İman Adaleti Yansıtmaz mı? 

İman Adaleti Yansıtmaz mı? 

Bediüzzaman, kendine sıkıntı verenlere demiş: ”Hey efendiler!.. Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alakam yok”.

 

Bu sözü dikkate veren Arkadaşımız, ”Müslümanlar da bu sözü nefisleri hesabına söyleyebilseler, gereği gibi yaşayabilseler gürültü kesilir; huzur gelir”. tavsiyesinde bulunuyor.

Arkadaşımız, gürültünün tehlikeli boyuta geldiğini farketmiş. Ama gürültünün sebebini merak etmemiş. Gürültüyü Arkadaşımız’a farkettiren de, bu iktidar döneminde kodese tıkılan bir parti liderinin, serbest bırakıldığında ”Tarikatleri ve cemaatleri yok edeceğim, bitireceğim”açıklaması olmuş. Arkadaşımız Nur cemaati mensubu olduğundan tedirginliği normaldir.

Bedizzaman, ”ben imanın cereyanındayım” derken, ülkede sulhü ve asayişi amaçlıyordu. Çünkü imansızlık cereyanı hakim otoritenin bozuk politikalarıyla oluşuyordu. Çok partili sisteme geçildiğinde bozuk zihniyetli politikacıları reddetti Üstad. Beğenmese bile doğru politika uygulayacağını sandığı kişilere musamaha etti; onları destekledi. Aradan zaman geçti, ülkede iman hizmeti yönünde mesafeler alındı. Öyle ki, Said Nursi’nin büyüklüğünü söyleyebilen, eserlerini devlet desteğiyle basılacağı vaadinde bulunan politikacılar iktidara geldi. İmanlı gözüküyordular bu politikacılar. Ama bir şeyler ters gidiyor, imanlıda görülmemesi gereken yalan sözler, aldatıcı vaadler, toplumları gerici açıklamalar, bunları destekleyen medya yoluyla tüm dünyaya duyuruluyordu. Kafalarını Risalelere gömenlerin politikacıdaki yalanları farkedememesi normaldir. Normaldir de… tehlikeli boyuta gelen gürültü ortamında, tehlikenin sebebini merak etmemek normal değildir.

Bediüzzaman’ın sözünün gereği yaşansa-yaşatılsa gürültü kesilir elbette. Peki gereğinin ne olduğu söylenmezse nasıl yaşanacak, yaşatılacak?

İslamiyet’in hakka taraftarlık olduğunu Mektubat adlı eserinde belirtmiş Bediüzzaman. Kur’an ayeti de onu ders veriyor zaten!.. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin ikazı Rabb’in uyarısı (Maide Suresi: 8). Günümüzün olaylarına baktığımızda, Kur’an tilavet eden, Bediüzzaman’ın büyüklüğünü dile getiren yönetim ve onun ‘dindar’ bilinen yandaşları, muhalif kişileri suçanyıp hapse attırsalar da, muhakemesiz uzun süre hapiste tutmaya çekinmemişler. Kimisini hasta etmişler; kimisinin ölümüne sebep olmuşlar. Dindar bilinen hükümetin ‘adaletten’ sorumlu bakanı, hapiste uzun süre tutmanın yanlışlığını şimdi farketmiş, adli mercilerden şikayet ediyor. Bir muhalif kişinin hapisten çıktığında cemaatlere sessiz kalması beklenezdi. Nur cemaatinin hukukçuları daha başta uzun tutukluluk sürelerine itiraz edip ‘zulüm yapılıyor’ diyemezler miydi? Demediler. Bediüzzaman’ın iman cereyanında olanlara bu gerekiyordu halbuki.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Sad Suresi'nde Yerden Göğe Yükselme teşviki

Bir şey daha gerekiyordu Bediüzzaman’ın iman cereyanında olanlara: Hükümetin kanunsuz tavırlarına reddiye göstermek… Kuvvetin kanunda olduğu uyarısını yapmak…

Hükümet kanun yapıyor, yaptığı kanunun ne işe yarayacağını bilmiyor.

Bediüzzaman, 1948 yılından sonra, yazdığı iman konulu eserlerinin tesirli olacağından emindi. 1950’li yıllarda, o, bu, şu parti taraftarına bakmaksızın insanların derse çağırılmasını istiyordu. Halık-ı Kainat’a tanımamazlık cereyanı O’nun ihlaslı tavırlarıyla geriledi. Bugün, yani Bediüzzaman’ın vefatının üzerinden geçen 60 yıl sonrası… Nur cemaatinin bazı mensubunca hâlâ ‘iman hizmeti’ nakaratı seslendiriliyor da, imanın, yani Kur’an’ın dört rüknünden biri olan ‘adalet’ konusuna değinilmiyor.

Ülkenin ateşe girmesine az kaldı. İmanın gereği olan adalet konusu gündeme getirilmeden vartadan çıkış mümkün olmaz.

İbrahim Faik Bayav

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın