Ermenilerin Türk Soykırımı HOCALI (1)

Ermenilerin Türk Soykırımı HOCALI (1)

Taş olsa ağlar!

Türk topraklarında “Türksüz bir Ermenistan” yaratmayı hayal ediyorlardı! Tanklar, toplar,
roketatarlar ve gözlerini döndüren bir “nefret” ile geldiler, kadın, kız, çocuk, bebek, genç, yaşlı ayırmadan gözlerini oydular, derilerini yüzdüler, diri diri yaktılar; birkaç saat içinde binden fazla Azerbaycan Türkünü katlettiler… 

Boynunu bükmüş gibi duran bir kadın; 30’lu yaşlarında. Boynu bükük değil aslında, görenlerde bu algıyı yaratan ikiye ayrılan kafatasının omzuna düşmüş olması. Resme biraz daha dikkatle bakabilirseniz (ki o resimlere bakabilmek insanın kolay üstesinden gelebileceği bir iş değil) küçük bir çocuğun yattığını görüyorsunuz kadının altında…
Bir kız çocuğu… Kömür rengi saçları kapatmış yüzünü. Aklımdan hiç çıkmayacak avuç içi kadar ayaklarındaki kırmızı çorapları; belki kaçmaya çalışırken ayağından fırladı, belki de o kış gecesi can havliyle kendilerini dışarı atarken giymeye fırsat dahi bulamadı ayakkabılarını. Tam karnında bir delik… Azerbaycanlı asker kucağına alıyor; kuru bir dal gibi bedeni. Kanla yıkalı saçları hareketsiz, kaskatı kesilmiş…
Bir erkek çocuğu; alnından itibaren kafa derisi soyulmuş. (Birçok Azerbaycan Türkünün bedeninde adeta imza gibi kullanılmış bu işkence yöntemi.)
Hamile bir kadın… İki ayağı çorapla bağlanmış. Karnı deşilmiş, göğüsleri kesik. Yanında ıstırapla dudağını ısıran bir adam. Belki karısıydı yanında yatan… 
Bir kız çocuğu daha; üç bilemediniz dört yaşında… Belden aşağısı soyulmuş; bacağında kocaman bir yara… Oyuklar açmışlar minik bedeninde acımasızca…
Üst üste, yığınlar halinde insanlar, kömür olmuş suratları, yanmış yakılmışlar.
Bir kundak bebeği… Dizlerini içine çekmiş, iki elini yumruk yapmış sımsıkı… Yüzü paramparça, o acıya kim bilir nasıl dayandı! 
Başında kalpağı, beyaz sakallarıyla bir dede; 70-80’lerinde. Doğduğu, büyüdüğü şehre son kez bakarken mi bilmem, gözü açık vermiş son nefesini…

DERİLERİNİ YÜZDÜLER…
Bu görüntüleri çeken Azerbaycanlı kameraman Cingiz Mustayev tutamıyor gözyaşlarını:
 “ Bunlar adam değiller…” 
Nitekim  Amerikalı gazeteci Thomas Goltz da Mustayev’in gördüğünden farklı bir “gerçek” göremiyor masum sivillerin “cesetleri” arasında:
 “Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini üzerlerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu… Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı…” 
Hocalı bu işte. Hocalı,  kafa derisi yüzülmüş Telinan Enveroğlu Orucov… Hocalı, tecavüze uğramış gözleri çıkarılmış Fitat Ehedkızı Hasanov… Hocalı, gözleri ve göğüsleri kesilen Dilara Oruçgızı Nuraliyeva…  Hocalı, elleri telle bağlanarak kafası kesilen Hafiz Yusufoğlu Nuriyev… Hocalı, cinsel uzuvları kesildikten sonra yakımış İkbal Kuluoğlu Aslanov… Hocalı, üç yaşında diri diri yakılan Agyar Salmanoğlu İmam…




ÖLÜ SAYISI BİLİNMİYOR
Ermeni işgalciler, 1992 yılının 25 Şubat’ını, 26’sına bağlayan gece, Rus 366. Motorize Alayına ait 9 tank, 4 zırhlı taşıyıcı, 70 piyade zırhlı savaş aracı, 4 Strela -10 roket sistemi, 8 top, 57 havan topuyla geldiler ve hiçbir askeri gücü bulunmayan, 200’e yakın  “gönüllü”  tarafından korunan silahsız (25 Temmuz 1990’da yayınlanan bir kanunda Dağlık Karabağ’da av tüfekleri dahil bütün ateşli silahlar toplatılmıştı) Hocalı’yı yerle bir ettiler! 
Hocalı,  “Resmi rakamlara göre 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i yaşlı olan 613 kişi öldü, 1275 kişi rehin alındı, 68’i kadın, 28’i çocuk olmak üzere 150 kişi kayıp,  487 kişi sakat kaldı…” cümlesinden ibaret kimileri için.  “Rakamlar”sa Hocalı’ya kör-sağır-dilsiz kalınmamasını sağlayacak olan, hemen söyleyeyim:
613 değil binden fazla Azerbaycan Türkü öldürüldü Hocalı’da… 613 Ermenilerle yapılan pazarlıklar sonucu cenazeleri alınıp defnedilebilenlerin sayısı; çoğu Ağdam’a gitmeye çalışırken Ermenilerin ateş açmama sözü verdikleri ormanda öldürülenler…  Bunu Rus ordusunda subay olan Yuriy Girçenko itiraf ediyor: “Olmayan Devletin Ordusu”  kitabında.
 “Hocalı’dan sonrası”nın bilançosunu biliyoruz biz sadece… Hocalı’da kime, ne oldu sorusu cevapsız hâlâ…  Ermeni gazetecilerin bahsettikleri o “ceset dağları”nda saklı hâlâ  “Hocalı gerçeği” Ve dünyanın cevap vermesi gereken soru belli:
Biz o gerçeği öğrenmek için neyi bekliyoruz? Yüz yıl sonra topraktan fışkıran kemiklerin izi sürülerek bulunacak toplu mezarları mı?
BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmesi  “soykırım”ı  “milli, etnik, ırki veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etme” olarak tanımlıyor. Buna rağmen Meksika ve Pakistan’dan başka  “soykırım” diyebilen ülke çıkmadı Hocalı’da yaşananlara. Hocalı’ya “Bir tek Türk bile kalmayacak” naralarıyla giren Ermeni işgalcilerin yaptığı  “soykırım” değilse ne?

Katliam “geliyorum” diyordu
Ermeni işgalciler  “Sadece Ermenilerin yaşadığı Büyük Ermenistan”ı kurmak hayaliyle 1905’te başlattıkları  “Türklerden arındırma”  operasyonlarının devamı olarak, 1988 yılından itibaren Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal ettiler. 1 milyon kişiyi göç ettirdiler. 20 binden fazla Türkü öldürdüler. 50 bin kişiyi sakat bıraktılar. 5 bin kişiyi rehin aldılar. Azerbaycan’da  8 bine yakın  “şehit ailesi” var.




TELEFON YOK,
ELEKTRİK YOK…
Dağlık Karabağ’ın stratejik noktalarından biri olan  Hocalı rastgele bir hedef değildi. Bağlantı yolları ve bölgenin tek havalimanına sahip olmasıyla “üs”  niteliği taşıyordu. Hocalı soykırımının ilk adımı şehrin karayolu ulaşımına kapandığı 30 Ekim 1991’de atıldı. Hocalılar için tek ulaşım aracı kalmıştı: Helikopter. 20 Kasım 1991’de Azerbaycan devlet yetkilileri, Rus ve Kazak gözlemcileri taşıyan helikopterin düşürülmesinden sonra bu imkan da ortadan kalktı. Hocalı halkı Ermenilerin işgal ettiği köy ve şehirlerin ortasında sıkışıp kalmıştı. Amerikalı gazeteci Goltz daha 1991 yılının Ocak ayında Hocalı’daki durumu şöyle aktarıyordu:  “Şehirde telefon çalışmıyor, elektrik yok, ısıtma sistemi yok, hiçbir şey çalışmıyor…” 

 

Selcan Taşçı

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN