“Hiçbirinin inandırıcılığı kalmadı artık”

“Hiçbirinin inandırıcılığı kalmadı artık”

/1

Hiçbirinin inandırıcılığı kalmadı artık! Köhnemiş, işin magazin yanından beslenen, yurttaş için “her” olumsuzluğu fırsata/ kazanmaya dönüştüren “kimi” ararsanız hepsi “yöneten” eylemiyle işlerin başında…

Ya “bir tane” arayıp da bulayım, diyorum; yok! Bir tane, yaşananları “fırsata” dönüştürmeyen, gerçekten “içinden” geldiği için “o işi” yapan yok!

Burada Adana’yı da, İstanbul’u da, Ankara’yı da, İzmir’i de, “iktidarı” da birbirinden ayırmadan yan-yana düşünebilirsiniz! Dünyaya “bakışı” yok öyle/ yok böyle demeden…

Daha yaraları bile sarılmadı İzmir depremlerinin. Kimi yakınlarını yitirdi, kiminin evleri yıkıldı şu kış günlerinde… Birçoğu yalnızlığını üleşecek sıcacık el arıyor. Gücü yetmeyenler “devlet devletliğini yapsın” diyor!

Dinleyen var mı; yok! Yine her şey yurttaşa kaldı!

İzmir Anakent Belediyesi’nin basın bürosundan gelen, bülten “Belediye Başkanı Tunç Soyer’in çağrısıyla başlayan “Bir Kira Bir Yuva” kampanyası nedeniyle ev sahibi P. Ö. ile depremzede G. K./ S. K. çiftini bir araya geldi. Yaşamını yitiren anneannesinin evini deprem mağduru aileye açan P. Ö…”, diye sürüyor… (İsimler açıkça yazılmış, kısaltmayı ben yaptım.)

Bültenin altında fotoğraflar! P. Ö. Evin işlemlerini uzatıyor, G. K./ S. K. çifti de alıyor elini uzatmış alıyor! Ne onurlu, ne insancıl, ne gözleri dolduran bir görüntü değil mi?

Bunları, belediyenin basın bürosu değil de, gazeteci yapsa o denli umursamayacağım, “haber niteliği taşıyor” diyerek kendimi avutacağım! Gazeteci, isimleri açıkça yazmaz biliyor musunuz?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  DAR-BE Mİ DEDİNİZ?

Aslında içimden daha çok “söz” geçiyor da, böyle klasın!

Hani, nerede “veren el alan eli görmesin” diyenler, demek kalıyor bize!





/2

“Hiçbirinin inandırıcılığı kalmadı artık” dedim de…

Gerçekten, covid 19 konusunda “iktidarın” gerekenleri yaptığına inanıyor musunuz bilmiyorum!

Yurttaşların önlemlere uyması bakımından, destekler bakımından, sağlık kuruluşları bakımından, doğru bilgilendirme bakımından…

Maaşı olana “ucuz” kredi musluklarını açtırarak, patronun deniz kıyısını/ beton yapısını/ beyaz-kahverengi eşyasını sattırdı! Bankalara milyarlar akıttı, patronu gönendirdi, yurttaşa “bir liralık” maskeyi veremedi!

“İktidar” yurttaşı mı korudu, patronu mu, diye sorun bakalım “yaşayanlar” ne diyecek!

Günlerdir İstanbul’un “kırmızıya” boyalı haritası paylaşılıyor! Sağlık Bakanı Koca, açıklamalarında bulaşının önemine değiniyor sıkça. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bilim kurulu üyeleri onbeş günlük önlemlerden söz ediyor! Tüm bunlara karşın altmışbeş yaş üstüne kısıtlama ile sigara yasağından başka uygulama gerçekleşmiyor!

İstanbul gibi, birçok kentte birbirine benzeyen olgular yaşanırken savsaklamanın sürmesine anlam vermek olası değil!

Medyada sıkça gündeme gelen “aşı bulundu” açıklamalarının da yakın zamanda “koruyucu” olmayacağı/ umut vermeyeceği anlatılıyor; kaç tane üretilecekmiş, öncelik kimler olacakmış, belirlenen fiyatı kimler ödeyebilecekmiş, gelse bile eksi yetmiş derecede nerede saklanacakmış…

Bill Gates’in dediği gibi, sanırım “varlıklı ülkeler bu işten daha erken kurtulacak!”

Demek ki bizdeki gibi, yoksulluk “açlığa/ aşısızlığa terk” edilecek!

Gün içerisinde Adana’nın “olgu haritasını” inceledim! Kış aylarında soğuk havaların gelmesiyle birlikte, yaşanacakların iç açıcı olmayacağı ileri sürülüyor!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  YORGUN MERMİ

İktidarın”, bunca “tozpembe” açıklamalarının ardından üstesinden gelemedikleri bir şeyler olmalı; ya sonra?

 

/3

“Acı reçeteden” söz ediliyor…

Ülkenin içinden geçtiği bunalım aşmak için “gerekiyorsa devlet, millet olarak fedakarlık yapmaktan, acı da olsa doğru reçeteleri uygulamaktan kaçınmayacağız” deniyor!

Bunun nasıl olacağını anlayan var mı?

Bu sürece gelmenin, “acı reçeteye” gereksinim duymanın nedeni “bir başına” covid 19 değil kanımca! “İktidarın” başından bu yana izlediği “patron sever” tutumun, “üretimden kaçar” uygulamanın, “açlık sınırını” bilmez anlayışın, “beton ekonomi” sevişin, “emek bilmez” bakışın sonucu…

Emeklisi, emekçisi, çiftçi, işçisi ne zaman “acı reçeteyle” iç-içe değil ki?

Yılbaşından bu yana alım gücünde oluşan “kayma” nedeniyle, yurttaşlar birçok zorunlu tüketimini karşılayamıyor, borcunu ödeyemiyor, güne sağlıklı başlayamıyor, çocuklarına gülemiyor, eve dönüşü sevemiyor…

Yeni bir “acı reçetenin” dar gelirli yurttaşta oluşturacağı travma şimdiden biliniyor olmalı…

Daha az beslenecek, daha az dinlenecek, daha az sevecek, daha az doyacak…

İşlerin iyiye gideceğinin, bu yönde çaba harcanacağının, bu ülkenin yurttaşının doyacağının “hiçbirinin inandırıcılığı kalmadı artık!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın