Gün görmemiş kadın - KozanBilgi.Net

Gün görmemiş kadın

Gün görmemiş kadın

Cuma toplantısı Hatice hanımlardaydı o hafta. Hatice Hanım

sabah erkenden kalkmış, evi temizlemiş, ikram edeceği yiyecekleri

hazırlamaya koyulmuştu. Saate baktı, neredeyse gelirler diye

düşündü. Hızla böreği fırına koyarak kapağını kapatıp çalıştırdı.

(Börek pişerken gidip üstüme bir şeyler giyeyim) diyerek odaya

yöneldi. Bir de baktı ki, elektrikler gitmiş (Eyvah, şimdi ne

yapacağım, börek fırında kaldı!) derken kapı çaldı. Koşarak kapıyı

açtı, gelenler apartman komşularıydı. Her Cuma, apartmanda bir

kişide toplanıp Ehl-i sünnet kitapları okuyorlar, sohbet ediyorlardı.

Aslında onlar, sadece komşu değil, aynı zamanda birbirlerine

uzaktan akrabaydı. Gelen misafirleri içeri buyur etti Hatice Hanım,

hepsine hal hatır sorduktan sonra;

— Farkında mısınız bilmem; ama elektrikler gitti, benim

börek de fırında kaldı.

— Evet, evet, yine bir yerde tamir vardır, dedi Saliha Hanım.

— Aman ne üzülüyorsun Hatice, yabancı mıyız, böreğin

fırında kaldıysa kaldı, ne olmuş yani. Hem yemeye içmeye mi

toplandık buraya, İslam Ahlakı kitabını okuyalım, sohbet

edelim diye toplandık, öyle değil mi komşular?

Evet, evet sesleri yükseldi. Hatice Hanım biraz mahcup, biraz

memnun:

— Doğru söylüyorsunuz hanımlar, ne bileyim üzüldüm işte,

Allah herkese sizin gibi komşular nasip etsin.

— Âmin. Ne olacakmış şu üç günlük dünyada birbirimizin

kusuruna bakıp da kalb kırmaya değer mi?

— Haydi, hanımlar başlayalım artık okumaya, saat kaç oldu!

Dedi Pakize Hanım.

İslam Ahlakı kitabı okundu, çekilen tesbihler, edilen dualarla,

ölmüşlerin ruhlarına hediye edildi. Ardından koyu bir sohbet başladı.

Hatice Hanım:

— Siz de bir yanık kokusu alıyor musunuz?

— Ocakta bir şeyler mi var?

— Yoooo, ama börek börek…

Hatice Hanım mutfağa koştu, onlar dua ederken elektrikler

gelmiş fırın çalışmaya başlamış ve börek iyice kızarmış, altı

yanmaya başlamıştı. Böreğin kokusunu alan Hatice Hanım,

yanmaktan zor kurtarmıştı böreği. Küçük bir operasyonla

yenilebilecek hale gelen börekler ve diğer yiyecekler tabaklara

konuldu. Bu arada, yardıma gelen genç komşular servis yaptılar.

Çayların servisini de Hatice Hanım yaptı. Hem çay içiyor hem

sohbet ediyorlardı. Saliha Hanım;

— Pakize, kız nasıl, senin yeni gelin iyi mi?

— Nasıl olsun Saliha Hanımcığım, iyidir herhalde. Buldu benim

oğlum gibi oğlanı, Allah için oğlum diye demiyorum, yaşatıyor kızı.

Gelin hanım da gününü gün ediyor.

— Niye öyle diyorsun Pakize, gelinin çok hanım bir kız,

edepli, saygılı, becerikli, varsın iyi olsunlar. Seninki oğlunu

paylaşamamak, biraz da kıskançlık gibi geldi bana…

Hanımlar gülüştüler.

— Tabi iyi olsunlar, bir şey mi dediğimiz var sanki gün görsün

garip.

Hatice Hanım da epey güldü.

— Hayrola Hatice, pek mi komik geldi dedi Pakize.

— Niye güldüm biliyor musunuz, anlatayım da dinleyin. Bir

arkadaşım vardı, son derece temiz, edepli, aynı senin gelin gibi

saliha bir arkadaş. Bu arkadaş bir gün evlendi, kendisi gibi bir salih

beyle. Ancak bu beyin ailesi hiç de kendisi gibi değildi. Bu bey tam

dinini bilen, dinin emirlerine uyan ve ailesi yani hanımının da uyması

konusunda üzerine düşeni yapan birisiydi. Gel gelelim, beyin ailesi

böyle olmadığı için, bu evliliği onaylamamışlar, gelinlerini hiçbir

zaman gelin olarak görmemişler, hatta dinin emirlerini yaptığı için

onu horlayıp aşağılamışlardı. Bir gün bu arkadaşım iyice bunalmış,

bana geldi.

— Anlat bakalım nasıl gidiyor evlilik, dedim.

— Nasıl olsun, bildiğin gibi beyimden çok memnunum ancak

ailesi beni çok üzüyor. Geçen gün ne oldu, biliyor musun?

Kayınvalidemde gün varmış, benim de gelmem konusunda ısrar

ettiler, ben pek gitmek istemedim, gene bir şey söylerler de

üzülürüm diye. Neyse istemeye istemeye gitmek zorunda kaldım.

Beyimin bir akrabası var, Allahü teâlânın emirlerine uymayan, çok

zavallı bir kadın, kayınvalidem o kadını da çağırmış. Bu kadının beyi

çok huysuzmuş, alkolik, dini inançları olmayan, Allaha inanmayan

birisiymiş. Allahü teâlâdan korkmayan kuldan utanır mı? Tabiî ki

hanımına da eziyet ediyor, dövüyor, hakaret ediyor, kızdığı zaman

sofrayı yerle bir edip, yemeği kadıncağızın başından aşağı

boşaltıyormuş. Üstelik çalışıp eve bakmadığı gibi, kadını çalıştırıp

parasını elinden alıyor, kumarda, içki masalarında yiyormuş.

Görümcem bu kadından, daha önce bahsetmişti, çok zulüm

görüyor, çile çekiyor, evlendiğinden beri hiç gün görmedi zavallı

diye. İşte bu kadın da toplantıya geldi. Kapıdan içeri girdi, beni

tanıştırdıklarında bir kahkaha atarak, (Demek gün görmemiş gelin

sensin ha!) deyiverdi. Ben hiç bir şey söyleyemedim, sadece çok

üzüldüm.

— Peki, arkadaşın neden bir şey söylememiş Pakize, esas

gün görmemiş ve de görmeyecek kadının kendisi olduğunu

söyleyiverseymiş ya, dedi Saliha hanım.

— Dedim ya, arkadaşım hem edepli hem de dini terbiye almış

birisidir, edebini bozmamış. Cahille tartışmaya girilmez diyerek

düşündü her halde, doğrusunu yapmış.

İşte böyle hanımlar, şimdi siz gün görmek falan deyince aklıma

bu olay geldi. Ne gariptir ki, kendi gün görmemişliğine, sefaletine ve

yaşadığı hayata bakmadan, aslında sultanlar gibi muamele ve gün

gören arkadaşıma söylediği söze bakınca, zavallı demek geliyor

içimden. O kadına acıyorum aslında, hem dünyası, hem ahireti

viran. İnsan böyle trajikomik bir olaya, gülse mi, ağlasa mı bilemiyor.

Ne diyelim, Allahü teâlâ böylelerine hidayet nasip etsin!

  1. Alkan

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın