II. Dünya Savaşı ve Türkiye

II. Dünya Savaşı ve Türkiye

II. Dünya Savaşı Ve Türkiye

II. Dünya Savaşı Öncesi Türk Dış Politikası

a. Almanya

         Almanya’da Nasyonal Sosyalistler iktidara gelinceye kadar Türkiye ile arasında I. Dünya savaşındaki işbirliği hâtıralarından başka kuvvetli bir ilişki olmamıştır. Nazilerin iktidara geldiği sıralarda Türkiye de iç kalkınma hamlesi yapmaktaydı. Bu kalkınma plânı Türkiye’yi sınai teçhizat bakımından dışarıya bağlamaktaydı.

Hitler fırsatı kaçırmayarak Batılılar ile siyâsî münâsebetleri iyi gitmeyen Türkiye’ye yakınlık göstermiştir. Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik münâsebetler birden bire artmıştır. Fakat 1936’da Montreux Boğazlar Sözleşmesi Almanya’nın  hoşuna gitmemiştir. Bundan sonra Türkiye üzerinde bir Alman-İngiliz ekonomik rekâbeti başlamıştır.

         1937 yılında Mihver’in Balkanlardaki faaliyetleri sonunda Balkan Antantı’nın zayıflaması, Türk-Alman münâsebetlerini soğutmuştur.

Almanya, Türkiye’yi Batılılardan ayırıp Berlin-Roma mihverine çekmek istemiştir. Bu durumda Almanya, Sovyetlere karşı Boğazlarda ve Anadolu’da üstün bir duruma geçeceği gibi, Almanya’nın İngiliz ve Fransız sömürgeciliğinin dayanaklarından olan Orta Doğu’ ya sızması da kolaylaşacaktı.

         Almanya, İtalyan tehlikesinin Türkiye açısından oluşturduğu tehdidi göremediğinden  Türkiye politikasında başarı kazanamamıştır.

Almanya, 1939 Martında Çekoslavakya’yı ele geçirip hayat sahası politikasına başlamıştır. Doğu’ ya doğru yayılan Alman tehlikesi Türkiye’yi endişelendirmiştir.

I. Dünya Savaşı öncesi Balkanlara ve Ortadoğu’ya yönelen İtalyan ve Alman tehlikeleri Türkiye’nin İngiltere yanında yer almasına sebep olmuştur.



b. İngiltere

         Arnavutluk’un işgâli üzerine İngiltere ve FransaYunanistan ve Romanya’ya garanti vermişti. Aynı teklif Türklere de yapılınca Türkiye garantinin iki taraflı olmasını istemiştir. Türkiye’ye göre durum açıkça Mihver’ e cephe almaktı ve savaş tehlikesi karşısında kalmaktı. Böyle bir durumda Türkiye, İngiltere’nin taahhütlerinin ne olacağını bilmek istiyordu. Türk-İngiliz görüşmeleri 12 Mayıs 1939’da yayınlanan bir deklarasyonla sonuçlandı. En önemli maddeye göre iki hükûmet vuku bulacak bir tecâvüz hareketinin Akdeniz mıntıkasında bir savaşa sebep olması halinde birbirlerine her türlü yardımı yapacaktı. İngiltere bu maddeye Balkanların da dahil olmasını istemiş fakat Türkiye, Sovyetleri tamamen karşısına almamak için kabul etmemişti. İngiltere’nin Türkiye’ye yakınlaşmaktaki amacı  Romanya’ya  Boğazlar yoluyla yardım edebilmekti.

         Türkiye, İngiltere’den sonra; Hatay’ın, Türkiye’ye katılmasını kabul etmesi üzerine  Fransa ile de bir deklarasyon imzalayarak Batı blokuna katılmış oldu.

         Türk- İngiliz ve Fransız deklarasyonları  Almanya ve Rusya’yı telaşlandırdı. Almanya, Türkiye’yi tehdit etti.

c. Sovyet Rusya

         23 Ağustos 1939’da Sovyet Rusya, Nasyonal Sosyalist Almanya ile saldırmazlık paktı imzaladı. Rusya’nın Almanya ile savaşın hemen önünde saldırmazlık paktını imzalama sebepleri:

-Rus – Alman işbirliğinden faydalanarak emperyalist genişlemesini gerçekleştirmek,

-Batılılarla Almanya’yı karşı karşıya bırakıp her iki tarafın da birbirlerini yıpratmalarını sağlamak.

-Sonunda yıpranmamış kuvvetiyle ortaya çıkmak ve Komünizmin dünya üzerinde egemenliğini en geniş biçimde gerçekleştirmektir.

Halbuki Türkiye; İngiltere, Fransa ittifakına Rusya’nın da katılacağını  umuyordu.

 Millî Mücâdele yıllarından beri beraber yürüyen Türkiye ile Sovyet Rusya’nın yolları artık ayrılmıştı. Bu ayrılık bugünlere kadar devam edecektir.

         Alman-Sovyet paktından sonra Almanya, Türkiye’nin Batılılarla ittifakını Sovyetler aracılığı ile önlemeye çalıştı. Sovyetler de Boğazların Batılılar eline geçmesini istemiyordu. Halbuki Türk-İngiliz deklarasyonu barışçı bir eser olarak yapılmıştı. Sovyetler, Türkiye’nin İngiltere ve Fransa ile yaptığı ittifakı bir savaş belgesi olarak görüyordu. Sovyetlerin bu fikre sahip olmasında, Almanya’nın rolü olduğu kadar, bu devletin savaş durumundan faydalanarak Türkiye üzerinde gerçekleştirmeye çalıştığı emperyalist emellerinin  de etkisi vardı.



II. Dünya Savaşında Türkiye

 İtalya’nın, Fransa’yı 1949 Mayısında yenmesi üzerine savaş Akdeniz’e de yayılmış oldu. Türk-İngiliz-Fransız İttifakına göre,  Türkiye’nin Fransa yanında  savaşa girmesi gerekiyordu.

Türkiye, Sovyet tehdidi karşısında savaşa girmedi.  Yine 1949  Ekiminde İtalya’nın Yunanistan’a saldırması üzerine de Balkan antantı gereği Türkiye’nin savaşa girmesi gerekiyordu. Bu sefer Türkiye’yi savaştan Alman tehdidi alıkoydu. Türkiye sadece İtalya’nın Selânik’i alması ve Bulgaristan’ın Yunanistan’a saldırısı karşısında savaşa katılabileceğini bildirdi.

         1941 yılının ilk aylarında Almanya’nın Romanya ve Bulgaristan’daki faaliyetleri İngiltere ve Türkiye için olduğu kadar Sovyetler için de endişe kaynağı oldu.

 Bozulmaya başlayan Alman-Sovyet münâsebetleri karşısında Sovyetler, Türkiye’ye yanaşmaya başladı. İngiltere de, Almanların Bulgaristan’a yerleşmesinin ardından bütün Ortadoğu’yu istilâ ederek,  İran ve Irak petrolleri  ile Süveyş’e giden yolu ele geçirmesinden korkuyordu. İngiltere, Almanları engellemek için Türkiye’nin savaşa katılmasında ısrar etti. Türkiye birtakım bahanelerle yine savaşa girmedi.

I. Dünya Savaşının başlarında birlikte hareket eden Nasyonal Sosyalist Almanya ile KomünistSoyvet Sosyalistlerinin arası 1940 yazından itibaren bozulmaya başlamıştı. Bu bozulmanın sebepleri:

-1940 yazında Rusya’nın Romanya’dan Basarabya’yı alması,

-l940 Kasım’ında Berlin’de Molotov-Hitler görüşmelerinde ganimetlerin paylaşılmasında uzlaşmaya varılamaması,

-Balkanlarda Almanların gösterdiği faaliyetlerdir.

Bulgaristan’ın Almanya’nın oluşturduğu üçlü pakta katılmasıyla Balkanların Alman işgâli altına düşmek üzere olduğunu gören Sovyetler, Türkiye’nin Almanya’ya karşı göstereceği direnişin kendileri için önemini fark etmişler ve Türkiye’ye yakınlık göstermişlerdir.

Rusya ile Türkiye’nin yolları, Ağustos 1939’daki Alman-Sovyet paktından sonra Almanya yüzünden ayrılmıştı.  Rusya, Almanya ile arası açıldıktan sonra tekrar Türkiye’ye yönelmiştir.

 Bundan sonra Türkiye, savaşa girmesi için Almanya’nın iki baskısıyla karşılaştı:

         Birinci baskı, Almanya’nın Irak’a yardım için  Türkiye’den kamufle olarak asker ve malzeme geçirmek istemesiyle oldu. Türkiye’yi razı etmek için, Batı Trakya ve Ege adalarından toprak teklif ettiyse de  Türkiye boyun eğmedi.

         İkinci baskı sebebi;  Almanya, Güney Rusya’yı işgâl edip Kafkaslar üzerinden Basra’ya indiği ve Afrika’da Süveyş Kanalını eline geçirdiği takdirde Türkiye her taraftan sarılmış olacak ve Almanya’nın kollarına düşecekti. Almanya Türkiye’nin endişesini yok etmek için, Rusya seferini açmadan dört gün önce Türkiye ile saldırmazlık paktı imzaladı. Bununla da yetinmeyerek kendi yanında savaşa girmesini istedi.

