İslam Dindarı Olabilecek miyiz? 

İslam Dindarı Olabilecek miyiz? 

Ülkede iki çeşit toplum var. Biri, devlete hakim gücün paralelinde serbest yaşantı süren toplum; diğeri, devletin serbestliğini hoş görmeyip yaşantısına sınır koyan toplum.

Bu ikinci toplum, Allah inancını, peygamber sevgisini, ahiret düşüncesini esas aldığından, kendini ‘dindar’ etiketiyle kamuya gösteriyor. Fakat bu toplum, dayanak yerini tam ifade edemediğinden, diğer toplum nazarında şüpheyle karşılanıyor, belki de itiliyor.

Nimet Demir Hanım, dindar bilinen toplumun problemine eğilmek istemiş belli ki. Tespiti dikkatli yapmış: ”Son dönemde muhafazakar medyada resmedilen ‘dindar insan’ profili, dindarlaşmanın sağlıklı gelişmediğini, dolayısı ile ‘dindar insanın’ hayatını şekillendireceği doğru değer sıkıntısı yaşadığını göstermektedir”.

Bu tespiti yapan Nimet Hanım’ın, muhafazakar medyadaki resmi rötuşlamasını, sağlıklı bir dindarlık resmine dönüştürmesini beklerdim. Bu, okuduğum ‘dindarlık’ konulu yazısında görülmüyor. İleride bunu da yapar belki.

Cumhuriyetin ilk döneminde ‘dindar insan’ konusuna değinen Nimet Hanım, din ile dünyayı ayrı tutan düşüncenin revaçta olduğunu belirtiyor. Buna mukabil, ”Dinin dünya hayatına karışmasına hep menfi anlam yüklenmiştir” diyerek, sanırım, din ile dünyanın o dönemde gerçekten de ayrı olmaları gerektiğini ima ediyor. Din, ortaya konmadığı, karşı toplumca dindar figürün çıkarcı, bencil, cahil, hain ve üç kağıtçı bellendiği ortamda böyle yaşam oluşturan dinin dünya işinden mutlaka uzaklaştırılması gerekecekti. Uzaklaştırılmış. Uzaklaştıranların yaşantısı ve icraatı doğru değildi belki. Ama, toplum sağlığına samimi eğilenler, yaşantıları ve icraatları bozuk olsa da, sahih dini görmeyle pekala düzelebilirlerdi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SEN DÖNÜNCEYE KADAR!

Bediüzzaman, dünyayı hercümerc eden savaşların etkisinde kalan siyaset sebebiyle kendini inzivaya çekmiş. Sulh dönemine geçildiğinde ise, beğenmese bile, dini dünyadan uzak tutan yönetimlere, dinin aslını, yani İslam’ı, önermeye ve göstermeye başlamış. Gelinen noktada, Bediüzzaman’ın uyarılarının neticesi dünyanın çok yönetimlerinde görülüyor. Sahih dinin ortaya çıkarılması faslı devam ediyor. Nimet Demir Hanım da bunu belirtiyor zaten. Tespiti şu: ”Artık, dinin dünya hayatını şekillendirmede bir değer olduğu ve dikkate alınması gerektiği algısı, iktidar seçkinleri de dahil olmak üzere tüm toplumda yerleşmiş bulunmaktadır”. Ama bir sakatlık oluşuyor bununla beraber. Nimet Hanım onu da belirtiyor: ”Topluma sunulan örneklerin genelde sır kapılarında ve beşinci boyutlarda gezdiklerini, olağanüstülükler beklediklerini, sorunlarını çözecek Hızır aradıklarını görmekteyiz”. Öyleyse bu anlayışın, İslam’ın prensipleri ortaya konarak izale edilmesi gerekir. Bu olmazsa toplumda hayal kırıklığı oluşacak, şüphe ve vesveseler sebebiyle tekrar sahih dini inkar furyası başlayacaktır. Dünya’da hiç bir devlet, bilimin mesafe kaydettiği ortamda, sır kapısı merakında olanlara, Hızır bekleme anlayışını din belleyenlere itibar etmez.

Nimet Demir Hanım’ın ‘sahih din’ yani İslam özlemi belli oluyor yazısında. Muhafazakar medyaya da sitem ediyor. Teklifi önemsenir: ”Sahih Din İslam’ın öngördüğü insan tarifine herkesten önce muhafazakar kesimin şiddetle ihtiyaç duyduğunu söylemek abartılı olmaz”. Bkz: http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=11324

Aynen öyledir Sayın Nimet Demir. Birilerinin, muhafazakar medyaya Sahih Din İslam’ı göstemesi şart.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  PANDEMİ OLMUŞUZ!

İbrahim Faik Bayav

 

Bu makale 9 Temmuz 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın