Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

Hep mi Küfür?…Birazcık da Kültür…

Hep mi Küfür?…Birazcık da Kültür…

*Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway demiş ki YAŞLI ADAM ve DENİZ adlı kitabı hakkında?…
-Kitapta sembolizme ilişkin hiçbir şey yok. Deniz bildiğimiz deniz, yaşlı adam da yaşlı adam. Kitaptaki köpekbalıkları, denizdekilerden daha iyi veya daha kötü değiller. İnsanların kitapta buldukları sembolizm örnekleriyse zırvadan ibaret.

İşte bu nedenle; öykünün içinde define ararcasına, kendilerince bulmaca çözüp, anlamlandırma yarışmasına girişircesine beynini zorlayıp, totosunu yırtan entel-dantel varlık…Oku işte kitabı;karışma başkalarının kitap okurken canlandırdığı düşlere eğer kitabın yazarı bile bu sözleri söylüyorsa…

Üstelik düşler için ne demiş 27 Ağustos günü yitirdiğimiz değerli yazarımız Muzaffer İzgü?…
-Düş kuran insan, düşünüyor demektir.Düşünen insan da soru sorar.

Be hey entel-dantel varlık; kulak ver İzgü ustaya, karışma okurların düşlerine, engel koyma düşüncelerine…
*Daha öncesinde; sanatın içine tükürenler, bugünlerde “öğretmeni yok” gerekçesiyle, halk eğitim merkezlerinde, halk oyunları öğretim derslerini yasaklamışlar.
Halk oyunları yasak,Arabın kalça kıvırması free.Bu ülke daha başka nasıl yitirebilirdi ki kimliğini?…Türk olanı;yok ediyor bu yok olasıcalar…

Bilindiği gibi üniversite sınav sonuçları açıklandığında; en başarısız olanlar İmam Hatip Liseliler oldu ve arkasından “seçimlerde olduğu gibi” hemen bir manipulasyon…Puanlar yeniden hesaplandı, kimilerinin canı yandı ve ardından İHL’iler üniversitelere kayıt hakkı kazandı…Artık hoşaf üzerine bilimsel sentez ve analizlerini yaparlar üniversite düzeyinde…Bir de atalarımız der ki EŞEK HOŞAFDAN NE ANLAR?… Onlar hoşafı böylesine bilimsel olarak inceleyip, irdelediklerine göre…EŞEK olan bizleriz; ne hoşafı, ne de onları derinlemesine araştırmadığımıza ve başımıza musallat ettiğimize göre…
Eşeğiz, eşek; çok hafife aldık onları şu çok bilmiş entellektüel kafalarımızla…

*Ne Monet’yi tanıdı, ne de Picasso’nun kübik anlatım tarzına yoğunlaştı sokaktaki adam, işçi, köylü, emekli ögelerinden oluşan halkımız…
Rodin’in “düşünen adamı” ona yalnızca Bakırköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’ni çağrıştırdı, siyah-beyaz Türk filmleri aracılığıyla…Durum böyle olunca; delileri akıllı sandı, başına taç yaptı… Şimdi kendisi de delirdi iyice ve artık bu delilere her gün bayram, milli içkisi ayran…Üstelik de baş delisine hayran; tapınıyor ona…
*Okullarda neden TARİH öğretmiyorlar?… Elbette ki Aktekeler;Tayyiban’ın uydurduğu yalanlara kansın diye…
Son yıllarda 29 Mayıs geldiğinde,ilkokul müsameresi tadında İstanbul’u fethediyor Tayyiban…
Gemiler kalkıyor Eyüp’den; Yenikapı’ya doğru ve içinde Türkün Tarihini yok sayan ümmet-i Tayyiban…
Ulubatlı Hasan’ı yok saydıklarını çok çabuk unuttular; İstanbul’u fethetmek için yine yola koyuluyorlar her 29 Mayıs geldiğinde…
TARİH bilmeyen bir nesil yetiştirdiler; gerçekleri öğretmek yerine, uydurdukları martavallara inanan akkoyunlara her 29 Mayıs’da tiyatro oynuyorlar.
4+4+4 düzeninin bebelerine sorsalar İstanbul’u kim aldı diye; yanıt vereceklerdir elbette; Fatih-ül Tayyiban diye…
Anımsatmak isterim ki;
İstanbul’u fetheden Fatih-ül Tayyiban; beyaz atdan düştüğü için…Eyüp’den şehir hatlarına atlayıp, hop İstanbul cepte…
Ama bununla birlikte, bu Türk Ulusu vermez kolayından kimseciklere paye…Karıştırmasınlar sakın ola ki onları ümmet makamından bu topraklarda yayılan sürüyle… Onlar ancak us dışı palavralara kanarlar; sadaka dağıtılan tarikat kapılarında gezerken eteklerini sürüye, sürüye…
Elbette AT’dan düşenler değil; Türk kimliğiyle yüreklice atına binip düşmanın üzerine yürüyendir İstanbul’u kurtaran … Önce Fatih Sultan Mehmed ve sonrasında da İngiliz işgalinden kurtaran büyük adam; Mustafa Kemal Atam…

*Kentdaşım, Bursalı ünlü yazar;Pınar Kür… Demişdi ki bir zamanlar televizyon yansılarına düşen sözleriyle:
– Romancı ve şair yazmak için oturup, ilham bekler…Ama araştırmacı yazar; sürekli çalışır. Emek-yoğun çalışır. Varolan dünyayı eleştirir yazdıklarıyla…Elbette ki daha güzel, daha yaşanabilir olması için…
Kuşkusuz Pınar Kür’e hak vermemek elde değil… Yazarlık ya da söz söyleme sanatı; özel bir yetenek kuşkusuz… Çünkü kimileri iyi konuşur da, konuştuklarını dökemez yazıya… Ve de bakmakla, görmek arasındaki uçurum da girince sıraya; yazarlık dediğin kolay iş değildir sıradan insanlara…
Yetenekle, bir de bilgi birikimi birleşince…Kuşkusuz duygu yoğun yazılar, dizeler değil ama düşünce yazıları için durum böyle…Üstelik sorunu gören; çözümü de üretebiliyorsa, işte budur yorumculuk ya da köşe yazarlığı, ya da düşünce yazarlığı (eskilerin fikir yazısı dediklerini yazanlar)…
Bildirelim istedik; gazetelerdeki köşe yastıklarına…

*Sağlıkçılara göre; ne yersen o’sundur… Modacılara göre ne giyersen o’sundur… Ve bana göre de; ne okursan o’sundur…
Dolayısıyla okuduğunuz kadar donanırsınız, okuduğunuz kadar varsınızdır ve okuduğunuz kadar da yazarsınız…
Ve ben; sağlık için beslenen…Kadın olduğu için giyinip, süslenen…En önemlisi de okuyup kendini bilgilenmeyle var etmeğe çalışan bir kadın kişi olarak yazmadan da duramam…
Yazılarımla gözlerinize dokunup, düşüncelerinizde bir yer bulabiliyorsam ne mutlu bana…

Selma ERDAL; İstanbul,28 Ağustos 2017

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN