DOLAR 9,54890.09%
EURO 11,10560.26%
ALTIN 549,08-0,14
BITCOIN 586983-2,86%
Adana
22°

AÇIK

12:53

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Ermeni Kaymakamın Hatıra Defteri

Ermeni Kaymakamın Hatıra Defteri

ABONE OL
04 Ekim 2016 12:37
Ermeni Kaymakamın Hatıra Defteri
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Yazar Cezmi YURTSEVER
Perşembe, 10 Nisan 2008

         -Fransız işgal yönetiminin Ermeni asıllı kaymakamı Karabet Çallıyan kendi soydaşlarının katliamlarını lanetleyen günlük not defteri tuttu. 

1988 yılında Adana Fen Lisesi lojmanlarındaki evimi ziyaret eden emekli eğitimci ve araştırmacı sayın Mustafa Onar, ” Haçin Kaymakamı Karabet ÇALLIYAN’ın günlüğü elimde bulunuyor” dedi. Sonraki bir günde de getirdi. Bir kopyasını aldım. Günlük olarak bahsedilen Osmanlıca yazılmış silinti ve kazıntılarla yer yer tahrip olmuş, yazılanlar okunamaz hale gelmiş, olaylar esnasında yazılan not defteri idi.

Haçin, Osmanlı döneminde Kozandağlarında bulunan bir yerleşim merkezi idi. 20-25.000’i bulduğu ileri sürülen Haçin nüfusunun büyük çoğunluğu Ermeni idi. Şehir merkezinde 500 kadar da Türk yaşıyordu.

Adana-Kayseri karayolunun geçtiği, Torosdağları vadilerinin kavşak yerinde bulunan Haçin’de KALEKİLİSE adında bir de kale vardı. İçinden akan Kirkot deresinde değirmenler vardı. Çok sayıda halı, kilim, çömlek, şarap imalathanesi vardı. Canlı bir ekonomiye sahipti. 1910’lu yıllarda Amerika dan gelen Ermeniler şehir içinde Marhasahane adıyla yedi katlı bina yapmışlardı.  Bahar ayları geldiğinde Haçin’de karlar erimeye başlar, erik ve kiraz çiçekleri açar, Haçin cennetten bir köşe olurdu. Şehrin az ötesinde bulunan Amerikan Kız Kolejinde okuyan öğrencilerin sevimli halleri, güzellikleri, yürüyüşleri, konuşmaları görenlerin dikkatini çekerdi.

Torosdağları zirvesinde yer alan Haçin’de insanlık tarihinin unutamayacağı bir acı yaşandı, 1920 yılında. Fransızların Adana’yı işgaliyle birlikte başlayan huzursuzluklar Arşak Artin Cebeciyan, Aram Çavuş gibi silahlı komitacıların Haçin’e gelmeleri, sayıları 10.000’i bulan Ermeni’nin sürgünden dönerek  kasabaya yerleşmesi, Türklere düşman gözüyle bakmaları her geçen gün huzursuzlukları artırdı. Mart ayı başları 1920’de başlayan savaş ile birlikte 400’ü aşkın Türk, Ermeniler tarafından esir alındı. Hükümet Binası’na yerleştirildi. Siperlere yerleşen Ermeniler, karşılarında kendi­lerini kuşatan Türk çetelerle çatışmalara başladılar. Fransızlar’ın Haçin’e Kaymakam olarak tayin ettiği Karabet ÇALLIYAN, bir yandan Türklere karşı silahlı mücadeleyi yönetirken, diğer yandan da şehir içinde kamu düzenini sağlamak durumundaydı. Savaşın en basit kuralı, kendisini savunma hakkı bu­lunmayan kadın, çocuk ve yaşlılara dokunulmazdı. Çallıyan’da bu düşünceden yanaydı.

Nisan ayı ortaları 1920… Haçin savaşları şiddetlendi. Kalekilise’den insan çığlıkları gelmeye başladı. Yırtılmış elbisesi ile kale burçlarına çıkarılan kadınlar, silah tehdidi altında oynamaya teşvik ediliyor. Karşı koyduklarında da süngü ve kurşun darbeleri ile uçurumdan aşağı atılıyorlardı.
Haçin savaşları aylar sürdü. 16 – Ekim 1920 günü sabahın ilk ışıkları ile birlikte Kadirli Müftüsü Osman Nuri Efendi’nin Kuran’dan okuduğu dua ve “vatanın kurtuluşu için ya şehit ya/da gazi olunmak gerektiği” konusunu içeren konuşması ile birlikte Allah, Allah sesleri ile hücuma geçildi. Sur du­varları aşıldı. Şehir içinde kurşun ve bomba sesleri birbirine karıştı. Direnişi kırmak için paçavralar tutuşturuldu. Evlerin üzerine atıldı. Dumanlar ve arkasından gelen alevler, rüzgarın da tesiriyle koskoca şehri alev yumağı haline getirdi. İnsan sesleri de duyulmaz oldu. Binalar enkaz yığını haline gelmiş, Haçin’in felaketlerle dolu tarihinin son sayfası da kapanmıştı.  Şehirden kaçmaya çalışan Aram Çavuş’un yüzlerce kamavoru (milis gücü) Hamurcu gediği’ni tutan Gizik Duran ve adamları tarafından öldürüldü. Kaçabilenler, Bağdaş yaylası üzerinden, Kozan yakınlarındaki Tılan değirmeni’ne sığındılar. Milli kuvvetlerle yapılan çatışmalar esnasında bataklıktan kaçarak Ceyhan’a gittiler.           ENKAZIN ALTINDAN ÇIKAN FERYATLAR          Haçin savaşları esnasında yüzlerce Türk tutsak içinde kadınlar da var­dı, ki Yarpuzizade Melek Hanım da bunlar arasında idi. Melek Hanım, esirlere yapılan vahşi uygulamalara dayanamamış, söylediği ağıdı bir kağıda yazarak bohçasının içine yerleştirmişti. Savaş sonrası bohça içinden çıkan ağıt okundu. Dinleyenler ağladı. Ağıt’ta “annelerinin kucağından zorla alınan bebek ve çocukların, Hükümet binasının yanında kurulan meydan kazanında kaynar su­larda pişirildikleri, pişmiş cesetlerin anneleri önüne konularak yedirilmek istendiği” açıklanıyordu.

