Halep ordaysa, arşın Kozan’da…

Halep ordaysa, arşın Kozan’da…

Ne de olsa başbakan geliyor on bir yıllık iktidardan sonra.

Biz de gitmeliydik basın mensubu olarak.

Basın olarak akredite yaptırdık dört gün önceden Adana Valiliğine.

Yaka kartlarımız gelmişti.

Fatih ile çıktık yola.

Saat 11:20

Daha gazeteden çıkar çıkmaz bir anormallik olduğunu hissettik şehirde.

Saimbeyli Caddesi boydan boya sağlı sollu belediye temizlik işçilerince parsellenmişti aralıklarla.

Göç Yolu normal.

Ayfa kavşağından stadyuma doğru döndük, güvenlik başladı.

Stadyuma varan ilk kavşakta barikatlar göründü.

Aracımızı bir sokak arasına park ettik mecburen.

Miting alanına doğru yürüdük, yayalara geçiş serbest.

Cumhuriyet Parkı içinde bir hareketlilik.

Görevliler çağırıyor; “Gelin. Gelin. Başkanımız simit ayran dağıtıyor.”

Bir tarafta çorba çeşmesi kurulmuş.

Türkiye’nin ilk ve tek bal kooperatifi bal şerbeti dağıtıyor bir köşede.

Karayolu ile gelecek sanıp bir de  küçük bir “Hoş geldiniz” pankartı asmışlar kurum önüne.

Derken kasalara doldurulmuş kaşarlı sandeviç  dolu pikap geldi.

Garibanlar bayram ediyor.

Keşke hep gelse başbakan.

Miting alanına giriş için onlarca kapı,

Her kapıda ikişer, üçer polis.

Tek tek aranıp geçiyor kadınlı, erkekli herkes.

Şöyle bir baktım etrafıma, tanımadığım pek çok insan var.

Ak Parti Kozan Belediye Başkan A.Adayı Av. Taner Uzun’un pankartı karşıladı bizi.



Basın kapısı başka bir köşede.

Önce kimlik yoklaması yaptılar, yaka kartımıza baktılar, ellerindeki listeden bulup işaretlediler.

Topuklarımızdan ense kökümüze kadar elle temas ederek aradılar.

Bir de fotoğraf makinesinin deklanşörüne çöktürdüler ki silah tetiği olup olmadığını tespit için.

Ondan sonra sağlı sollu barikatlarla örülmüş bir koridora girdik.

Git babam git.

Sağa sola baksan ayağın takılacak,

Bakmasan ne var ne yok göremiyorsun.

Sağ tarafta stadyumun duvarlarına ilişti bir ara gözüm.

Yeni boyanmıştı beyaza pırıl pırıl.

Sonunda kalabalığın en önüne varmıştık.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  “Her şey” iyice anlatılmış olsa…

Hala iki yanımızda barikatlar.

Koridor daha da daraldı.

Hem basın mensupları, hem de kamera ayakları vardı.

Yan yan, takılmadan gitmeye çalışıyorduk.

Sonunda bir yer bulduk.

Tam karşısında kürsünün.

Platformla aramız on-onbeş metre.

Arkamızda bayanlar ve çocuklar var.

Onların daha arkasında barikatla ayrılmış erkekler.

Erkekler ile başbakanın arasında üç barikat, otuz metre mesafe var.

En önde ki Memmet Emmi en fazla otuz metre yakın başbakana.

Ta Kuytucak’tan gelmiş, Feke Gürümze’den gelmiş, Tufanbeyli Bozgüney’den gelmiş.

Halbu ki evde hangi kanalı açsa bir metre mesafede canlı canlı izlerdi başbakanı.

Ama, hatır işte!

Minibüsçü para alacak, hususi gidiş geliş ücreti partiden onun hatırı var.

Dolduruverek şu minibüsü.

Muhtarın hatırı var. “Ya! Köyün şu işini yapacak oldular gidersek.”

Bizim filanca parti delegesi ona ayıp olur vs.vs.

Köyde bu hesaplar ince yapılır.

Başbakanı beklerken bir genç ara sıra anons yapıyor.

“Bayanlar bir adım geri. Erkekler siz de geri gidin. Bayanlar sağ taraf gitti sol tarafta gitsin.”

Derken gür sesiyle bağırıyor; “Bayraklar havaya…”

Herkes kaldırıyor bayraklarını. Türk bayrağı ağırlıktaydı daha çok. Keşke Diyarbakır’da da öyle olsa!

“Hadi bakalım pankartları kaldıralım birde.”

….!….

Hiç pankart yok, Av. Taner Uzun’un pankartından başka. Birde stadyumun en yükseğine asılmış parti ve belediye pankartları var.

Yok ki öyle bir hazırlık.

Adamlar taa Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli, Aladağ, Pozantı ve hatta Kahramanmaraş’tan gelmişler alel acele.

Dijitalci vardı da yaptırmadılar mı?

Karton verdiniz de yazmadılar mı?

Nerede Ak Gençlik?

Bu ilçenin hiç sorunu yok mu istenecek.

Anons yapan genç de şaşırmıştı bu pankartsızlığa.

Bir daha da pankartları kaldırın demedi.

Devam etti, gür sesiyle; “Birliğimizin, beraberliğimizin, geleceğimizin teminatı Recep Tayip Erdoğan gelyooorrrrr.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  BAYRAK

Gülesim geldi, hangi birlik ve beraberlikten bahsediyordu acaba?

“Bayrakları kaldır. BBG’nin teminatı RTE geliyooorrr.”

Deyip durdu delikanlı aralıklarla.

Saat 13:30 olmuştu hala yok adam.

Sözde miting 12:00’de yapılacaktı, günlerce yapılan anonslara, onlarca bilboardlara, yüzlerce afişlere, on binlerce el ilanlarına göre.



Yüzlerce resmi polis, yüzlerce sivil polis.

Özel timinden, çevik kuvvetine, özel korumadan, asayişine, sivilinden istihbaratına kadar. Dağ taş polis derler ya, işte öyle.

Bir de biyolojik arama için AFAD ekibi vardı.

Başbakan mı çok korkak, Kozan mı çok tehlikeli?

Stadyumdan ta çevre yolu, Saimbeyli Caddesi, Belediye Binasına kadar sağlı solu sivil polis, resmi polis.

Polislere de gına gelmişti o gün.

Başbakanlık korumaları, bizim polisi bile  itekliyor, almıyor kendi sahasına.

Tüm polislere yaka kartı takılmıştı birde.

Alanda kaç kişi var polemiği başlamıştı daha başbakan gelmeden.

Efendim emniyet kayıtlarına göre alan sekiz bin metre kare; metre kareye dört kişiden eder otuz iki bin kişi.

Sekiz dönüm alan olduğu doğru; ama, iki dönümü platform boşluğuna, bir dönümü de güvenlik koridorlarına ayrılmıştı. Geriye beş dönüm kalır.

Biz ölçtük, bir metre kareye üç kişi zor sığdık.

Üç kere beş on beş.

Üç bin kamu görevlisini ve güvenliği de çıkarsan eh, on-on iki bin kişi.

Bunun bir de ilçelere dağılımı var.

Komşu bir ilçe başkanı ben yüz yirmi tane minibüs getirdim diye övünüyor, bir aday adayı “Bizden bin kişi getirin dediler getirdik” diyor.

Başka bir ilçenin belediye başkanı “Ben iki bin kişi getirdim, tekrar adaylığım garanti” diyor.

Büyükşehir belediyesinin onlarca otobüsü kimi getirdi bilmem.

Peki Kozanlı nerede?

Ben bilmem hesap ortada.

Başbakan o gün ne dedi?

“Halep ordaysa, arşın Kozan’da”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın