KozanBilgi.Net 15 Yaşında... SİZLERLE BİRLİKTE NİCE 15 YILLARA...

İnsan Yapısı ve Yaşam

İnsan Yapısı ve Yaşam

EVRİM

Tek hücreli organizmalar dünyasından insanın aniden belirmesinin olanaksızlığına dikkati çekilmektedir. Fakat insanın yavaş yavaş, evrim basamaklarını tırmanarak gelişmiş olması son derece akla yakındır. Aynı şekilde küçük moleküller dünyasından aniden bir hücrenin ortaya çıkması olanaksızdır. Fakat küçük moleküllerin evrimle büyük moleküllere dönüşmesi ve bunun sonuçlarının birleşmesi akla yakındır.

Bu konuları deneye vurma olanağı vardır. Başlangıçta dünyanın atmosferinde bulunduğu düşünülen gazların (Hidrojen, metan, amonyak, su, karbonmonoksit v.s.)uygun bir karışımı içinden şimşek gibi bir elektrik akımı belli bir süre geçirildiğinde, bir çok büyük molekül meydana gelecektir. Bu moleküllerin bir kısmı da proteinin ham maddesi olan amino asitler olacaktır. Böylelikle, gittikçe daha büyük moleküller meydana gelecek ve bir süre sonra bu gelişi güzel etkinliğin sonucu olarak hücre oluşacaktır.

Başlangıçta çamurun içindeki birkaç aminoasit karışarak, sonunda çevrelerindeki bütün kaynaklardan yararlanmak için gerekli düşünceyi organize etme yeteneğine sahip insan türünü oluşturmuştur.

IRK

İlim adamları genellikle, günümüzde yaşayan bütün insanların aynı tek türe, Homo Sapiens’e ait olduklarını ve aynı ortak kaynaktan geldiklerini kabul ederler. İnsan grupları arasındaki fiziki farkların bazıları kalıtımsal yapı farklarından, bazıları ise yetiştikleri çevre farklarından ileri gelir.

Doğuştan üstün olan ırk inançlarının kabul edilmemesine ve objektif bir şekilde üstünlüğü tayin etme çabalarına rağmen insanların eşit oldukları hiçbir zaman iddia edilemez. İnsan gruplarının varoldukları da inkâr edilemez. Pigmeler ve Eskimoların varlıkları herkesçe kabul edilmektedir. Afrika’da göçmen avcılar olarak bilinen Buschmenler hala yaşamaktadırlar. 1876’ ya kadar Tasmanya’ lılar da ayrı bir grup halinde yaşıyordu. İnsanoğlu çeşitlidir, fakat kaç çeşit olduğu herkesin tahminine kalmıştır.

NÜFUS

Evrimin en gelişmiş türü olan insanoğlu, elindeki kuvveti kullanarak kaderini tayin etmelidir. Tarımın keşfinden önce, dünyada herhalde 30 ila 50 milyon insan yaşardı. Çiftçiliğin, hayvan evcilleştirmenin, şehirleşmenin başlaması, çeşitli yerlerde, çeşitli zamanlarda, nüfus gelişimiyle bağlantılı olmuştur. Günümüzdeki yıllık artış oranı, günde 180.000, saatte 7.500, dakikada 125, saniyede 2 tane ve daha fazla doyurulacak insan demektir.

Her saniyede iki kişinin ölmesine karşın, dört bebek doğmaktadır ve bu iki fazladan boğaz, dünyanın taşan nüfusuna amansız bir şekilde eklenmektedir. Her ülkede nüfus artışının azalmasını veya aynı kalmasını belirleyen bir ulusal nüfus politikası yapılmalıdır. Bu politikanın ilkelerinin tespitinden hemen sonra uygulamaya geçmek gereklidir.

ÜREMENİN SAVUNMASI

Üreme yeteneği olmaksızın biyolojik yaşamın sürdürülmesi söz konusu olamazdı. Üremenin gayesi sadece bir tek tekrardan ibaret değildir. Kendi ürününü değiştirmeden, coşkun bir ırmakçasına aynı tahta fırçaları veya dirsek millerini akıtan muazzam bir fabrikanın aksine biyolojik üreme sadece zürriyetin yaratılışı da değildir. O netice olarak vücut bulan değişikliğin yaratılışıdır. Aynı zamanda gelişimdir. Olgunluktur. Ve sonunda, önce fertler daha sonra türler için yaşlılıktır. Yaşlılar yeni kuşaklara yol vermek için ölmeye hazırlıklı olmalıdır.

Üreme aynı zamanda cinsiyetin yaradılışıdır. Cinsel üreme bu farklılığı sağlar. Cinsiyetsiz üremede olduğu gibi, döller bütün genetik materyali tek bir fertten alacaklarına, yarısını ana, yarısını babadan alırlar. Bir başka deyişle, hiç birinin tam bir kopyası olmadıkları gibi her ikisinden de farklıdırlar.

ÜRETKENLİK

İnsanların sadece yarısı gelecek kuşaklardan sorumludur, diğer yarısı ise üretimde rol oynamaz. Üretici olmayan bu ikinci yarıdaki kimseler, ya erken öldüklerinden, yada çocuk sahibi olmamaya karar verdiklerinden, ya da çocuk sahibi olamadıklarından gelecek kuşaklara katkıda bulunamazlar. Evrim terimlerini kullanmak gerekirse, bunlar, yarı genetik yönden uygun olmayanlar olarak adlandırılabilir.

Öte yandan pek çok başka türe, % 50 oranında bir üreticilik de söz konusu olamaz. Döllenmiş bir milyon balık yumurtasının hepsi gelişmeye başlar. Fakat olgun birer balık olarak yaşamını sürdürebilen sadece bir iki tanedir.

DOĞUM KONTROLÜ

Gebeliği önleme konusu binlerce yıldır insanları uğraştırmış ve çeşitli çarelere başvurulmuştur.1930’da Lambeth konferansında, fazla sayıda çocuğun aile için gerçekten yük olacağı ve hiç çocuk sahibi olmama kararı 67’ye karşı 193 oyla alınmıştı. Gebeliği önleme metotlarının bencilik, rahatına düşkünlük ve şehveti rahatlatmak gayesiyle kullanılması ise suç olarak görülüyordu. Aynı yıl, ilk olarak Sağlık Bakanlığı, ihtiyacı olan evli kadınlara, doğum kontrolü konusunda bilgi verilmesi için bölgesel makamlara izin vermiştir. Günümüzdeki durum için yapılan araştırmada, Lambeth konferansı yılıyla, 1960 yılı arasında evlenmiş 1500 çiftle mülakat yapılmıştır. Alınan sonuçlara göre, prezervatif % 49, geri çekilme % 44, tehlikesiz günler % 16, diyafram % 11, vaginal jöleler % 10, lavaj % 3 oranında kullanılmaktadır.

Tek başına kullanıldığında hiçbir metot yüzde yüz güvenlik sağlamayacaktır.

EVLİLİK

Hayvanlar aleminde pek çok beraberlik ve ilişki şekilleri vardır, fakat genellikle her türün davranışında bir devamlılık süre gider. Bazı türler bütün yaşamları için, diğerleri bir mevsimlik, bazıları da bir anlık eş bulurlar.

Denizde yumurta ve spermalarını rastgele bırakan balıklar gibi, diğer bazılarınınsa hiç eşi olmaz. Erkek foklarınsa bir çok eşi vardır. Bazı türlerin eşleri, cüce erkekler durumunda olduklarından, bir eşten çok bir eke benzerler ve bazı türler çiftleştikten sonra eşlerini yerler. Binlerce farklı sistem vardır; ama hiç olmazsa normal olarak her tür içinde bir birleşme şekli devamlılık göstermektedir.

Oysa, insan türü için durum çok farklıdır. Poligaminin (çok eşlilik) iki tipi olan, birden fazla erkekle evlenmek ve birden fazla kadınla evlenmek bir çok toplumda görülür. Eşlerin birbirini seçmesine veya ailelerin karar vermesine dayanan evlilikler vardır. Hiçbir zaman feshedilmeyen evlilikler olduğu gibi, kolaylıkla bozulabilen ve çok kısa süren evlilikler ve evlilik söz konusu olmadan süregiden beraberlikler de vardır.

GEBELİK

Hiçbir kadın, yumurtacığının kesin olarak ne zaman döllendiğini bilemez. Bunu bilebilmesi için hiçbir yol, belirti, semptom yoktur. Sperma ve yumurtacık karşılaşıp yeni bir hayat başladığı zaman, geleceğin annesi belki de her şeyden habersiz bir otobüse binmektedir. Ve belki de yine otobüse binerken bu döllenmiş yumurtacık hayat yolunda ilk önemli adımını atarak ikiye bölünecektir.

Ve nihayet döllenmeden altı gün sonra, bölünmüş ve bölünmeye devam eden yuvarlak hücreler demeti, hareketli, emniyetli olamayan durumuna, rahim duvarına sağlam bir şekilde yerleşerek son verdiğinde de kadın hiçbir şeyin farkında olmayacaktır.

Bir hafta sonra, normal adet kanamasının başlamaması, oluşa gelmiş olayların ilk sağlam belirtisidir. Böylece, hayat bulduktan on dört gün sonra küçücük embriyon, yüzlerce hücresi, döllenme anında belirlenen cinsiyeti, geçmiş ve gelecek muazzam bir büyüme ve gelişme gücüyle doğma yolunda hızla ilerlemektedir.

EMZiRME

İnsan sütü genel olarak mavimtrak beyazdır, tatlıdır ve sudan biraz ağırdır. Bütün sütler gibi, öz olarak, bir sıvı içindeki yağ parçacıkları eriğidir. Bunlar beyaz rengi verir, mavi rengi veren proteindir. İnsan sütünün bileşimi, her insana, her doğuma ve beslemenin başlamasıyla bitiminde farklıdır; emzirme süresi haftalar, aylar hatta yıllar sürebilir. Sütün ortalama bileşimi %1-2 protein, %3-5 yağ, %5-8 karbonhidrat, %2 tuz geri kalanı sudur.

Gerçek süt, ancak hormonlar doğum sonrası durumuna uyduktan sonra oluşur ve genel olarak doğumdan üç gün sonra gelmeye başlar. Genel olarak kabul edilen yararları şunlardır:

– Ana sütü, gerekli bileşimde yeterli besindir.

– Masraflı değildir.

– Basittir, hazırlamayı gerektirmez, yeterince sıcaktır.

– Rahmin sağlıklı bir şekilde küçülmesine ve doğum etkisinden daha çabuk kurtulmasına yardım eder.

– Bir çok antikor kapsar ve çocuğu çeşitli hastalıklardan uzun süre korur.

– Her şey yolunda gittiğinde, anayla çocuk arasındaki bağları güçlendirir.

– Steril olduğundan gastroenteritis (mide ve bağırsak iltihabı) söz konusu değildir.

– Dışkının daha yumuşak olmasını sağladığı için, bebeğin makatı hırpalanmaz.

KALITIM

İki cinsiyete dayanan bir sistemde, döller kalıtımlarını ana ve baba ikilisinden alır. Sperma ve yumurtacık, bütün kalıtım materyalini içeren tek bir hücre oluşturmak üzere kaynaşır. Bu kaynaşma, gerek ana gerekse babanın, insan hücresinin hayati ihtiyaçlarının ancak yarısını sağlayacak bir sisteme sahip olmasını gerektirmektedir. Bu bileşik hücre de öyle bir sisteme sahip olmalıdır ki sonra bölünmelerinde her bir benzer, aynı kalıtım oranını taşıyan ve her biri eşit bir şekilde bölünen hücreleri oluşturabilsin.

KROMOZOMLAR :

Kromozomlar genetik bilgilerin taşıyıcıları olarak da adlandırılır. Bir çok türde çok farklı kromozom sayıları görülür. İnsanlarda bu sayı 46’dır. Erkek ve kadınlarda 22 çift kromozom vardır. Kadınlara xx olarak adlandırılan eş bir 23 çiftin olmasına karşılık, erkeklerde biri x öbürü y olarak adlandırılan farklı bir 23 çift görülür.

Çocuğun cinsiyetini erkeğin belirlemesi bu iki ayrı tip spermaya bağlıdır. Döllenme sırasında dişinin 23 kromozomu ya 22+y ya da 22+x taşıyan bir spermayla birleşecektir. X kromozomu taşıyan sperma yumurtacığın x kromozomuyla birleştiğinde dölün cinsiyet kromozomu xx yani dişi; y kromozomunu taşıyan spermayla birleştiğinde dölün cinsiyet kromozomu xy yani erkek olacaktır.

MUTASYON :

Mutasyonlar, değişimleri sağlayan, dolayısıyla istenilir olan başlıca mekanizmadır. Çoğunlukla ölüme yol açtıkları ve genellikle ziyan verdikleri için de aynı zamanda istenilir olma vasıflarını kaybederler. Çok enderdirler ve oluşturdukları değişiklikler kesindir, geri dönülmez. Ne ölçüde ender oldukları bilinmez. Bilinen şey, zaman zaman hücrelerde kalıtsal değişikliklerin oluştuğudur.

HEMOFİLİ :

Kanın pıhtılaşma mekanizmasındaki bozukluğuna yol açan sakat geni, X kromozomu taşır. Bu cinsiyete bağlı karakteristik adıyla bilinen durumdur. Cinsiyet kromozomları insanın cinsiyetini tayin eder. Fakat aynı zamanda cinsiyetten bağımsız olan renk körlüğü, araları bitişik parmaklar, kas sakatlıkları ve hemofili gibi karakteristikleri içeren genlere de sahiptirler.

SAÇ DÖKÜLMESİ :

Kalıtımla geçer. Çoğunlukla erkeklerde görülür. Fakat hemofili veya renk körlüğü gibi cinsiyet genine bağlı değildir. Erkeklerde kadınlardan çok görülmesi, cinsiyete bağlı olduğunu belirtmez. Saçı dökülmüş bir erkek bu karakteristiği oğullarının yarısı kadarına geçirecektir.

RENK KÖRLÜĞÜ :

Genellikle kalıtımla geçen bir başka anormalidir. Cinsiyet genleriyle ilişkilidir ve kadından çok erkeklerde yaygındır. Normal bir kadın renk körü bir erkekle evlendiğinde çocuklarının normal olması beklenir. Normal bir erkek renk körü bir kadınla evlendiğinde erkek çocukları renk körü, kız çocukları normal olacaktır.

AKRABA EVLİLİKLERİ

Akraba ile evlenme zararlı, baskın (dominant) ve çekinik (ressesif) genlerin ortaya çıkma şansını fazlalaştırdığından genetik bozukluklara yol açabilir. Her insanda zararlı çekinik genler bulunur. Bunların çocukta görülmesi için çekinik genlerin anne ve babanın her ikisinde de bulunması gerekir. Akraba evliliği yapan çiftlerde zararlı çekinik genler çiftleşmekte, dolayısıyla da diğer kalıtımsal hastalıklar pek sık görülmektedir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın