Festival notları…

Festival notları…

Bu işin ustaları, bu işin bilenleri, bu işi öncesinde iki yıl yapanlar deyip, bir de adına ‘deneyimliler’ özelliğini de kondurarak; eylemlerinin kusursuzluğunu söyletmeyi beklemesinler!

Bu anlayışla olduktan sonra bu yılda, önümüzdeki yılda, daha sonra da yapılanlar ‘hep’ eksiklikler, ‘hep’ gereksizlikler, ‘hep’ uygunsuzluklarla dopdolu olacak gibi…

Geçtiğimiz günler Çukurova Belediyesi’nin düzenlediği Orhan Kemal Edebiyat Festivali için, belirlenen adresteydik dostlarla…

Kimimiz gazete köşelerinde yazacak, kimimiz birkaç yapıt ortaya koymuş festivalde okurla buluşturacak, kimimiz birkaç fotoğraf çekecek sosyal paylaşım sitelerine koyacak…

Adana’mızda, Çukurova’mızda yapılan bir etkinliği gerek duymayan, gerekse Adana dışında olup gelemeyenlere duyuracaktık.

Festivale gelen konuklar bir yana Adana sanatçıları için, Adana sanatçılarının yapıtları için, Adana sanatçılarının buram buram Adana kokan Çukurova’nın bağrından çıkmış öykülerinin tadını duyurmak için bundan iyi bir zaman olabilir miydi ki; en önemlisi de sanatı önemseyen bir Belediye Başkanının çabası da olunca…

***



Belediye bahçesine kurulu mavi brandalı çadırlarda kitaplar dizilirken arasından geçiyoruz.

Geçen yılda olduğu gibi ünlü yazarların, ya da yapıtların bulunduğu yer kapıya yakın. Adana Yaşam sanat’ın çadırı bile kurulmamış, üstelik bir başka yayınevi ile çadırı birlikte kullanmaları önerilmiş!

Ne güzel değil mi?

Yaşamlarını Adana’da sürdüren, kendi güçleriyle sanat dergilerini yapan, kendi güçleriyle yapıtlarını bastıran, kendi güçleriyle yapıtlarının pazarlamasını yapan, kendi güçleriyle sergilerini açan bu kentin sanatçılarına ‘direnmeseler’ çadır verilmeyecek!

Festival görevlilerinden ‘biri’ şöyle bir tümce kullandı:

‘Belediye davetiyede adınızı tek tek kullandı ya, bu destek değil mi?’

Bazen ben ‘yanıyorum’ dediğimde alınanlar oluyor ya; ‘yanma’ nedeni ben miyim, ‘yanlış’ ben miyim, diye düşünüyorum, düşünürken de acılanıyorum!

Davetiyede Adanalı sanatçıların adı olması destekmiş; geçiyorum bunu…

Birkaç kişi salona girmek için yürüyoruz. Giriş kontrol noktasını geçtiğimizde, salondan uğultulu sesleri duyulunca önce duraksayıp, sonra da gelen sese kulak vermeye çalıştım…

Ses ‘öğrenci kardeşlerimiz yerlerini boşaltsınlar lütfen, büyüklerine yer versinler!’ Ne öğrencisi, ne büyükleri derken salona girdiğimizde gerçekten şaşılacak durumdaydı. Etkinliğin ‘bu saati’ öğrenciler için miydi, büyükler için miydi? Salonda bulunan koltukların yarısından çoğu öğrencilerle doldurulmuştu. Bugüne değin gittiğim etkinliklerde belediye çalışanlarının doldurduğunu görmüştüm de, açıkçası böylesine tanık olmamıştım!

Şimdi nasıl olacak? Öğrenciler koltuklarından kalkacak, yerlerini büyüklerine verecek; bu öğrencilerin her dönem bu çektikleri nedir böyle? Kozan’dan anımsıyorum. Başbakan geleceği zaman, ya da cumhurbaşkanı geleceği zaman Kenen Evren’li, Turgut Özal’l ı dönemlerde ne denli çok tanık olmuştuk bu rezilliğe! O zemheri soğuk günlerde, sabah saatlerinden günün ortalarına değin öğrencilerin bekleyişlerini… Gerçi inan, buradaki durumu daha anlayabilmiş değilim. Eğer öğrenciler için bir gösterim varsa neden böyle çakıştırıldı, ya da eğer bu saat öğrenciler içinse neden büyükleri de salona aldılar; anlamadım…

Arkadaşlarla sahne önüne dek indik. Orta bölümün üç sırası protokol diye ayrılmıştı! Sahne önünde görevli olduğu belli olan birine ‘basının yeri neresi’ diye sorduğumda, kapı yönün ön sırasını gösterdi. Ama ortalık karma karışık. Gelenlerden birçoğu ayakta… Öğrencilerin birçoğu bölümlerin ortasındaki merdiven basamaklarına oturmalarına karşın yer bulamayanlar ayakta beklerken, ‘basına’ ayrıldığı söylenen koltuklarda ‘oturduğum’ koltuktan başkası kalmadı! Birlikte geldiğimiz arkadaşlardan kimi dışarı çıktı, kimi aralara dağıldı…



Konuklar geliyor olmalı! Sahnedeki konuşmacı kulaklık mikrofondan sesleniyordu. ‘Orta sırada bulanan Adanalı arkadaşlar, lütfen ilk üç sırayı boşaltır mısınız? Birazdan belediye başkanımız içeri girecekler, konuklarımız da gelecek. Adana’nın konukseverliğini gösterelim. Belediye başkanımız salona girecekler…’ Koltukta oturuyorum ama, diken dikenim. ‘Belediye başkanımız salona girecekler’ sözü tırmalıyor beni. Her ne demekse böylesine bir tümce! O anda ne oldu anlamadım, biri yaklaştı yanıma ‘Basın mısınız’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Basın kartınız’ dedi. ‘Taşımıyorum’ dedim. ‘Göstermelisin’ dedi. ‘Olmayan şeyi gösteremem, benden yalnız kim olduğumu sorarsınız, kimliğimi değil’ dedim. Bu arada anlayamadığım bir tümcesi oldu, yerimden kalktım, anlamadığımı söyledim. ‘Bu koşullarda burada kalmamın bir anlamı yok, salonu terk ediyorum’ dedim. Oturmam için birkaç sözünü duydum, kendimi sahne yanındaki kapıdan dışarı attım.

Dışarıdayım… İçerideki izlencenin ne olduğunu, bana ne vereceğini, neler söylendiğini, kimlerin konuşmacı olarak katılacağını ‘bilmek’ istesem’ de geri dönmedim. Gidiyorum…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN