Gelirin Yeniden Dağılımı ve Maliye Politikası

Gelirin Yeniden Dağılımı ve Maliye Politikası

indir

GELİRİN YENİDEN DAĞILIMININ TANIMLANMASI

Gelir dağılımı, iktisadi bir kavram olarak milli gelirin yeniden dağılımı anlamında kullanılır. Yani, dağılımı incelenecek gelir milli gelirdir. Milli gelirin kimler, neler veya nereler arasında dağılımını ele alacağımızı da ortaya koymak lazımdır. Bu bakımdan, iktisaden önem taşıyan çeşitli gelir dağılımı kavramlarını açıklamak ve bu kavramlardan hangisinin tetkik edileceğinin bilmek gerekir. Şöyle ki:

a)Coğrafi gelir dağılımı: Bir ülkenin farklı bölgelerinde yaşayan insanların milli gelirden ne oranda pay aldıklarını gösterir. Bu gelir dağılımı, bir ülkenin gelişmiş ve az gelişmiş bölgeleri arasındaki farkları bulmada kullanılabilir. Gelişmiş ekonomilerde bölge geliri, kişi başına düşen milli gelirin 2/3’si ile karşılaştırılabilir. Bu karşılaştırma yapıldığında, gelişmiş ekonomilerde, geri bölgeler içindeki nüfusun çok az bir kısmının kişi başına düşen milli gelirin 2/3’sinden daha az bir gelire sahip olduğu görülür. İngiltere ve İsviçre’de böyledir. Bu oran Fransa ve Norveç’te %10, İtalya, İspanya ve Türkiye’de %30 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde bölgeler arasındaki kişi başına düşen milli gelirler arasındaki fark gittikçe azalırken, az gelişmiş ülkelerde gittikçe artmaktadır.

b)Sektörlere göre gelir dağılımı: Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin milli gelirden aldıkları payları, bunların uzun devredeki seyirleri, devletin hangi sektörler aleyhine hangi sektörler lehine gelir dağılımını etkilediğini, sektörlere göre gelir dağılımını kullanarak inceleriz. Gelişmiş ekonomilerde tarım sektörünün milli gelirdeki payı az, az gelişmiş ekonomilerde ise fazladır.

c)Fonksiyonel gelir dağılımı: Çeşitli üretim faktörlerinin milli gelirden aldıkları payları inceleyen gelir dağılımı kavramıdır. Milli gelir içinde ücret, rant ve kârın paylarını saptarsak, milli gelirin fonksiyonel dağılımını elde etmiş oluruz. Milli gelirin sosyal sınıflar arasında nasıl dağıldığını araştırmak istiyorsak, bunun için en uygun olanı fonksiyonel gelir dağılımıdır. Ancak, fonksiyonel gelir dağılımı bunu kaba hatlarıyla gösterebilir. Çünkü, sosyal tabakalaşma, fonksiyonel dağılımın dörtlü sınıflandırmasının kapsamına giremeyecek kadar karmaşıktır. Zira bu sınıflandırmaya göre küçük çiftçi ile büyük çiftçi, küçük tüccar ile büyük tüccar, memurla sanayi ve tarım işçileri arasında hiçbir fark yoktur. Sosyolojik bakımdan sosyal gruplar, sadece elde edilen gelirin kaynağına göre tanımlanamaz. Mesela büyük bir şirketin yöneticisi emek gelirli olduğu için fonksiyonel dağılıma göre ücretli sınıftan olması gerektiği halde, sosyolojik bakımdan işçi sınıfından sayılmaz.

d)Kişisel gelir dağılımı: Bireylerin veya tüketici birimlerinin, belli bir süre boyunca elde ettikleri gelir miktarlarını göz önünde tutar. Dolayısıyla bireyler arası gelir eşitsizlikleri araştırılmak isteniyorsa kişisel gelir dağılımı kavramına başvurulur. Ücret, faiz, rant ve kârların milli gelirden aldıkları payları söylediğimizde bu fonksiyonel gelir dağılımı olur. toplumda ne kadar rantçı, ne kadar ücretli olduğunu bu dağılım biçimi belirtmez. Ayrıca bir ailenin yıllık gelirinde hem ücret, hem rant, hem faiz hem de kâr birarada bulunabileceği için fonksiyonel gelir dağılımı bireyler arası gelir farklılıklarını göstermez. Buna karşın, Türkiye’de yaşayan insanların şu kadarı şu kadar miktarda gelir elde ediyor veya bu kadarı milli gelirin yüzde şu kadarını ele geçiriyor dersek, bu dağılım şekli kişisel gelir dağılımıdır. Kişisel gelir dağılımı sayesinde tüketici grupları arasındaki dengesizlikler saptanabilir.
Ülkenin az gelişmiş bölgeleri bizi ilgilendiriyorsa coğrafi, farklı sektörlerin milli gelir içindeki yerini ve gelişmesini inceliyorsak sektörler arası, sosyal grupların payları hakkında fikir edinmek istiyorsak fonksiyonel, milli gelirin dağılımındaki eşitlik veya eşitsizlik derecesi bizi ilgilendiriyorsa kişisel gelir dağılımları önem kazanır. Bizim inceleyeceğimiz dağılım şekli kişisel gelir dağılımıdır.

KİŞİSEL GELİR DAĞILIMINI SAPTAMADA KULLANILAN METOT

Kişisel gelir dağılımı incelenirken, birim olarak tüketici birimleri kabul edilir. Uygulanacak yöntemde ise gelir elde etmeyen kişiler, yani işsizler de gösterilir. Onun için, kişisel gelir dağılımı ile ilgili etütlerde birim olarak aile saptanmaktadır. Bu hususlar göz önünde tutulunca, bir yandan kişisel gelir dağılımı zaman içerisinde değeri değişen bir para birimine bağlı kalmaksızın ve milli gelirin toplam değerini dikkate almaksızın ifade etmek mümkün olmalı, diğer yandan tüketici birimlerinin sayıları dikkate alınmaksızın gelir dağılımı gösterilebilmelidir.
Bunun için, gelir dağılımını incelemede en uygun metot Lorenz eğrisi metodudur. Bu metoda göre önce çeşitli gelir dilimlerinde ne kadar tüketici biriminin yaşadığını ve bunların elde ettikleri geliri öğreniriz. Sonra tüketici birimleri en az gelirliden en çok gelirliye doğru sıralanan yüzdelere ayırırız. Her yüzdenin karşısına bu grubun milli gelirden aldığı payı yüzde olarak gösteririz. Tüketici birimlerinin en az gelirli %20’si milli gelirin %5’ini elde ediyor gibi. Bu şekilde hem tüketici birimlerini hem de milli gelir yüzdelerle gösteren bir tablo düzenlendikten sonra, bu verileri bir diyagrama yerleştiririz. Bu yerleştirme sonucu ortaya çıkan diyagramatik ifadeye Lorenz eğrisi denir.

Lorenz eğrisinde yatay eksende en az gelirliden en çok gelirliye doğru dizilmiş tüketici birimlerinin yüzdesi kümülatif olarak gösterilir. Dikey eksende ise, toplam geliri kümülatif yüzdeler halinde ifade ederiz. Diyagramda 450’lik bir açı teşkil ederek çizilmiş OAD doğrusu gelir dağılımında mutlak eşitlik doğrusudur. Çünkü OAD’nin üzerindeki her noktada tüketicilerin yüzdesi, toplam gelirin yüzdesine eşittir. Mesela tüketici birimlerinin %25’i gelirlerin %25’ini, %50’si gelirlerin %50’sini elde eder. Gerçekte karşılaşılan gelir dağılımları OBD eğrisine benzer eğrilerle gösterilir. Tüketici birimlerin en az gelirli %25’i toplam gelirin %6’sını, onu takip eden %25’inin toplam gelirin %9’unu elde etmesi halinde, kümülatif olarak düşününce, en az gelirli %50 tüketici birimi milli gelirin %15’ini elde ediyor demektir. Müteakip grupların milli gelirden aldıkları yüzdeleri de diyagramda işaretler ve işaretli noktaları da birleştirirsek, ekonominin gelir dağılımını gösteren OBD eğrisi ortaya çıkar. Gelir dağılımı OAD’ye yaklaştıkça eşitsizlik azalmakta ODC’ye yaklaştıkça eşitsizlik artmaktadır.
Şekilde nüfusun %55’inin gelirin sadece %25’lik bir kısmını aldığını görülmektedir.
Lorenz eğrisi ile gösterilen gelir dağılımı dengesizliklerini İtalyan istatistikçi Gini bir katsayı ile ifade etmiştir. Buna Gini katsayısı denilmektedir. Gini katsayısı, Lorenz eğrisi ile 900’lik açının açı ortayı arasındaki alanın dik üçgen alanına olan oranının rakamsal değerini gösterir. Sıfır ile bir arasında değişir ve gelir dağılımı dengesizliği azaldıkça katsayı sıfıra, arttıkça bir yaklaşır. Değişik zamanlarda yapılan gelir dağılımı araştırmalarında bulunan Gini katsayılarının karşılaştırılması bize gelir dağılımı eşitsizliklerinin düzelme veya bozulma yönünde değiştiğini açıkça göstermektedir. Katsayı küçüldükçe gelir dağılımı düzelmekte, büyüdükçe bozulmaktadır.

GELİR DAĞILIMINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER

Burada, ekonomide kendiliğinden gelir dağılımını belirleyen faktörler incelenecek, emeğin dışındaki üretim faktörlerine servet dersek, gelir dağılımını tayin eden asli faktörlerin şu noktalar etrafında toplandığını görürüz:

a)Emeğin Dağılımı: İnsanların sahip olduğu işgücü, vasıf bakımından farklılıklar gösterir. Ücretler arasındaki farklılığın başlıca sebebi budur ve kişisel kabiliyet farklılıkları ikinci derecede rol oynar. Vasıflı işgücü elde etmenin en önemli yolu eğitimdir. Onun için, yüksek ücretli iş kollarına ve mesleklere emek arzını artırmak ancak eğitim olanaklarını herkese eşit şekilde dağıtmakla mümkündür. Her ekonomik sistemde farklı iş güçlerine farklı talepler vardır. Ayrıca ücretin dışında, işi veya işin gerektirdiği beceriyi elde etmenin zahmetli oluşu gibi etkenlerde emek arzını etkiler. Onun için çeşitli vasıflardaki işleri, elde etme ile ilgili tüm engeller ortadan kalksa da emek gelirleri arasında farklar olabilir. emeğin vasfının dağılımındaki eşitsizlikler, emek gelirleri arasındaki eşitsizliğin en önemli sebebidir. Bu nedenin arkasında eğitim olanaklarının bireyler arasında eşitsiz dağılmış olması yatmaktadır.

b)Servet Dağılımı: Servet gelirleri, servet dağılımına göre, tüketici birimleri arasındaki gelir dağılımının eşit veya eşitsiz olması sonucunu yaratır. Servet dağılımı, emek dağılımına göre daha eşitsizdir. Onun için servet gelirleri emek gelirlerine göre daha eşitsiz dağılmıştır. Gelişmiş batı ülkelerinde gelir getiren servetin çok büyük kısmı, az sayıda tüketici biriminin elindedir. Çünkü, herkesin emeğinin vasfını artırabilmesi, tüm imkânlar sağlansa bile sınırlıdır. Oysa servet edinmek sınırsızdır. Ayrıca gelirler eşitsizliğin bir üst sınırı vardır. Gelirsiz yaşamak mümkün olmadığına göre bu üst sınırı aşılamaz.

c)Faktör Fiyatları: Servet ve işgücünün dağılımını bir veri olarak sabit kabul edersek, faktör (emek, sermaye, doğa, müteşebbis) fiyatlarındaki değişmeler, tüketici birimleri arasındaki gelir dağılımını fiyatı değişen faktörün lehine veya aleyhine değiştirir. Mesela, faiz, kâr ve rantın sıfıra düştüğü bir ekonomide servet temerküzü tek başına gelir eşitsizlikleri yaratmaz.

KİŞİSEL GELİR DAĞILIMININ ÖNEMİ

a)Kişisel gelir dağılımında adalet sosyal barışı sağlar, refah farkını kaldırır. Ayrıca adil gelir dağılımı, ekonomik güç birikimlerini önler, rantiye sınıfının büyümesine imkan vermez. İşte bu nedenle adil gelir dağılımı tüketici birimler arasında refah, ekonomik ve politik güç dengesi kurduğu ve çalışmadan yaşayan bir sosyal tabakanın oluşmasına meydan vermediği için sosyal barışı sağlayıcıdır.,

b)Kişisel gelir dağılımında adalet toplumsal refahı artırır. Gelir dağılımında adalet, büyük gelirli tabakalardan az gelirli tabakalara doğru gelir transferine neden olur. Marjinal fayda teorisine göre bu gelir transferi toplumsal fayda ve refahı artırır.

