Farklılıklarımıza Rağmen Nasıl Dost Olabiliriz? 

Farklılıklarımıza Rağmen Nasıl Dost Olabiliriz? 

Dostluğa, birileriyle dost olmaya özlem duyuyoruz galiba. Ya da gündemi sarmaya başlayan kabustan zarar oluşmadan kurtulmak istiyoruz. Bunu seslendirdiğimiz kadar, kabustan kurtulma çözümüne de zihin yorabiliyorsak, huzura erdirecek dostluğun yolu açılır.

 

Dostluk oluşması için tefekkür etmeye başlayanın aklına ilk gelen ‘paylaşma’ oluyor. Kerim-i Mutlak’ın nimetlerini paylaşma… Bu, uygulama safhasına konduğunda, neyin kimlere ne kadar paylaşılacağı problemi şakkadak ortaya çıkıyor. İnsanlar, meraya salınmış davarlar değil ki paylaşma kolay olabilsin. Davarlar, doyuncaya kadar Allah’ın verdiği nimetten istifade ederler. Doyduklarını da bilirler.
İnsanlarda paylaşma ‘güç’ oranındadır; emek sarfetme oranındadır. Burada önemli olan, gücü oranında emek sarfedenin kavuşacağı nimete, şeytaniyet yüklü birilerinin engel olmamasıdır.
Ama bu mümkün olmuyor işte. İnsanoğlunun geleceğe dönük mutluluk hayalleri, şeytanın ya da şeytan ruhluların ivası sebebiyle yıkıma uğrayabiliyor. Kur’an’da ”şeytan sizin için düşmandır” uyarısı boş yere değil. (Fatır: 6) ”Adımlarınızı şeytanın adımlarına uydurmayın”uyarısı da… (Nur: 21)
İddialı yaklaşımdır; ”Farklılıklar içerisinde ortak bir dünya kurabiliriz. Ötekileştirmeden, kutuplaşmadan, birlikte yaşamanın bir yolunu bulabiliriz” denebilir. Belki de doğrudur. Bunun yolu bulunduğunda bu yol topluma gösterilmelidir. Tabi, işin içine iva yüklü şeytanın giremeyeceği garantisi verilerek. O zaman ‘ortak dünya’ çağrısı yapmaya bile gerek kalmaz.
Ortaya çıkan problemler belli ki aklıbaşında olanları tedirgin ediyor. Çözüm arayışına girenler de oluyor bu arada. Ben, böyle durumda şu fikrimi tekrar ediyorum: Problemin sebebi bulunmadan, bulunduğunda seslendirilmeden, sesi alanlar kabullenmeden probleme çözüm bulunmaz. Öyleyse durumdan tedirgin olanlar ehil iseler, önce problem oluşturan unsuru dile getirmelidirler.
Farklıyız… davranışlarımızla problem oluşmasına sebep oluyoruz. Problemsiz, bir arada yaşamak da istiyoruz. Bu yaşamı oluşturmanın yolu, kuralların belirtilmesinden geçer. Bu kurallara kıvırtmadan uyulacaktır.
Mesela; inanç özgürlüğü olmalı; herkes inancını yaşamalı fikri seslendirildi yıllarca. Hatta yakın zamanda, yönetici tarafından bunu engellemeye çalışanların cezalanacağı uyarısı yapıldı. Sonra görüldü ki, bu uyarıyı yapan yönetici, beğenmediği inancı yaşayanların bulunduğu evlere baskın yaptırıyor. Bunu yaparken, çoğunluğu aynı inançta olanların alkışından destek alıyor. Şimdi tefekkür ehli uğraşsın zıtlıklardan dostluklar oluşturmaya, ortak dünya kurmaya. Şeytan ortalıkta görünmese de ivasını salmış, kargaşa zeminini oluşturmuştur.
İslam hukukçusu olan bir profesörümüz, Avrupa’ya giden yönetici, bütün dünyaya her tür yaşam tarzının serbest olacağı vaadini yaparken sessiz kalmıştı. Her tür yaşam tarzının içine rezil yaşamların girmeyeceğini mi sanıyordu acaba? Yakın zaman önce ise, ”bir toplumda bireyler, özgürlüklerini inadına kullanırlarsa mahalle baskısı, değerleri çiğnenen çoğunluğun hakkı olur” deyiverdi. (H. Karaman 08.11.2013)

  1. a) Dediğinin-vaadettiğinin tam aksini yapanlara ve onların izinde gidenlere toplum içinde nefret oluşur…
  2. b) Yalan vaadde bulunan yöneticilere halk güvenini yitirir…
  3. c) Hele ki, yağcı ve yalaka tiplerin saltanatı için zayıf ve aciz insanlar yönetimce kullanılmaya kalkılırsa, bir zaman sonra isyan oluşur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Emekli Zahit

Farklılıklara rağmen dostluk oluşturmak isteyenlerin haberi olsun.

İbrahim Faik Bayav
-i.f.bayav@hotmail.com

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın