Gönlümüzün Sultânı Fâtıma Anamız

Gönlümüzün Sultânı Fâtıma Anamız

Rasûlullah Efendimiz sana, “kesmek” manasına gelen Fâtıma ismini verdiğinde şöyle buyurmuştu: “Kızım Fâtıma’nın ismi şu manadadır: “Allah onun da, onu sevenlerin de cehennemden alâkasını kesmiştir.” Cenâb-ı Hak bizleri de seni sevenlerden eylesin.


Efendimiz, biricik kızını ,seni, derin muhabbetle sever, mübarek ağzını öper ve seni: “Kızım Fâtımatü’z-Zehra, insan hurisidir.” diye taltif ederdi.

Küçük yaşta hem yetim hem öksüz kalan ve anne sevgisini doya doya yaşayamayan Rasûlullah Efendimiz seni hem evlât sevgisiyle hem de anne sevgisiyle sever: “Babasının annesi.” buyururlardı.

Sevgili Peygamber’imiz ,biricik baban, sana bakmaya, öpüp koklamaya doyamıyor ve senden ayrıldığı an seni özlemeye başlıyor olmalı idi ki, sefere gideceği zaman herkesten sonra seninle vedalaşır ve döndüğünde, iki rekat namaz kıldıktan sonra hemen sana uğrar, halini hatırını sorardı.

Her yönünle; oturuşunla, kalkışınla, yürüyüşünle Peygamber Efendimize ne kadar çok benzerdin Anam! Kâinatın Efendisi’nin terbiyesi altında yetişmiş olmandan kaynaklanmalı ki, ahlâkın da O’nun ahlâkı gibi güzeldi. Hz. Âişe annemiz senin güzel ahlâkını şöyle anlatıyor: “Ben hayatımda Hz. Peygamber’den başka Fâtımâtü’z-Zehra kadar doğru söyleyen bir kimse görmemişimdir.”

Rasûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Ali’ye:
– Yâ Ali, Allah Teâlâyı sever misin? buyurmuştu. O da:
– Severim yâ Rasûlallah!
– Peygamber’ini sever misin?
– Severim yâ Rasûlallah!
– Peygamber’in kızı Fatımâ’yı sever misin?
– Severim yâ Rasûlallah!
– Hasan’la Hüseyn’i sever misin?
– Severim yâ Rasûlallah!
– Yâ Ali! Gönül bir, sevgi dört. Bir tek gönle bu kadar sevgiyi nasıl sığdırdın? Buyurunca,

Hz. Ali hemen cevap vermeyip, üzülerek evine dönmüştü. Hz. Ali’nin üzüntüsünü yüzenden sezerek sebebini sormuştun. Hz. Ali durumu anlatınca: “Yâ Ali! Sorunun cevabı şöyledir: “Babama de ki: Yâ Rasûlallah! Bir kişinin nasıl sağ, sol, ön, arka, alt, üst gibi yönleri varsa, gönlün de öyle türlü yönleri vardır. İşte ben de Allah Teâlâyı ruhumla severim, sizi kalbimle severim, Fâtımâ’yı helâlim ve zevcem olma hasebiyle severim, Hasan ve Hüseyin’i de babalık şefkâtiyle severim.” Hz. Ali bu cevabın üzerine doğruca Rasûl-i Kibriyanın huzuruna gelerek senin cevabını aynen arz etmişti de Efendimiz:

“Yâ Ali, bu getirdiğin senin değil; ancak Peygamberlik ağacının dalından toplanmış bir yemiştir.” buyurarak kısa kelimelerle akıllara durgunluk verecek cevabından dolayı ilâhî ilim ve hikmet bakımından ne kadar üstün olduğunu ifade etmişti.

Ey Cennet Kadınlarının Hanımefendisi!

Sen ki Hz. Hatice’nin vefatından sonra Rasûlullah Efendimizin en büyük destekçisiydin.

Efendimiz bir gün yoldan geçerken müşriklerden biri üstünü başını toz toprak içinde bırakmıştı. O ise bu nahoş harekete hiçbir karşılık vermeden öylece evine dönmüştü. Babanın bu halini gördüğünde O’nun üstünü başını temizlerken gözyaşlarını tutamamış ve hüngür hüngür ağlamıştın. Zaten bir süre önce anneni kaybetmekle gönlün mahzun ve kırıktı, babanı da bu halde görmekle adetâ kalbinden vurulmuştun. O damlalar gözünden değil gönlünden akıp geliyordu. Senin bu halini gören Efendimiz sana dönmüş, mübarek elleriyle gözyaşlarını silerek:

“Ağlama kızım, ağlama! Allah babanı koruyacaktır!” buyurmuştu.

Allah’ın Rasûl’ü sana: “Ağlama.” diyordu; ama ağlamamak ne mümkün! Can mı dayanır O’nu o halde görmeye! Bir el nasıl kalkar O’na kıymaya! Anam! Sen o güzele bakmaya bile kıyamazken onlar tozu toprağı nasıl atarlar!
Elleri nasırlı Anam!

Unu değirmende kendi öğüttüğün için o öpülesi ellerin nasırlı, kırbaya su taşıdığın için de omzun yaralı idi. Bizim yüreğimizi sızlatan bu hallerin senin için hiç önemli değildi, çünkü gönlünde dünyanın yeri yoktu.

Rasûlullah Efendimiz vefat ettiğinde O’nun defnedildiğini görünce beyninden kaynar sular dökülmüştü adetâ ve O’nu o toprağın altına yakıştıramayarak şaşkınlığını şöyle dile getirmiştin:

“Rasûlullah’ın üzerine çarçabuk toprak atmaya nasıl eliniz vardı, nasıl gönlünüz razı oldu!”

O günden sonra da zaten yüzün hiç gülmemişti, tâ ki vefat edene kadar; lâkin sen vefat ettiğinde bile ayrı bir güzeldin ey insan hurisi!

Ey Rasûlullah’ın Anası!
Ey Ehl-i Beyt’in Anası!
Ey Farukî’mizin Anası!

Sen bütün Muhammed (s.a.v.) ümmetinin anasısın. Ne olur bizleri öksüz bırakma, anne şefkâtine öyle çok ihtiyacımız var ki…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın