetlere yardım ve yataklık ettiniz!!.
Şimdi utanmadan mağdura yatıyorsunuz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  AŞI VE BİLİM

 

Bu çeteyi her yere sen yerleştirdin. Üniversite sınavlarından tutun, memur yerleştirme sınavı, TUS ve yargıçların yükselme sınavına kadar şaibesiz tek bir sınav yapmadınız. O hırsızların bir tanesi bile yakalanmadı. Ceza almadı.
Baykal ve MHP milletvekili adaylarına yapılan kaset komplosunu zevkten dört köşe seçim meydanlarında utanmadan kullandın. “Özel hayat”
 diye eleştirenlere seçim meydanlarından;
“Ne özeli, genel genel” diye cevap verdin.
Milleti kimsenin bacak arası değil ama cebinden giden paralar gerçekten çok ilgilendiriyor. 11 Yıllık zulm-ü iktidarınızda yerden mantar gibi biten, üstelik vergi listesinde adı bile olmayan dolar milyarderleri türettiniz. Halk ise borç batağına sürüklendi. Bu bile cebimizden çalıp, “yarattığınız dolar zenginlerinin kasasına koyduğunuzun” açık ispatı değil mi?
Yani Sayın Erdoğan, sizin deyiminizle;
-Ne özeli, genel, genel….
Demiştim;
“Gün gelir, yargıladığınız gibi yargılanırsınız” demiştim.
CİA’nın çocukları, ABD Konsolosluğuna giderek kurguladıkları sözde davalar konusunda birifing vermişti. O zaman niye sesin çıkmadı?

 

Yetmedi, kurgulanmış davaları nasıl sürdüreceklerini öğrenmeleri için yargıçları ABD’ye yolladın. FBI’yın savcısı bayanı Adalet Bakanlığında çalıştırıyorsun. Kamu Güvenlik Müsteşarlığı kurdun, yabancıları işe aldın. 35 CİA ajanını ülkeye soktun. Bu daha basına yansıyan kısmıdır. Önergeler verildi. Görev yerleri hakkında bilgi veremedin.
Şimdi rüşvet ve yolsuzluk suçlamaları bakan ve çocuklarına, Halk Bankası Genel Müdürüne, parlattığınız Ağaoğlu’na, aile içi iş adamına dayandı. Aslında senin kapına dayandı. Şayet senin kapına dayanmasaydı sen o bakanları çoktan bakanlıktan alırdın.

 

Egemen Bağış… Amerika’ya gidip “biz 1860 misyonunu taşıyoruz” diyen tercümanın. Beyaz Saray’da Türk tarafından kimseyi içeri almadan kimsenin bilmediği görüşmeler yaptığında verilen sözlere şahit olan tercümanın… Yani bakan yapmak zorunda kaldığın tercüman(!).. O nedenle Egemen Bağış’ı harcaman zaten mümkün değil. Bayraktar…. TOKİ cambazlında ki ortağın… O’nu da harcayamazsın. Tıpkı Zahit Akman’ı harcayamadığın gibi. Şimdi Zahit Akman’ı bakanlarının hapiste neden ziyaret ettiğini daha iyi anladık(!)..

 

Zafer Çağlayan… Hani şu; “ben de yıllarca Kürt olduğumu söyleyemedim”diyerek Kürtçülüğe oynayan zavallı… Evi aranamadığı için şimdilik rahat…
Çukurgillerin en trajikomik aktörü ise İçişleri Bakanıdır… Hani şu millete“çocuklarınıza sahip çıkın” diyen vali eskisi… “Polis durup dururken kimseyi tutuklamaz, beni niye tutuklamıyor” diyen şahıs. “Çocuklarınızı ODTÜ’ne yollamayın” diyerek ODTÜ’ni illegal bir üniversite gibi gösteren besili bakan…
Kendisi ile oğlu hakkında bilgi toplayan polisleri değiştiren asrın yüzsüzü…
Bir de Allah’ın sopası yok derler. O destan yazan, bir maaşla ödüllendirdikleri katil polislerin azmettiricileri… O gencecik fidanlar toprağa konurken, anaların yüreği yanarken, evlat acısına dayanamayan anne toprağa konurken yataklarınızda rahat uyuyacağınızı mı sandınız? Siz yüreği yanan anaların ahından kurtulacağınızı mı sandınız?
Allah’ın ahdini bilmez misiniz? Bilmezsiniz. Siz ancak alavere-dalavere işlerini bilirsiniz.
 O zaman hatırlatayım;
“Ben istersem dinimi kafirin elinden sürdürürüm.”
Der.
Şimdi bitiş fermanını münafıkların elinden okutuyor. Layık olduğunuz gibi. Bu masum milletin elini çirkefe bulaştırmıyor.
Kurtulamayacaksınız!!. Bu saatten sonra bütün çırpınışlarınız bataklıkta çırpınmak gibi olacaktır. Çırpındıkça batacaksınız.
Gelelim yazının başında sorduğumuz soruya;
“Erdoğan’ın mallarına el konur mu?”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  MİT KANUNU’NU İHLAL EDENLERİN RÜTBELERİ SÖKÜLECEK Mİ ?

 

Hatırlayın, Arap Baharı diye başlatılan emperyalist kış, devirdiği devlet başkanlarının parasına el koymuştu.
Erdoğan’ı velinimeti ABD ile kim kapıştırıyorsa, işte onlar Erdoğan’ı o başkanların kaderine doğru hızla iteliyor. BM Kimlerin elinde? Erdoğan politikaları Rusya’nın çıkarları ile de çatıştığına göre, Erdoğan’a sahip çıkacak bir ülke var mı? Yok!!.

Erdoğan’ı 11 yıldır Türk Milleti iktidarda tutmuyor. Siz bırakın sandıkçılık oyununu. Erdoğan’ı İngiliz(M16), ABD(cia), İsrail(MOSSAD) bağlantılı toplum mühendisleri iktidarda tuttu. Herşeyi satması karşılığında ülkenin kara para ile ayakta tutulmasına göz yumuldu.
Erdoğan verdiği sözleri bir bir yerine getirdi. Orduyu etkisiz kıldı. Ege kıta sahanlığı Yunanistan lehine halledildi. 16 adamızı Yunanistan işgal etti. Akdeniz petrol sahaları Yunan, İsrail şirketlerine terk edildi. Türk Ordusunun bir Astsubayı ile buluşabilmek için can atan Barzani, Türk Ordusuna meydan okuyacak hale getirildi. Doğu PKK’ya peşkeş çekildi. Mikro milliyetçilik üzerinden azınlık yaratılmaya çalışıldı. Türkiye’nin maddi ve manevi değerleri küresel şirketlere adeta peşkeş çekildi. Türk halkına paradan el çektirildi..

 

Erdoğan artık sınıra dayandı. Türk Halkı ile küresel elit arasına sıkıştı. Küresel elit Erdoğan ve Fetullah’a “şeytan nikahı” kıymıştı. Şimdi kumaları birbirine dövdürüyor. Üstelik bu sefer yalan ve iftiralar üzerinden değil, ortaya saçılan dolarlar üzerinden.

 

Standard Chartered’ı da İran finans kuruluşlarının bankalarla yaptığı işbirliklerini saklamak, kayıtları değiştirmek ve hükümet denetimlerini engellemekle suçladığını düşünürsek Halkbank aracılığı ile yapılan gizli ticaret…
HSBC’nin Meksika’daki uyuşturucu kaçakçıları ile Ortadoğu’daki terörist grupların kara para aklamalarına yardım ettiği için aldığı cezayı düşünürsek…
Türkiye’ye giren ve aklanan kara para üzerinden…

Suriye’de kullanılan kimyasal silahların Türkiye üzerinden gittiğini delillendirip,
El Kaide gibi terör gruplarına yapılan silah yardımı belgelenerek suçlanabilir.
Suriye içindeki terör gruplarının içinde MOSSAD, CİA ve M16 yer aldığına göre herşey belgelenmiştir.

Baybaşin… Uluslararası uyuşturucu baronu… İngiltere’de görülen bir davada İngiliz İç İstihbarat Polsine yargıç Baybaşin ile olan ilişkilerini sorar. Önce devlet sırrı diye açıklamak istemeyen teşkilat, yargıçların ısrarı üzerine Baybaşin’i Türk Bürokrat ve siyasilerine rüşvet vermek için kullandıklarını açıklar.

Baybaşin Türkiye’de yakalandığında polisler “kasayı açamadık” diyerek emniyete götürmüşlerdi.
Bu günlerde acaba o kasadan çıkanlar da servis edilir mi? Uyuşturucu baronu Baybaşin ile kimlerin iişkisi var? Kimler rüşvet çarkına girmiş ortaya dökülür mü?
O günlerde o kasayı kimse merak etmemişti. Polis muhabirleri de merak edip sormadı herhalde(!)?
O kasada kimlere rüşvet verildiği ile ilgili bilgiler var mıydı? Bu bilgiler gelecek için saklanmış olabilir mi?
Amerika’nın küresel çetesi HSBC Bank ve Standard Chartered’a kesilen ceza gibi;
Terör örgütlerine yapılan yardım, insanlık suçu sayılan kimyasal silah kullanımına aracılık ve kara para aklama gibi suçlamalar ile Erdoğan’ın mallarına el koyulabilir mi?
Göreceğiz!!..
Böyle bir durum yaşanırsa o para Türk Milletinindir. Türk Milleti bu paraların izini sürmelidir.

 

Bu makale 25 Aralık 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.