c)Kişisel gelir dağılımında adalet fırsat eşitliğini artırır. Bu sayede sosyal alandaki önemli bir amaca ulaşılmış olur. Yeteneklerle ilgili olmayan başlangıçtaki eşitsizliklerin olumsuz etkileri bertaraf edilmiş olur.

d)Kişisel gelir dağılımında adalet, ekonomik istikrarı sağlar. Gelişmiş ekonomilerde bazen görülen, tasarruf-yatırım dengesini tasarruf lehine bozan ve istikrarı bozan durumların meydana gelmesine imkan vermez. Adil gelir dağılımı sonucunda, harcama gelirin bir fonksiyonu olduğundan ekonomide efektif talep yükselir ve efektif talep düşüklüğünden kaynaklanan buhranlardan kurtulunur. Bu nedenle adil gelir dağılımı fiyat istikrarını korur, tam çalışmayı gerçekleştirir.

İLMİ YÖNDEN ADİL GELİR DAĞILIMI ÖLÇÜSÜ BULUNABİLİR Mİ?

Teoride böyle bir ölçü ortaya atılabilir. Tüketici birimleri arasında gelir dağılımı öyle olmalı ki bu dağılım sonunda tüm tüketici birimlerin marjinal gelirlerinin faydaları birbirine eşit olsun. Fakat marjinal fayda ölçülemez ve bu ölçüde kullanılamaz. Bunun için pragmatik hareket etmek zorunluluğu vardır. Kullanılan bu pragmatik ölçü adil gelir dağılımından beklenen faydaların gerçekleştirilmesini mümkün kılan ölçüdür. O zaman, herhangi bir ekonomide gelir dağılımı sosyal barışı sağlıyor, toplumsal refahı artırıyor, herkese fırsat eşitliği sağlıyor ve gelir dağılımındaki eşitsizlikler devri hareketlere sebep olmuyorsa o ekonomideki gelir dağılımını adil kabul etmek gerekir. Ancak, böyle bir gelir dağılımı mutlak anlamda tüm tüketici birimlerinin birbirlerine eşit gelir elde ettiği bir gelir dağılımı değildir. Böyle bir gelir dağılımı tüketici birimler arasında tüketim ve refah eşitsizliğini azaltan, sosyal yönden faydalı servet birikimine olanak veren, aşırı servet yığılmalarına engel olan bir gelir dağılımıdır. Bu dağılım uzunca sayılabilecek bir dönem içerisinde gelir ve servet dağılımı eşitsizliklerini de azaltıyorsa ekonomi tüketici birimler arasındaki gelir dağılımını arzulanan biçimde gerçekleştirmiş demektir. Gelir dağılımındaki eşitsizliklerin ne dereceye kadar giderileceği konusunda bundan başka ölçü yoktur. Çünkü gelir dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi geniş ölçüde iktisat ve maliye politikasını uygulayanların değer yargıları, o ülkedeki ekonomik sistem ve bu sistem içinde insanlara uygulanacak teşvik tedbirleriyle, özendiricilerle ilgili bir konudur.

DEVLETİN GELİR DAĞILIMINI DEĞİŞTİRMESİ

Bu iki şekilde olur. Milli gelirin tüketici birimleri arasındaki dağılımını belirleyen asli faktörleri değiştirerek ve milli geliri kamu gelirleri ve harcamaları yoluyla yeniden dağıtarak devlet gelir dağılımını değiştirebilir.
Birinci usulde servet ve eğitim imkanlarının dağılımı ile faktör fiyatları değiştirilir ve kendiliğinden oluşan gelir dağılımı değişir. İkinci usulde ise kamu gelirleri ve kamu harcaması kullanılır. Her gelir grubunun ödediği vergi ile yararlandığı kamu hizmetleri veya transfer ödemeleri aynı olmadığı için, vergi ve harcama sistemi milli geliri yeniden dağıtmış olur. Borçlanmada da durum aynıdır. Borç verenlerle, borçlanma ile finanse edilen devlet faaliyetlerinden yararlananlar birbirlerinden farklı sosyal tabakalardır. Şimdi her iki usuluün uygulanma şeklini ve kullandığı araçları inceleyeli:

a)Servet dağılımının değiştirilmesi: Servet dağılımındaki eşitsizlikleri gidermenin en kestirme yolu, gelir getiren serveti özel mülkiyete konu olmaktan çıkarıp devlet mülkiyetine geçirmektir, ancak bu demokratik toplum gereklerine aykırıdır. Özel mülkiyet kaldırılmadan, servet mülkiyeti sınırlandırılarak ve servetsizler servet sahibi haline getirilerek, servet dağılımı daha eşit hale getirilebilir. Bunun için toprak reformu yapılır. Toprak reformu bir yandan büyük toprak mülkiyetini tasfiye eder, diğer yandan da topraksız çiftçileri toprak sahibi yaparak servet dağılımındaki eşitsizlikleri azaltır. Böylece milli gelirin tüketici birimler arasında dağılımındaki eşitsizlik hafifler. Servet dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesinde düşünülen bir başka tedbirde verasetin sınırlandırılması hatta kaldırılmasıdır. Çünkü, temerküz etmiş servet veraset yoluyla nesilden nesile belli kişilerin eline geçer ve böylece servet temerküzü devam etmekle de kalmayıp artma eğilimi gösterir. Servet tevarüs edenler servetsizlere göre yeniden servet edinmede ve servetlerini artırmada daha şanslıdırlar. Onun için bir çok düşünür, veraseti adaletsizlik kaynağı olarak görür ve sınırlandırılmasını ya da kaldırılmasını ister. J.S.Mill de, belli sınırları aşan servetin veraset yoluyla intikalini önlemek istemiştir.
Vergi politikasıyla da eşitsizlik giderilebilir. Zenginlerin artan oranlı şahsı gelir vergileriyle vergilendirilmesi servet yığılmalarını azaltabilir ve hatta eşitsizlikleri hafifletebilir. Çünkü servet biriktirmenin en önemli kaynağı tasarruflardır. Olağanüstü kazançlar vergisiyle, veraset vergisiyle ve hakiki servet vergileriyle servet dağılımındaki eşitsizlikler azaltılabilir.

b)Eğitim olanaklarının değiştirilmesi: Gelir dağılımındaki eşitsizliğin bir nedeni de, emeğin vasfının fertler arasında aynı dağılmayışıdır. Kişilere tanınacak eğitim olanaklarıyla bu eşitsizlik giderilebilir. Modern toplumlarda yüksek bir eğitimle vasıflı işgücü olabilir. Onun için, yüksek gelirli mesleklere girmeyi önleyen sebepleri ortadan kaldıran bir eğitim reformu ile emek gelirleri arasındaki eşitsizlik azaltılabilir. Eğitim temel bir kamu hizmeti haline gelmeli ve her isteyen ve yetenekli olan vatandaşın yüksek ücretli mesleklere girmesini mümkün kılan bir eğitim sistemi kurulmalıdır. Eğitim parasız olmalı ve az gelirli aile çocuklarına burs verilmelidir.

c)Faktör fiyatlarının değiştirilmesi: Devletin ekonomiye müdahale yollarından birisi de faktör fiyatlarını değiştirmesidir. Devlet bu amaçla faiz haddini saptar, işçiler en az ücret düzeyinin altında ücret almaz, bazen kiralar dondurulur, kârın azami tavanı belirtilir, belli ürün fiyatlarının destekleme alımlarıyla en az düzeyin altına düşmesi önlenmektedir.
Devlet müdahalesi piyasa ekonomisi ile bağdaşmaz ama bu müdahaleler de başarılı olmuştur. Faiz haddi başarılı bir şekilde tespit edilmekte ve ucuz para politikasıyla, tam istihdama yakın bir düzeyde ekonomik denge kurulabilmektedir. Asgari ücret ve toplu iş sözleşmesinin de bu konuda olumlu katkısı vardır. Kâr hadlerinin belirlenmesi ve kiraların kontrolü ise kamu idaresi iyi kurulmuş ülkelerde tatminkâr sonuçlar vermektedir. Tarım ürünlerinde uygulanan taban fiyat ise hemen her ülkede benimsenmiş ve tarım sektöründe önemli bir gelir politikası aracı olarak kullanılmaktadır.

MALİYE POLİTİKASIYLA MİLLİ GELİRİN YENİDEN DAĞITILMASI

Kamu maliyesi, milli gelirin dağılımını üç yönde değiştirebilir. Bunlardan birincisi, devletin piyasa ekonomisi kuralları içinde kullandığı üretim faktörlerinin fiyatlarını ödeyerek milli gelirin fonksiyonel dağılımını değiştirmesi idi.Milli gelirin tüketici birimler arasında dağılımının eşitsizlik sebepleri üzerinde dururken, devletin üretim faktörlerinin fiyatlarını değiştirerek milli gelirin fonksiyonel dağılımı kadar kişisel dağılımı üzerinde de eşitleyici yönde etkide bulunabileceğini gördük.
Kişisel gelir dağılımındaki eşitsizliğin diğer iki asli sebebi emeğin vasfının dağılımındaki eşitsizlikle, servet dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesi, nitelikleri itibariyle kamu maliyesinin kişisel gelir dağılımını nasıl değiştirdiğini açıkça ortaya konacaktır. Kamu maliyesi, yapısı itibariyle yeniden dağıtıcıdır. Çünkü en önemli kamu geliri olan vergiler, mükelleflerden karşılıksız olarak alınır. Vergi alınırken, vergi ödeme gücü göz önünde tutulur. Mükelleflerden karşılıksız, nihai ve cebre dayanılarak alınan vergiler, verginin mevzuu ne olursa olsun mükellefler bunları gelirlerinden ödediklerine göre, mükelleflerin vergileri ödemeden önceki sahip oldukları gelirle, ödedikten sonra ellerinde kalan gelir birbirinden farklıdır. Vergiler; gelir, servet ve harcamalar gibi çok geniş konular üzerinden alınırlar. Onun için herkes vergi mükellefidir diyebiliriz ama varlıklı sosyal tabakalar, varlıksız sosyal tabakalara göre daha büyük vergi ödeme gücüne sahip olduklarından ve çağdaş vergilendirme tekniğinde en az geçim indirimi, artan oranlılık, ayırma nazariyeleri gibi nazariyeler mükelleflerden gerçek vergi ödeme güçleriyle orantılı olarak vergi almaya imkan verdiklerinden, zenginler fakirlerden daha fazla vergi öderler. Dolayısıyla çağdaş devletlerin vergi sistemleri ve bu sistemlerin kabul ettikleri vergilendirme teknikleri gelir dağılımındaki eşitsizlikleri törpüleyici yönde etkide bulunur. Kamu harcamaları ise toplumsal ihtiyaçları karşılamak üzere yapılır. Çağdaş ülkelerde bu ihtiyaçlar kamu hizmeti yoluyla karşılanır. Bu hizmetler ya parasız yapılır ya da bu hizmetlere saptanan fiyatlar maliyetlerinin altındadır. Bu hizmetlerden herkes faydalanır. Parasız ya da gerçek maliyetinin altında fiyatla sunulduğu için kamu harcamalarının yapısında gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderecek bir özellik vardır. Vergi ve kamu harcamalarının yansımaları göz önünde tutulursa, kamu maliyesinin kullandığı bu iki araçla kişisel gelir dağılımı eşitsizlikten eşitliğe doğru değişebileceği gibi aksi de olabilir.Bu nedenle bilinçli olarak vergilerin ve kamu harcamalarının gelir dağılımındaki eşitsizlikleri gidermesi üzerinde durulmuş, şahsi gelir vergilerinde artan oranlılık, ayırma nazariyesi ve en az geçim indirimi kurumlarına yer verilmiş, harcama vergilerinin derecelendirilmeleri ve bazı harcamalar üzerinden vergi alınmaması kabul edilmiş, olağanüstü kazançların vergilendirilmesi yoluna gidilmiştir. Gün geçtikçe, devletçe geliştirilen ve parasız yürütülen kamu hizmetleri, fakir tabakalara yapılan sosyal yardımlar, devletin sosyal güvenliğin finansmanına katılması bilinçli olarak kişisel gelir dağılımını eşit hale getirme konusunda devletçe alınan ve uygulanan maliye politikası tedbirlerinin belli başlıcalarıdır.
Kamu maliyesinin milli gelirin yeniden dağıtılması ile ilgili bu genel bilgilerden sonra, vergilerin, borçlanmanın ve kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkilerini inceleyelim.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın