Felak Suresi Sırları ve Türkiye  

Felak Suresi Sırları ve Türkiye  

1970 yılında yirmi yaşımdaydım. Okumaya meraklı arkadaşlarımdan biri, cebinden çıkardığı kitabı açtı, Felak Suresi’nin ebcedle yapılmış tefsirini okudu. Zihnime yer eden, ”ğasıkın izâ vakab” kelimesinin 1971 yılındaki dehşetli olaydan haberdar etmesi idi.

Kitapta, Felak Suresi’nin, her asra bakan derin manalarının olduğu belirtildiğinden, o derin manaları bulma merakı bende uyandı.

Felak Suresi, beş ayet gibi görünse de, tek ayet gibidir; beş kelimeye bölünmüştür. Özelliği, dört kelime içinde bulunan ‘şerr’ sözcüğünün, oluşacak fesat ortamına ve o ortamda yakıcı ve yıkıcı belaya insanların maruz kalacağına işaret etmesidir.

BİRİNCİ KELİME: ”Kul euzü bi rabbi’l-felak”

Burada ”de” (kul) emri ile ilk muhatap Hz. Muhammed’dir. O’na, onun vefatından sonra ümmeti içinde ard ardına oluşacak kahredici kötülükleri haber verir. İleriki yıllarda, Hz. Muhammed’in yaşamını yaşam edinen, İslam’ın kuralları çerçevesinde kalan herkes, her toplum bu emre muhataptır.

‘Kul’ sözcüğü ebced hesabıyla H.130 / M.747 dir. Bu tarihte, Hz. Muhammed’in tabilerinin aklı başında olanlarına, bir kaç yıl sonra oluşturulacak şerri gösterip ‘Felakın Rabb’ine’ sığınmaları emrini verir.  Ebu Müslim Horasani isyanı ile ‘İslam’ etiketli Emevi devleti yıkılacaktır.

‘Felak’ sözcüğü, umulmayan, mahiyeti çıktığı ana kadar bilinmeyen varlık demektir. Can ve mal telef etme aracıdır.



”Kul euzü bi rabbi’l-felak” kelimesi, H.1353 / M.1934 tarihini verir. Hz. Muhammed’i sevenlere aynı uyarıyı yapar: ”Felakın Rabbi’ne sığının”. On yaşındaki yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, beş yıl sonra çıkacak şerre karşı uyarıyı almış olmalıdır. Ülke içinde, ‘zulüm gibi görünen, ölüm ve yıkım olayı olmuşsa da, maruz kalanlar için, onlar, Kur’an mesajını anlayamamış, Felak Suresi’nin sırrına erişememiş kimselerdir denebilir.

İKİNCİ KELİME: ”Min şerri mâ halak”

Felak sözcüğünü, umulmayan, mahiyeti çıktığı ana kadar bilinmeyen varlık, dedik. ‘Halak’ sözcüğü, bu varlıkların parça parça yapılarak, o parçaların birbirine eklenerek ortaya çıkarıldığını anlatıyor.

”Mâ halak”, böyle meydana getirilen ne kadar varlık varsa, demektir.  ‘Şerr’ sözcüğü ise, meydana getirilen varlıkları, bu ayette, ‘yakıcı’ ve ‘yıkıcı’ olmaklığıyla sınırlıyor.

”Min şerri mâ halak” kelimesi, yapılmış, meydana getirilmiş nesnelerin yakıcılığından-yıkıcılığından (sığınırım) demek oluyor.

Hz. Muhammed’in vefatından 80 yıl sonra, Emevi devletine halifelik iddiasıya zor anlar yaşatan Abdullah bin Zubeyr, Haccac’ın hiddetine sebep oldu. O da, -hem de hac mevsiminde- Mekke’yi mancınık ateşine tutup Kabe’yi yerle bir etti. Mekke’yi savunan Zubeyr ile birlikte hacılar da telef oldu. Bu olayda yapılmışların şerrinden Rabb’e sığınan sığındı; sığınamayan Hz. Ebubekir’in torunu da olsa, işe yaramadı.

”Şerri mâ halak” kelimesi, ebceden (‘re’ şeddesiz) H.1271 / M.1854  tarihini verir. Bu tarih, ateşli silahların, dünyanın her yerinde, kara ve deniz nakil araçlarında aynı zamanda kullanıldığı tarihtir. Hava aracı planlanmaktadır. ‘Re’ şeddeli olursa, H.1471 / M.2048’dir. Yakmaya ve yıkmaya hazır nesnelere, bu tarihte, kara, deniz, hava nakil araçlarından sonra uzay araçları da dahil olacaktır.



”Min şerri mâ halak” (‘re’ şeddesiz) H.1361 / M.1941 tarihini verir. Bu tarih, İkinci Dünya Savaşı’nın kara, hava, deniz ve denizaltı araçlarıyla medeniyetleri zir-ü ziber ettiği tarihtir. Sadece, Yeni Türkiye Cumhuriyeti, ”euzü bi rabbil felak” sırrınca bu savaşa dahil olmamış, günahlara kefaret sayılabilecek açlığa ve yokluğa uğramışsa da yakılmamış-yıkılmamıştır.

‘Re’ şeddeli H.1571 / M.2145’dir. Yapılmış nesnelerin yakmasının ve yıkmasının sonudur. Ne kadar yakar, yeryüzünün neresini ne kadar telef eder, bilinmez. Herhalde, Rabb’i bilen ve O’na sığınan toplum veya milletler bu beladan uzak kalacaktır.

ÜÇÜNCÜ KELİME: ”Ve min şerri ğâsikın izâ vakab”

Yani, gün bittiğinde güneşin kaybolup kapkaranlık olan gecenin şerrinden… Böyle bir gecede hava kesif bulutlarla kaplanmış ay ve yıldızlar görünmez olmuştur. Yırtıcı mahluklar pusudadır. Toplumda kendi başına hareket edenler, zararlıların hışmına uğrarlar.

Kelime sosyal ve siyasi hayat için çok güzel benzetme içerir.

Gün, selamettir; güneş ise selameti sağlayan yönetimdir. Ülkede kanunlar usulüyle işletilir. Gün bitimi, istirahat vaktidir, Yönetici ortamı vekiline (ay’a) bırakacak, alimler (yıldızlar) yönetimin talimatları doğrultusunda gidilecek yolu gösterecektir.

Havanın kesif bulutlarla kaplanıp ayın ve yıldızların görünmez olduğu ortam, ”ğasikın izâ vakap” denen ortamdır. Toplum korku içindedir. Yönetimdeki kadrolardan eman ve yardım alma imkanı bulunamaz. Alimlere akıl danışılamaz.

”Ğasikın izâ vakab” kelimesi ebceden (tenvinsiz) M.1971 tarihini veriyor. Okuduğum kitap Türkiye’nin bu tarihte gece karanlığına düşeceğini haber veriyordu. Haber verdiği gibi oldu. 1965’ten itibaren istikrarlı biçimde ülkeye hakim olan siyaset kurumu, 1971’deki 12 Mart muhtırasıyla bozuldu. Türkiye’nin üstünü anarşi bulutları sardı. Sabotajlar, bombalamalar ve cinayetler arka arkaya geldi. Fabrikalar grevlerle işletilmez oldu. Halk ihtiyaç maddelerini alabilmek için kuyruklar oluşturuyordu. Ta 1980 yılına kadar.

”Ğasikın” daki tenvin hesaba katıldığında M.2021 tarihi çıkıyor.



Felak Suresi’ndeki ”ğâsikın izâ vakap” kelimesinin 1971’in karanlığına işaret ettiğini belirten kitap, 1951’de ‘dindar – mümin’ diye bilinenlerin iktidarından dinsizlik tohumlarının ıslah edilmesini bekliyordu. Yoksa yirmi yıl sonra tüm ülkenin dehşetli tokat yiyeceğini belirtiyordu. 2001’de iktidara gelen aynı anlayıştakiler, ‘dindarlık pozunda sahte ‘ıslah’ çalışmasıyla meşguller. 2021’de tüm ülke tokat yerine kırbaç yiyebilir. Çünkü kendi çıkardıkları kanunları kendileri uygulamayıp, sahteliği aşikar ediyorlar.

DÖRDÜNCÜ KELİME: ”Ve min şerri’n-neffasâti fi’l-ukad”

Toplum içinde zehir etkisi yapan lafları yayanların şerrinden…

Bu kelime, önceki kelimenin sebebi oluyor. Otorite ondan sonra kaybolmaya başlıyor.

1951 yılında iktidar olanlardan müslüman halkın çoğu, başta Kur’an öğrenimi hakkında, dini hassasiyet bekliyordu. Beklentiler gerçekleşmeye başlamıştı ki, müslüman bilinen bazı cemaatlerin içinden zehirvari yayın başladı.

‘Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad” kelimesi ebceden 1954 tarihini veriyor.

Ukad (tarikat, cemaat, dernek) içindeki zehirliyeyicilerin getireceği yıkımı işaret ediyor. Öyle oldu; 1960’daki kanlı darbenin şerririnden Rabb’lerine sığınanlar uzak kaldılar.

”Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad” kelimesindeki ‘fe’nin şeddesi sayıldığında 2034 tarihi çıkıyor.

Ukad sözcüğünün karşılığını medya olarak da anlamak gerekir.

Bu kelime, çıkarlarını kaybedenlerin uyduruk fikir üreteceğini, zehirvari yayın ile şerri hazırlayacağını ima eder.

BEŞİNCİ KELİME: ”Ve min şerri hâsidin izâ hased”

Başkasındaki dünyalık nimete göz koyup, ‘senin değil benim olmalı’ diyenin şerrinden…

Bu, bir kişi gibi görünse de, şeytanlığı değişik çok kişinin bir kişi gibi olmuş halidir.

Bu tip kişi, umumiyetle devlet içinde, makam ve saltanat meraklıları arasından çıkar.

Vazgeçilemeyen unsuru ‘yalan’dır. Gücü eline geçiren zihniyet, -inancı da kullanarak- toplumu önce fırkalaştırır, sonra büyük çatışmalara hazırlar.

Hâsid, hırs yüklüdür. Büyük şerri oluşturur ama oluşturduğu şerrin içinde yanmaktan da kurtulamaz. (Örneği: Adolf Hitler’dir)

İbrahim Faik Bayav
(05.03.2018)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN