DOLAR 9,54890.09%
EURO 11,10560.26%
ALTIN 549,08-0,14
BITCOIN 586983-2,86%
Adana
22°

AÇIK

12:53

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Fatih Sultan Mehmed Han

Fatih Sultan Mehmed Han

ABONE OL
04 Ekim 2016 12:40
Fatih Sultan Mehmed Han
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Osmanlı padişahlarının yedincisidir. İkinci Murad hanın oğlu,

ikinci Bayezid hanın babasıdır. 1429 da Edirne’de doğup, 1481 de

Gebze’de vefat etti. Türbesi Fatih camii yanındadır.

1451 de padişah oldu. Bosna Herseki ve birçok yerleri aldı.

1453 Mayıs ayının yirmidokuzuncu Salı günü İstanbul’u Bizans

Rumlarından alarak, orta çağa son verdi. Ayasofya kilisesini cami

yaptı. Kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyet ve vakf eyledi.

Fakat, 1935 Ramazan ayında müze yapıldı. 1990 Ramazan ayında,

bir kısmı ibadete açıldı. Ayasofya [Sainte Sophie] camii, İstanbul’da,

Topkapı sarayı yanındadır.

Fatih camii, Yedikule camii, Kireç iskelesi camii, Şehremini

camii ve Rumeli-hisarı, Fatih sultan Mehmed’in Türklere bıraktığı

yadigârlarının en kıymetlilerindendir. Ayvansaray’da Tahta-minare

ve Aksaray’da Horhor çeşmelerine bitişik Hindiler tekkesi

mescidlerini de Fatih yaptırdı. Havan topunu ilk yaptıran Fatih’tir.

Fatih sultan Muhammed, Kasım paşada Divanhane mescidini

de yaptırmıştır. Sultan Süleyman, bu camiin etrafına bir saray ve bir

divanhane yaptı. Osmanlılarda ilk tersaneyi 1516 da Yavuz sultan

Selim han yapmıştır. Okmeydanı camiini de Fatih yaptırmıştır.

İstanbul’u kuşatınca, yetmiş gemiyi Balta limanından kızaklarla

karadan Kasım paşaya indirdi. Bir sene sonra Bayezid kulesinin

olduğu yerde, ilk Türk sarayını yaptırdı. Bu büyük saraya (Eski

saray) denir.

Batılı gözüyle Fatih:

Büyük devlet ve ilim adamı olan Fatih, en büyük düşmanlarının

gözlerini kamaştıran padişahtır. Eserlerinde ondan takdirle

bahsetmişlerdir. Fetih sırasında İstanbul’da bulunan İtalyan Zorzo

Dolfin bir keresinde şöyle demiştir:

“Sultan Mehmed, çok az gülerdi. Zekası, daimi bir çalışma

halindeydi. Çok cömertti. Her işte fevkalade atılgan, hatta

cüretkârdı. Seçtiği hedeflere erişmek için çok ısrar ederdi. Soğuğa,

sıcağa, açlığa, susuzluğa tahammüllüydü. Kesin konuşur, kimseden

çekinmezdi. Zevk ve sefadan uzaktı. Türkçe, Yunanca ve Sırpçayı

çok iyi konuşurdu. Her gün bir müddet okurdu. Roma tarihi, başka

devletler tarihi, Laerce, Tite-Live, Herodot, Quinte-Curce, Papaların,

Alman İmparatorları ile Fransa ve Lombardiya krallarının vak’aları

okuduğ__________u tarihler arasındaydı. Avrupa’daki bütün devletleri tanırdı.

Özellikle İtalya’nın coğrafyasını en ince noktasına kadar bilirdi ve bir

Avrupa haritasını yanından ayırmazdı. Askeri ve coğrafi ilimlerle

isteyerek meşgul olur, araştırmalar, incelemeler yapardı. Tabiiyyeti

altında bulunan ülkelerin âdet ve şartlarını devletin ve bölgenin

menfaatlerine kullanmakta maharetliydi.”

Diğer bir İtalyan tarihçi Langusto, İstanbul’un fethinden sonra

şöyle yazmıştır:

“Sultan Mehmed, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silahlar

kuşanmış, asil tavırlı, çok az gülen, devamlı öğrenmek ihtirası ile

yanan, cömert ve iyi kalbli, gayelerine ulaşmakta inatçı bir

hükümdardı. En çok harp sanatına meraklıydı. Her şeyi öğrenmek

isteyen zeki bir araştırmacıydı. Sefahat düşkünlüğü olmayıp, kötü

âdetleri yoktu. Nefsine hakim ve uyanıktı. Her şarta tahammül

gösterebilirdi ve bir cihan devleti peşindeydi.”

Alman müsteşrik Franz Babinger, (Mehmed-II der Eroberer

und seine Zeit Weltenstürmer einer Zeitenwende) adlı eserinde

şöyle yazmaktadır:

“Türk dünyası için Fatih günümüze kadar, bütün imparatorların

en büyüğü olup, beşer tarihinde başka her hangi bir şahsın

kendisiyle mukayese edilmesi zordur. O Türk milletine, bütün

tarihinin en harikulade ve en yaklaşılması gayr-i kabil şahsiyet

olarak takdim edilmiştir. Batı âleminin mukadderatı, Fatih Sultan

Mehmed’in görünmesiyle sarih bir şekilde işaretlenmiştir. Kudretli

şahsiyeti, büyük Avrupa sahalarının dış görünüşünü derinden

değiştirmiştir. Ortaçağdan çıkarken insanları ve dünyayı görüş

tarzında, Fatih’in şahsiyeti, zekâları tesir altında bırakmıştır.”

Fatih’in sayısız vasıflarından bazıları

Fatih’in ölümü, Türk milletini büyük mateme gark etti. Ölüm

haberi Roma’ya ulaşınca, İtalya’da toplar atılıp günlerce şenlikler

yapıldı. Papa bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldırıp,

şükür âyini yapılmasını emretti.

Türk tarihi, sayılamayacak kadar çok kahraman ve cihangirlerle

doludur. Fatih Sultan Mehmed de bunların başında gelenlerdendir.

Çünkü o kılıçla keşfi yan yana yürütmüş, çağ açıp, çağ kapatmıştır.

Onun için, asırlar boyu her cephesiyle yazılmış, çizilmiş, hakkında

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Adana’nın Kurtuluşu

Garp’ta ve Şark’ta çok şeyler söylenmiştir. Tetkik edildikçe

derinleşen, derinleştikçe deryalaşan bu cihangirin sayısız

vasıflarından bazıları şunlardır:

Fatih Sultan Mehmed, soğuk kanlı ve cesurdu. Bu özelliğinin en

güzel misalini, Belgrad Muhasarası sırasında, askerin gevşediğini

gördüğü zaman önlerine geçip düşman hatlarına girerek gösterdi.

İstanbul Muhasarasında da donanmanın başarısızlığı yüzünden

atını denize sürmesi bu cesaretinin büyük örneğidir.

Ne istediğini, ne yapacağını, ne yapabileceğini bilen ve bu

büyük işleri başarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen

bir azim, sabır ve sükunetle hazırlayan bir insandı.

Çok merhametli ve müsamahalıydı. Kendisine elli gün

mukavemet eden, birçok Müslümanın şehid edilmesine sebep olan

İstanbul şehri ve onun sakinleri hakkında gösterdiği merhamet, aklın

alamıyacağı genişliktedir. Halbuki o devir Avrupa’sında muzaffer bir

kumandan, zaptettiği şehrin halkına görülmedik zulüm ve işkence

yapmakta kendini haklı görürdü. Fatih vicdan hürriyetine büyük

kıymet verirdi. İstanbul’a girdiği vakit ayaklarına kapanan İstanbul

patriğini yerden kaldırmakla alicenaplığını gösteren cihangir, şu

sözlerle patriği teselli etti: “Ayağa kalkınız. Ben Sultan Mehmed,

hepinize söylüyorum ki: Şu andan itibaren artık ne hayatınız ne de

hürriyetiniz hususunda gazab-ı şahanemden korkmayınız!”

Fatih, gayri müslim tebeasının din ve mezheplerine asla

dokunmadı, herkesi vicdani inanışında serbest bıraktı. Fatih,

İstanbul’un imarında ücret karşılığında daha çok Rum esirlerini

kullandı. Bu sırada biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satın alma

imkanını sağladı. Bu müsamaha o devir dünyasının hayalinden bile

geçirmediği bir olgunluk eseriydi.

Askeri ve siyasi sahada eşsiz bir deha idi. Askeri alanda

başarısının ilk özelliği kılıçla kalemin işbirliğidir. Ordunun disiplinine

çok dikkat ederdi. En küçük itaatsizliği ve buna sebep olan subayları

şiddetli bir şekilde cezalandırırdı. Ordusunu, plansız, düzensiz

hareket ettirmez, macera hevesiyle kan dökmezdi. Kendi devrine

kadar atalarının yer yer, ada ada yapmış oldukları akınlarını, planlı

bir fütuhat haline getirdi ve devletini, sistemli bir idarecilik şuuruyla

istikrarlı, yerleşmiş bir devlet yaptı.

Otuz senelik saltanat devresinde düzenlediği küçük, büyük

seferler, memleketin coğrafi işbirliğini sağlamaya dayanır. Bu

gayeye ulaşmak için de at geçmez kayalıklardan, geçit vermez

nehirlerden geçerek; durup dinlenmeden, kış yaz demeden savaştı.

Bütün bu seferleri bir plana göre yaptığından nereye gitmesi, nerede

durması lazım geldiğini bilerek hareket etti. Yapacağı seferlerin

muvaffakiyetle neticelenmesini sağlamak için aylarca bu seferin

bütün teferruatını hazırlardı. Kumandanlığı ile diplomatlığı daima

beraber hareket ederdi. Hangi devlet üzerine sefer düzenleyecekse,

o devletin iç ve dış münasebetlerini, zaaflarını, kuvvetini, diğer

devletlerle olan münasebetlerini en ince noktasına kadar tetkik eder

ve sefere hasmının en zayıf ve kendisinin en kuvvetli zamanında

çıkardı. Yapacağı seferlerden en yakınlarına bile haberdar etmez ve

bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. “Sırrıma sakalımın bir tek

telinin vakıf olduğunu bilsem, onu yolar, atarım” sözü meşhurdur.

Böyle hareket etmeyi muvaffakiyetlerinin başlıca sebeplerinden

sayardı.

Çok başarılı bir diplomattı. Otuz sene, Asya ve Avrupa’da bazen

birkaç cephede beş, on hatta daha fazla devletle birden harp

halinde bulunduğu günler oldu. Böyle zamanlarda düşmanlarının,

kuvvetlerini bölmenin, siyasi müzakereler, vaatler ve geçici tavizlerle

müttefikleri birbirinden ayırmanın kolayını bulurdu.

Casuslar bulundurduğu gibi, Avrupalı devletlerin Osmanlılarla

ilgili hareketleri müzakere eden bütün meclislerinde geniş bir haber

alma teşkilatına da sahipti. Almanya’da yerlilerden elde edilmiş

casusları da vardı. İtalya ise, son derece gizli ve daimi bir Türk

haber alma servisiyle örülüydü. Fatih’in, bu teşkilatı sayesinde

düşmanlarından günü gününe haberi olur, hareketlerini

değerlendirerek tedbirler alırdı.

Fatih, ordu ve donanmasını iyi bir şekilde tekamül ettirmişti.

Ordunun silahları birkaç senede yenilenir ve daha geliştirilmiş

olanları eskilerinin yerine konurdu. Osmanlı donanmasının tekamül

etmiş şekilde kurucusu Fatih’tir. Topçuluğa gerekli ehemmiyeti

veren ilk padişahtır. Fatih’ten önce, top, bütün dünyada, daha çok

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Adana’nın Kurtuluşu

sesi ile düşmanı ürkütmek için kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir

edebileceği ve meydan muharebelerinde rol oynayacağı hiç

düşünülmemişti. Fatih, bütün bunları akıl ederek, o tarihe kadar

görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi. Topların balistik

ve mukavemet hesaplarını kendisi yaptı. Piyadeye de, öncesine

nispetle, büyük önem verdi. Osmanlı ordusu esas bakımından bir

süvari ordusu olmaya devam etmişse de, yeniçeri ve azab gibi

piyade sınıfları, Fatih devrinde önem kazandı.

Fatih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarına çok

kıymet verirdi. Zihniyeti ve tabiatı itibariyle ileri hamleden hoşlanan,

terakki ve medeniyetten zevk alan bir padişahtı. Tıpkı askeri fetihleri

gibi, ilim adına açtığı savaşta da bir âlimler, sanatkârlar ordusu

kurdu ve bu muhteşem orduya kendisi serdar oldu. Yeni devletin

kurulması planının icrasında eğitim ve öğretimin tesir ve önemini her

şeyden üstün tuttu. Maarif sistemini kanunla tanzim ederek ulema

sınıfı diye tanınan ve idarenin temelini meydana getiren diyanet ve

hukuk kurumlarını teşkilatlandırdı. Devlet idaresini ve bunun

ilmileştirilmesini esas aldı.

Akli ve nakli ilimlerde söz sahibi olan âlimleri İstanbul’a topladı

ve onların talebe yetiştirmesi için medreseler kurdu. Devrinde

yetişen büyük âlim ve sanatkârlar mühim eserler verdiler. Fıkıh

ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürani, Molla Yegan, Hızır

Çelebi, matematikte Ali Kuşçu, kelamda Hocazade, zamanının

büyük âlimlerindendi ve ülkesine dünyanın dört bir tarafından âlimler

akın ederdi.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih, hocası Akşemseddin’in elini

öpüp, tahtı tacı bırakıp derviş olmak istedi. Akşemseddin bu teklifi

reddederek, devlet işlerine memur edilen padişahın asıl vazifesini

yapmamış olacağını, din-i İslam ve adaletle memleketi ve dünyayı

idare etmenin daha makbul olduğunu; aksi halde din ve devletin

zarar göreceği için, ikisinin de Allah indinde mesul olacaklarını

bildirdi. Bunun üzerine Allah aşkı ile yanan kalbinin ateşini de

şiirleriyle ortaya döktü.

Fatih Sultan Mehmed, kelam ve matematik ilminde devrinin en

büyük otoritelerinden biriydi. Bizanslı tarihçi Kritobulos’un

hayranlıkla anlattığı, balistik sahasındaki keşifleri, ortaçağın surlarını

yıkmıştır.

Fatih Sultan Mehmed, teşkilatçı ve imarcı idi. Devlet idaresini

tam bir intizam içinde yürütmek için lüzum ve ihtiyaç görüldükçe

İslam’ın esaslarına uygun kanunlar ve fermanlar yayınladı. Tanzimat

dönemine kadar Osmanlı Devletinin temel kanunu olarak mer’iyyette

kalan Fatih Kanunnamesi çok mühim bir eserdir. Padişahın görüşleri

alınarak sadrazam Karamani Mehmed Paşa tarafından hazırlanan

bu çok önemli kanunnameyi, Nişancı Leyszade Mehmed Çelebi

kaleme almıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde hazırlanan

kanunnamede de bu eser esas alınmıştır. Osmanlı Devletinin bütün

temel müessese ve teşkilatı, Fatih devrinde en mükemmel hâle

gelmiştir. Enderun Mektebini kurarak memleket için gerekli devlet

adamı yetiştirilmesini yine o sağlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed, doğu Türkleri ile temasa büyük önem

verdi. Oğlu Sultan İkinci Bayezid de Türk medeniyetini ilerletmek

hususunda babasını takip etti. Doğu Türklerinin, Timur Han devri

medeniyeti denilen medeniyet hareketlerinin benzeri, Fatih devrinde

Osmanlılarda tahakkuk etti. Fatih, batı dillerinden bir kaçını bilmesi

sebebiyle Avrupa literatürünü çok iyi takip etmiş, Türklerin her

hususta Avrupalılardan üstün bulunması sebebiyle, Avrupa’dan bir

şey alma ihtiyacını duymamıştır.

İstanbul’un imarına çok önem veren Padişah, saray, camiler,

medreseler ile hamamlardan başka şehrin çeşitli yerlerinde 4000

dükkan yaptırarak vakfetti. Büyük camilerin yanındaki medreselerin

haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı Su Tesisatı ile

iki gemi tersanesi ve kışla yapılan binalar arasındadır. İstanbul imar

olunurken, diğer taraftan Bursa, Edirne gibi şehirlerde imar

faaliyetleri büyük bir hızla devam etti. Bu devirde Bursa’da 37,

Edirne’de 28 ve sair şehirlerde 60 cami yapıldı.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.