Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

İÇİMİZDE KALMASIN DEDİK…

İÇİMİZDE KALMASIN DEDİK…

Prof. Dr. Canan KARATAY diyor ki:
Kahvaltıda üç yumurtadan omlet, kırk adet zeytin…
Acıkınca çokça meyve yersen; göbeklenirsin…
Girmeyecek evine; ne şeker, ne un
Yersen ekmek ve tatlı; çabuk gelir sonun…
Ve Mutfağı’ndan sesleniyor Arda:
Haydi Browni yapalım bugün
Kaplara bolca tereyağı sürün
Ve bir kaba doldurun
Birer bardak kakao ve de fındık
Dört yumurta, iki bardak da şeker
Unut Karatay Hoca ne demişse
Boşver kilona; kaç çekerse, çeker…
Bıktım artık ikisinin arasında kalmaktan
Çektiğim vicdan azabı; her şeyden beter…
Be hey Tanrım; ya onu, ya ötekini sustur…
Ocak 2016’da bir cinayet işlendi Fransa’da…
Esmer diye bir Türk gencini vurdu ırkçı Fransız…
Be hey imansız; koynunda beslediğin ERMENİ, kara değil mi?…
Ya bu eyleminin anlamı; tam tamına islamofobi değil mi?…
Vivaldi’nin DÖRT MEVSİM’i günümüzde bestelenseydi;
Dört mevsimde de aynı sesler duyulduğundan, dört mevsim de canlandırılırken aynı notalandırılırdı, günümüzde ülkelerin birbirlerine karşılıklı NOTA verme girişimlerinin yanı sıra…Örneğin;
-Yollara döşenmiş mayınların patlayışı…
-Kalabalıkların arasında canlı bombaların çatlayışı…
-Makinalı tüfeklerle taranma…
-Göklerden yapılan bombalanma…
-Uçaksavarların sesi…
-Ve insanların canhıraş nefesi…
Notaya dökülüp de, hangi çalgılarla seslendirilirse, seslendirilsin…
Sonuçta dört mevsimde de, aynı dertler yaşandığından, aynı sesler çınladığından…
Sevgili Vivaldi; dört mevsim için de, aynı seslerle bizlere bir DERT MEVSİMİ konçertosu bestelerdi ki bir de AZRAİLİN TIRPANI”nın sesi duyulurdu vokallerde..
Son yılların gazetelerini saklıyorum…
Neden mi?…
İnkarcılar için…
Hani son yemekte, İSA diyordu ya Havarileri’ne; “İnkar edeceksiniz”…
İşte dün başka, bugün başka yazanlar; biliyorum yarın geldiğinde de başka yazacaklar ve inkar edecekler yazdıklarını, İSA’nın Havarileri gibi, onlar da inkarcı olacaklar…
Ama ben belgeci, arşivci, dökümanter kişiliğimle, onlar inkar ettiğinde, vuracağım yüzlerine; bu ülkeye, bu halka karşı bugün işledikleri suçların çeteresini…
CHP’nin ALTI OKU…
YENİ CHP marifetiyle; ezildi,büzüldü ve tek bir oka dönüştü…
Hedef; PKK’yi gösteriyor… Onu vurmak için olmadığı da ALTI OKU ilke benimsemiş ATATÜRKÇÜ CHP’lilerce çok iyi biliniyor…
Ve
18 Ocak 2016 Kurultayı’ndan sonra biliyoruz ki bu parti bildiğimiz CHP değil ne yazık ki…
Belediyeler yerelleşme bağlamında; ulusal/milli eğitime karşı, eğitimin yerelleşmesini, yerel yönetimlerin eğitim görevini üstlenmesini savunuyorlar şu “ulus devlet düşmanı” Küreselleşme kavramı bağlamında…
Yalnızca “özerklik” isteyen ayrılıkçılar değil, “şeriat” isteyen dikta heveslileri de…
Her belediye; 5-25 yaş arası nüfusu kestirmiş gözüne, dinci eğitimden geçirmek istiyor, Atatürk İlke ve Devrimleri’ne kinci amaçları doğrultusunda…
Ve bir de futbolcu/ayaktopçu bir gençlik yetiştirme derdindeler…
Aklı evvel, bilir bilmezler öngörülerde bulunurken; İran mı, Endonezya mı, şu mu, bu mu olacağız diye…Gerçekte BREZİLYA modeli gerçekleştiriliyor bu ülkede…Ülkenin dinamikleri ayakta uyurken;Dinci, Futbolcu ve Uyuşturucu düşkünü olacak yükselen nesil, bilesiniz !…
(Latinler’den; başkanlık düzeni entrikaları entegre edilmeden önce, toplumsal yapı çoktan oluşturuldu bile…)
Eşeğini dövemeyen, palanını dövermiş örneğinde olduğu gibi;
Ruslar, Türkiye’den giden mandalinaları dozerlerle ezerek, onarmaya çalışmışlardı kırılan onurlarını…
Nasıl ki askerin başına Amerikalı çuval geçirmiş…Polat Alemdar da Irak’a gidip, kahramanlık destanı yazmıştı ya “Kurtlar Vadisi Irak’da” filmiyle…
O ezilen mandalinalar ve Polat Alemdar kahramanlığı nasıl da benzeşti birbiriyle…
Ve kim bilir nasıl kahkahalarla gülüyordur uzaklardan gelip de ortalığı karma karışık eden şu Kurnaz Tilki de; iki komşunun bu kavgalı durumlarına?..
“Ateşle yaklaşmayın” diye uyarı etiketi var, Uzakdoğu’da üretilen petrol atığı paçavralarda… Ama üzerine ünlü bir marka, damgasını vurduğunda; kapış, kapış gidiyor tüm dünyadaki sosyetikler arasında…
Oysa Almanlar, alay ediyorlar Türkler’le; bir naylon parçasına saldırıyorlar, paylaşamıyorlar onları diyerek…Özellikle seçim dönemlerinde, siyasetçilerin “oy karşılığı” dağıttıkları plastik oyuncakları kapışmak için boğuşurken birbiriyle Doğu Anadolu halkı ve onların bu görüntüleri düştükçe televizyon yansılarına, kahkahalarla gülüyorlar onların bu “görmemiş”liklerine…
Ve öğrendikçe onların bizlere yönelik bu alaycı küçümsemelerini, öfke düşüyor benliğimize…Ama ansızın düşüyor belleğimize; 2015’in son aylarında, bizim sosyetiklerin görgüsüzlükleri(başta bohçacı Nur Yerlitaş ve eski kaleci Rüştü’nün zevcesi Işıl Rençber’in çaput kapışma savaşları)…
Vay ki vay tüketim toplumunun ettiklerine…
Vay ki vay tüketim toplumunun zehirlediklerine…
Görmemişlerle, görgüsüzler arasında sıkışıp kalan halkımıza; Yaradan’dan akıl sağlığı diliyorum…
Selma ERDAL; İstanbul, 11 Şubat 2016

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN