Havanda Su Dövmekteyiz

Havanda Su Dövmekteyiz

*Biliyoruz 1 Ocak 2020 günü ile birlikte her şeyi sil başta alacağız.

Önce 14 Şubat’da; hepimiz çok aşk ve 8 Mart’da feminist olacağız ve de 18 Mart’da Çanakkale’den kimseyi geçirtmeyiz.

23 Nisan’da bizler için en önemli olgu; “sözde ve de anılarda kalsa da” ulusal egemenlik !…19 Mayıs’da saçlarımıza ak düşse de hepimiz Atatürkçü gençlik…

5 Haziran’da tüm dünya halklarıyla birlikte çevreciyiz ve 1 Temmuz’da “yol geçen hanına dönse de” denizlerimizden hiç kimseye izinsiz dolaşım hakkı vermeyiz.

30 Ağustos’da zafer için “ordumuzu Fetö’ya kaptırdığımızı o gün için unutarak” her birimiz Atatürkün askerleriyiz.

29 Ekim’de ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ’nin temelinde kurulan Cumhuriyetimiz’in bekçileriyiz.

10 Kasım’da ATAMIZ’ın manevi varlığı yüreklerimizde, sonsuza dek O’nun aydınlığını geleceğe taşıyan NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ilkesi doğrultusunda yaşayan Türk Halkıyız biz. Üstelik olsa da pek
çok hatamız; her 10 Kasım’da “riyakar duygularla” çokdur karşısına çıkanlarımız.

Ve 25 Kasım’da 82 milyon her birimiz kadına şiddete karşıyız ama kadınları kamusal alandan soyutlamak için her türlü yozluğu “özel ve tüzel kişilikler aracılığıyla” yaparız.

5 Aralık’da kadının seçme ve seçilme hakkı var bu ülkede diyerek avazımız çıktığı kadar bağırır; sonuçta onlara hangi tarikatın türbanına girecklerine, hangi yöntemlerle ölümlerine kurban edileceklerine
ilişkin seçenekler sunarız.

Kuşkusuz 2020’nin sonu geldiğinde; bu yıl da bir kez daha yenildiğimizi anlayıp, “bir önceki yıla göre daha da azalan” umutlarımızla, beklentilerimizi 2021 yılına bırakırız.

Ne olmuş a canlar?… Dünya döndükçe; tükenir mi hiç yıllar?…




Bu arada bir anımsatma yapalım Atamız’dan “böyle sanatın içine tükürenlerin de kulaklarını çınlatarakdan” ve tez günde Ankara’da Hitit Güneşi’nin yeniden yerini alacağı günün geleceğini umarakdan…

Bu bağlamda ne demiş ATAMIZ?

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından birisi kopmuş demektir.”

Sanatla beyninize kan pompalayınız sağlıklı yaşamak için…

Yalnızca kitap okumakla yetinmeyiniz;sinemaya, tiyatroya, konsere, bale gösterisine, operaya, resim ve heykel sergilerine gidiniz. İçinizi karartmayı amaç edinenlere karşı; tinselliğinizi de
güçlendiriniz.

*Cumhuriyet’in ilk yılları…

Naşide Saffet Hanım; 1931 yılında Türkiye Güzeli seçilmiş, Nice’de yapılan yarışmada Avrupa Göz Güzeli seçilmiş.

Sonra ne mi olmuş?…

Naşide Saffet Hanım; bir öğretmen olduğu için, gelen tepkiler nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı’nca görevinden alınmış.

Oysa günümüzde; öğretmenler diledikleri gibi giyiniyorlar, örneğin külotlu çorap benzeri pantolonlarla okula geliyorlar. İstedikleri yarışmalara katılıp; televizyonlarda şarkılar söylüyolar.
Hiç kimseler onların davranışlarını; memur disiplinine ya da öğretmenlik mesleğine aykırı bulmuyor. Öğretmenler de bu göstermelik davranışları “özgürlük” sanıyor.

Ne yazık ki “balık baştan kokar” örneği; Devlet düzenindeki bozulmayı, tozumayı, erozyonu tetiklemek için yapılan kasıtlı tutum ve davranışlardır bunlar. Öğretmenlerin davranışları bozuldukça,
nasıl örnek alsın onları yetişme çağındaki çocuklar?… Ve o çocuklara “ulan” diye sokak ağzıyla konuşan, bilgi dağarcığı boş, ayak takımından farksız öğretmenler; evet yükselen bu nesil sizin eseriniz, başarısız, bilgisiz, donanımsız ve yetersiz. Ve ne yazık
ki yerlerinizi de teker, teker alıyor Suriye’den getirilenler… Acaba ne olacak sizin de geleceğiniz?…

*Yeni yetme “çevreci internet entelleri” paylaşıyorlar; Avrupa’nın çöplerini satın alıyormuş bizimkiler diye…

Biz yazıyoruz sürekli; naylon torbayı parayla satarak çevre kurtulsaydı, ülkemiz çoktan geçerdi azgelişmişlikten öteye…

Bilenlerin, çok iyi bildiği gibi…

Özal döneminde başladı; Avrupa çöplerini satın alma uygulamaları, hem tıbbi atık ve hem de nükleer atık, bir anımsayınız Sinop dolaylarını… Üstelik usumuz erdiğince, elimiz yazdığınca; sık,
sık sorardık “Mavi Tuna niye karardı?” sorusunu çevre sorunlarına değindiğimiz yazılarımızda… Avrupa’nın kanalizasyon ağına dönüşen “geçmişte adına valsler bestelenen” Mavi Tuna’nın kararan suları Karadeniz’e zehirlerini akıttıkça…

O günlerde dönüştürülmeye başlamıştı ülkemiz Avrupa’nın çöp tenekesine… Çöp tenekesi olduğu yetmezmiş gibi, son yıllarda da Ortadoğu arındırılsın diye, ulusal yapımız da kirletiliyor, dönüştürülüyor
insan çöplüğüne…




İşin gerçeği yalnızca öğretmenlerin ya da öğrencilerin değil, kim bilir ne olacak bu ulusun geleceği?…

*Ne yazık ki havanda su dövmekle geçiyor bu ömür…

Soma’da Termik Sanrallar’da yakılıyor doğayı kirleten kömür…

Oylar istenirken köprü başında; atıp, tutmak kolay… Köprünün sonuna gelindiğinde; Somalı zehirleniyormuş, kime gam?…

Oysa doğa alıyor ona saldıranlardan intikam!…

Bilindiği gibi; Somada Belediye AKP’de…

Oyları almışlar, karşılığında ne vermişler?…

Termik Santrallardan zehirli dumanları…

Kaygılanan, kızan üzülen kim?…

Ben, sen, biz hepimiz, tüm doğa dostları, tüm çevreye duyarlı yurttaşlar…

Somalı kendini zehirleyenleri seviyorsa…

Bu durumda;

Ne oluyorsa bize?…

Fransız politik düşünür Montesquieu’dan esinlenip; her halk layık olduğu yöneticiyi bulurmuş diyerek, bakalım mı kendi işimize?…

Keşke bakabilsek, ah keşke!…

Selma Erdal; Didim, 4 Ocak 2019

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN