DOLAR 18,4191 0.52%
EURO 17,8508 -1.1%
ALTIN 973,04-1,08
BITCOIN 348247-0,86%
Adana
29°

AÇIK

19:05

AKŞAM'A KALAN SÜRE

ESED Mİ ?  – ESAD MI ? KARAR VERİN ARTIK
4182 okunma

ESED Mİ ? – ESAD MI ? KARAR VERİN ARTIK

ABONE OL
22 Ağustos 2022 16:45
ESED Mİ ?  – ESAD MI ? KARAR VERİN ARTIK
2

BEĞENDİM

ABONE OL

YAZI/YORUM

Yaşananları çok çabuk unutan ve bana değmeyen yılan bin yaşasın zihnine sahip  bir toplum olduğumuz  için, biraz gerilere gidelim. Sonra da günümüze gelelim.

Bilindiği üzere 20110 yılında, Neo liberal düzenin kurucusu  A.B.D. ve Avrupa destekli, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki Müslüman ülkelerde, sözde ” Arap Baharı ” gerçekte ise ılımlı İslam’ı, İhvan Hareketiyle harmanlayarak bu ülkelere demokrasi ve özgürlük  gelecek vaadiyle başlayan ayaklanmalar, Mısır’da General Sisi’nin yaptığı darbeyle çok erken çöktü. İhvan Hareketinin başarısızlığını gören A.B.D. ve Avrupa Mısır’daki bu darbeyi hemen tanıdı ve tepki koymadı. Suriye’de de ne yapılırsa yapılsın, sistem ve iktidar değişikliği geri tepti. Esad devrilmedi ve de artık devrilmeyeceği görülüyor. Şimdi bir Orta Doğu’ya bakın. Libya, Cezayir, Tunus, Mısır, Yemen, Suriye ne durumda ? Geride kalan bu ülkelerde, bol miktarda kan, ölüm, yıkım ve göz yaşları oldu.

Bakın, popülist ve pragmatist liderler geleceği düşünmeden, olayları ölçmeden ve tartmadan çok hatalı kararlar alırlar, her şeyi ben bilirim derler, hele de çevreleri dalkavuklarla sarılmışsa işler daha da ileriye gider. Bunun bir çok örneklerini hem bizde hem dünyada görebilirsiniz. 1990 yılında  Irak’ta, Saddam Hüseyin’in devrilmesi sırasında Turgut Özal bir koyup beş alacağız diyordu. Yazılı basında ve tv.ler de de o zaman bir çok yazar ve çizer, sözde aydın geçinen içleri boş yorumcular, yangına körükle gidip, Irak Savaşı’na A.B.D’ nin yanında katılalım diye fikir ve düşüncelerini bizlere empoze etmeye çalışıyorlardı. Anımsayın bakalım sonrasında neler oldu ? Bırakın beş almayı; beşten çok kaybeden biz olduk. Bunun aynısını 20 yıl sonra bu defa Suriye’de yaşadık. Neo Osmanlıcılık hevesi tüm ülkeyi ekonomik felakete sürükledi. Birincide olduğu gibi yine ders çıkardığımız söylenemez.

Aynı yemek 2010 yılında yine biraz  soslandırılarak karşımıza  A.B.D. nin ve batının çok sevdiği, hiç bırakamadığı, etnik ve mezhepsel çatışmalar, dramlarla beraber,  yeni ismi “Arap Baharı” belirlenerek  vizyona sürüldü. Bizde zamanın dışişleri bakanının, ” stratejik derinlik ve değerli yalnızlık ” isimli meşhur teorisine inanarak ya da inandırılarak, her zaman olduğu gibi; Su derin mi ? Sığ mı ? diye bakmadan Ensar – Muhacir söylemiyle suya balıklama atladık, sonunda teröre takıldık ve dibe demir attık. Bizle beraber olan A.B.D., İsrail, B.A.E., S.A. Avrupa nerede duruyor şimdi? Bizim tamamen karşımızda.  Stratejik derinlik dedik, değerli yalnızlık dedik, birden döndük ve son altı aydır, kavga ettiğimiz herkesle barışmaya çalışıyoruz acaba neden ? Denizde kum bitti, acı ama gerçek olan bu. Peki iktidarın hangi hayalleri gerçekleşti. Maalesef hiçbiri. Olan bizlere oldu. Ekonomik felaket üzerimize çöktü, ülkede dış politikada rüzgarların savurduğu yaprağa döndü.

Bir zamanlar, komşumuz Suriye Devleti’nin başkanının adı ” ESAD ” dı. Çok iyi anlaşıyorduk, bir çok ekonomik ve kültürel anlaşmalar imzalamıştık pasaport ve vizeler kaldırılmıştı değil mi?  Gaziantep ve Halep kardeş olmuşlardı. Sonra bir gece yattık ve uyandık, kahvaltıda komşuyla çok kötü kavga ettiğimizi hatta düşman olduğumuzu öğrendik ve komşunun adını ” ESED ” diye değiştirdik. Aklı başında kimse de demedi ki; ne oldu ?Adamın kimliği mi değişti ? Sonra tüm ülke Esed’le yattık, Esed’le kalktık. Ne zamana kadar ? Cin şişeden çıkana kadar. Geçen haftalara kadar bu böyle gitti ve bir gece yine yattık, sabah oldu kahvaltıya oturduk. Bir de ne görelim; Esed yine Esad’a doğru gidiyor, devirmek istediğin kişiye şimdi de bizim bir alıp veremediğimiz yok demeye başlıyorsunuz. Ben de herkese soruyorum: ” Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu “. Buyurun yanıtlayın. Emevi Camii’nde zafer namazı kılınacaktı, sanırım yine namaz kılınır fakat büyük olasılık yanımızda Esad’la saf dururuz. Saf dururken peki utancımızı nasıl hazmedeceğiz. Esad’la barışacağız belki ama sıkıntılar bitecek mi? Suriye’de başı boş bırakılan radikal köktendinciler, Ö.S.O denen ne olduğu belli olmayan adamlar, El Kaide türevleri daha buna benzer bir çok sorun. Çözüm planı var mı? Yok, çünkü her şeyi günü birlik yapan bir iktidar var, barışacağım diye hala bir takım ön koşul sürerseniz, ileri gidemezsiniz.

Şimdi okura sırayla soralım bakalım sorularımızı. Yanıtlarını biliyor musunuz? Şu ana kadar Suriye’de kaç Mehmetçik şehit oldu ? Niye oldu ? Hangi amaç uğruna öldüler ? Onlar şehit olurken sizler neler yaptınız ? Ben söyleyeyim:  200 e yakın şehidimiz oldu. Her cenazeye gidip klasik sloganınızı attınız. ” Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez. ”  dediniz rahatladınız ve zafer kazanmışçasına hayatınıza kaldığınız yerden devam ettiniz. Kendinize sordunuz mu? Başka bir ülkenin topraklarında hala ne yapıyoruz ? Sizlerle beraber olan A.B.D. Batı, Körfez Ülkeleri şimdi ortada yoklar, hepsi 360 derece döndü, biz de battıkça batıyoruz. Tüm bunların yanında sahaya Rusya ve İran’da girdi. Bu şehitler size Ahirette soracaklar inancınız olsun. Bu ülkenin vatandaşlarının verdiği vergilerle Suriye topraklarında yerleşim yerleri kuruyorsunuz, ne idüğü belirsiz köktendinci örgütlere yardım yapıyorsunuz. Ö.S.O. nun maaşını veriyorsunuz. Orada batarken, benim güzel ülkem adım adım Pakistanlaşmaya  doğru gidiyor haberiniz yok. Suriye’de beslediğiniz adamlar daha geçen hafta bayrağımızı yaktı, sövdü, saydı. En az 35 tane gösteri yaptılar, iktidar alehinde sloganlar attılar. Niye ateş püskürdüler. Astana ve Cenevre görüşmelerinde Türkiye’ye vekaleti siz vermediniz mi? Şimdi de bas bas bağırıyorsunuz. ” Satıldık satıldık ” diye. Biz ne yaptık peki ? Sakin olun dendi, nasihat verildi  sadece.

Bir gerçek var ki ister kabul edin, ister reddedin, iktidar çoktan gerçeklikten kopmuş ve maalesef hiç bir taze politika üretemiyor. Bu da bu ülkede yaşayan ister Türk, ister Kürt, ister Ermeni, ister Rum, ister Çerkez, ister Roman, ister Gürcü, ister Sünni, ister Alevi hatta Hristiyan olsun tüm ülkenin bireylerine olumsuz etki yapıyor.

Değerli yalnızlık diye diye geldiğimiz nokta bu. İç ve dış sorunları yıllar içinde bu halk mı çoğalttı ? Herkesle her şeyle kavgalıyız. Zaten devlet nasılsa bizler de aynıyız. Her yerde kavga, gürültü, fitne fesat. İğneyi kendinize batırın görün.  Kendinize sorun birileri bir karış yerimize girip orayı değiştirmeye çalışsalar tepkiniz ne olur ? Önce bunu düşünün sonra adımlarınızı atın.

Değerli okurlar; “Dış Politika”; ülkelerin büyük çıkarlarının uluslararası saha da, korunması ve planlanmasıdır. Dış politikada akrabalık, arkadaşlık, abilik, babalık olmaz. Bir realite vardır ve ülkeler ona göre hareket etmek zorundadırlar. Dış politikada tavla oyunu oynanmaz, satranç oynanır. Satrancı da iyi, kalibreli, en az üç hamle ileriyi görenler oynayabilir. Dış politikayı ülkenin çıkarlarına göre  değil de ideolojik çıkarlar ve günü birlik popülist politikayla oynamaya kalkarsanız, sonuç hep hüsrandır. Boşuna mı demişler: ” Tarih tekerrürden ibarettir, tarihten ders alınsaydı tekerrür etmezdi ” diye. İdeolojik dış politika, sadece o ülke vatandaşlarını duygusal olarak heyecanlandırır, coşturur, gaza getirir fakat aynı zamanda ayrıştırır ve kutuplaştırır. Bir ülkeyi içinden çıkılamayacak sorunlara bulaştırır. Siyasi popülizmde dış politika olmaz, olursa bundan sonra sokaktakilere göre hareket edersiniz, çünkü en sonunda onlara teslim olursunuz. Aşırı milliyetçi ve  muhafazakar söylemle şişirilen otoriter popülizm ve dış politikalarımız  uçurumdan aşağı hızla düşerken elbette kimse üzerine sorumluluğu almak istemiyor. Peki kim yaptı bu kadar ölümcül hataları ?

Mustafa Kemal Atatürk, savaşın en kralını biliyordu ve özgürlüğümüz için ordusu ve komutanlarıyla beraber emperyalistlere ve onların maşalarına karşı savaştı. Sonra ne yaptı ? ” Yurtta ve Dünyada Barış ” dedi. Niye mi dedi ? Nerede duracağını çok iyi biliyordu. Mükemmel bir satranç oyuncusuydu. Onun temellerini attığı dış politikada yıllarca haddimizi bilerek davrandık ve karşılığında gereken saygıyı gördük. Her planını, atacağı adımını tabiri caizse 1000 defa düşünmüş ve 1 adım atmıştır. Mustafa Kemal’in yok ettiği bulaşıcı hastalıklar, Afganistan, Pakistan ve Orta Doğu’dan hızla ülkemize geri gelmektedir bilginiz olsun. Atatürk, halkının biat kültüründen kurtulması, düşünen, okuyan ve araştıran, sentez yapan bir birey olması için çok hamleler yapmıştır. Ama onun ölümünden sonra maalesef bu konuda geriye gidilmiştir ve gidilmektedir. Gördüğüm, hala biatı  çok seven bir toplum oluşumuz ve düşünen bireyleri, toplumdan çeşitli adi etiketlerle ve yalanlarla dışladığımızdır. Ülkemin okuma ve yazma oranı % 98. Ama gerçekte bu %98  in içinden sadece % 10 nu okuyor, düşünüyor, fikir üretiyor, yol göstermeye çalışıyor. Başarılı olabiliyorlar mı ? Yanıtım ” HAYIR ”

Büyük düşünür Pluton demiş ki : ” Birey, devletten önce gelir, Devlet bireylerin mutluluğu için vardır.” Bizlerde yüz yıldır devletin bekası, diye diye  dolaşıyoruz. Kimse korkmasın, paranoyaya kapılmasın, boş hamasi nutuklarla gaza gelmesin. Girilen girdaptan çıkıp kurtulmak istiyorsanız, çok ciddi bir zihniyet değişimi yapmalısınız.

Ulu Önder ne demiş: ” Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. ” Kalması içinde bu ülkeyi yöneteceklerin, bu ülkede yaşayan her bir bireye kim olursa olsun, sahip çıkmaları ve sorunları çözmeleri gerekiyor. Devlet bunu yaparsa zaten birey sonsuza kadar ülkesini sever ve korur. Niye mi? Huzuru, mutluluğu, saygı ve sevgiyi bulduğu için. Bunlar olursa boş popülist siyasetçilerin politikaları da iflas eder. Devletin içindeki islamcı ağırlık, boş ver ilişkiyi desene, bir an önce oturun Suriye ve Beşşar Esad’la anlaşın. Saygı görmek istiyorsanız saygı duymak zorundasınız.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.