Savaşın son gününün son anlarında odasında masası başında son kağıdı yazmakta olan Kaymakam Çallıyan’da sukılan kurşunlar ve atılan bombalarla öldü. Yazdığı ve bir cere içine koyduğu kağıt tomarı da bina enkazının altın da kaldı. Yıllar sonra, 1950’lerde, inşaat çalışmaları yapılırken, işçilerin toprağa vurduğu kazma “çatt” sesi verdi. Kırılmış bir cerenin için­den sararmış, yırtılmış, yazılı kağıtlar çıktı. Süleyman BAYTOK’a götürdüler Okunabilenler okundu. Yazılanların harb hatırası olduğu anlaşılıyordu. Ancak defteri ellerinde bulunduranlar, çok az bir kısmını okuyabilmişlerdi.

Ve ben, defterin bir kopyasını alıp, masamın üzerine koydum ve okuma ya başladığımda, elimdeki mercekle harfleri büyüttüm. Yazıların şeklini, yazılanları çözümlemeye çalıştım. Böylelikle Çallıyan’ın yazdıklarının büyük bölümünü okumayı başardım. Yazılanlara bakılırsa Ermeni asıllı bir kaymakamın, hukuktan ve insan haklarından yana olduğu anlaşılıyordu. Kendi soydaşı Ermeni kamavorların tutsaklara yaptığı işkenceleri önlemek için çaba harcadığı ve önleyemediği anlaşılıyordu. Yazılanlar dikkatlice incelendiğinde görülenler: “Hükümet Konağı’na misafir olan İslam eşrafından Hacıağazade Ali Efendi ile Bekiroğlu Dede Ağa ve Mahkeme Başkatibi Nazır Efendi ve Ali Efendi’nin oğlu Zahit Efendi Jandarma Dairesine götürülüp hanelerinden silahlarını tes­lim etmelerini teklif ederler.         Bunlar kendilerinde  silah olmadığını ve hanelerinde şüpheleri var ise taharri etmelerini (aramalarını)… müteakip(daha sonra) derhal Ali Efendi’yi falakaya yatırırlar. Ayaklarından kan fışkırıncaya değin darp ederler. Bu kadarı ile iktifa etmeyerek hasbellüzüm (gerek görerek) sobanın içinde taş kızartarak merkumun (adı geçenin) koltukları altına koymak suretiyle Engizisyon işkencesine başlarlar.          Bunlar, Aram Çavuş, Arsak Artin Çallıyan dahi Daire Hükümetten islamla­rı (Türkleri) getirerek her birine üçer-beşer yüz değnek vurmak suretiyle felç bir hale getirirler.         Artık bu kadar canavarlığa tahammül edemiyorum. Canileri bundan mesned (yaptıklarından dolayı) ve hempakerleri (işbirlikçileri) ile beraber tutup yeddi adalette (adaletin elinde) boğulmuş görmek istiyorum!”…

Ermeni Kaymakam Karabet ÇALLIYAN’ın savaş ortamında yazdıkları gerçek­ten de insan görünümlü vahşi canavarları lanetleyen bir yöneticinin itiraf­ları idi. Adaletin elinde boğulmuş olarak görmek isterken herhalde tarihin huzurunda sorgulanmasını istemiştir. Bu satırların yazarı Ermeni Kaymakamın hukuk anlayışına saygılı olarak “itiraflarını içeren” açıklamalarını Anadolu Ajansı kanalından dünya kamuoyuna açıkladı. Arkasından da devletin desteğiy­le, görgü tanığı Mehmet Baykal’ın da bilgisine başvurarak KALEKİLİSE (Hacin soykırımının dehşet yeri) isimli kitabını yayınladı.

 

Kaynak:Anaların Gözyaşları kitabıdır

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Adana’nın Kurtuluşu

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.