    Bu baskıda Türkiye’nin Sovyetlerden duyduğu endişeyi istismar etti. Türkiye ise Sovyet zaferinin doğuracağı kötü ihtimaller yanında Almanya’nın da kesin zaferinin kendisi için oluşturacağı tehlikenin farkındaydı. Türkiye’nin direncini kıramayan Almanya 1942 sonunda Türkiye’yi savaşa sokma çabalarından vazgeçti. Fakat bu Mihver baskısının yerini Müttefik baskısı aldı.

         Rusya, Almanya’ya karşı Stalingrad zaferini kazandıktan sonra Türkiye’ye karşı sert tutum almaya başlaması, savaşın sonunda Türkiye üzerinde gerçek bir Sovyet tehdidini   ortaya çıkaracaktır.

         1943 Kasım’ında Tahran Konferansında Sovyetler, Türkiye’nin savaşa sokulmasında ısrar etti. Hatta Stalin “gerekirse enselerinden yakalayarak Türkleri savaşa sokmak gerekir” dedi. Amerika ile İngiltere de Türkiye’nin savaşa girmesini istedi.

Churchill 1943’de Kahire’de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüştü. İnönü prensip olarak savaşa katılmayı kabul etti. Fakat Türkiye’nin savunma gücü için gerekli silah ve teçhizâtın verilmesini ileri sürdü.

İngilizlere göre Türkler çok fazla şey istemişti. İstenilen malzeme verilecek olursa bunun uzun süre devam edeceği, bu arada Türkiye’nin de savaş dışı kalmış olacağı düşünüldü. Türkiye’nin İngiltere ve Amerika ile ilişkileri gerginleşti. Bu sefer Türkiye, Sovyetlere yakınlık gösterdi fakat Sovyetler de Türkiye’nin savaşa girme şartını koştu.

         1944 yazında Almanya’nın durumu iyice kötüleşti ve Türkiye üzerinde Sovyet tehlikesi ortaya çıkmaya başladı. İngilizler 1944 sonbaharında Yunanistan’a asker çıkardıklarında Türkiye bundan hoşnut oldu.

Balkanlardaki Yunanistan’la yeni bir işbirliği sağlamak için, on iki ada üzerinde hiçbir talep ve iddiamızın olmadığı Yunanistan’a bildirildi.

         l945 yılına girerken bütün Orta Avrupa ve Balkanlar Sovyetlerin askerî işgâline uğradı. Türkiye’nin başlıca endişesi Sovyetler olmuştu.



Sovyetler, Yalta Konferansında Boğazlar üzerinde hak iddiasında bulunarak Montreux Sözleşmesinin değişmesini istedi.

 Konferansın ardından Sovyetler, Mart 1945’de, 1925 tarihli Türk-Sovyet tarafsızlık ve saldırmazlık paktını feshetti. Anlaşmanın yenilenmesi için de Kars ve Ardahan bölgelerinin kendilerine terki ile Boğazlarda üs verilmesi şartını ileri sürdüler.

Sovyetler, Türkiye üzerinde izledikleri değişken politikalarla  gizli emperyalist emellerini açığa vurdular;

Postdam Konferansında Sovyetler, Türkiye’den toprak ve Boğazlardan üs taleplerini İngiltere ve Amerika’ya açıkça bildirdi. Fakat ne İngiltere ne Amerika bu konuda Sovyetlere destek verdi.

         -1946 yılında Türkiye üzerindeki Sovyet tehdidinin ağırlığı daha da arttı. Sovyetler, Postdam kararlarına uygun olarak Boğazlar hakkındaki görüşünü 7 Ağustos l946’da Türk hükûmetine verdikleri bir nota ile açıkladı. 5 madde halinde belirtilen esaslarda Sovyetler, Boğazların kontrolünü ellerine almak istiyordu. Amerika ve İngiltere 4. ve 5 maddeleri kabul etmediklerini bildirdi.

         Lozan ve sonrasında Boğazlar konusunda Batı’ ya karşı Türk tarafını tutan Sovyet Rusya, şimdi ise Boğazlara hâkim olmak istemektedir. Boğazları Rusya’ya kaptırmak istemeyen İngiltere;“Boğazlardaki yegâne kara kuvveti olması hasebiyle Türkiye Boğazların kontrol ve savunmasının sorumlusu olarak kalmakta devam etmelidir.” demektedir.

         Zamanın Türk hükûmeti, Sovyet isteklerini reddettikten sonra; “Tarih, Türkiye’nin dâhil olup Türk milletinin memleketine karşı vazifesini yapmadığı hiçbir savaş misâli kaydetmemiştir.” diyerek Sovyet Rusya’ya  meydan okumuştur.

         -Sovyetler 24 Eylül 1946’da aynı mahiyette ikinci bir nota verdi ve aynıyla karşılığını aldı.

Şimdi meselenin barış konferansında görüşülmesi gerekmekteydi. Lakin II. Dünya Savaşından sonra toplanması gereken barış konferansı şimdiye kadar toplanmamıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın