DOLAR 8,85631.03%
EURO 10,38470.68%
ALTIN 498,881,64
BITCOIN 372662-3,31%
Adana
25°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Gün gelip çattığında ya da şiddet…

Gün gelip çattığında ya da şiddet…

ABONE OL
21 Ağustos 2021 13:48
Gün gelip çattığında ya da şiddet…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

/1

Onyedi Kasım tarihi göz önüne alınarak başlatılan “yapılandırma”, vergi dairelerine/ SSK’ya borcu olanları ne denli sevindirdi; belirsiz!

Borçlu olan “esnaf”, gücü olsa/ ödeme olanağı bulunsa ne savsaklayacak, ne de geciktirecek!

Vergisini ödese/ SSK primi,

SSK’yı ödese/ Bağ-Kur primi,

Bağkur’u ödese/ elektrik, su, doğalgaz, öğrenci masrafları, mutfak gereksinmesi…

Hep bir yerde açık…

Bu koşullarda “tüm” borçlarını zamanında ödeyebilmesi için “yemesinden/ doymasından” ödün vermesi gerek!

“Yeme/ doyma” öyle “kuş sütü eksik” sofra anlamında değil; kahvaltıda peynir, zeytin, yumurta, bal ürünlerinden yalnız bir/ ikisiyle yapılan…

Ekmeği “tek” katıkla, “yokluğu var eyleyerek” ne denli beslenmekteyse…

O denli yerken, o denli doyarken “bunlardan” da uzak kalması demek, borçlanmaması demek…

Peki o çabanın, peki yaşam için verilen o uğraşın karşılığı…

Onların hiçbirinin hesabı bile yok!

Sonuç olarak, gelişmeler ne olursa/ olsun “üzerine düşen” ödeme görevini yerine getirmediği için borçludur/ borçlanmıştır!

Covid 19 sürecinde, bilim insanları/ sağlık emekçileri gırtlaklarını yırtarcasına “salgın, bağışıklık sistemi güçlü olmayanları, solunum/ akciğer rahatsızlıkları olanları daha çok etkiliyor” derken…

Yine dünyanın önde gelen “otoriterler” isimlerin “beslenme yönünden geri kalmış/ yoksul ülkeler daha uzun süre etkilenecek” sözü dillenirken…

İnsanların “daha iyi beslenmesi” gerektiği bilinmesi gerekirken…

Biz ne yaptık biliyor musunuz; hem de günlerdir “bayram havası” estirerek…

Covid 19 sürecinde “bir başına” bırakılan/ ödeme/ geçinme zorluğu yaşayan dar gelirli esnafın, biraz daha daralması için kapılar aralanmasına tanık olduk!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Ben ne yapayım ?

Tamam, yarın “yapılandırma” için kurum kapılarında birikilecek, işlemler yapılacak, taksitler oluşturulacak…

Ya günü gelip çattığında…

/2

“Kapılarda birikmek” derken…

Covid 19’u yenme aşkına söyleyin; hastane kapılarında birikmenin, yığılmanın, grip aşısı istemenin, bir başka deyişle bunca “telaşın” nedeni yurttaş mı?

Bazılarının “on gün/ onbeş gün karantina” dedikleri gibi, medyada “üç gün” covid 19 yayını yapılmasa “inanın ki” bundan daha başka olacak!

Günün her saatinde haber içlerinde, magazin soytarılarının şımarık tutumlarının yer aldığı izlencelerde, ekonominin konuşulduğu platformlarda, siyasilerin polemiklerinden geçilmeyen zamanlarda covid 19 için “telaş” oluşturacak o denli çok sözler duyuluyor ki…

Hiç kimse söylemese, sokaktan duyduğundan başka bilgisi olmayan “ekran yüzleri” konuşuyor…

Belirti diye sayılan “en küçük” olgu, yurttaşın hastane kapılarını test için zorlamasına, yığılma oluşmasına, virüs riskinin artmasına neden oluyor!

Hastane kapısında bekleyen, “kendine” yetki verilen, “şu sayıyı aşmadan içeri al” uyarısını alan görevli kış ayının soğuğundan/ soğuk havanın hastalığın sayılımındaki etkisinden ya habersiz, ya da umarsız…

Kuyrukta bulunanlar arasında “gerçekten” virüs olgusunu taşıyanlar da var, salt mevsimsel kırgınlık nedeniyle oralara koşanlar da var, tanıdığı birinin test sonucunun pozitif çıkmasının ardından/ kendinde de olma olasılığını öğrenmek için orada bulunanlar da…

Tüm bunlara gerek var mıydı, her tür olguda “acaba pozitif miyim” kuşkusuna düşmenin gereği var mıydı, neden “böyle” dolduruluyor/ “böyle” doldurulmayı da sürdürmekteler?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  MİT KANUNU’NU İHLAL EDENLERİN RÜTBELERİ SÖKÜLECEK Mİ ?

Covid 19’a gelinceye değin “grip” olan birinden uzak durmak gerekmiyor muydu, “bulaşı’ olasılığı taşımıyor muydu; aklımızda “oynanması/ telaşa kapılınması” için düğmeye basılmış gibi…

“Telaşa” şiddetin dokunması da yakın…

/3

“Şiddet” denilince akla çocuk geliyor, kadın geliyor, güçlünün/ güçsüz üzerindeki zorlaması geliyor, sokak hayvanına verilen acılar geliyor…

Hepsi bir “güç” zorlaması değil mi?

Öğrencinin eğitimden “geri” bıraktırılması, çalışanın işinden olması, insanın evine ekmek götürememesi, esnafın borcunu ödeyememesi, emekçinin çocuğuna şeker verememesi…

Bunların “hepsinin” sonunda “şiddet” olgusu ortaya çıkmıyor mu?

“Kadına vurulan her yumrukta, saplanan her bıçakta, atılan her kurşunda toplum yara almaktadır” deniyor ya; her eğitimden koparılan öğrencide, her işinden kovulan işçide, her evine ekmek götüremeyen işsizde, her borcunu ödeyemeyen esnafta, her çocuğunu sevindiremeyen emekçide “şiddet” yolları zorlandığından dolayı “toplum yara” almaktaydı!

“Şiddetin” bir başka boyutu hastanelerde yaşanıyor! Hastasına yer bulamayan, hastasında “iyileşme” görmeyen, hastasına “gereken tanı” uygulanmadığı kanısını taşıyan yakını “şiddetten” geri durmuyor!

Covid 19 sürecinde “şiddet” olgusunun derinliği de görülüyor!

“Şiddet” denince, öyle yaşanmış/ şu an yaşanan öyle derinlikler akla geliyor ki…

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.