DOLAR 15,5402 0.39%
EURO 16,2317 0.67%
ALTIN 906,270,51
BITCOIN 454910-2,82%
Adana
24°

AZ BULUTLU

20:21

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Halk  Edebiyatı

Halk  Edebiyatı

ABONE OL
15 Kasım 2014 08:10
Halk  Edebiyatı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

halk-edebiyati

İslam medeniyeti etkisinde gelişen orta devre Türk Edebiyatı’nın bir kolu; kültür merkezinde toplanan aydınlar azınlığının, XI. yy.dan sonra Arap ve İran Edebiyatları’nın etkisinde yarattığı yüksek zümre edebiyatına karşılık, halk yığınları arasında doğan ve gelişen sözlü edebiyatın bütün ürünleri. Kültür anlaşmazlığı yüzünden aydın azınlık ile halk yığınlarının kesinlikle birbirinden uzaklaştığı dönemlerin (Anadolu’da XIII. yy.dan XX yy.a kadar) zorunlu sonucu olan Halk edebiyatının içine, hem anonim ürünlerin hepsi, hem bu gelenek içinde yetişen belli sanatçıların (aşıklar, saz şairleri, halk şairleri) kişisel eserleri girer. Başlangıçta kişisel bir yaratış olarak doğan, halkın bilinç ve hafızasında saklanarak ortakça kullanılan Halk edebiyatı ürünleri (atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler, masallar, ninniler, ağıtlar, türküler, destanlar, halk hikayeleri, meddah anlatıları, fıkralar, efsaneler, alkış ve kargışlar, maniler, seyirlik oyunlar, çocuk oyunları, karagöz ve orta oyunu v.b.) ile saz şairlerini sahipleri bilinen eserleri (koşmalar, destanlar, semailer, varsağılar, ilahi ve nefesler) Halk edebiyatı içinde toplanır. Sözlü gelenekle oluşarak yayılan aşık edebiyatı ürünleri, zamanla bireyliklerini yitirir; yaratıcıları halk hafızasında efsane ve menkıbeler arasında anılır; sahibi bilinen eserler de yüzyıllar sonra yazılı kaynaklara geçirildiği için değişik biçimler gösterir; bu eserlerden bir kısmı ise anonim halk şiirlerine dönüşür. Halk hikayelerinin birer anlatıcısı alan saz şairleri, bu anonim ürünleri kişisel katkılarda bulunarak aktarırlar. Din ve tarikat dışındaki halk şiirinin gelişimi XVI. yy.dan sonra başlar. XIII.-XV. yüzyıllar arasında ise öncelik, dini-tasavvufi konuları işleyen tekke şairlerindendir. Tekke edebiyatı çerçevesinde incelenen bu gibi sanatçılar da aslında halk edebiyatının içindedirler. Çünkü en büyük temsilcileri yalnızca din ve tasavvuf konularında sıkışıp kalmayan bu yolun öncüleri (Yunus Emre, Kaygusuz Abdal v.b.), Halk edebiyatını ölçü ve uyak tekniğini halk dilini, halk şiirlerinin nazım biçimlerini kullanarak sonraki saz şiiri, aşık şiiri geleneğine başlangıç olmuşlardır. Ayrıca şehir tekkelerinde kümelenerek bütünüyle din ve tasavvuf şiirleri yazanların dışında kalan, köy çevreleriyle Alevi-Kızılbaş bölgelerdeki zümre şairleri ve Bektaşi sanatçıları da aşık geleneği ile büyük ilişkiler içinde bulunmuş, saz çalmanın dışında bütün özellikleriyle halk şiirinin izleyicisi olmuşlardı. Bu bakımdan Alevi-Bektaşi nefesleri birer halk şiiri, yaratıcıları da halkın şairi sayılmalıdırlar. Onun için yüksek zümre tasavvuf edebiyatı dışında kalan bütün halk sanatçıları ile saz şairleri, Halk edebiyatının kapsamına girerler.

Halk Edebiyatının Başlangıcı

İslam medeniyeti etkisine girmeden önceki ilk devre  Türk Edebiyatı’nı, orta devre halk edebiyatının kökü kabul etmek gerekir. Bu devrede kalan örnekler, yeterince çok değilse de ortak özellikler bakımından sonraki halk şiirinin bütün niteliklerini taşır. Düşünüş, duyuş ve anlatış bakımından yabancı etkilere kapılmamış, dili katıksız Türkçe olan bu ilk örneklerin hepsi, Türkçe’nin tabii yapısına uygun gelen hece vezni ile söylenmiş, ağızdan ağıza yaşanmış ortaklaşa eserlerdir. Divanü Lügat-it-Türk’te rastlanan örneklerle tarih ve toplumbilim araştırmaları, ilk devre Türk Edebiyatı’nda kam, baksı, oyun, şaman, ozan gibi adlar alan ilk şairlerin, aynı zamanda kopuz çalan birer müzik sanatçısı olduklarını; hekimlik, büyücülük gibi görevleri de yüklendiklerini, şölen, sığır, yuğ törenlerinde görev aldıklarını göstermektedir. Turfan kazılarında Çuçu, Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Ki-Ki, Çısuya Tutung, Asıg Tutung, Sungku Seli Tutung, Kalım Keyşi gibi sanatçıların birer ikişer şiirleri ele geçmiş, çeşitli çevre ve ağızlarda koşug, kojan, takşut, ır, yır, şilok, kavi, başık gibi adlarla anılan nazım biçimlerine rastlanmıştır. Genellikle nazım biçimi, sonraki halk şiirinde olduğu gibi dörtlüklerdir. Uyaklar ise kolay bulunan yarım benzerlikler şeklindedir. Göktürk yazıtları dışında mensur metin ele geçmemiştir. Yaşadıkları hayat gereği zengin bir destan edebiyatı yaratmış olması gereken Orta Asya Türklüğünün adları ve konuları bilinen destanları, ilk biçimleriyle ele geçmemiştir.

İslam Medeniyeti Etkisinde Halk Edebiyatı

Kabile ve din ayrılığıyla bölünmüş Türk boylarının, soy ortaklığı yanı sıra kaynaştırıcı bir ümmet inancı ile birleşerek güçlendikleri İslamiyet döneminde ilk yüzyıllara ait kesin belgeler kalmamıştır. Geniş ve boş bozkırlarda göçebelik şartları içinde dağılan güçler, medeniyet merkezlerinde yoğun yerleşmeler halinde toplanır, vazgeçilmez yurtlar edinilir, site hayatının tabii sonucu olan dil, ahlak, hukuk, sanat, kültür, edebiyat gibi alanlarda belli başlı eserler verilir; Ku’ran alfabesinin ortaklığıyla İslam dünyasının kültür birliğine kolayca girilir. Ancak bu ortama uyarlanmak için birkaç yüzyıllık hazırlanma zamanı geçer; bu yüzden IX.-XIII. yüzyıllar büyük boşluklar gösterir. Anadolu’da dinin gerektirdiği zorunluklara önce Arapça’nın sanat, edebiyat ve devlet dili olarak da Farsça’nın etkisi başladı. Birkaç yüzyıl içinde Türkçe, karışık bir zenginliğe ulaştı. Ancak halk yığınlarıyla yüksek zümrenin arasının açılması da her şeyden önce bu dil ayrılığı yüzünden çoğaldı. İslam Türk toplumlarının hepsinde yüzyıllar sürecek ve gittikçe artacak olan kültür, zenginlik, yaşama, düşünme ve zevk ölçüsündeki katlar ayrılığı, edebiyatında birbirine uzak iki yolda gelişmesine yol açtı. İlk yerleşme çevresi olan Maveraünnehir’deki Hakaniye-Doğu Türkçe’sinin (sonraları Çağatay lehçesi) halk edebiyatı ürünleri, ilk biçimleriyle ele geçmiş değildir. Gelişim daha batıya kayan Oğuz Türleri ile Azeri ve Anadolu lehçelerini meydana getirdi. Yakın bölge komşuluğu yüzünden Azeri Türkçe’si ile Anadolu lehçesi (Batı Türkçe’si) birbirinden fazla ayrılık göstermedi. Saltuk Buğra Han’ı ve kırgız yiğidi Er Manas’ı kahraman olarak tanıtan sözlü destan geleneği devam etti. İlk Türk mutasavvıflarından Ahmet Yesevi’nin adına bağlanan Divan-ı Hikmet’teki şiirlerinin dörtlük birimi ve hece vezniyle yazılmış olması, halk şiirinin canlı geleneğini gösterir.
XI. yy.da Maveraünnehir bölgesinde başlayan İslami Türk Edebiyatı’nın Anadolu’daki ilk ürünleri XIII. yy.da verildi. Devlet dili gibi edebiyat dilini de Farsça sayan yüksek zümre şiirlerinin bir kısmı hem Türkçe, hem Farsça yazma yolunu tuttular. Aslında XIII. yy sanatçıları, sonraki dönemlerde kesinleşecek şekilde divan ve halk şairi olarak ayrılmış değillerdi. Mesela Yunus Emre, düzenlenen Divan’ı ve Mesnevi’si ile görünüşte bir divan şairi olduğu kadar tasavvufi-dini konuları işleyen bir tekke-tarikat sözcüsü, aynı zamanda da dili, nazım birimlerinin yatkın değişkenliği, hece vezni ile halk şiirinin güçlü bir temsilcisiydi. Kültür merkezleri olan şehirlerde divan edebiyatı doğup gelişmeye başlayınca köy 212 oba-kasaba çevrelerinde kalan halk çoğunluğu da kendi edebiyatını yaratmak ve yaşatmak zorunda kaldı. XV. yy. sonlarına kadar halk şiirin temsilcileri hep dini-tasavvufi konuları işleyen tekke şairleri olduğu halde (Kaygusuz Abdal, Said Emre, Hacı Bayram Veli, Pir Sultan Abdal, Hatayi, Eşrefoğlu Abdal Musa, Balım Sultan, Hasan Dede v.b.) XVI. yy.dan sonra gezici halk şairleri, saz şairleri, aşıklar önem kazandılar. Aslında Halk edebiyatının bütün alanlarında da İslam kültürünün etkileri göze çarpar. Divan edebiyatında olduğu gibi Halk edebiyatında da gerçek hayat sahneleri az, güçlü düşünce akımları yoktur. Sanat geleneklere bağlıdır. Daima tekrarlanan konular, ortak motifler, din tarihi ve büyükleriyle ilgilidir. Nazım, nesirden üstün tutulmuş, nesir ona bağlı kalmıştır. Genellikle eser parça parça işlenir, ölçülü bir bütünlük gözetilmez. Yüksek zümreden uzak kalan halk toplulukları eski geleneklerini korurlar. Halka dönük tekkelerle Anadolu insanını kazanmaya çalışan Şii-Alevi inancının sözcüleri, başarıya ulaşmak için çoğunluğa, onun dili, zevki, alışkanlıkları yönünden yaklaşmaya çalıştılar. Böylece İslamlık öncesi Türk şiir geleneği, tekke edebiyatı biçiminde yeni bir amaçla diriltilmiş oldu.

Tekke Edebiyatı

Selçuklu devletinin yıkılışı, haçlı seferlerinin yıkımı, beylikler dağılımı ve henüz kuvvetli bir merkezi otoritenin var olmadığı XIII. yy. Anadolu’sunda çeşitli tarikatlar ilkelerini yaymaya başladı. Hem aydınları hem halkı aynı inanç ve sevgi yönünden toplayan tekkeler, kuruluş dönemlerinde insan ve insanlık sevgisi, medreseye aykırı düşen yorumları, halka değer veren tutumları ile büyük toplanma merkezleri oldu; halk dili, hece vezni ile edebi ürünlerini yaydı. XV. yy. dan sonra aşık denilen saz şairleri başlangıçta halka yakın olan tekke edebiyatının, vakıflar düzeni ile güçlenerek gittikçe yüksek zümreye yaklaşması sonucunda ortaya çıktı. Özellikle aydınlar arasında yayılan tarikatlardan başka (Mevlevilik), daha çok halka yaklaşan tarikatlar (Bektaşilik) Halk edebiyatının zengin kaynağı oldu. Fütüvvet geleneği ile Hacı Bektaş-ı pir sayan yeniçeri teşkilatı, devamlı asker ocağını bu tarikata bağlayarak yüzyıllarca yaşamasını sağladı. Bu arada hoşgörüsü, inanç genişliği, dünya değerlerine içten bağlılığı, softa ve yobaz davranışlara karşı çıkan baş eğmez kişiliği ile bir Bektaşi tipi doğdu. Gerek fıkraları, gerek nefesleri ile Bektaşi edebiyatı Halk edebiyatının sürüp giden canlı kollarından biri oldu. Öteki tarikatların edebiyattaki payları, kısa sürede tükendi; özellikle Halk edebiyatı dairesinin dışında kaldı.
Tekke edebiyatının en büyük temsilcileri XIII.-XIV. yy.da Yunus Emre, XIV. yy.da esimi, XV. yy.da Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rumi, XVI. yy.da Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Aziz Hüdayi, XVII. yy.da Niyazi-i Mısri vb.dir.

Aşık Edebiyatı

Halk şairi, saz şairi sözleriyle aynı anlama gelen aşık edebiyatı, kedilerini aşık adıyla anan halk sanatçılarının geleneksel eserlerini kapsar. Şairliği bir aşk tutkusu ile eş değerde gören tutum bütün ortaçağ edebiyatlarının ortak ölçüsüdür. Bir yanıyla eski destan geleneğini sürdürerek, bir yandan da aşk ve tabiat şiirleri söyleyen, çalıp çağırarak telden söyleyen, irticai olarak eser sunan kendinden başka sanatçıların ürünlerini yayan, halkın haber öğrenme ihtiyacını karşılayan, törenlerde bir eğlence unsuru  olarak görev alan gezgin saz aşıkları, XV. yy.dan sonra ortaya çıktı; zamanla çoğalarak teşkilatlandı; şehirlerde  yaşamaya başlayarak sanatçılık iddialarını yüksek zümre edebiyatına özenen eserlerle ispatlamaya çalıştı. Halk arasında saz çalarak dolaşan, ezbere şiirler söyleyen, duruma ve zamanın gereğine göre kendileri de eser veren aşıklar; kendilerini yetiştiren ustalarının geleneğini sürdürür, yetiştikleri çevrelerin özelliklerini taşırlar. Bu açıdan aşıkları; köylü şairler, şehir aşıkları asker şairler, oba şairleri diye ayırmak mümkündür. Nazım biçimlerine göre değil konularına göre de onların şiirleri güzellemeler, ağıtlar, taşlamalar, koçaklamalar, muammalar, destanlar diye bölünebilir. Anonim eserlerin izinde giden şiirlerin son dörtlüğünde adlarını anan  aşıklar, yalın ve yapmacıksız bir dil, hece vezni, genellikle kolay bulunan yarım kafiyeler, geleneksel nazım şekillerini kullanırlar. Dörtlüğün nazım birimi olarak almakta devam ettikleri halde eserleri disiplinsiz bir dağınıklıkta parça parça sunulmuştur. Yapma bir şiir dünyasının kalıpları tekrarlanırken usta temsilcilerinde insani derinliklere rastlanır; yer yer halkımızın yaşadığı gerçek hayatın sorunları ile tabiat ve toplum konularının işlendiği görülür. Sözlü edebiyatın kaçınılmaz sakıncası olan tekrarlar, boş tekerlemeler, vezin ve kafiye sağlamada kolaylık olan yakıştırmalar bulunur. Meraklıları tarafından cönk denilen defterlere yazılan şiirlerin ilk biçimlerini tespit etmek hemen hemen imkansızdır. Bu yüzden yazıya geçirilmeyen nice örneği kaybolmuş, tespit edilen metinlerin tutmazlığı ve çeşitli çevrelerde değişen şekilleri, aşık edebiyatının da zamanla folklorun konuları arasına itmiştir. XVII. yy.dan sonra ise gittikçe kültür merkezlerine yerleşerek teşkilatlanan aşıklar, divan şiirine özenerek aruzla manzumeler yazmışlar; okuma yazma öğrenen, öğrenim gören başlıca temsilcileri iki yanlı bir değer kazanmaya çaba göstermişlerdir. Bu bakımdan sonraki kalem şuarası diye adlandırılan bir bölük sanatçı ile halk arasında yaşayıp yaratan ümmi sanatçılar arasıda dil, vezin, şekil ayrılıkları göze çarpar. Gereğince yazıya geçirilemeyen ve yaratıcılarının çoğu hakkında kesin bilgiler edinilemeyen aşıklar arasında en önde gelenler XVII. yy.da yaşadığı tartışma konusu olan Karacaoğlan, Aşık Ömer, Gevheri, Gazi Aşık Hasan; XVIII. yy.da yaşaya Aşık Ali, Aşık andi, Aşık Civan varlığı söylentiye dayanan Aşık Garip, Aşık Nuri; XIX. yy.da yaşayan Derli, Zihni, Emrah, Seyrani, Ruhsati, Sümmani göçebe şairi  Dadoluğlu, günümüz sanatçılarından Aşık Ali İzzet, Aşık Veysel v.b.dir. Özellikle din dışı konulardaki eserleriyle aşık edebiyatı, XX. yy. başlarında memleket sorunlarına yönelen milli edebiyat akımının kaynağı olarak ayrı bir önnem kazandı. Cumhuriyet döneminde, Yeni Türk Edebiyatı’nda da Halk Edebiyatı’nın dini-tasavvufi alandaki örnekleri değil, Aşık Edebiyatı’nın tabii ve yalın değişleri dil ve konu bakımından kaynak edinildi.

Aşık Edebiyatı Nazım Biçimleri

Aşıklar tarafından geliştirilen halk şiirlerinde, genellikle hece vezni kullanıldı. Aşıkların bent veya hane dedikleri ana nazım birimi hemen daima dörtlüktür; bazı şiirlerde mısralar azalıp çoğalabilir. Kafiye dağılışı bakımından iki tipte toplanabilecek olan nazım şekilleri hece vezninin en çok kullanılan birkaç kalıbına dayanır; yedi heceli vezinlerle mani tipindeki şiirler; 4-4 duraklı sekizli hece vezni ile söylenen semai ve varsağılar 11’li hece vezninin 6-5 veya 4-4-3 duraklı koşma ve destanları genellikle Halk edebiyatında nazım şekilleri kendilerine has ezgilerle birbirinden ayrılır ve koşma tipi ile mani ipinin kafiyelenme değişikliği dışında birbirinden uzaklaşan yanları yoktur. Türki sözünün bozulmuş şekli olan türkülerin ise anonim veya kişisel, çok değişik yapılarına rastlanır. Kavuştaklı ve tekrarlı oluşları türkülerin ana nazım birimi olan dörtlükten uzaklaşmasını gerektirmiştir. Ezgi ve konularına ayrıca yapılarına göre ayrılan türküleri bir kısmı hem kişisel hem anonim olabilir. Bentlerinin ve kavuştalarının değişikliği zengin bir çeşitlilik göstermektedir. Koşma biçimindeki şiirlerde kafiye dağılımı 1. bentte abab veya abcb; sonraki betlerde dddb, eeeb, fffb… Mani biçimindeki şiirlerde dörtlüklerdeki kafiye dağılımı aaba, ccdc, eefe… şeklinde her dörtlüğe bağımsızlık sağlayan bir düzende yürütülür. İrticalı olarak şiir söyleyen aşıklar, en çabuk bulunan yarım kafiyelerle yetinmek zorunda kalır, cinaslı kelimelerden ustalıkla faydalanır, kafiye ve vezin zorlamaları karşısında ya tekerlemelere ve boş dizelere baş vurur veya kelimeleri söylenişe göre bozarlar.
Özellikle  XVII. yy.dan sonra kültür merkezlerine toplanan saz şairlerinin bir kısmı sanatçılıklarını ispatlamak gayreti ve divan şiirine duydukları özenti ile aruz veznini de kullanmış, bu yolda şiirler yazıp söyleyerek ustalıklarını ve değerlerini onaylatmak istemişlerdir; failatün failatün failatün failatün vezniyle yazılan şekillere divan; feilatün feilatün     feilatün feilün kalıbıyla söylenenlere selis; 4 mefailun ile yazılanlara semai; mef’ülü mefailü mefailü feulün ile yazılanlara kalenderi denmiştir; şehir aşıkları müstezat ve musammatları da kullanmaya gayret emişlerdir. Çeşitlemeleri hem konuları hem biçimleriyle şarlanan nazım türleri arasında aşıkları eser verdikleri alanlar destan-anlatı türü, duygusal şiir türü, yarışmalı şiir türü, öğretici şiir türüdür. Dörtlüklerle kurulan ve bazen 100 dörtlüğü aşan destanlar koşma tipinde kafiyeli genellikle 11’li pek az olarak 8’li hece vezniyledir. Toplumu geniş ölçüde ilgilendiren olayları konu alan destanlar yanı sıra, ciddi olmayan konularda uydurulan mizahi destanlara da rastlanır. Destanlara göre daha küçük boyutta, güzellemeler koçaklamalar, ağıtlar, taşlamalar; aşığın ya  kendi adına ya toplum adına duygulu tavrını yansıtan şiirlerdir. Yarışmalı şiir türünde aşıklar ya ortaya konan bir muamma – bilmeceyi manzum olarak çözer veya aralarında şiir yarışmasına girerek az bulunur. Kafiyelerle birbirlerini sınarlar. Günümüzde de süren bu gelenek, aşıklık işinin başarı şartlarından biridir. Öğretici şiirlerde de ahlaki öğütlere, yaşama deneylerine yer verilir. Bu tür şiirlerin bazı dizeleri, bir atasözü niteliğinde halk arasında yaşama gücü kazanabilir.
Aşık geleneği  XX. yy.da özellikle kültür merkezlerinden uzakta kalan doğu ve kuzeydoğu illerinde, Alevilerin yoğun olarak bulundukları yerlerde, Güneydoğu Anadolu ile göçebe yaşayışın bir dereceye kadar sürdürdüğü Toroslar bölgesinde, sapa köy ve kasaba çevrelerinde halk edebiyatı geleneği geçerliğini sürdürdü.

Destanlar

Halk şiiri biçimleri içinde görülen toplumsal konulu destanlardan başka, eski epope geleneğini sürdüren anlatı örnekleri de anonim halk edebiyatının bir ürünüdür. Uzun soluklu bir anlatı olan destanlar sözlü gelenek ürünleridir. Yazı öncesi çağlarda doğan bu ölçülü söz verimleri, sonradan zaman zaman yazıya geçirilmişse de aslında sözlü gelenek içinde oluşarak gelişmişlerdir.
Yazıya geçirilmesi, derlenmesi, işlenmesi, tespiti ve yeniden yaratılması çok geciken Türk destanlarından ele geçen en özgün örnek şüphesiz ki Dede Korkut Kitabı’dır. Yazılış tarihi bilinmeyen, Uygur alfabesiyle kaleme alınmış Oğuzname, orijinal bir destan metni sayılmaz. Türklerin Anadolu’ya yerleşmesinden sonra destanlar, din ve siyaset kavgalarında rol oynayan kahramanların serüvenlerine bağlanarak yaşatıldı. Din ülküsü yolunda sürekli savaşlara katılan kişilerin serüvenleri Battalname, Danişmentname gibi eserlerde anlatıldı. Osmanlı gazavetnamelerinde sürdürülen bu tutum, bazı din büyüklerinin efsanevi hayatlarını konu edinen menakıpname veya velayetnameler geleneğinde de sürdürüldü.

Halk Hikayesi

XVI. yy.dan başlayarak halk şairlerinin yaşattıkları halk hikayeleri eski destan geleneğinin yerini aldı. Bunlar saz – söz eşliğinde manzum – mensur parçaların tekrarı ve anlatıcının mimik ve ses taklitleriyle canlandırılarak genellikle mensur bir hikaye halinde anlatılır. Destanlardan ayrılan yanı, kahramanların olağanüstü güçler taşımayışı, insan ve toplum ilişkilerinin sorunlarını yansıtışıdır. Bu açıdan, iki yunan tragedyalarının kader – alın yazısı tezinden, insanın kendi tutkuları ve toplum kurallarıyla çatışmasına geçen gelişimin birer örneği sayılabilir. Çoğunlukla sevgi, kahramanlık gibi iki ana eksen çevresinde oluşan halk hikayeleri, roman öncesi anonim ürünlerin sözlü gelenekte süren bir aşaması olarak değerlendirilir.
Halk hikayeleri konularına göre sevgi hikayeleri, kahramanlık hikayeleri diye ayrılabilir. Gelenek, bu kahramanlara zalimleri cezalandıran, yoksulları koruyan, eşitlik ve adalet düzenini sağlayan birer kişilik yükler. Bugün de özellikle Doğu Anadolu’da Türkmen boylarının yerleşme bölgelerinde bu hikayecilik geleneği sürmektedir.

Anonim Halk Edebiyatı

Anonim  Halk edebiyatı içinde yer alan meddah hikayeleri yazılı metinlerin ezberlenip taklidine dayanır. Bütün temsil unsurlarıyla biraz tiyatroya, biraz halk hikayesine yaklaşarak sözlü geleneği sürdürür. Aynı şekilde sürdürülen bir de masal ve fıkra geleneği vardır. Bu iki tür, insanların toplum olayları karşısındaki tavırlarını belirler. Nasrettin Hoca, Bektaşi, İncili Çavuş’un kişiliklerine bağlanan tenkidi fıkralarla toplum olaylarını düşsel durumlarla çözmeye çalışan masallar, çağdaş insanların topluma uyumsuzluğunu belirtmekte bir noktada birleşirler. Masalların başında tekerlemeler yer alır.Bunlar masalcının ilgi çekmek için uydurduğu kalıplaşmış sözlerdir. Tekerlemeler aynı zamanda masalın ana yapısını ve bir hayal ürünü olduğunu belirtir. Masal türü içinde hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi masallar güldürücü fıkra biçimindeki yalanlamalar, zincirlemeli masallar bulunmaktadır.
Eski Türkçe’de menkibe diye adlandırılan efsaneler de anonim halk edebiyatının çok rastlanan ürünlerindendir. Bir inanış konusu olması bakımından masaldan ayrılarak destana ve hikayeye yaklaşan efsane; yaratılış ve oluş, tarih, olağanüstü kişiler ve varlıklar veya din üzerine gelişebilir.
Anonim Halk edebiyatı ürünleri içinde bir çeşit bilgi yarışı niteliğinde olan bilmeceler bir toplumun ortak hayat deneylerinin sonuçlarını yargı biçiminde ortaya koyan kısa, özlü, yoğun atasözleri; dini ve sosyal değer yargılarını taşıyan alkış ve kargışlar oyun tekerlemeleri, her türlü türküler; maniler; seyirlik halk oyunları adı altında anılan meddahlık, kukla, karagöz, orta oyunu tuluat tiyatrosuyla köylü oyunları da yer alır.


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.